FETÖ'cü hain Burkay Karatepe itirafçı oldu! Suikast gecesinin detaylarını tek tek anlattı: "Alıp götüreceğiz"
Firari darbeci eski yüzbaşı Burkay Karatepe Karatepe 4 gün süren sorgusunda etkin pişmanlık yasasından faydalanmak istediğini belirterek tam 69 sayfa ifade verdi.
Karatepe, örgüte katıldığı dönemden başlayarak kendisiyle ilgilenen mahrem imamlar ve eylemlere kadar 28 yıllık ihanetin tüm detaylarını anlattı.
Karatepe'nin FETÖ ile irtibatı 1998 yılında, Eskişehir'de ortaokul son sınıfta okurken sınıf arkadaşları Emre Eyiol ve soyadını hatırlamadığı Emre isimli bir diğer kişi vasıtasıyla başladı.
Arkadaşlarının, "derslerinize yardımcı olurlar" diyerek götürdüğü Odunpazarı'ndaki örgüt evinde kendisiyle "Ahmet" kod isimli bir tıp fakültesi öğrencisi ilgilendi.
Bu temas askeri lise yıllarında da devam etti. Karatepe, İzmir Maltepe Askeri Lisesi'nde okurken hafta sonları sivil kıyafetler giyerek örgüt evlerine gittiğini, burada terörist elebaşı Fetullah Gülen videoları izletildiğini ve deşifre olmamak için, "ima yoluyla namaz kılmayı" öğrendiğini itiraf etti.
Harp Okulu döneminde Ankara'da "Muhammet Baran" isimli mahrem sorumluya teslim edilen Karatepe'ye, örgüt içerisinde bir kod isim belirlemesi söylendi.
Karatepe, "Selim" kod ismini seçtiğini ve örgüt içerisinde bu ismi kullandığını belirtti.
Tuzla Piyade Okulu'ndayken Özel Kuvvetler Komutanlığı'na gitmek istemesi üzerine, örgütün "Molla" dediği Nadir isimli şahsın kendisini kurmay yapmak istedikleri için vazgeçirmeye çalıştığını, aksi halde "şefkat tokadı" yiyeceğiyle tehdit edildiğini anlattı.
Burkay Karatepe 2015 yılındaki kurmaylık sınavından bir ay önce Mamak'ta örgüt tarafından tutulan bir kampa alındığını,
Hasan Hüseyin Altınsoy ve Ümit Burtaçoğlu'na, mahrem sorumlu Muhammet Baran tarafından şifreli bir flash bellek içerisinde soruların verildiğini söyledi.
Baran'ın "hepsini doğru yapmayın" talimatı verdiğini belirten Karatepe, sınavda çıkan soruların kendilerine verilenlerle birebir aynı olduğunu ve bu sayede akademiyi kazandığını itiraf etti.
Örgüt hiyerarşisine sadık kalan Karatepe, 2013 yılında "izdivaç abisi" Hami aracılığıyla katalog evliliği yaptı.
İlk adayı beğenmeyen Karatepe, Erzurumlu bir "öğrenci ablası" olan ikinci adayı kabul etti.
Görüşmeler örgüt tarafından sağlanan "açık hatlar" üzerinden gizlilikle yürütüldü ve 2013 yılında eşinin ailesinin evinde örgüt sorumlularının huzurunda imam nikahı kıyıldı.
2012 yılında Özel Kuvvetler Komutanlığı tarafından ABD'ye paraşüt kursuna gönderilen Karatepe, Muhammet Baran'ın talimatıyla Pensilvanya'ya giderek terörist elebaşı Fetullah Gülen ile görüştü.
Malikaneye girmeden önce "uydu ile takibi engellemek" amacıyla kılık değiştirmesi istenen Karatepe'ye şapka ve gözlük taktırıldı.
Gülen'e hediye olarak Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan aldığı bir bıçağı götüren Karatepe, örgütün "kara kutusu" Cevdet Türkyolu tarafından, "Hediye olarak bunu mu getirdin?" denildiğini anlattı.
Görüşme sonunda kendisine Gülen'in kullandığı iddia edilen ancak oldukça yeni duran takke ve tespihler verildi.
Eski Yüzbaşı Burkay Karatepe'nin itirafları, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Marmaris'teki Cumhurbaşkanlığı konutuna düzenlenen saldırının hazırlık sürecini, operasyonun detaylarını ve sonrasındaki kaçış güzergahını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.
