@dogalmaxx Herkesten ayrı bir ses çıkıyor ve çıkacak da maalesef. Kimseyi %100 doğru kabul etmemek, deneme yanılma yoluyla tecrübe ederek doğru olanı bulmak gerek. paracelcus anonim bir bilim insanı sadece. doğru veya yanlıştır bilemeyiz.
@liberteryenfb@erkekadamblogu Varsayım yapalım madem. Milyarder bir erkeğin karşına iki kadın çıkarsalar, kadınlardan biri fakir ama çok güzel bir kadın, diğer ise ultra zengin ama çirkin bir kadın. Gerçek arzu ve çekime dayanarak, erkek sence hangi kadını seçecektir?
@liberteryenfb@erkekadamblogu kardeşim ben de zaten öyle bir şey demedim. sen "fakir bir kız, zengin bir erkek isteyemez." dedin ve ben bunu aşırı saçma buldum ve "güzelse ister." dedim. sen konuyu dallandırıp budaklandırdın şimdi, bu kadar teoride boğmayın kendinizi.
@liberteryenfb@erkekadamblogu geçin bu masalları ya. kadın çok güzel bir kadınsa, padişahı bile isteyebilir. para kazanmak, zengin olmak vs kadının görevi değildir rolleri karıştırmayın artık.
@enisdundar0@okvnsrv@erkekadamblogu birader, bir kadın "evlendiğimde maddi sebeplerden dolayı çalışmak zorunda kalmayayım ve eşim bana geçim sıkıntısı yaşatmasın." şeklinde bir erkek modeli isteyebilir ve istemelidir de anlattıgım bu. senin ne anlattıgını ise çözemedim.
Gerçekten başaran birinin 'keşke geçmişe dönsem' dediğini duyamazsınız.
Zirveye giden yol o kadar yıpratıcıdır ki, kimse o bedelleri sil baştan ödemeyi göze alamaz.
Geçmişe dönmeyi hayal ediyorsan, zamanı doğru yaşayamamışsın demektir.
Madde, er ya da geç, ruha tepki verir.
Verdiğiniz savaşlar, yüzünüze yansır.
Çok yalan söyleyen insan, çirkinleşmeye başlar.
Çok fazla mücadeleyi atlatabilmiş insanların bakışları sertleşir.
MÜSAİT OLMAYIN
Amaçsız bir hayata.
Gereksiz konuşmalara.
Negatif insanlara.
Enerjinizi tüketenlere.
Sahte dostluklara.
Değerinizi bilmeyenlere.
Müsaitlik bir nezaket değil, bir FİYATTIR.
Sen her zaman müsaitsen, senin zamanının bir değeri yok demektir.
Ekonominin en eski kuralı bol olan ucuzdur.
Her çağrıya koşan, her mesaja üç saniyede dönen, her davete "tabii gelirim" diyen adam kendi fiyatını kendi düşürür.
Sonra oturup "kimse beni ciddiye almıyor" der.
Alacaklar mıydı? Sen kendini her yere bedava dağıttın.
Enerjini tüketenlere müsait olma.
Çünkü dikkat ve enerji, günde sınırlı miktarda gelen bir kaynaktır sabah dolu uyanırsın, akşama kadar harcarsın.
Bir saatlik dert dinlemek, bir saatlik iş kadar yorar.
İş sana bir şey bırakır, dert dinlemek seni boşaltır.
Gün sonunda "hiçbir şey yapmadım ama bitmişim" diyorsan, enerjini kendi işine değil, başkasının kavgasına verdin.
Gereksiz konuşmalara müsait olma.
Çünkü her muhabbet beynine bir dosya açar ve o dosya kapanmadan kapanmaz.
Masada konuşulan dedikodu eve kadar seninle gelir, yatakta aklına girer.
Boş muhabbet masada bitmiyor faturası gece geliyor.
Negatif insanlara müsait olma.
Duygu bulaşıcıdır, bunu kendin de biliyorsun bir odaya mutsuz biri girdiğinde oda değişir.
Beynin karşındakini taklit ederek anlar onun yüzünü, tonunu, duruşunu içeriden kopyalar.
Yani sen "etkilenmem" desen de etkilenirsin.
Sürekli şikayet eden adamın yanında oturan adam, altı ay sonra şikayet etmeye başlar ve bunu kendi fikri sanır.
Sahte dostluklara müsait olma.
Sahte dostluğun testi kavga değil, İYİ GÜNDÜR.
Kötü günde yanında olan çoktur çünkü senin düşüşün onlara kendilerini iyi hissettirir.
Asıl ayrım, sen kazandığında ortaya çıkar.
Kazandığını duyunca gözü parlayan adam dostundur yüzü düşen adam, yıllardır dost rolü yapan bir rakiptir.
Değerini bilmeyenlere müsait olma.
Çünkü insanlar sana, kendi belirlediğin değer üzerinden davranmaz senin TAHAMMÜL ETTİĞİN davranış üzerinden davranır.
Bir kere geç kalındı, "olsun" dedin.
İki kere sözünden dönüldü, "önemli değil" dedin.
Üçüncüde artık o senin standardındır.
Kimse sana bilerek saygısızlık yapmıyor açık bıraktığın kapıdan giriyor.
Ve amaçsız bir hayata müsait olma.
Çünkü gündemini sen doldurmazsan bir başkası doldurur.
Takvimi boş olan adam, herkesin yedek planı olur.
Hayır demenin en zor olduğu an, evet dediğinde kaybedecek bir şeyin olmadığı andır.
