AP Türkiye Raportörü Amor'dan İBB davası savunmasının ardından Fatoş Pınar Türker tepkisi: Gücü kötüye kullananlar onun temsil ettiği ışığı söndüremeyecek
https://t.co/EGQNeYMbEE
Demà dia 10 de juny, quan el sol es pongui, la torre de Jesucrist quedarà il·luminada durant la seva inauguració. A partir de les 19:45 podràs seguir-ho a les nostres xarxes socials en directe!
İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasını okudum, çok yazık!
Savunma özetle, eski bir mahkum olarak bana 12 Eylül günlerini hatırlattı.
Bugünün Türkiye’si bu olamaz, olmamalıdır!
Bu muamele, bu ülkede maddi- manevi işkencelere karşı yıllardır ağır bedeller ödenerek verilen mücadeleye ve işkencenin sona ermesi için mevcut iktidarın, ‘işkenceye sıfır tolerans’ şiarıyla hayata geçirdiği, toplumun da tereddütsüz desteğini esirgemediği reformlara pervasızca bir meydan okumadır.
Fatoş Pınar hanım bir anne bir kadın!
Hiç bir insan, hiç bir anne ve hiç bir kadın böyle bir muameleyi hak etmez!
Soruşturulmalı ve sorumlu kimse yasalar önünde hesabı mutlaka sorulmalıdır.
İBB Davası’nda çıplak arama skandalı!
Muhabirlerimiz Silivri'den Fatoş Pınar Türker'in yaşadıklarını anlattı:
"Vatan Emniyetteyken arşiv odası gibi bir yere aldılar. 'Üstünü çıkar' dediler, çıkardım. 'Altını da indir, çamaşırını da indir, cinsel organını aç, arkanı dön ve eğil' dediler. Bu bir işkencedir ve ben bunu anlatmaktan utanmıyorum!"
Ankara’da Kılıçdaroğlu ‘arınmaya’ hazırlanıyor.
O sırada Silivri’de…
“Sen bu kafayla çocuklarını asla göremeyeceksin’ dedi.
‘Sen bekârsın değil mi?’ dedi.
‘Evet.’
‘Velayetleri de sende?’
‘Evet.’
‘Senin çocukların reşit de değil mi?’
‘Değil’ dedim.
‘E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi.”
Reporter: “Turkish President Erdoğan keeps threatening Israel. Do you think there's a chance of a conflict between Israel and Turkey?”
President Trump: “He’s a very good friend of mine, and we’ve worked very well together. I like him a lot… He’s a h*ll of a leader… Very strong person. I haven’t heard that at all… I don’t think that will happen with Turkey. Not as long as I’m president.”
ÇIPLAK ARAMA İŞKENCEDİR, KİME YAPILIRSA YAPILSIN KARŞISINDAYIZ!
Çıplak arama meselesini gündeme getirdiğimizde bize edilmeyen hakaret kalmamıştı. “Yok böyle bir şey” dediler, “devlete ve polise hakaret ediyorsunuz” dediler, hedef gösterdiler.
AK Parti Grup Başkanvekili @AvOzlemZengin de aynı şeyi söylüyordu: “Çıplak arama yoktur” diyordu. Bu gerçeği dile getirenleri suçluyor, hakaretlerle hedef gösteriyordu.
Oysa bugün bir kez daha görülüyor ki çıplak arama bu ülkede yıllardır hukuksuzca uygulanan bir işkencedir. Kimi zaman cemaat davalarından yargılanan kadınlara ve erkeklere, kimi zaman Filistin için eylem yapan kadın aktivistlere, bugün ise CHP’li bir kadına yapılmaktadır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in mahkemede anlattıkları, insan onurunun nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha göstermiştir.
Usulsüz, hukuksuz, atanmış hakimlerin kararlarına alışanlar bizlere de tedbir kararı vereceğini sanıyorlar….
