@cemturktekin Oldukça zorlama boş bir tespit olmuş. Bu kulüpler arasında din, ırk yada felsefi görüş anlamında ( taraftar profili açısından) hiç bir fark yok. Ama evet Fenerbahçe halkın takımı, yöneticisi ve kongre üyesi de halkı yansıtıyor..
Dernek genel kurul (parti kurultay) kararlarının iptali ”şahsi hallere (ahval-i şahsiyete) ilişkin” olup kesinleşmeden icra edilemez,uygulanamaz.İstinaf Mahkemesinin (BAM) ”mevcut yönetimi tedbiren görevden alması”ayrıca açık bir hukuk ihlalidir
Türkiye, kendi kendine sürekli sorunlar yaratan sonra da o sorunları çözmeye çalışmak yerine unutturmak için yeni ve daha büyük sorunlar yaratan bir ülkedir.
Ülkeler 4'e ayrılır: Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeler, Arjantin ve Türkiye.
Bu harika işin bir köşesinde olduğum için çok mutluyum. Kafa Sports ekibiyle tanışmama ve bu çalışmada yer almama vesile olduğun için çok teşekkürler @AksoyDeniz... Seviliyorsun;)
Bir Fenerbahçeli, bir sporsever, Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Basketbol Şube Sorumlusu ve en önemlisi Türk sporuna gönül vermiş bir vatandaş olarak,
tüm güzide belediyelerimizden vatandaşlarımızın çağrılarına kulak vermelerini ve Fenerbahçe Beko’muzun 2026 Atina Final-Four yolculuğundaki maç izleme taleplerine kulak vermesini rica ediyorum ve her belediyenin gereğini yapacağına gönülden inanıyorum.
Dev ekranlar önünde birlikte olacağız…
💛💙
OLAĞANÜSTÜ EMMA!
Dün Fenerbahçe, finalde Galatasaray'ı mağlup ederek Kadınlar EuroLeague şampiyonu oldu. Fotoğraftaki isim ise finalin MVP'si seçilen, maçı 20 sayı, 5 ribaund ve 4 asistle tamamlayan Emma Meesseman. Emma, kadın basketbolunu takip edenler için tam anlamıyla bir efsane. Ancak onu efsane yapan tek şey sahip olduğu inanılmaz kariyer rekorları değil:
7 EuroLeague Şampiyonluğu
1 WNBA Şampiyonluğu
Belçika ile 2 Avrupa Şampiyonluğu (Altın Madalya)
Belçika ile 2 Avrupa Üçüncülüğü (Bronz Madalya)
Türkiye, Rusya ve Belçika’da toplam 11 Lig Şampiyonluğu
19 Ulusal Kupa ve Süper Kupa
2019 WNBA Finalleri MVP'si
3 kez EuroLeague MVP'si
2 kez Avrupa Şampiyonası MVP'si
Bu rakamlar, yıllardır Avrupa'nın en iyi oyuncusu ve dünyanın en iyilerinden biri olan Emma'yı anlatmaya sadece küçük bir kısmından başlar. Çünkü Emma işitme engellidir.
Doğuştan her iki kulağında da %60 işitme kaybı bulunmaktadır. Hakem düdüklerini, takım arkadaşlarının ve koçunun sesini duyabilmek için çok küçük işitme cihazlarıyla oynamaktadır. Sesini yükseltmeyi ve hacmini ayarlamayı ancak 20 yaşında, kolej yıllarında öğrenmiştir. Hatta bazen cihazlarını şarj etmeyi unuttuğu için bazı maçlara cihazsız çıkmış, buna rağmen sahayı domine etmeye devam etmiştir.
Emma, kariyeri boyunca işitme kaybı yaşayan insanlara yardım eden derneklerin dünya elçiliğini yapmıştır. Küçükken durumuyla dalga geçildiğinde pes etmemiş, genç bir kızken cihazlarla spor yapmanın verdiği utancı yenmiş ve nihayetinde kazanılabilecek her şeyi kazanarak dünya basketbolunun tahtına oturmuştur.
Sıradışısın Emma.
📰 @parallelecinico
@alparslan2779@istbarosu Bir bir avukata ihtiyacın olursa, bu söylediğin sözleri hatırlarsın. Paranın pulun hiçbir değeri yoktur. Önemli olan insan onuru ve özgürlüğüdür.
Danıştay 3. Dairesi'nin (E. 2024/5941) kararı uyarınca avukatlar için yeni dönem özeti:
⚖️ Makbuz Kime Kesilecek?
Vekalet ücreti makbuzu artık müvekkile değil, davayı kaybeden (borçlu) adına düzenlenecek.
🧾 Vergi Kaydı
Ödeme ister doğrudan ister icra dairesi aracılığıyla gelsin; serbest meslek makbuzu borçlunun bilgilerine göre kesilecek.
