Türkiye'nin en büyük askerî altyapı projelerinden biri olan Ay Yıldız Müşterek Karargâhı, planlandığı şekilde yükselmeye devam ediyor.
Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarını tek çatı altında toplayacak karargâhın, tamamlandığında Pentagon'un yaklaşık 3 katı, NATO Karargâhı'nın ise yaklaşık 4 katı büyüklüğünde olacağını açıkladı.
Toplam 2 milyon metrekare inşaat alanına sahip projede bugüne kadar 1 milyon metrekarelik bölüm tamamlandı. Dev kompleksin 2028 yılında tamamen hizmete girmesi hedefleniyor.
Yaklaşık 6,5 kilometre uzunluğundaki çevre duvarına sahip karargâhta, toplam 3 bin 200 kişilik kapasiteye sahip 5 konferans salonu, 10 bin metrekarelik Yıldız Binası ve 6 bin 400 araç kapasiteli 6 kapalı otopark yer alacak.
Ay Yıldız Müşterek Karargâhı, yalnızca büyüklüğüyle değil; modern komuta-kontrol altyapısı, müşterek harekât kabiliyeti ve yüksek teknolojili yapısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin gelecekteki komuta merkezi olacak.
Sudan'da ocak ayında Bayraktar AKINCI TİHA tarafından imha edilen Çin yapımı FK2000 hava savunma sisteminin enkaz görüntüleri ortaya çıktı.
Çatışmalar sırasında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından tedarik edilerek Hızlı Destek Kuvvetlerine (HDK) verildiği belirtilen FK2000, görev sırasında ANTIDOT elektronik harp podu taşıyan Bayraktar AKINCI tarafından hedef alınmıştı.
AKINCI'nın kullandığı IIR/TV güdümlü akıllı mühimmat, hava savunma sistemini yüksek hassasiyetle vurarak tamamen etkisiz hale getirmişti.
Görüntülenen enkaz, saldırının hedef üzerinde oluşturduğu yıkımı ve AKINCI'nın nokta hassasiyetli taarruz kabiliyetini bir kez daha gözler önüne serdi.
FK2000, alçak irtifa hava savunması için geliştirilen, füze ve top sistemlerini bir arada kullanan Çin menşeli bir platform olarak biliniyor. Böylesine bir sistemin elektronik harp desteğiyle gerçekleştirilen hassas bir taarruz sonucunda etkisiz hale getirilmesi, modern muharebe sahasında elektronik harp ile akıllı mühimmatın birlikte kullanımının önemini de ortaya koyuyor.
Gerçek operasyonlarda elde edilen bu başarı, Bayraktar AKINCI'nın yalnızca keşif ve taarruz görevlerinde değil, hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirme görevlerinde de önemli bir kuvvet çarpanı olduğunu gösteriyor.
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in ailesinin Türkiye ile ilgili, bugün pek hatırlanmayan dikkat çekici bir geçmişi bulunuyor.
Yunanistan'da Albaylar Cuntası'nın iktidara gelmesinin ardından dönemin önemli siyasetçilerinden Konstantinos Miçotakis, siyasi baskılar nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Konstantinos Miçotakis, dönemin Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in yardımıyla ailesiyle birlikte Türkiye'ye sığındı. O sırada henüz 6 aylık bir bebek olan bugünkü Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis de ailesiyle birlikte bir süre İstanbul'da güvenli bir şekilde misafir edildi.
Türkiye, siyasi görüş ayrılıklarına ve iki ülke arasındaki tarihsel sorunlara bakmaksızın zor durumda kalan Miçotakis ailesine kapılarını açtı. Aile, Türkiye'de kaldığı sürenin ardından Paris'e geçti.
Konstantinos Miçotakis, ilerleyen yıllarda anılarını anlatırken Türkiye'de kendilerine gösterilen misafirperverlikten övgüyle söz etmiş, İhsan Sabri Çağlayangil ile yaptığı görüşmeleri ve gördükleri yakın ilgiyi özellikle vurgulamıştı.
Yıllar sonra Kiryakos Miçotakis, Yunanistan Başbakanı oldu. Bugün Türkiye'ye yönelik kullandığı sert ifadeler ve zaman zaman gerilimi artıran açıklamaları tartışılırken, ailesinin en zor dönemlerinden birinde Türkiye'den gördüğü bu yardımı da hatırlaması gerekir.
Çünkü tarih yalnızca devletlerin çıkarlarını değil, insanların gördükleri iyilik karşısındaki tavırlarını da kaydeder.