Bu yüzden "hayır" demek bir karakter meselesi değil, bir MEŞGULİYET meselesidir: kendi işi olan adam kendiliğinden seçici olur.
Peki bu seni soğuk, kibirli, insanlardan kopuk bir adam mı yapacak? Hayır.
Mesele insanları kesmek değil, KAPIYA bir eşik koymak.
Eşiksiz eve herkes girer, girenin biri de ayakkabısıyla yatağına oturur.
Şunu yapacaksın.
Bir hafta boyunca akşam otur, gününü kimin aldığına bak. Üç soru sor.
Bu kiminle geçen zamandı? Beni doldurdu mu, boşalttı mı? Bir daha olursa evet mi diyeceğim, hayır mı?
Sonra bir "hayır" seç ve o hafta onu kullan.
Küçük olsun, önemi yok.
Bir kere kullanınca göreceksin dünya yıkılmıyor, sadece etrafındakiler senin fiyatını güncelliyor.
Herkese müsait olan adam, hiç kimseye yetmez.
En çok da kendine.
Hayatınızı yaşarken asker gibi olmalısınız.
Kendiniz tek başınıza ordu olmalısınız.
Tam bir görev adamı olmalısınız.
Kendinize verdiğiniz sözleri tutmalısınız ve hiçbir şeyi ertelemeden yapmalısınız.
Başkalarına verdiğin sözü tutmak için kırk takla atıyorsun.
Kendine verdiğin sözü ise ilk canın istemediğinde çöpe atıyorsun.
Kendi hayatını neden bu kadar kolay ikinci plana atıyorsun?
Bir kitap mı satın aldın, hemen okumaya başla asla erteleme.
Bir şeye başlamaya niyet mi ettin? Direkt başla erteleme.
Bütün işi hemen bitirmen gerekmiyor.
Ama ilk hareketi yapacaksın. Kitabı aç, ilk sayfayı oku.
Çalışacağın işi aç, ilk işi yap. Başlamaya karar verdiğin anda bir şey yap ki o karar yine kafanın içinde kalmasın.
Yarınlara ertelediğin hiçbir yarın gelmez.
Bugünün işini yarına bırakma.
Neden?
Çünkü beyin her şeye alışır ve bir kere erteleme döngüsüne girdiğinde her şeyi ertelemeye başlarsın.
Bugün işi erteliyorsun ve kısa süreli rahatlıyorsun.
Ama iş ortadan kalkmıyor.
Yarın aynı işin başına, bir de bugün yapmamış olmanın yüküyle oturuyorsun.
Sonra o yükten kaçmak için yine erteliyorsun.
Kaçtıkça büyüttüğün şey bazen işin kendisi bile değil, başlamanın gözünde büyümesi.
Kendine saygın olsun.
Hedeflerine saygın olsun.
Hayatına saygın olsun.
Kendine ve hayatına saygısızlık yapma.
Kendine ve hayatına ihanet etme.
Bir şey yapacağım dediğinde yap.
Yapamayacağın kadar büyük sözler de verme.
Her sabah on tane hedef yazıp akşam hiçbirine dokunmamaktansa üç tane iş belirle ve üçünü bitir.
Kendi sözünün arkasında durmayı böyle öğrenirsin.
Hayatta hiçbir şey çok zor değildir.
Kimse atom parçalamıyor.
Erteleme hiçbir şeyi.
Görevini de açık belirle. “Bugün kendimi geliştireceğim” ne demek kardeşim? Ne yapacaksın?
Kaç sayfa okuyacaksın, hangi işi teslim edeceksin, neyin üzerinde çalışacaksın?
Yapacağın iş belli olsun ki bitirip bitirmediğini de bilesin.
Zinciri kırma ve süreklilikle tekrar tekrar yapmaya devam et.
Her gün yeniden heves arama.
Dün karar verdiğin işi bugün canın istemiyor diye tekrar tartışmaya açma. Masaya otur ve görevini yap.
Bunu istediğin her alana uyarla.
Ustalık dediğin budur. İmrendiğin şeyler böyle inşa edilir.
Kendi verdiğin emri kendin uygulamıyorsan, hayatının komutası sende nasıl olacak?
Arkadaşlar inanın.
Hem de aklınızın sürekli “ya olmazsa?” diye kemirdiği yerde, hayvanlar gibi inanın. Yemin ederim ki kazanacaksınız.
Olmak istediğiniz insana, kurmak istediğiniz hayata, kazanmak istediğiniz paraya, ulaşmak istediğiniz başarıya, düzeltmek istediğiniz ilişkiye…
Çünkü insan önce zihninde kazanır, sonra hayatında.
İnanç; sonucu garanti etmez.
Ama sonuç gelene kadar devam edebilmenin yakıtıdır.
Kendine, emeğine ve istediğin hayata kalben inan.
Sonra öyle bir çalış ki, bir gün dönüp baktığında:
“Ben bunu daha olmadan önce biliyordum.” diyebil.
ERTELEMEYİ NASIL YENERSİN?
Uzun bir yazı olacak aklıma gelen bütün erteleme davranışlarını ve çözümlerini sıralayacağım.
Bunu da kaydedenlere atıp sonra okurum derseniz delikanlı gibi okuyun bunu da ertelemeyin.
Okuma süresi 10 dakikanızı alabilir, sakin kafayla odak halinde okuyabilirsiniz.
Bu konu hakkında “Telefonu bırak, disiplinli ol, kalk ve yap.” diye üç cümle yazıp geçmeyeceğim.