Kendi parti tüzüğünü bile inkar eden bir anlayış bu!
Atanması bile şaibeli bir grubun vermiş olduğu kararın bizim için hiçbir önemi yoktur!
Bir kadın çıplak aramayı tüm çıplaklığıyla anlatıyor.
Hiç kimsenin sesi çıkmıyor.
İnsan haklarında "tecavüz etmediler ya" seviyesine kadar gerilemiş durumdayız.
Kötü muameleye maruz kalan İBB Medya A.Ş. Gn Müdürü Fatoş Hanım utanması gerekenler utansın demiş.
Utanan var mı?
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
Fatma artık çok hasta bir mahpus. Çıplak arama ve diğer ihlaller nedeniyle hastaneye bile sevk istemiyor. Kamuoyunun dikkatini çeker mi bilmiyorum. Çünkü yıllardır anlatmaya çalışıyoruz.
Çıplak arama açık bir insanlık suçudur.
İnsanlık onuruna yapılan iğrenç bir saldırıdır.
Yapan da, yaptıran da sapık bir zihniyetin türevleridir.
Ama biliyor ve inanıyoruz ki;
“insanlık onuru işkenceyi yenecektir!”
Fatoş Pınar Türker, operasyon sürecini ve Vatan Emniyet’te yaşadıklarını anlattı. Türker, Mali Şube’nin operasyonu yürütmesine rağmen evine Cinayet Şube polisleri geldiğini, çocuklarına su verilmesine bile izin verilmediğini söyledi.
Vatan Emniyet’te polis tarafından çıplak aramaya maruz bırakıldıklarını anlatan Pınar Türker, yaşadıklarını aktarırken göz yaşı döktü.
Türker şunları anlattı:
“Allah’tan avukatımı arayabilmiştim. Çünkü eve girince polisler hemen telefonumu aldılar. ‘Hiçbir şeye dokunmayın’ dediler.
Çocuklarım ağlıyor. ‘Bir su vereyim’ diyorum. ‘Hayır’ diyorlar. Küçük kızım okula gidecek. ‘Hayır, kimse kıpırdamasın. Delil karartmayın’ diyorlar sürekli.
Komiserdi herhalde. Onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı. En son o da kızlarımla birlikte ağlıyordu.
‘Kaşe var mı?’ dedi.
‘Ne kaşesi?’ dedim.
‘Şirket kaşesi’ dedi.
‘Yok’ dedim. ‘Ben şirketin genel müdürüyüm, kaşeyi ne yapayım?’
‘Arayın bulun’ dedi.
Neyse, evi arıyorlar falan. ‘Kimse yerinden kıpırdamasın’ diyorlar. Biz de salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da ağlıyor. Bana sarılmak istiyorlar.
‘Kimse elini kimseye dokundurmasın’ dediler.
Ben de dedim ki:
‘Siz mali suçlar için gelmediniz mi? Biz neyi delil karartacağız?’
Polis dedi ki:
‘Biz cinayet masadan geliyoruz.’
Öyle olunca benim kızlarım aval aval ağlamaya başladılar.
Ben de dedim ki:
‘Ne cinayeti?’
‘Hayır’ dedi. ‘Şu an operasyon oluyor. Polis kalmadı, biz geldik.’
Yani delil karartma meselesi… Çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten. O kadar tiyatro mu desem, kabus mu desem… Ama polisin gözlerindeki o ifadeyi hiç unutamayacağım.
Ama çok insani davranan bir polis memuru daha vardı. Hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde, başına bir şey gelmeyecekse annemi aradı. İki kere benim konuşmama izin verdi.
‘Kızınız iyi’ dedi.
Sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden.
Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızımla son kez okuluna uğramış oldum. O, akşam döneceğimi düşündü tabii. Aradan 15 ay geçti.
Vatan’a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Sonra nezarete girdim. Asistanım vardı.
‘Sen niye buradasın Canan?’ dedim.