9 veya 10 Temmuz 2016'da başlayan süreçte Karatepe, alt devresi Mehmet Cantaz aracılığıyla İstanbul'daki "sorumlu abi"nin selamıyla Bahçelievler'deki bir eve çağrıldığını belirterek burada yapılan toplantıda Özel Kuvvetler'de görevli birçok ismin FETÖ üyesi olduğunu ilk kez öğrendiğini iddia etti.
Şükrü Seymen'in komutasında "önemli bir faaliyet" yürütüleceğinin söylendiğini, telefonların alınmaması ve eşler dahil kimseye bilgi verilmemesi talimatı aldıklarını anlatan Karatepe, 15 Temmuz günü rutin eğitimlerin ardından öğleden sonra Kurmay Albay Ahmet Zeki Gerehan'ın tüm öğrencileri toplayarak, "bir şeyler olacağını, emirlere uyulmasını" söylediğini iddia etti.
Karatepe ekibiyle, sivil kıyafetlerle ve telefonlarını bırakarak askeri havaalanına gittiklerini, burada Binbaşı Şükrü Seymen ile buluştuklarını anlattı.
Couger tipi helikopterle Çiğli Askeri Hava Üssü'ne gittiklerini belirten Karatepe, orada MAK ve SAT timleriyle birleştiklerini söyledi.
Çiğli'de General Gökhan Şahin Sönmezateş ve Şükrü Seymen ekibe dahil olduğunu anlatan Karatepe, Seymen'in personeline hitaben,
"Aramızda Hizmetten (FETÖ) olmayan var mı?" sorusuna kimseden olumsuz yanıt gelmediğini, burada ordunun yönetime el koyduğu ve görevlerinin,
"Cumhurbaşkanını alıp emir verilen yere götürmek" olduğunun açıkça tebliğ edildiğini söyledi.
16 Temmuz saat 03.00 sıralarında helikopterle Marmaris'e ulaştıklarını, sahil şeridine iniş yaptıklarını belirten Karatepe, konutun yerini tam bilmediklerini,
yolda rastladıkları bir taksiciye ve çevredeki insanlara Grand Yazıcı Otel'in yerini sorduklarını belirterek,
konuta 50 metre kala üzerlerine ateş açılmasıyla çatışmanın başladığını ve kendisinin de hedef gözetmeksizin ateş açtığını söyledi.
Koruma polisleri derdest edilip ters kelepçelenirken, konutun içerisine bir el bombası atıldığını duyduğunu belirten Karatepe, Zekeriya Kuzu, Şükrü Seymen ve İsmail Yiğit'in içeri girdiğini, ancak Cumhurbaşkanı'nın orada olmadığını anlayınca sinirlenerek koruma polislerini darp ettiklerini anlattı.
Helikopterlerin güvenlik güçlerinin ateşi nedeniyle iniş yapamaması üzerine timin Şükrü Seymen'in emriyle araziye kaçtığını, bir süre arazide tırmandıktan sonra darbenin başarısız olduğunu anladığını belirten Karatepe, Ali Sarıbey ile birlikte gruptan ayrıldığını söyledi.
Üzerindeki kamuflajları çıkarıp esnaftan aldığı sivil kıyafetlerle kamufle olduğunu anlatan Karatepe, bankamatikten tüm parasını çekip sarp arazileri kullanarak Muğla yoluna çıktığını, önce bir dolmuşla Muğla merkeze gittiğini, ardından otogara girmeden yol üzerinden otostop çekerek bindiği bir kamyonetle İzmir Bornova'ya kadar kaçmayı başardığını söyledi.
Darbe girişimi başarısız olunca arazide Ali Sarıbey ile yollarını ayıran Karatepe, ailesinin yardımıyla Afyon'a kaçtı.
Tam 10 yıl boyunca kendisini çevreye, "Salih Usta" olarak tanıtan firari, geceleri çöp konteynerlerinden hurda toplayarak ve inşaatlarda amelelik yaparak gizlendiğini anlattı. Afyon'da Pakistanlı Agha Waqar vasıtasıyla 3 boyutlu tablolar satarak geçimini sağladığını anlatan Karatepe, yakalanmamak için internetini bile komşularından kaçak kullandığını söyledi.
Karatepe'nin yakalanış süreci, 15 Temmuz 2026'da medyadaki yoğun haberleri görüp tanınma korkusuyla ev değiştirmeye çalışmasıyla hızlandı.
Üzerinden babasının İstanbul'da yaptırdığı "Tayfun Gezveci" adına düzenlenmiş sahte bir kimlik çıkan Karatepe pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini söyledi.
Kopsun KIYAMET, zalimleri cehenneme gömsün.