Çünkü erteleme tek bir problem değildir.
Birisi yaşayacağı stresten kaçtığı için erteler.
Birisi başarısız görünmekten korktuğu için başlamaz.
Birisi mükemmel zamanı ve kusursuz planı bekler.
Birisi yıllardır tembelliği alışkanlığa çevirmiştir fakat bunu karakteri olarak kabul etmez.
Bir başkasının dikkati kısa hazlarla parçalanmıştır.
Telefonun verdiği uyarana alışan beyin, yavaş ilerleyen sıradan işleri işkence gibi algılar.
Bazıları da yapacağı işi gerçekten istemez.
Yalnızca istemesi gerektiğine inanır.
Bütün bu insanlara aynı tavsiyeyi veremezsin.
Hepsine “Kalk ve yap.” demek, bütün hastalara aynı ilacı vermek gibidir.
Önce seni erteleten mekanizmayı bulacaksın.
Çünkü erteleme yalnızca irade eksikliği değildir.
Çoğu zaman iradeyi içeriden çürüten, çözülmemiş bir kaçış düzenidir.
Sen işi ertelediğini sanıyorsun.
Aslında işin sende oluşturduğu duygudan kaçıyorsun.
Telefonu eline aldığında iş ortadan kaybolmuyor.
Yalnızca bugünkü rahatsızlığını azaltıp faturayı yarınki kendine kesiyorsun.
Yarınki sen de yine sensin.
Kaçtığın iş kaybolmuyor.
Büyüyor.
Üzerine suçluluk, zaman baskısı ve kendine duyduğun öfke ekleniyor.
Başlangıçta on birim ağırlığı bulunan iş, sen kaçtıkça yüz birimlik bir zihinsel yüke dönüşüyor.
Sonra da: “Bu iş neden bu kadar ağır geliyor?
diye soruyorsun.
Çünkü artık yalnızca işi yapmıyorsun.
İşle beraber günlerdir taşıdığın suçluluğu, korkuyu ve kendine karşı kaybettiğin güveni de kaldırmaya çalışıyorsun.
Şimdi hangi delikten kaçtığını bulacağız.
1. DUYGUDAN KAÇAN ERTELEYİCİ
Bu insan işten kaçmaz.
İşin içinde uyandırdığı duygudan kaçar.
Yapacağı işi açtığında sıkıntı hisseder.
Dersin başına geçtiğinde yetersizlik hisseder.
Telefon görüşmesini yapacakken gerilir.
İşe başlamak ona stres, utanç, belirsizlik veya başarısızlık ihtimalini hatırlatır.
Beyin de en hızlı çıkışı gösterir:
“Biraz telefona bak.”
“Önce kahve yap.”
“Şu videoyu izleyelim, sonra başlarız.”
“Bugün kafamız yerinde değil.”
Sen kaçış davranışını yaptığında kısa süreli bir rahatlama yaşarsın.
Beyin bunu kaydeder:
Bu iş kötü hissettirdi. Kaçınca rahatladık. Bir dahaki sefere yine kaç.
Erteleme böyle güçlenir.
Çözüm kendini iyi hissetmeyi beklemek değildir.
Rahatsız hissederken de harekete geçebildiğini beynine öğretmektir.
Kendine şunu sor:
Bu işi değil, hangi duyguyu yaşamak istemediğim için kaçıyorum?
Cevap sıkıntıysa sıkılarak çalışacaksın.
Kaygıysa kaygıyla başlayacaksın.
Yetersizlikse kötü bir ilk deneme yapacaksın.
Duygunun geçmesini beklemeyeceksin.
O duygu yanında otururken çalışmayı öğreneceksin.
2. BAŞARISIZLIKTAN KORKAN ERTELEYİCİ
Bu kişi işi tamamladığında gerçek kapasitesi ortaya çıkacağı için başlamaz.
Çünkü başlamazsa elinde bir bahanesi kalır:
“Vaktim yoktu.”
“Son anda yaptım.”
“Gerçekten çalışsaydım daha iyisini yapardım.”
Bu sözlerin tamamı egonun sigortasıdır.
Elinden geleni yapıp başarısız olursan kendin hakkında kurduğun bazı hikayeler yıkılır.
Bu yüzden bilinçaltında kendine engel çıkarırsın.
Yeterince çalışmazsın.
Geç başlarsın.
Hazırlanmazsın.
Sonra başarısız olduğunda sonucun yeteneğinden değil, hazırlıksızlığından kaynaklandığını söylersin.
Lisedeyken düşük not olup "hiç çalışmadım kanki yea" diyen tipler bunlardı.
Böylece egonu korursun fakat hayatını kaybedersin.
Başarısız görünmemek uğruna başarı ihtimalini öldürürsün.
Çözüm, sonucu kimliğinden ayırmaktır.
Bir işte başarısız olman, başarısız bir insan olduğun anlamına gelmez.
Ortaya koyduğun çalışma sen değilsin.
Sınav sonucu sen değilsin.
Satış görüşmesinden aldığın ret sen değilsin.
Sonuç yalnızca mevcut yönteminin verdiği geri bildirimdir.
Kaybetmekten korktuğun için sahaya çıkmıyorsan zaten hükmen mağlupsun.
3. MÜKEMMELİYETÇİ ERTELEYİCİ
Mükemmeliyetçi insan kendisini çalışkan zanneder.
Fakat çoğu zaman üretmek yerine kusursuz başlangıcı bekler.