Bebekliğinde ailesiyle birlikte Türkiye'nin güvenli limanında korunan bir siyasetçinin, bugün Türkiye hakkında konuşurken tarihin bu sayfasını göz ardı etmemesi beklenir.
Türkiye, Miçotakis ailesine ihtiyaç duydukları anda kapılarını açmıştı. Aradan yıllar geçmiş olsa da böylesine önemli bir iyiliği hatırlamak, kullanılan dile dikkat etmek ve geçmişte uzatılan dost eline karşı vefa göstermek her şeyden önce insani bir sorumluluktur.
Devletler zaman zaman karşı karşıya gelebilir, siyasi çıkarlar değişebilir; ancak insan geçmişte gördüğü iyiliği unuttuğunda tarih karşısında mahcup olur.
MISIR’IN YENİ KARARGAHI THE OCTAGON
Mısır, askeri komuta altyapısında dünyanın en büyük projelerinden biri olarak gösterilen The Octagon karargâhını hayata geçirdi. Yeni İdari Başkent'te inşa edilen bu dev kompleks, büyüklüğü ve mimarisiyle uluslararası savunma çevrelerinin dikkatini çekiyor. Yaklaşık olarak Pentagon'dan sekiz kat daha büyük bir alana yayıldığı belirtilen The Octagon, Mısır Silahlı Kuvvetleri'nin komuta yapısını tek bir merkezde toplamak amacıyla tasarlandı.
The Octagon adını sahip olduğu sekizgen mimariden alıyor. Kompleksteki ana yapılar sekiz büyük binadan oluşurken, her binanın tasarımı da sekiz köşeli mimari anlayışını yansıtıyor. Bu mimari tercih yalnızca estetik bir unsur olarak değil, aynı zamanda tarihi ve kültürel göndermeleriyle de dikkat çekiyor.
Yapının tasarımında tercih edilen sekiz sayısının sembolik anlamlar taşıdığı ifade ediliyor. Büyük Piramit, çoğu kişi tarafından dört yüzlü olarak bilinse de bazı mühendislik değerlendirmelerinde hafif içbükey yüzeyleri nedeniyle sekiz yüzlü bir geometriye sahip olduğu yönünde yorumlar bulunuyor. Bunun yanında sekiz köşeli yıldız motifi de İslam mimarisinde düzen, denge ve geometrik uyumu simgeleyen önemli desenlerden biri olarak kabul ediliyor.
The Octagon yalnızca büyük bir karargâh binası değil; Mısır'ın askeri yönetim altyapısını yeniden şekillendiren kapsamlı bir komuta merkezi olarak tasarlandı. Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri komutanlıklarının yanı sıra çeşitli harekât merkezleri ve yönetim birimleri aynı kampüs içerisinde faaliyet gösterecek şekilde planlandı. Böylece farklı kuvvetler arasındaki koordinasyonun artırılması ve müşterek harekât kabiliyetinin güçlendirilmesi hedefleniyor.
Türkiye, elektrikli askeri kara araçları alanında önemli bir adım daha attı.
Milli Savunma Bakanlığı Askerî Fabrikalar Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen proje kapsamında, Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) tarafından geliştirilen Türkiye'nin ilk Elektrikli Zırhlı Personel Taşıyıcısı (E-ZPT) için hazırlanan 3 araçlık yeni parti, Kara Kuvvetleri Komutanlığı envanterine teslim edildi.
Tamamen elektrikli tahrik sistemiyle geliştirilen E-ZPT; düşük termal ve akustik izi, yüksek güvenlikli batarya sistemi, düşük bakım maliyeti ve farklı faydalı yüklerle entegre edilebilen modüler yapısıyla dikkat çekiyor.
Yeni nesil platform; tamamen elektrikli tahrik sistemi, düşük ses seviyesi ve düşük termal izi sayesinde özellikle alçak görünürlük gerektiren operasyonlarda önemli avantajlar sunuyor.
E-ZPT; 150 kilometre saf elektrikli menzile, menzil artırıcı jeneratör sistemiyle ise 650 kilometreye kadar operasyon menziline ulaşabiliyor. Hızlı şarj altyapısıyla bataryasını yaklaşık 1,5 saat içinde yüzde 20'den yüzde 80 seviyesine çıkarabiliyor.