Gene ağladılar. Pınar Hanım da ağladı.
Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı. Fatoş geldi. Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi.
Sonra artık orada… Muhtemelen hiç görmemişsinizdir, görmeyin de inşallah, nezarethaneyi. Ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz. Çünkü bodrum katta olduğu için hiç cam pencere yok. Müthiş bir ışık var her tarafta. Artık kaçıncı gün, hangi saatteyiz bilmiyorum.
Bir kadın memur geldi.
‘Arama yapacağız’ dedi.
Sırayla götürüyorlar bizi, sonra geri getiriyorlar.
Benimle birlikte gitti. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı beni.
‘Soyun’ dedi.
‘Nasıl yani?’ dedim.
Eldiven taktı eline. Arkada klasörler var. Çok küçük bir oda.
O memuru da nerede görsem asla unutmam. Odayı da nerede görsem asla unutmam.
‘Üstünü çıkar’ dedi.
Üstümü çıkardım.
Ama üstümü çıkarmanın… Zaten çıplağım, ne kontrolü yapacaksın?
Yine de kontrol yaptı.
‘Tamam, üstünü giyebilirsin’ dedi.
‘Peki, gidebilir miyim?’ dedim.
‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir.’
İndirdim.
‘Çamaşırını da.’
‘Nasıl yani?’ dedim.
‘İndireceksin’ dedi.
Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim.
‘Şimdi yere çömel’ dedi.
Ondan sonra da:
‘Burada utanan varsa çıkabilir’ dedi.
Ben utanmıyorum. Ama insanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın. Ben utanmıyorum.
‘Cinsel organını aç’ dedi.
‘Bacaklarını aç, arkanı dön, eğil…’
Sonra:
‘Tamam’ dedi.
Halbuki biz ne olduğunu anlamıyoruz.
Bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızda farklı polis memurları vardı, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum.
Bir de bunun ne olduğunu anlamamıştık. Eldiven taktı ya eline… Eldiveni kullanmadığı için mutlu olduk. Çünkü ben jinekolojik muayene gibi bir şey olacak zannetmiştim. Eldiven takınca sevindik hatta nezarette.
Sonra tutuklandıktan sonra Fatoş’un çığlıklarıyla yaşananları hiç unutmuyorum.
Çünkü biz tutuklandık. Her şey film gibi.
O an bir avukatın telefonundan annemi aradım. Kızlarımla konuştum. Hepsi ağlıyorlardı.”
ÇIPLAK ARAMA SUÇTUR!
Fatoş Pınar Türker’in anlattıkları, kadınların ve muhaliflerin yıllardır maruz bırakıldığı çıplak arama işkencesini bir kez daha gözler önüne serdi.
İktidarın gözaltı ve tutuklama süreçlerinde uyguladığı bu yöntem, bir güvenlik tedbiri değil; kadın bedenini hedef alan, onur kırmayı amaçlayan siyasi bir şiddet aracıdır.
Kadınları susturmak, sindirmek ve mücadeleden vazgeçirmek isteyenlere boyun eğmeyeceğiz.
Çıplak arama işkencedir. İşkence insanlık suçudur!
Baş örtülü bacılarımız diyerek yola çıktılar, bir anneyi çırıl çıplak arama ve çocuklarıyla tehdit etme noktasına geldiler.
Çünkü ortada suç yok.
Suç yaratmak için, işkencenin türlüsünü yapıyorlar.
31 Mart Yerel Seçim Zaferi’nden bugüne kadar partimizi meydanlarla, sokaklarla, milyonlarla buluşturan; Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in yanında gece gündüz mücadele eden dava arkadaşlarımızı kesin ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etmeye çalışan anlayış, görevini hiç zaman kaybetmeden eksiksiz yerine getirmeye devam ediyor.
Siz ve kararlarınız yok hükmünde!
Biz; ilk günkü kararlılığımızla yan yana, omuz omuza!