Doğru zamanı bekler.
Doğru enerjiyi bekler.
Doğru programı bekler.
Bütün kaynakları toplamaya çalışır.
Planın planını yapar.
Not tutacağı uygulamanın rengini seçer.
Ortada hala yapılmış bir iş yoktur.
Mükemmeliyetçilik her zaman yüksek standart değildir.
Bazen eleştirilmekten korkan egonun takım elbise giymiş halidir.
İlk çalışmanın kötü olmasına izin vermediğin için ilk çalışmayı hiçbir zaman ortaya çıkaramazsın.
Halbuki iyi işler kötü başlayan taslakların düzeltilmesiyle oluşur.
Kitap önce dağınık cümlelerden oluşur.
Vücut ilk gün titreyerek kaldırdığın ağırlıkla gelişir.
İşletme ilk müşteriye yaptığın kusurlu satışla büyür.
Kimse ustalığa kusursuz başlamaz. Herkes önce çıraktır ve yarım yamalakta olsa işi bitirmek önemlidir.
Çözüm açık
Önce kötü versiyonu çıkaracaksın.
İlk taslağın görevi mükemmel olmak değil, var olmaktır.
Olmayan bir şeyi geliştiremezsin.
Masaya sıfır koyarsan onu yüz yapamazsın.
Önce biri koyacaksın.
4. BELİRSİZLİĞE DAYANAMAYAN ERTELEYİCİ
Bu insan adım atmadan önce sonunu görmek ister.
İş tutacak mı?
İnsanlar beğenecek mi?
Para kazanacak mı?
Doğru karar mı?
Ya pişman olursa?
Bütün cevapları öğrenmeden hareket etmek istemez.
Sürekli kafada kurar durur ve harekete geçemez.
Fakat hayat sana hareket etmeden cevap vermez.
Birçok bilgi yolun başında bulunmaz.
Yürüdükçe ortaya çıkar.
Tıpkı oyun oynarken ilerledikçe haritanın diğer taraflarının görünmesi gibi.
Sen kesinlik beklerken zaman geçer, fırsatlar kapanır ve hayat senin yerine karar verir.
Sonra buna kader dersin.
Değildir.
Karar vermemeyi seçtiğin için oluşan sonuçtur.
Belirsizlik hayatın kusuru değil, oyunun kuralıdır.
Çözüm her şeyi bilmek değil, bir sonraki hamleyi bilmektir.
Önündeki yüz kilometreyi göremiyorsan ilk yüz metreyi yürü.
Yanlışsa düzeltirsin.
Fakat yerinde durarak yön bulamazsın.
5. İŞİ GÖZÜNDE BÜYÜTEN ERTELEYİCİ
“Kitap yazacağım.”
“İş kuracağım.”
“İngilizce öğreneceğim.”
“Hayatımı düzelteceğim.”
Bunlar görev değildir.
Bunlar başlığı bulunan büyük yüklerdir.
Beyin ne yapacağını anlamadığı zaman işi tehdit olarak algılar.
Çünkü ortada başlangıcı ve bitişi belli bir hareket yoktur.
“Staj dosyasını yazacağım.” dediğinde beynin onlarca sayfayı aynı anda görür.
“Dosyayı açıp başlığı yazacağım.” dediğinde tek bir hareket görür.
İnsan çoğu zaman iş ağır olduğu için değil, iş parçalanmadığı için başlayamaz.
Çözüm hedefi fiziksel bir harekete çevirmektir.
“Ders çalışacağım.” değil:
Kitabı açacağım ve ilk beş soruyu çözeceğim.
“İçerik üreteceğim.” değil:
Bilgisayarı açacağım ve ilk girişi yapacağım.
“Spor yapacağım.” değil:
Ayakkabımı giyip dışarı çıkacağım.
Beyin belirsiz emirlerle savaşır.
Açık emirleri uygular.
6. KENDİNE GÜVENMEYEN ERTELEYİCİ
Bu kişi başlamadan önce kaybettiğine inanır.
Daha önce yarım bıraktığı işleri hatırlar.
Kendine verdiği fakat tutmadığı sözleri hatırlar.
Her yeni hedefin karşısına eski sicilini çıkarır:
“Sen bunu da bırakacaksın.”
“Bizden bir bok olmaz.”
“Kaç kere denedin?”
Bu ses gökten inmedi.
Senin yarım bıraktığın işlerle, bozduğun sözlerle ve küçümsediğin başarılarla oluştu.
Kendine güven düşünerek kurulmaz.
Kendine güven, kendine verdiğin sözlerin kaydıdır.
Her gün üç saat çalışma sözü verip hiçbir şey yapmıyorsan güvenin azalır.
Yirmi dakika çalışma sözü verip yapıyorsan güvenin yükselir.
Çözüm büyük vaatler vermek değildir.
Tutabileceğin küçük emirler verip onları tartışmadan uygulamaktır.
Küçük köşe taşları oluştur.
Bir hafta boyunca kendine söylediğini yap.
Sonra iki hafta yap.
Beynin senin konuşmalarına değil, geçmişte ne yaptığına bakar.
Kendine yeniden inanmak istiyorsan kendine delil üret.
7. TEMBELLİĞİ ALIŞKANLIĞA ÇEVİREN ERTELEYİCİ
Her ertelemenin altında çocukluk travması aramaya gerek yok.
Bazı insanlar yıllardır rahatına düşkün yaşadığı için erteler. Konfor götlerine yapışmıştır.
Canı istemediğinde yapmaz.