Modüler yapısı sayesinde farklı silah sistemleri ve görev ekipmanlarıyla donatılabilen araç, 7 personel taşıma kapasitesi, yüksek güvenlikli batarya mimarisi ve düşük bakım maliyetiyle modern kara harekâtının ihtiyaçlarına cevap vermek üzere geliştirildi.
Elektrikli askeri araç teknolojileri, günümüzde birçok ülkenin yatırım yaptığı yeni nesil savunma alanlarından biri olarak öne çıkarken, E-ZPT'nin envantere girmesi Türkiye'nin bu alandaki yerli mühendislik kabiliyetini ortaya koyuyor.
Yeni teslimatla birlikte Kara Kuvvetleri Komutanlığı, sessiz hareket kabiliyeti ve yüksek operasyonel esnekliğe sahip yerli elektrikli zırhlı araçlarla gücünü artırmaya devam ediyor.
Askeri casusluk soruşturması kapsamında geçtiğimiz yıl el konulan ve TMSF'nin kayyım olarak yönettiği Assan Group'un satış ihalesi tamamlandı.
Türk savunma sanayiinde üretim kapasitesini artıracak stratejik bir satın alma daha gerçekleşti.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından satışa çıkarılan ASSAN Group'un savunma sanayisi varlıkları, gerçekleştirilen ihale sonucunda ROKETSAN tarafından 471 milyon dolar bedelle satın alındı.
Muhammen bedeli 416,5 milyon dolar olarak belirlenen ihaleye tek katılan ROKETSAN, verdiği 471 milyon dolarlık teklif ile şirketin yeni sahibi oldu.
Edinilen bilgilere göre ROKETSAN, satın alma işleminin ardından yüzde 100 iştiraki olacak yeni bir şirket kurarak mevcut üretim tesislerini bu yapı altında işletecek. Ayrıca tesislere yeni teknoloji, modern üretim altyapısı ve ilave yatırımlar yapılacak.
Söz konusu tesislerde MK serisi uçak bombaları, 107 ve 122 mm roketler, GPS güdüm kitleri, 155 mm güdümlü obüs mühimmatları, kimyasal patlayıcılar ve çeşitli mühimmat sistemlerinin üretimi gerçekleştirilecek.
Bunun yanında, son dönemde öne çıkan TAYFUN başta olmak üzere ROKETSAN'ın geliştirdiği balistik füze sistemlerinin harp başlıklarının üretiminin de bu tesislerde sürdürülmesi planlanıyor.
Gerçekleştirilecek yeni yatırımlarla birlikte üretim kapasitesinin önemli ölçüde artırılması, teknoloji altyapısının güçlendirilmesi ve istihdamın büyütülmesi hedefleniyor.
Bu satın alma yalnızca bir şirket devri değil; Türkiye'nin mühimmat, roket ve balistik füze üretim altyapısını güçlendirecek, savunma sanayiinde dikey entegrasyonu artıracak ve ihracat kapasitesine önemli katkı sağlayacak stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Azerbaycan Hava Kuvvetlerinin envanterine yeni katılan JF-17C Block III Thunder savaş uçakları, hizmete girmelerinin ardından ilk kez geniş kapsamlı bir hava tatbikatında görev aldı.
Şubat 2024'te Pakistan ile imzalanan anlaşma kapsamında ilk etapta 16 adet JF-17 Thunder savaş uçağı sipariş eden Azerbaycan, ilk uçağını aynı yılın Eylül ayında teslim aldı.
Ancak iş birliği bununla sınırlı kalmadı. Haziran 2025'te Pakistan, iki ülke arasında imzalanan yaklaşık 4,6 milyar dolarlık savunma anlaşması kapsamında Azerbaycan'ın siparişini 16 uçaktan 40 uçağa çıkardığını duyurdu.
Pakistan ile Çin'in ortak geliştirdiği JF-17C Block III, sahip olduğu modern aviyonik sistemler, gelişmiş elektronik harp kabiliyetleri ve KLJ-7A AESA (Aktif Elektronik Taramalı Dizi) radarı sayesinde 200 kilometreye kadar hedef tespiti gerçekleştirebiliyor.
Uçak ayrıca, PL-15E uzun menzilli havadan havaya füzesi, görüş ötesi angajman kabiliyeti ve çok rollü görev yapısıyla dikkat çekiyor. Bu sayede hem hava üstünlüğü hem de hassas taarruz görevlerini etkin şekilde yerine getirebiliyor.