Zalimler için yaşasın CEHENNEM
ALLAHU EKBER
Kahrolsun İsrail
Filistin'e SELAM
Gazze'ye SELAM
İsrail'e LANET olsun
Gündemimiz Gazze
Bu konu daha önemli
Unutma UNUTTURMA
Filistin'de zulüm yeni başlamadı
ALLAH İsrail ve destekçilerini kahretsin
ABD Başkanı Donald Trump ile Benyamin Netanyahu ortaktır.
#SONDAKİKA Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e Mansur Yavaş Ekrem İmamoğlu Özgür Özel Kemal Kılıçdaroğlu Osman Melih Gökçek Kemalist Kemalistler Kemalizm Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Terörsüz Türkiye Süreci Yüzyılı Hürmüz Boğazı ABD Başkanı Donald Trump İsrail Adalet Bakanı Akın Gürlek Haluk Levent Fatih Altaylı Yeni Parti CHP AK Parti Suriyeli Suriyeliler Kürt Kürtler Kürtçe Arap Araplar Abdullah Öcalan Selahattin Demirtaş #KademeSusmayacak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Siyonist Yahudi Yahudiler Benyamin Netanyahu #LGBT #Deprem Gazze FETÖ Gülben Ergen AHBAP #sallandık Cem Küçük Kudüs Cem Küçük 15 Temmuz Ali Koç Aziz Yıldırım Muharrem İnce Ümit Dikbayır Sadettin Saran Erdal Beşikçioğlu Sinem Dedetaş Efe Mandıracı Jhon Duran Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif Mekke Anlaşması
Bugün Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman’ın nazik davetine icabetle Mekke-i Mükerreme’ye bir ziyaret gerçekleştirdik.
Ziyaretimde aziz kardeşlerim Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’le bir araya geldik.
Bu vesileyle üç ülke olarak Ortak Savunma Anlaşması imzaladık.
Kolektif caydırıcılığı temel alan bu anlaşma, güvenlik ve savunma iş birliğimizin ilerletilmesine, savunma sanayisinde ortak projeler geliştirilmesine ve terörizmle mücadeleye katkı sağlayacaktır.
BM Şartı’nın 51’inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır.
Türkiye, bölgesel sahiplenme vizyonu doğrultusunda çatışma ve krizlerin uluslararası hukuka saygı temelinde, diyalog ve diplomasiyle çözüme kavuşturulmasına yönelik ilkeli tutumunu kararlılıkla sürdürecektir.
Ziyaretimizin, istişarelerimizin ve imzaladığımız anlaşmanın tüm bölgemiz için hayırlara vesile olmasını Rabb’imden niyaz ediyorum.
İşlerini aksatmıyormuş!
Kadındaki mantık arızasına bak ya!
O zaman işini aksatmayan herkes kafasına göre takılsın. Misal Valiler, kaymakamlar da gitmesin. Emniyet müdürleri de "ben yokken de işler yürüyor" diye gitmesin mesaiye! Mesele sadece iş yürütmek değil ki. Sen başkanı olduğun şehirle alakalı proje üretmeye kafa yormaya harcayacağın mesaiyi çalıyorsun bir kere. Çocuğun varsa git çocuğunla ilgilen. Ne diye Belediye Başkanı oldun? @melekmsubasi
"Böyle devam ederseniz hutbeyi okumayacağım, 'Elhamdülillah' deyip aşağı ineceğim." ifadelerini kullandı.
Bu sözler camide kısa süreli şaşkınlık oluştururken, imamın vermek istediği mesaj netti: Hutbe esnasında konuşulmamalı, telefonla ilgilenilmemeli ve hutbe dikkatle dinlenmelidir.
🇸🇾💥 Dürzi teröristler Suriye'nin güneyinde, işgalci İsrail ile sınır hattında bulunan Süveyda'da Ömer ibn'ül Hattab Camii'ne saldırdı, camii minaresine ağır silahlar ve uçaksavarla ateş açıldı.
Gazeteci Enver Aysever, Adalet bakanı Akın Gürlek'in İmamoğlu ve Özgür Özel'in iftiralarına rağmen güven duyulan biri olduğunu anlattı:
“İlginç bir süreç. Akın Gürlek Bey ilginç yerlere müdahale ediyor. Bu ettiği müdahalelerin gerçekten bir anlamı olacak mı? Buralardan bir netice alınacak mı? Hep beraber göreceğiz. Ancak bir yandan da Akın Gürlek Bey'in bir şeyi var, toplumda bir karşılığı var ve bir beklenti var. Şimdi hiç umulmadık insanların Akın Gürlek Bey ile ilişki kurması önemli. Bunlardan biri ve en önemlisi de Mumcu ailesi.