Daha çok zamanı olduğunu düşünür.
Bir iş zor geldiğinde bırakır.
Sıkıldığı anda telefona kaçar.
Kimse hesap sormadığı için bu düzen yıllarca devam eder.
Sonra buna karakter demeye başlar
“Ben böyleyim.”
Hayır.
Sen yıllardır aynı davranışı tekrar ettiğin için böyle hareket ediyorsun.
Tembellik gökten gelen bir kimlik değildir.
Tekrarla güçlenen bir davranış biçimidir.
Rahatlığın her istediğini verdiğinde iraden zayıflar.
Bedenin dinlenmek ister, dinlenirsin.
Zihnin kaçmak ister, kaçarsın.
Canın istemez, başlamazsın.
Böyle yaşarsan içindeki her dürtü sana emir vermeye başlar.
Çözüm, kendini her gün biraz rahatsız etmektir.
İstemediğin halde yatağı topla.
Canın istemediği halde yürüyüşe çık.
Başlamak istemediğin işi on dakika yap.
İrade büyük savaşlarda kurulmaz.
Her gün verdiğin küçük emirlerin uygulanmasıyla kurulur.
8. DİKKATİ KISA HAZLARLA PARÇALANAN ERTELEYİCİ
Telefonu açıyorsun.
Bir video.
Bir bildirim.
Bir mesaj.
Bir tartışma.
Bir haber.
Beyin birkaç saniyede bir yeni uyaran alıyor.
Sonra kitabın başına geçiyorsun ve beş dakika boyunca hiçbir şey değişmiyor.
Beynin hemen bağırıyor:
“Sıkıldım.”
Sıkılmadın.
Dikkatini sürekli yeniliğe bağımlı hale getirdin.
Bir sayfa okumak, rapor yazmak veya uzun süre aynı işle uğraşmak artık sana boşluk gibi geliyor.
“Dopaminim bitti.” diyerek meseleyi mistik hale getirmeye gerek yok.
Dikkatini kaçmaya eğittin.
Onu yeniden kalmaya eğiteceksin.
Çözüm yalnızca telefonu uzağa koymak değildir.
Canın telefona bakmak istediğinde bakmamayı öğrenmektir.
Çalışma sırasında oluşan sıkıntıdan kaçmazsan beyin bir süre sonra yeni düzene uyum sağlar.
Fakat her dürtüde ekranı açarsan dikkat kasını kendi elinle kesersin.
Telefon başka odada duracak.
Bildirimler kapanacak.
Çalışma sırasında tek ekran, tek sekme ve tek iş olacak.
İradeni her saniye sınamayı bırak.
Kaçış kapılarını kapat.
9, UZAK ÖDÜLE ÇALIŞAMAYAN ERTELEYİCİ
Sınav altı ay sonra.
Vücut bir yılda değişecek.
İş belki iki yıl sonra sağlam para kazandıracak.
Bugünkü emek hemen sonuç vermiyor.
Kaçış ise bir saniyede haz veriyor.
Beyin yakındaki ödülü uzaktaki büyük ödüle tercih ediyor.
Bu yüzden gelecekteki hayatın uğruna bugün bedel ödemek sana anlamsız geliyor.
Sonra son tarih yaklaşınca ödül ve ceza birden gerçeğe dönüşüyor.
Altı ay çalışmadığın sınava son hafta saldırıyorsun.
Çünkü gelecek artık bugün olmuştur.
Çözüm uzak hedefi günlük ödül ve kayıtlara bağlamaktır.
Bugünkü çalışmanın ödülünü yalnızca altı ay sonraki sonuç yaparsan beynin pazarlığı kaybeder.
Her gün yaptığın işi işaretle.
İlerlemeni görünür hale getir.
Haftalık küçük sonuçlar üret.
Büyük ödülü bugünkü tamamlanma hissine bağla.
Uzak geleceği gözünün önüne getir.
Çünkü görmediğin gelecek için savaşamazsın.
10. GERÇEKTEN İSTEMEDİĞİ İŞİ ERTELEYEN KİŞİ
Bazı insanlar disiplin sorunu yaşamaz.
Yanlış hayatı yaşamaya çalışır.
Okuduğu bölümü ailesi istemiştir.
Yapmaya çalıştığı mesleği çevresi değerli bulmuştur.
Kurduğu hedef başkasına güzel görünüyordur.
Kendisi istemez fakat istemesi gerektiğine inanır.
Sonra her gün kendisini zorlar ve neden harekete geçemediğini anlamaz.
İnsan istemediği her işi bırakmalıdır demiyorum.
Hayatta sorumluluk vardır.
Canın istemese de yapacağın işler vardır.
Fakat yıllarca yürüyeceğin yol sana ait değilse içindeki direnç hiçbir zaman tamamen susmaz.
Kendine dürüstçe soracaksın.
Ben bunu gerçekten istiyor muyum, yoksa bu hedefe sahip olan insan gibi görünmek mi istiyorum?
Sonucu istiyor fakat bedelini istemiyorsan sorun hedefte değildir.
Bedel ödemeyi kabul etmiyorsundur.
Fakat sonucu bile istemiyorsan sırf başkaları alkışlayacak diye hayatını yakma.
11. KARAR VEREMEDİĞİ İÇİN ERTELEYEN KİŞİ
Hangi eğitimi almalıyım?
Hangi işe başlamalıyım?
Hangi programı kullanmalıyım?
Sabah mı çalışmalıyım, gece mi?