JF-17 Block III, son dönemde Pakistan-Hindistan geriliminde de uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken platformlardan biri oldu. Pakistan tarafından yapılan açıklamalarda, JF-17 platformlarının gelişmiş sensör ve uzun menzilli mühimmat kabiliyetleriyle operasyonlarda etkin rol oynadığı ifade edildi. Çatışmalara ilişkin birçok teknik ayrıntı bağımsız kaynaklarca tam olarak doğrulanamasa da, bu süreç JF-17 Block III'ün dünya genelinde daha fazla ilgi görmesine ve ihracat potansiyelinin artmasına katkı sağladı.
Azerbaycan'ın bu platforma yaptığı yatırım, yalnızca yeni bir savaş uçağı alımı değil; aynı zamanda hava kuvvetlerinin modernizasyonu, uzun menzilli hava muharebe kabiliyetinin geliştirilmesi ve bölgesel caydırıcılığının artırılması açısından da stratejik önem taşıyor.
Türkiye'nin alçak irtifa hava savunma kabiliyetini güçlendiren SUNGUR, gerçekleştirilen atış testinde hedefini tam isabetle imha etti.
ROKETSAN tarafından geliştirilen Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemi SUNGUR, 4 kilometre irtifa ve 8 kilometrenin üzerindeki menziliyle kendi sınıfında dünyanın en etkili sistemleri arasında gösteriliyor.
Milli MANPADS sistemi SUNGUR; helikopterler, uçaklar, seyir füzeleri ve insansız hava araçları gibi alçak irtifa tehditlerine karşı geliştirildi.
Gelişmiş kızılötesi arayıcı başlığı, yüksek manevra kabiliyeti, yüksek isabet oranı ve etkin güdüm sistemiyle dikkat çeken SUNGUR, farklı platformlara entegre edilebilen yapısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin sahadaki esnekliğini artırıyor.
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, başarılı testin ardından yaptığı değerlendirmede, "Katmanlı hava savunma mimarimizi yeni kabiliyetlerle tahkim ederek Çelik Kubbemizi güçlendirmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.
SUNGUR'un her başarılı testi, Türkiye'nin kısa menzilli hava savunma alanındaki yerli ve milli kabiliyetlerini daha da pekiştirirken, Çelik Kubbe'nin alçak irtifa katmanına önemli bir güç kazandırıyor.
Mısır, askeri altyapısını güçlendirecek dev bir projeyi daha resmen hizmete aldı.
Yeni İdari Başkent'te inşa edilen The Octagon, Pentagon'u geride bırakarak dünyanın en büyük savunma kompleksi unvanını kazandı.
Çölün ortasında 22 bin dönümlük arazi üzerine kurulan Oktagon, Mısır Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve tüm kuvvet komutanlıklarını tek bir kampüs altında toplamayı hedefliyor. Kompleksin büyüklüğünün, ABD Savunma Bakanlığı binası Pentagon’un yaklaşık sekiz katı olduğu belirtiliyor.
Sekizgen mimarisiyle dikkat çeken dev kompleks, yaklaşık Pentagon'un 8 katı büyüklüğünde bir alana yayılıyor.
The Octagon; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri başta olmak üzere Mısır Silahlı Kuvvetlerinin tüm kuvvet komutanlıklarını, harekât merkezlerini ve stratejik yönetim birimlerini tek bir kampüste bir araya getiriyor.
Bu yapı sayesinde komuta-kontrol süreçlerinin hızlandırılması, kuvvetler arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve kriz anlarında daha etkin karar alma mekanizmalarının oluşturulması hedefleniyor.
Son yıllarda askeri modernizasyon projelerine büyük yatırımlar yapan Mısır, The Octagon ile yalnızca yeni bir karargâh inşa etmekle kalmadı; aynı zamanda bölgedeki askeri yönetim altyapısını da yeni bir seviyeye taşımayı amaçlıyor.
Dev kompleks, büyüklüğü ve sahip olduğu altyapıyla dünyanın en dikkat çekici askerî komuta merkezlerinden biri olarak gösteriliyor.
SUNGUR HEDEFE KİLİTLENDİ VE ATEŞLENDİ
Gökyüzünde gördüğünüz hedef, birkaç saniye sonra Türkiye'nin geliştirdiği milli hava savunma sistemi tarafından başarıyla vuruluyor.
Karşınızda ROKETSAN tarafından geliştirilen SUNGUR Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemi bulunuyor. Gerçekleştirilen son atış testinde SUNGUR, hedefe başarıyla kilitlenerek tam isabet sağladı ve bir kez daha Türk savunma sanayiinin hava savunma alanındaki mühendislik kabiliyetini ortaya koydu.