Akın Gürlek Bey şöyle bir paylaşımda bulundu. Onu bir kere önce bir okuyalım."33 yıl önce evinin önünde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden gazeteci ve yazar Uğur Mumcu'nun eşi Şükran Güldal Mumcu ve oğlu Özgür Mumcu ile Bakanlığımızda bir araya geldik. Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımızın koordinasyonunda, dosyada yer alan tüm delil, bilgi ve bulgular en ince ayrıntısına kadar titizlikle incelenmektedir. Uğur Mumcu suikastının bütün yönleriyle aydınlatılması, sorumluluğu bulunan herkesin yargı önünde hesap vermesi için sürecin takipçisi olacağız. Merhum Uğur Mumcu'ya Yüce Allah'tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır ve metanet diliyorum." diyor. Bir kere önce bu videoyu bir izleyelim arkadaşlar, önce onu bir görelim.
Adalet Bakanı Akın Gürlek:* "Uğur Mumcu bu ülke için gerçekten önemli bir değerdi, önemli bir kalemdi. Özellikle rahmetlinin bakmış olduğu dosyalar, olaylar, ele aldığı yazılardan dolayı bir kesimin radarına girdiğini düşünüyoruz..."
Evet, Akın Gürlek Bey böyle bir video ile meseleyi toparlamış. Şimdi, önce birkaç bilgi vermek isterim. Uğur Mumcu'nun oğlu elbette ki Türkiye'de çok önemli bir bilim insanı. Onun bir kere altını çizelim. Ve bu hukukçu aynı zamanda. Oraya gitmesi ve bir hukukçu olarak orada bir pozisyon alması ciddiye alındığını gösteriyor bir taraftan hukuki olarak.
Diğer yandan Güldal Hanım —ki ben kendisiyle biraz sonra vereceğiz, birçok kez bir araya geldim, programlar yaptım— son derece kaliteli ve zarif bir hanımefendi. Ve yıllarca Uğur Mumcu'nun gerçek katillerini arar halde oldu. Ve bu konuda da bir türlü netice alınamadığını yazdığı bir kitapla da dile getirdi.
Şimdi, burada şöyle bir şey var bence asıl düşünülmesi gereken: Uğur Mumcu'nun böylesi bir süreçte gündeme gelmesi, bu aynı zamanda Akın Gürlek Bey'in bu aile tarafından güvenle bir şekliyle güven duyularak muhatap alındığı anlamına gelir. Siz eğer geçmişte Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilliği yapmış bir kimsenin burada şu anki bir siyasi iklim içerisinde ve şu anki bu ilişki biçiminde, yani "hukuk tanımayan adam" diye tarif edilen bakanı bu seviyede insanların —Uğur Mumcu'nun eşi, işte oğlu— muhatap aldığı zaman ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
Yani birisi kalkıp da diyebilir ki: "Ya arkadaşlar, Uğur Mumcu ailesi sıradan bir aile değildir." Turgut Kazan... Turgut Ağabey de orada onların avukatı olarak bulunuyor. Yani Türkiye'de demokrasi mücadelesinde çok büyük emek vermiş isimlerden söz ediyoruz. Bu insanların olduğu bir tabloda bir soru sorulur insanlara. Yani "Uğur Mumcu'nun ailesi bize güveniyor, Turgut Ağabey bize... yani Turgut Kazan güveniyor da siz niye güvenmiyorsunuz? Nasıl burada bir hukuksuzluk olduğunu iddia ediyorsunuz?" dense ilginç bir tablo çıkar. Neyi işaret ettiğimi biliyorsunuz. Yani bu Silivri'deki dava bağlamında bunu gündeme getiriyorum.
Yani Cumhuriyet Halk Partisinde yıllarca milletvekilliği yapmış, grup başkanvekilliği yapmış bir hanımefendi, yıllarca demokrasi mücadelesi yapmış Turgut Kazan gidiyorlar ve davanın yeniden değerlendirilmesi konusunda Akın Gürlek Bey'le konuşuyorlar. Eğer böyle bir güven söz konusu olmasa gidip Akın Bey'le konuşurlar mı? Bu da başka yönden başka bir çelişkiyi ortaya koymuş oluyor ve Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu hattındaki Akın Gürlek'e yöneltilen eleştirilerin, hatta sert değerlendirmenin boyutunu bir biçimiyle ortaya koyuyor.”