Notları deftere mi almalıyım, bilgisayara mı?
İnsan bazen çalışmak yerine çalışma yöntemleri arasında kaybolur.
Araştırır.
Karşılaştırır.
Liste yapar.
Video izler.
Fakat üretmez.
Buna hazırlık adını verir.
Aslında karar vermenin sorumluluğundan kaçar.
Çünkü bir yolu seçtiği an diğer yolları bırakması gerekir.
Çözüm en kusursuz seçeneği bulmak değildir.
Yeterince iyi bir seçenek belirleyip belirli süre boyunca ona sadık kalmaktır.
Bir yöntem seç.
On dört gün uygula.
Sonuçlarını incele.
Çalışmıyorsa değiştir.
Her sabah sistemi yeniden kurarsan hiçbir sistemin çalışıp çalışmadığını öğrenemezsin.
12. ZAMANI YANLIŞ HESAPLAYAN ERTELEYİCİ
Bu kişi gelecekteki kendisini insanüstü bir varlık zanneder.
“Yarın erken kalkarım.”
“Hafta sonu hepsini bitiririm.”
“Akşam dört saat oturur hallederim.”
Bugün yorgundur fakat yarınki hAlinin yorulmayacağını düşünür.
Bugün dikkati dağınıktır fakat pazartesi günü kusursuz odaklanacağına inanır.
İki saatlik işe yirmi dakika biçer.
Sonra zaman yetmeyince hayatın kendisine karşı olduğuna karar verir.
Hayat sana karşı değildir.
Sen hesabı yanlış yaptın.
Çözüm tahminlerine değil, kayıtlarına bakmaktır.
Bir iş gerçekte kaç saat sürdü?
Bir içerik kaç dakikada çıktı?
Hazırlanmak, ulaşım ve toparlanmak ne kadar zaman aldı?
Bunları yaz.
Bir işi ilk defa yapıyorsan düşündüğünden daha fazla süre ayır.
Takvimini hayali kapasitenle değil, geçmiş performansınla kur.
13. SON DAKİKA PANİĞİNE BAĞIMLI ERTELEYİCİ
Bazı insanlar baskı olmadan çalışamadığını söyler.
Çünkü yıllardır kendisini yalnızca yangın çıktığında harekete geçmeye şartlandırmıştır.
Son tarih yaklaşır.
Korku yükselir.
Adrenalin gelir.
Saatlerce çalışır ve işi bir şekilde yetiştirir.
Sonra kendisini kutlar:
“Ben baskı altında daha iyi çalışıyorum.”
Hayır.
Sen baskı olmadan çalışmayı öğrenmedin.
Üstelik işi son anda yetiştirdiğin her sefer beynine ertelemenin işe yaradığını kanıtladın.
Bu yüzden bir sonraki işi de bekletiyorsun.
Çözüm gerçek son tarihi beklememektir.
İşi ara teslimlere böleceksin.
Başka bir insana belirli tarihte belirli parçayı göstereceksin.
Son gün işi bitirme günü olmayacak.
Kontrol, düzeltme ve teslim günü olacak.
Kendine cezasız yalan söyleyebildiğin sürece sahte tarihler çalışmaz.
Bu nedenle mümkünse sürece başka bir göz ekle.
14. EMRE DİRENEREK ERTELEYEN KİŞİ
Bazı insanlar bir şeyi yapmak ister.
Fakat o iş zorunluluğa dönüştüğü anda ondan soğur.
Kendi hazırladığı programa bile isyan eder.
“Yapmak zorundayım.” cümlesini duyduğu anda içinde çocukça bir direnç oluşur.
Çünkü görevi tamamlamayı özgürlüğünün kaybı olarak algılar.
Böyle insanlar bazen patrona, aileye, öğretmene veya topluma duyduğu öfkeyi işi geciktirerek gösterir.
Bedelini karşı taraf değil, kendisi öder.
Bu özgürlük değildir.
Kendi ayağına sıkıp mermiyi başkasına fatura etmeye çalışmaktır.
Çözüm kullandığın dili değiştirmekle başlar
“Bunu yapmak zorundayım.” yerine:
Bunu yapmayı seçiyorum çünkü sonucunu istiyorum.
Gerçekten seçmiyorsan sonucu da bırak.
Hem ödülü isteyip hem bedeline isyan edemezsin.
Kararını ver.
Sonra kendi kararına çocuk gibi direnme.
15. BAŞARIDAN KORKAN ERTELEYİCİ
Başarısızlık kadar başarı da insanı korkutur.
Başarılı olursan senden daha fazlası beklenecektir.
Görünür olacaksın.
Eleştirileceksin.
Çevren değişecek.
Bazı insanları geride bırakacaksın.
Kazandığın şeyi koruma sorumluluğu gelecek.
Bu yüzden hedefe yaklaştığın anda saçma hatalar yaparsın.
Tam iş büyürken bırakırsın.
Tam vücudun düzelirken düzeni bozarsın.
Tam ilişkin yoluna girerken kavga çıkarırsın.
Çünkü eski hayat kötü olsa bile tanıdıktır.
Yeni hayat güzel olsa bile bilinmezdir.
Çözüm kendine şu soruyu sormaktır
Bu işi başarırsam hayatımda ne değişecek ve ben hangi değişimden korkuyorum?
Kazanmaktan korkuyorsan kaybetmeye devam edersin.
Yeni seviyenin sorumluluğunu kabul etmeden yeni seviyenin ödülünü alamazsın.