Türkiye savunma sanayii son yıllarda katmanlı hava savunma mimarisini oluşturmak amacıyla çok sayıda yerli ve milli sistem geliştirdi. SİPER, HİSAR-A+, HİSAR-O+, LEVENT, GÖKSUR ve KORKUT gibi projelerin yanı sıra SUNGUR da alçak irtifa hava savunmasının en kritik unsurlarından biri olarak görev yapıyor.
ROKETSAN tarafından geliştirilen SUNGUR, omuzdan atılabilen yeni nesil bir hava savunma sistemi (MANPADS) olarak tasarlandı. Yaklaşık 4 kilometre irtifa ve 8 kilometrenin üzerindeki etkili menziliyle; alçak irtifada görev yapan helikopterler, savaş uçakları, seyir füzeleri ve insansız hava araçları gibi farklı tehditlere karşı etkin görev yapabiliyor.
TAYFUN BLOK-3 DENİZE DOĞRU ATEŞLENDİ
Rize'den Karadeniz'e doğru ateşlenen TAYFUN BLOK-3, Türkiye savunma sanayiinin ulaştığı teknoloji seviyesini bir kez daha ortaya koydu.
ROKETSAN tarafından tamamen yerli ve milli imkânlarla geliştirilen TAYFUN BLOK-3, gerçekleştirilen son testte uzun menzilde hareket halindeki bir deniz hedefini ilk kez tam isabetle vurdu. Bu başarı yalnızca bir füze testi değil, aynı zamanda Türkiye savunma sanayiinin balistik füze teknolojilerinde ulaştığı yeni seviyenin de önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Gerçekleştirilen testte deniz üzerinde seyir halinde bulunan yaklaşık 7 metre uzunluğundaki hedef tekne, canlı harp başlığı kullanılan senaryo kapsamında başarıyla vuruldu. Hareket eden küçük bir deniz hedefinin uzun menzilden yüksek hassasiyetle etkisiz hale getirilmesi, modern füze teknolojileri açısından en zor kabiliyetlerden biri olarak kabul ediliyor.
Türkiye savunma sanayii son yıllarda füze teknolojilerinde dikkat çekici bir gelişim gösterdi. TAYFUN BLOK-3 ile birlikte yalnızca menzil değil, hedef tespit, takip ve hassas vuruş kabiliyeti de önemli ölçüde ileri taşınmış oldu. Hipersonik hızlara ulaşabilen sistem, hedefe çok kısa sürede ulaşarak hareketli hedeflere karşı etkinliğini başarıyla ortaya koydu.
Türkiye, balistik füze teknolojilerinde dünyada yalnızca sayılı ülkenin sahip olduğu bir kabiliyeti daha başarıyla sergiledi.
ROKETSAN tarafından milli imkânlarla geliştirilen TAYFUN BLOK-3 Balistik Füzesi, Rize'den Karadeniz'e gerçekleştirilen kritik test atışında, uzun menzilde ilk kez su üstünde hareket eden bir hedefi tam isabetle vurdu.
Canlı harp başlığı kullanılan testte, deniz üzerinde seyir halinde bulunan 7 metre uzunluğundaki hedef tekne, hipersonik hızlara ulaşan TAYFUN BLOK-3 tarafından cerrahi hassasiyetle imha edildi.
Bu testi farklı kılan en önemli unsur ise, balistik füzelerde son derece ileri bir teknoloji olarak kabul edilen arayıcı başlık (seeker) entegrasyonunun başarıyla kullanılması oldu. Böylece TAYFUN BLOK-3, uzun menzilde hareketli hedefleri kendi sensörleriyle tespit edip takip ederek yüksek hassasiyetle vurabildi.
Bu kabiliyet, dünyada yalnızca çok az ülkenin sahip olduğu ileri balistik füze teknolojileri arasında yer alıyor. Türkiye ise bu teknolojiyi ilk kez TAYFUN BLOK-3 ile başarıyla hayata geçirerek stratejik caydırıcılık gücünü bir üst seviyeye taşıdı.
Gerçekleştirilen test, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1000 kilometreyi aşan menzillerde hem kara hem de deniz hedeflerine karşı hipersonik hızlarda nokta hassasiyetli angajman gerçekleştirebileceğini ortaya koydu.