🔍 Mahkeme Gerekçesi
Bakanlığın bu usulü belirleme yetkisi olduğu ve kanuna aykırılık bulunmadığı tescillendi.
🚫 Hizmet İlişkisi Şartı Yok
Avukatın borçluya hizmet vermemiş olması, makbuzun onun adına kesilmesine engel teşkil etmiyor.
📌 Özetle: Vergi dairesi "Parayı kimden aldıysan, makbuzu ona kes" diyor.
Kaynak: Danıştay 3. D. 01.12.2025 tarihli kararı.
50 bin kitabı olan Umberto Eco, ev kütüphaneleri hakkında şunları söylüyordu:
“Satın aldığınız tüm kitapları okumak zorunda olduğunuzu düşünmek ne kadar anlamsızsa, insanların hayatları boyunca okuyamayacakları kadar çok kitap almalarını eleştirmek de o kadar anlamsızdır. Bu, yeni çatal-bıçak, bardak, tornavida ya da matkap ucu almadan önce, daha önce aldıklarınızın hepsini kullanmanız gerektiğini söylemeye benzer.
Hayatta bazı şeyler vardır ki, yalnızca küçük bir kısmını kullanacak olsak bile, onlardan her zaman bol miktarda bulundurmamız gerekir.
Örneğin kitapları ilaç gibi düşünürsek, evde az sayıda kitap bulundurmaktansa çok sayıda kitap bulundurmanın daha iyi olduğunu anlarız. Kendinizi iyi hissetmek istediğinizde ‘ilaç dolabına’ gider ve bir kitap seçersiniz. Rastgele bir kitap değil, o an için doğru olan kitabı. İşte bu yüzden her zaman bir seçenek zenginliğine sahip olmalısınız.
Sadece bir kitap alan, onu okur ve sonra elden çıkarır. Kitaplara tüketim zihniyetini uygular; onları tüketilen bir ürün, sıradan bir mal olarak görür. Oysa kitapları sevenler bilir ki, bir kitap asla sıradan bir meta değildir.”
Otoriter liderler ve rejimler neden tekil yurttaşı değil de karşılarında kitleyi görmek isterler?
Çünkü, kitleleşen toplum daha kolay yönetilir. Diğer yandan kitle, bireyin sorumluluğunu hafifletir. Kitle içinde yer alanlar “bir şey olursa birlikte oluruz” duygusunun güvenliğine sığınırlar. Bireysel güçsüzlüklerini, kitlenin gücüyle "şarj ederler".
Oysa hakikat şudur: “Kitle, cesareti büyütmez; suçu paylaştırır.”Bu 'paylaşılan' suç, otoriterliğin görünmez yakıtıdır.
Bir de tabii korku var. Korkuyla yönetmek en eski ve en etkili yöntemdir. Korku, en çok kriz dönemlerinde yükselir; ekonomide, adalette, dış politikada... Bu aşamada halk otoriter liderden çok belirsizlikten korkar. Lider ise bunu fırsata çevirir: Belirsizliği yönetemediği için korkuyu artırarak iktidarını tahkim eder.
OKULDAN KAÇMIŞ DÜŞÜNCELER
İktidar, rızaya dayanır; rıza çöktüğünde meşruiyet gider, geriye baskı kalır. Demokrasi ve hukuk, iktidarı sınırlamak için vardır. Bu nedenle, her ikisi de iktidarda kalmayı her şeyin önüne koyan siyasal akıl için tehlikelidirler. Yargı bağımsızlığı belirsizlik yaratır; özgür medya kontrol edilemeyen sorular sorar; kuvvetler ayrılığı karar alma süreçlerini yavaşlatır.
Bu yüzden:
•Seçimler korunur ama anlamı ve kapsamı daraltılır;
•Hukuk metinleri kalır ama uygulanmaz;
•Kurumlar vardır ama içleri boşaltılır.
Bu durumda artık klasik baskıdan değil, iktidarın mikrofiziğinden söz ederiz: Hukuk askıya alınmaz; seçici uygulanır. Normlar yok edilmez; keyfîleştirilir.
Hakikati kabullenmek, sadece gerçeği görmek değil, onun bedelini ödemeye razı olmaktır. Çünkü hakikat çoğu zaman rahatlatmaz; sarsar, yaralar, ezberi ve köhnemiş olan her şeyi yerinden eder. Bu yüzden cesaret, özgürlüğün ön koşuludur. Korkunun hüküm sürdüğü yerde birey susar, suskunluk kurumsallaşır ve zamanla yalan normalleşir. Özgürlük olmadan hakikat kamusal alana çıkamaz; hakikat kamusal alana çıkmadığında ise toplum kendi yaralarını tanıyamaz. Tanınmayan yara iyileşmez. Böyle toplumlar çürümez gibi görünür; ama içten içe kangren olur. İyileşme, ancak hakikatin korkuya galip geldiği yerde başlar.