16. UTANÇ DÖNGÜSÜNE GİREN ERTELEYİCİ
İşi erteledin.
Sonra kendine kızdın.
“İradesizim.”
“Yine sıçtım.”
“Bizden bir şey olmaz.”
Moralin düştü.
Kendine olan güvenin azaldı.
Çalışmak daha ağır geldi.
Tekrar kaçtın.
İlk hata işi iki saat ertelemekti.
Asıl yıkımı kendine saldırarak yaptın.
Bir ok göğsüne saplandı.
Sen o oku çıkarmak yerine her gün biraz daha içeri ittin.
Kendini affetmek, hiçbir şey olmamış gibi davranmak değildir.
Hatayı kabul edip faturayı önündeki beş seneye kesmemektir.
Çözüm nettir
Hatayı tespit et.
Nedenini yaz.
Bir sonraki doğru hareketi belirle.
Hemen küçük bir telafi yap.
Sonra yoluna devam et.
Kendini dövmek sorumluluk almak değildir.
Sorumluluk, hatadan sonra doğru davranışı üretmektir.
17. ORTAMI TARAFINDAN YÖNETİLEN ERTELEYİCİ
Telefon masada.
Bildirimler açık.
Oyun bilgisayarda.
Televizyon karşıda.
Çalışacağı masa dağınık.
Ne yapacağı belli değil.
Eğlenceye ulaşmak için bir hareket, işe başlamak için on hareket gerekiyor.
Sonra kendine iradesiz diyorsun.
Sen iradeni her gün pusunun ortasına bırakıyorsun.
İyi sistem doğru davranışı kolaylaştırır, yanlış davranışı zorlaştırır.
Telefon başka odada olacak.
Çalışma dosyası önceden açılacak.
Ertesi günün ilk işi geceden belirlenecek.
Gerekli malzemeler masada hazır olacak.
Sosyal medya oturumları kapatılacak.
Çalışacağın saat çevrendeki insanlara bildirilecek.
Kendini sürekli sınava sokma.
İradeni önemli kararlar için sakla.
Ortamını kur ki doğru davranış senden her defasında kahramanlık istemesin.
18. BEDENSEL VE ZİHİNSEL SORUNU TEMBELLİK SANAN KİŞİ
Her başlayamama problemi karakter zayıflığı değildir.
Uykusuzsan düşünemezsin.
Sürekli stres altındaysan zihnin tehdit arar.
Yoğun kaygı içindeysen sıradan işler bile ağır görünür.
Depresif bir dönemdeysen hareket başlatmak zorlaşır.
Dikkat ve yürütücü işlev sorunların varsa ne yapacağını bildiğin hâlde başlayamayabilirsin.
Demir, B12, D vitamini veya başka sağlık sorunlarını disiplin konuşmasıyla düzeltemezsin.
Burada kendine acımaktan da kendine sövmekten de sonuç çıkmaz.
Önce dürüst bir ayrım yapacaksın:
Ben yalnızca zor işlerden mi kaçıyorum, yoksa hayatın her alanında enerjim, dikkatim ve işlevim mi bozuldu?
Uyku, beslenme, hareket ve ekran düzenini toparladığın hâlde ciddi sorun devam ediyorsa değerlendirme alırsın.
Bacağın kırıldığında “İrademi kullanıp koşacağım.” demezsin.
Zihnin ve bedenin sinyal veriyorsa onu da dinlersin.
Fakat hiçbir sorununu araştırmadan kendine teşhis koyup hayatın karşısından çekilmek de çözüm değildir.
Önce kontrol et.
Sonra gerekeni yap.
PEKİ SEN HANGİSİSİN?
Muhtemelen yalnızca biri değilsin.
Mükemmeliyetçi olup aynı zamanda başarısızlıktan korkabilirsin.
Dikkatini kısa hazlarla parçalamış ve kendine güvenini kaybetmiş olabilirsin.
Yanlış hedefe yürürken bir de kendini tembel ilan etmiş olabilirsin.
Kendine şu soruları sor:
İşinbaşına geçtiğim anda hangi duyguyu hissediyorum?
Kaçtığımzaman ne yapıyorum?
Bukaçış bana o anda hangi ödülü veriyor?
Başlamazsam kendim hakkında hangi bahaneyi koruyorum?
Yapacağım ilk fiziksel hareket gerçekten belli mi?
Bu hedefi ben mi istiyorum?
Sonucu istiyor fakat bedelini mi reddediyorum?
Çalışacağım ortam beni destekliyor mu?
Son dakika yetiştirerek ertelemeyi ödüllendiriyor muyum?
Bedenim ve zihnim gerçekten çalışabilecek durumda mı?
Cevaplarını süslemeden yaz.
Kendine yalan söylersen hiçbir yöntem seni kurtarmaz.
ERTELEMEYİ BOZMA PROTOKOLÜ
1. KAÇTIĞIN DUYGUYA İSİM VER
“Çalışmak istemiyorum.” cevap değildir.
Neden istemiyorsun?
Sıkılıyor musun?
Başarısızlıktan mı korkuyorsun?
Ne yapacağını mı bilmiyorsun?
İş sana anlamsız mı geliyor?
Yorgun musun?
İçindeki düşmanı görmeden onunla savaşamazsın.
2. İŞİ İLK FİZİKSEL HAREKETE KADAR KÜÇÜLT
“işi bitireceğim.” deme.
Dosyayı aç.
Başlığı yaz.
İlk kaynağı oku.
İlk telefonu aç.
İlk beş dakikayı başlat.