TAYFUN BLOK-3'ün kazandığı bu yeni kabiliyet, Mavi Vatan'da hareketli deniz hedeflerine karşı etkinliği artırırken, Türkiye'nin balistik füze teknolojilerinde ulaştığı mühendislik seviyesini de bir kez daha gözler önüne serdi.
AY YILDIZ KARARGAHI İÇİN GERİ SAYIM BAŞLADI
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta kademesini tek bir çatı altında buluşturacak Ay Yıldız Karargâhı, Türkiye savunma sanayiinin ve savunma yönetiminin en önemli projelerinden biri olarak yükseliyor.
Milli Savunma Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Ay Yıldız Karargâhı Projesi tamamlandığında; Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı aynı yerleşkede görev yapacak. Böylece Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta yapısı daha entegre, daha koordineli ve müşterek harekât anlayışını destekleyen modern bir kampüste faaliyet gösterecek.
Türkiye savunma sanayii yalnızca yeni platformlar ve teknolojiler geliştirmekle kalmıyor; aynı zamanda bu sistemlerin daha etkin yönetilebilmesi için stratejik altyapı projelerine de yatırım yapıyor. Ay Yıldız Karargâhı da bu vizyonun en önemli örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Türk bayrağındaki ay ve yıldızdan ilham alınarak tasarlanan yerleşke, mimarisiyle olduğu kadar sahip olacağı ileri teknoloji altyapısıyla da dikkat çekiyor. Akıllı bina sistemleri, dijital komuta kontrol altyapısı, enerji verimliliği sağlayan çevre dostu mimari ve yüksek güvenlik standartlarıyla proje, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçları dikkate alınarak inşa ediliyor.
Türkiye'nin hava savunma altyapısını güçlendirecek kritik sistemlerden biri daha envantere girdi.
Milli Savunma Bakanlığı, ASELSAN tarafından geliştirilen ALP-300G Alçak İrtifa Radar Sistemi'nin Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edildiğini, muayene ve kabul faaliyetlerinin başarıyla tamamlandığını açıkladı.
ALP-300G, özellikle alçak irtifada uçan savaş uçakları, seyir füzeleri, helikopterler, İHA ve SİHA'lar ile diğer hava hedeflerini yüksek hassasiyetle tespit ve takip etmek amacıyla geliştirildi.
Yüksek hareket kabiliyetine sahip sistem, kısa sürede konuşlandırılabiliyor ve zorlu arazi şartlarında görev yapabiliyor. Gelişmiş radar teknolojileri sayesinde hava savunma unsurlarına gerçek zamanlı hedef bilgisi sağlayarak tehditlere karşı erken uyarı ve etkin angajman imkânı sunuyor.
Yeni teslimatla birlikte Hava Kuvvetleri Komutanlığının radar ağı daha da güçlenirken, Türkiye'nin katmanlı hava savunma mimarisine önemli bir kabiliyet daha kazandırılmış oldu.
ASELSAN tarafından geliştirilen radar sistemleri, yerli ve milli hava savunma ekosisteminin en kritik bileşenleri arasında yer alırken, teslimatlar Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonel etkinliğini artırmaya devam ediyor.
Türk savunma ve havacılık sanayii, ihracatta istikrarlı büyümesini sürdürüyor.
Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, Haziran 2026'da savunma ve havacılık ihracatının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 29,6 artarak 802,8 milyon dolara ulaştığını açıkladı.
Yılın ilk altı ayında ise sektör ihracatı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 29,5 artış göstererek 4 milyar 665,7 milyon dolara yükseldi.
En dikkat çekici gelişmelerden biri ise son 12 aylık ihracatın ilk kez 11 milyar dolar seviyesini aşması oldu. Böylece Türk savunma ve havacılık sanayii, ihracatta yeni bir psikolojik eşiği daha geride bıraktı.
Son yıllarda geliştirilen yerli ve milli savunma sistemlerinin sahada gösterdiği başarı, Türk savunma sanayiine olan uluslararası ilgiyi artırmaya devam ediyor. Kara, hava ve deniz platformlarının yanı sıra mühimmat, elektronik sistemler, radarlar ve insansız sistemler birçok ülkenin envanterine girmeyi sürdürüyor.
Artan ihracat rakamları, yalnızca ekonomik büyüklüğü değil; Türkiye'nin savunma teknolojilerindeki rekabet gücünü, küresel pazardaki güvenilirliğini ve uluslararası iş birliklerini de güçlendiren önemli göstergeler arasında yer alıyor.