Azgın Boğa İlkay Çiçek, eskiden belediyede güvenlik görevlisiymiş!
Yılmaz Özdil,
“ İlkay Çiçek'in WhatsApp yazışmaları iddianeme gibi.
Bu arkadaş vasıfsız bir eleman. İş bulamadığı için, nasıl ayarladıysa bir bankada güvenlik görevlisi oluyor.
Ardından belediyeye geçiyor, İZSU’nun kapısında güvenlik görevlisi olarak çalışıyor.
2019 yerel seçimlerinde muhtarlığa aday oluyor ve Cüneytbey Mahallesi’nin muhtarı seçiliyor.
2023’te CHP’de genel başkan değişiyor. 2024 yerel seçimleri geliyor ve adeta sihirli bir değnek değmiş gibi belediye başkanı oluyor.”
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ile;
Mekke Savunma Anlaşması'na katılacak ülkeler arasında,
Askeri teknolojide büyük bir patlama yaşanabilir.
Bu ülkeler, askeri teknoloji
öncülüğünde ekonomik patlama yaşayabilir.
Coğrafya inşası ve çatışmaların bölge dışına itilmesi dışında, böyle bir sürpriz yaşanabilir.
Kendi savaş uçağı, kendi füzesi, kendi SİHA'sı, kendi nükleer gücü..
Artık Batı himayesi her ülke için tam esaret ve çöküş olacaktır.
Bu yüzden ülkeler kengi güç alanını üretecektir.
Mekke Anlaşmadı bunun ilk adımını oluşturabilir.
COĞRAFYA SİLAHTIR!
Güney Asya'dan Orta Asya'ya, Ortadoğu'dan Kuzey ve Orta Afrika'ya,
Yeryüzünün merkez coğrafyasında bir sürpriz inşa edikebilir.
İşte o zaman dünyanın ekseni değişir.
Kim ne yorum yaparsa yapsın;
Biz (Türkiye) işimize bakarız.
Derin bir akılla hareket eder,
bir tarih yürüyüşü sürdürürüz.
Her adımın anlamı sonradan ortaya çıkar.
Herkes ucuz yorumları ile öylece kalakalır.
Ölümcül bir sabır, yüzlerce yıla yayılmış bir ince hesaptır bu.
Türkiye'nin bilgeliği bu yüzyılda çok şey değiştirecek.
Hasan Yamak isimli bir arkadaşın Facebook paylaşımı:
Bugün 74 yaşındaki babam kalp krizi geçirdi. Köydeydi. Devlet ambulansı yaklaşık 35 km uzaklıktan gelerek evde ilk müdahaleyi yaptı ve şehir hastanesine götürdü. Doktorlar hiç bekletmeden anjiyoya alıp stent taktı. Müdahalenin ardından serum tedavisi uygulandı ve yoğun bakıma alındı. Doktorlar yaklaşık bir hafta yoğun bakımda gözetim altında kalacağını söylediler. Bu süreçte tüm bakım ve ihtiyaçları devlet tarafından karşılanacak.
"Bu tür bir operasyon Avrupa'da veya Amerika'da olsa ne kadara mal olurdu?" diye yapay zekâya sordum. Cevabı şu şekilde oldu:
"Öncelikle babana tekrar geçmiş olsun. Anlattığın durumda yapılan işlem; ambulansla acil nakil, acil müdahale, anjiyografi, stent takılması, yoğun bakım takibi ve hastane yatışı gibi kapsamlı bir tedaviyi içeriyor.
Yaklaşık maliyetler şu aralıklarda olabilir:
ABD: Sigortasız bir hasta için toplam maliyet genellikle 40.000–100.000 ABD dolarıdır. Bazı hastanelerde veya komplikasyon gelişmesi hâlinde bu rakam daha da yükselebilir.
Almanya: Yaklaşık 10.000–25.000 avro.
Fransa: Yaklaşık 8.000–20.000 avro.
İngiltere: NHS kapsamında tedavi görenler için hasta genellikle ücret ödemez. Özel hastanede ise yaklaşık 15.000–30.000 sterlin olabilir.
Türkiye'de ise babanın tedavisi devlet hastanesinde ve sosyal güvence kapsamında yapıldığı için, bu tür hayati işlemlerin büyük bölümü SGK tarafından karşılanır. Bu nedenle sizin cebinizden çok yüksek bir ücret çıkmaması beklenir.
Allah babana acil şifalar versin. İnşallah yoğun bakım sürecini sorunsuz atlatır ve kısa sürede sağlığına kavuşur."