@oguzksalici@ipekkozbey benim verdiğim oy sayesinde milletvekili maaşı alıyorsun ya sana haram zıkkım olsun benim hakkım çoluğundan çocuğundan çıksın !!!
Halinize şükredin...
Düşünsenize Kemal Kılıçdaroğlu'nun çocuğu veya torunusunuz...
Ömür boyu bu utançla yaşamak, bunu herkesten saklamaya çalışmak zorunda kalacaktınız!
ülkesinin içerisine bile isteye sokulduğu karanlığa bir kere bile itiraz etmemiş, o karanlığın mimarlarıyla mütemadiyen dirsek teması içerisinde olmuş, o mimarlar tarafından da taltif edilmiş, el üstünde tutulmuş birine dünyanın hiçbir yerinde aydın ya da entelektüel denmez.
@szctelevizyonu@oner_doser@simgefstk böyle şeylerle kime hitap ediyorsunuz ?! bi' kültür sanat , sağlık , bilim vs programı yapın ama siz sırf "fıstık" gibi diye birilerini çalıştırırsanız böyle saçma salak programlar üretirsiniz !
Yurt dışında (örneğin Avrupa’da ya da İngiltere’de) yerde çöp gördüğünde onu alırsın. Çünkü bilirsin ki ya çok nadir birinin görgüsüzlüğünden oraya atılmıştır ya da yanlışlıkla düşmüş, rüzgârla uçmuştur. Yani onu topladığında bir fark yaratacağını, çevrenin gerçekten daha temiz olacağını bilirsin.
Ama Türkiye’de yerde çöp görünce çoğu insan almamayı tercih eder. Çünkü hangi birini toplayacaksındır? Topla topla bitmez. Bir süre sonra bu çaba seni iyileştirmek yerine tüketir; kendini “enayi” gibi hissedersin. Yani bireysel çabanın kolektif bir karşılığı olmayacağına dair bir öğrenilmiş çaresizlik oluşur.
Bu durum sadece çöp meselesiyle sınırlı değil. Trafikte de böyledir: Avrupa’da ötekine yol verdiğinde, başkasının da sana yol vereceğini bilirsin. Bu zincirleme güven hissi, düzeni ve akışı mümkün kılar. Trafiğin akışı senin kişisel önceliğinden daha önemlidir çünkü ikisi birbirine bağlıdır. Birinin iyiliği, diğerinin iyiliğidir.
İşte bu noktada toplumsal bütünlük ve karşılıklılık duygusu devreye girer. Sosyolojide “sosyal sermaye” denilen şey tam da budur: insanların birbirine güvenmesi ve ortak iyilik için çaba göstermesi. Bu güven duygusu güçlü olduğunda, bireylerin küçük katkıları büyük bir fark yaratır. Güven zayıf olduğunda ise herkes kendi kabuğuna çekilir, “ben yaparsam bir tek ben yapmış olurum” diye düşünür. Psikolojik açıdan bu, kolektif bir öğrenilmiş çaresizlik tablosu yaratır. İnsanlar artık çaba göstermeyi bırakır; çünkü çabalarının bir karşılık bulmadığını, hatta bazen kendilerini aptal konumuna düşürdüğünü hissederler.
Çöpe eğilmek, trafikte yol vermek, sıraya girmek, kamu malına zarar vermemek… Bunlar sadece “iyi insan olmak” için değil, ortak yaşamı mümkün kılmak için gereklidir.
Dücane Cündioğlu:
Din ısıtır anlamlandırır, bilim açıklar, aydınlatır.
Anlamlandırma güvenlik ihtiyacını karşılar.
Din bize o güvenliği, barınağı verir.
Bu hayvan katliamı yasası o kadar kötü bir yasa ki. Hiç enine boyuna düşünülmemiş, bir hırsla bir gazla yazılmış bir yasa
Yasa öncesi belediyeler kedileri köpekleri kısırlaştırabiliyordu, aşılayabiliyordu
Şimdi barınağa konan hayvanlar ya hastalıktan ölüyor ya da yer yetersizliğinden öldürülüyor. Bakanlık sık denetim yaparak barınakları buna zorluyor. Adete bir katliam histerisi yaşanıyor
Sokaktaki hayvanların aşılanma ve kısırlaştırılması ise tamamen durmuş durumda
İş üç beş manyak grubun Cumhurbaşkanı'nı ikna etmesine baktı maalesef. Türkiye'de siyasetin çapı da bu kadar
https://t.co/Q2b19dIwJ7