Türk savunma sanayii, her geçen yıl daha fazla ülkeye daha yüksek katma değerli ürünler ihraç ederek küresel savunma pazarındaki konumunu sağlamlaştırmaya devam ediyor.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yerli ve milli helikopter filosu büyümeye devam ediyor.
Milli Savunma Bakanlığı, muhtelif miktarda Genel Maksat Helikopteri GÖKBEY'in Kara Kuvvetleri Komutanlığı envanterine alındığını açıkladı.
TUSAŞ tarafından milli imkânlarla geliştirilen GÖKBEY, personel ve yük taşımacılığı, arama-kurtarma, lojistik destek, ambulans, VIP ve genel maksat görevleri gibi birçok farklı görevde kullanılabilecek şekilde tasarlandı.
Yeni teslimatlarla birlikte Kara Kuvvetleri Komutanlığının yerli genel maksat helikopteri filosu güçlenirken, Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonel kabiliyetinin artırılmasına da önemli katkı sağlanacak.
GÖKBEY, sahip olduğu yüksek irtifa ve sıcak hava performansı, gelişmiş aviyonik sistemleri ve zorlu coğrafi şartlarda görev yapabilme kabiliyetiyle hem yurt içinde hem de uluslararası pazarda dikkat çeken platformlar arasında yer alıyor.
Seri üretim teslimatlarının hız kazanmasıyla birlikte GÖKBEY'in önümüzdeki dönemde Kara Kuvvetlerinin yanı sıra diğer güvenlik kurumlarının envanterinde de daha fazla yer alması bekleniyor.
ROKETSAN’IN İHRACAT GELİRİ NEREYE GİDİYOR?
ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci, şirketin büyüme stratejisine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. İkinci, ROKETSAN'ın elde ettiği gelirleri üretim altyapısını güçlendirmek, yeni üretim hatları kurmak ve üretim kapasitesini artırmak amacıyla yeniden yatırıma dönüştürdüklerini ifade etti.
Murat İkinci'nin açıklamaları, Türkiye savunma sanayiinin son yıllarda benimsediği sürdürülebilir büyüme modelini de ortaya koyuyor. Savunma sanayiinde elde edilen ihracat başarıları yalnızca ekonomik bir gelir sağlamıyor; aynı zamanda yeni üretim tesisleri, modern altyapılar ve daha yüksek üretim kapasitesi olarak yeniden sektöre kazandırılıyor.
ROKETSAN bugün Türkiye savunma sanayiinin en önemli teknoloji şirketlerinden biri olarak füze, roket ve akıllı mühimmat alanlarında geliştirdiği yerli ve milli sistemlerle dikkat çekiyor. ATMACA Gemisavar Füzesi, SOM Seyir Füzesi, TAYFUN, SUNGUR, CİRİT, UMTAS, L-OMTAS, MAM mühimmat ailesi ve birçok kritik sistem hem Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarını karşılıyor hem de uluslararası pazarlarda önemli başarılar elde ediyor.
Murat İkinci'nin verdiği bilgilere göre ROKETSAN, mevcut üretim kapasitesini artırmak amacıyla yoğun şekilde yatırım yapmayı sürdürüyor. Yeni üretim hatlarının devreye alınmasıyla birlikte şirketin üretim kabiliyetinin mevcut seviyesinin yaklaşık beş kat üzerine çıkarılması hedefleniyor. Bu büyüme, yalnızca ihracat siparişlerini karşılamak için değil, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin artan ihtiyaçlarını zamanında karşılayabilmek açısından da büyük önem taşıyor.
Türkiye, askeri gemi inşasında tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilen TCG KOÇHİSAR ile Romanya Deniz Kuvvetlerine teslim edilen CAm. ROMAN Korveti töreninde yaptığı açıklamada, Türk tersanelerinde 50'den fazla savaş gemisinin eş zamanlı olarak inşa edildiğini duyurdu.
Erdoğan, "Askeri gemi inşasında tarihimizin en parlak günlerini yaşıyoruz." ifadelerini kullanarak, Türkiye'nin denizcilik alanındaki üretim kabiliyetine dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın verdiği bilgilere göre Türkiye, bugüne kadar dünyanın farklı bölgelerindeki dost ve müttefik ülkelere 140'ın üzerinde deniz platformu ihraç etti.
Bu başarıya son olarak, ilk kez bir NATO ve Avrupa Birliği üyesi ülkeye savaş gemisi ihracatı da eklendi. Türkiye'de inşa edilen CAm. ROMAN Korveti, Romanya Deniz Kuvvetlerine teslim edilerek Türk savunma sanayi tarihinde önemli bir kilometre taşı geride bırakıldı.
Aynı törende MİLGEM İstif Sınıfı'nın ikinci gemisi TCG KOÇHİSAR da Deniz Kuvvetleri Komutanlığının envanterine katıldı.
Türk tersanelerinde eş zamanlı olarak inşa edilen fırkateynler, korvetler, açık deniz karakol gemileri, çıkarma gemileri, lojistik destek gemileri ve ihracat projeleri, Türkiye'nin askeri gemi inşa sanayisinde ulaştığı mühendislik ve üretim kapasitesini gözler önüne seriyor.
Bugün Türkiye, yalnızca kendi donanmasının ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke değil; aynı zamanda savaş gemisi tasarlayan, inşa eden ve dünyanın birçok ülkesine ihraç eden sayılı ülkeler arasında yer alıyor.
ASELSAN, artan sipariş hacmini karşılamak ve üretim altyapısını güçlendirmek amacıyla stratejik yatırımlarına bir yenisini daha ekledi.
Şirket tarafından 40 milyon ABD doları yatırımla hayata geçirilen 17 bin 360 metrekare kapalı alana sahip Akıllı Mühimmat ve Sualtı Sistemleri İlave Üretim ve Test Merkezleri resmen devreye alındı.
Yeni tesislerle birlikte, başta akıllı mühimmat sistemleri ile sualtı sistemleri olmak üzere birçok kritik savunma ürününün üretim kapasitesi önemli ölçüde artırılacak.
Merkezlerde kurulan ileri üretim altyapısı sayesinde robotik üretim teknolojileri, otomasyon sistemleri ve modern test kabiliyetleri devreye alınırken; üretim süreçlerinin daha hızlı, daha verimli ve daha yüksek kalite standartlarında yürütülmesi hedefleniyor.
Yatırım kapsamında özellikle hava savunma sistemleri ve deniz savunma sistemleri üretiminde teslimat sürelerinin kısaltılması, artan yurt içi ve yurt dışı taleplerin daha etkin karşılanması ve seri üretim kapasitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor.
Son yıllarda rekor seviyelere ulaşan sipariş hacmini karşılamak için üretim altyapısını sürekli genişleten ASELSAN, yalnızca yeni sistemler geliştirmiyor; aynı zamanda bu sistemleri yüksek adetlerde üretebilecek sanayi altyapısını da güçlendiriyor.
Hayata geçirilen bu yatırım, ASELSAN'ın artan ihracat hedeflerine, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarının daha hızlı karşılanmasına ve Türkiye'nin savunma sanayiindeki üretim gücünün sürdürülebilir şekilde büyümesine önemli katkı sağlayacak.
ASELSAN’IN AKILLI KAMERASI SAHADA
ASELSAN tarafından geliştirilen yerli ve milli yaka kamerası ODAKAN, bugün 150 binden fazla personel tarafından aktif olarak kullanılıyor. Ancak ODAKAN yalnızca görüntü kaydı yapan bir kamera değil. Yapay zekâ, görüntü işleme ve haberleşme teknolojilerini tek bir platformda buluşturan bu sistem, Türkiye savunma sanayiinin güvenlik teknolojileri alanında ulaştığı seviyeyi ortaya koyan önemli projelerden biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye savunma sanayii son yıllarda yalnızca kara, hava ve deniz platformlarına yönelik sistemler geliştirmiyor. Aynı zamanda güvenlik güçlerinin sahadaki görev etkinliğini artıracak ileri teknoloji çözümler üzerinde de çalışmalarını sürdürüyor. ASELSAN tarafından geliştirilen ODAKAN da bu çalışmaların dikkat çeken örneklerinden biri olarak görev yapıyor.
ODAKAN'ın en önemli özelliklerinden biri sahip olduğu yapay zekâ destekli analiz kabiliyeti. Sistem yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; görev sırasında elde edilen görüntüler üzerinde eş zamanlı analiz gerçekleştirebiliyor. Çoklu yüz ve plaka tespiti yapabilmesi sayesinde sahadaki durumsal farkındalığın artırılmasına katkı sağlıyor.
Türkiye savunma sanayii tarafından geliştirilen bu yeni nesil sistem, anlık konum bilgisini de merkeze aktarabiliyor. Böylece görev yapan personelin konumu gerektiğinde eş zamanlı olarak takip edilebiliyor ve koordinasyon süreçleri daha etkin şekilde yürütülebiliyor.