Büyük işi düşünmek yerine önündeki parçayı tamamla.
3. KAÇIŞ KAPILARINI KAPAT
Telefon başka odaya.
Bildirimler kapalı.
Gereksiz sekmeler kapalı.
Çalışma alanı hazır.
İnsan iradesiyle övünmeden önce ortamını düzeltir.
Çünkü her saniye direnmek zorunda kaldığın düzen uzun süre çalışmaz.
4. DUYGUYU DEĞİL, SAATİ DİNLE
Canının istemesini bekleme.
Belirlediğin saat geldiğinde başla.
Motivasyon işe geç kalabilir.
Sen işi onsuz başlat.
Çoğu zaman enerji başlamadan önce gelmez.
Başladıktan sonra oluşur.
5. KENDİNE KÜÇÜK FAKAT KESİN EMİRLER VER
Bir günde hayatını değiştirmeye çalışma.
Bir saat çalışacaksan bir saat de.
On dakika yapacaksan on dakika de.
Söylediğini yap.
Kendine verdiğin sözü küçümseme.
İnsan kendi gözünde bir günde düşmez.
Tutmadığı küçük sözlerin birikmesiyle düşer.
Aynı şekilde bir günde ayağa kalkmaz.
Tuttuğu küçük sözlerin birikmesiyle ayağa kalkar.
6. YAPTIĞINI KAYDET
Hafızana güvenme.
Hafıza çoğu zaman gerçeği değil, o günkü ruh halini anlatır.
Kaç dakika çalıştın?
Ne tamamladın?
Kaç kere kaçma isteği geldi?
Nerede bıraktın?
Yarın neyle başlayacaksın?
Yaz.
Ölçmediğin şeyi yönetemezsin.
7. KENDİNE SONUÇ ÜRET
Sürekli hazırlanma.
Her hafta elinde bitmiş bir şey olsun.
Tamamlanmış bölüm.
Gönderilmiş teklif.
Çözülmüş test.
Yapılmış antrenman.
Yayınlanmış içerik.
Beyin bitirdiği işleri gördükçe sana yeniden güvenmeye başlar.
8. ASLA İKİ DEFA ÜST ÜSTE KAÇMA
Bir gün bozulabilir.
İnsan makine değildir.
Fakat ertesi gün de kaçarsan yeni bir döngü kurarsın.
Bir antrenmanı kaçırdıysan sonrakine git.
Bir gün çalışmadıysan ertesi gün masaya otur.
Düzeni bozan tek hata değildir.
Hatanın devam etmesine izin vermektir.
SON SÖZ
Erteleme sana:
“Şimdi rahatla, sonra hallederiz." der.
Fakat o “sonra” hiçbir zaman bedava gelmez.
Bugün kaçtığın her iş, yarın karşına daha ağır çıkar.
Üzerine zaman baskısını, suçluluğu ve kendine karşı kaybettiğin güveni de alarak gelir.
Ertelemek dinlenmek değildir.
Dinlenirken ne zaman döneceğini bilirsin.
Ertelediğinde ise işten kaçarken kendi içinde çürürsün.
Çünkü yapman gereken şey hâlâ zihninin arkasında çalışır.
Enerjini emer.
Kendine olan saygını yer.
Seni hiçbir şey yapmadan yorar.
Hayatını değiştirmek için her sabah başka bir insana dönüşmen gerekmiyor.
Kaçtığın anı yakalaman gerekiyor.
O anda telefon yerine işe uzanacaksın.
Bahane yerine ilk hareketi yapacaksın.
Mükemmel sonuç yerine kötü başlangıcı kabul edeceksin.
Duygunun değişmesini beklemek yerine davranışı değiştireceksin.
Çünkü hareket her zaman motivasyonun sonucu değildir.
Çoğu zaman motivasyon, hareketin arkasından gelir.
Önce seni erteleten mekanizmayı bul.
Sonra o mekanizmanın ödülünü kes.
Kaçışı zorlaştır.
Başlamayı kolaylaştır.
Yaptığını kaydet.
Sözünü tut.
Erteleme karşında bir canavar gibi duruyor olabilir.
Fakat o canavarı yıllardır sen besliyorsun.
Beslemeyi bıraktığın gün küçülmeye başlar.
Düzeni görürsen bozarsın.
Bozduğun düzenin yerine çalışan bir sistem kurarsan hayatını yeniden eline alırsın.
Mekanizmaları ve protokolleri kısaca anlattım umarım kendinizi bulmanıza yardımcı olabilmişimdir.
Ertelemeyle ilgili daha derin bir sorunuz varsa özelden yaşadığınızı anlatıp sorabilirsiniz.
Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.
Kolay gelsin.
NASIL YÜKSEK ENERJİLİ OLUNUR?
Her insanın içinde bir enerji vardır.
Enerji yok edilemez, sadece şekil değiştirir: yapıcı enerji, yıkıcı enerji, pozitif enerji, negatif enerji.
Sizin enerjinizi değiştirmeyi öğrenmeniz gerekiyor, bunu çözmeniz gerek.
Bu da üzerinde çalışılması gereken bir durumdur.
Dışardan bir takviye alınmadan, sadece bu işin bakış açısını ve mantığını anlatmaya çalışacağım.
Şimdi, bir insan nasıl yüksek enerjili olup sürekli etrafına ışık saçabilir?
Enerjinin yüksek olması için birçok içsel sebep vardır.
Bunlar; senin özgüvenin, bakış açın, mentaliten, hayata karşı tutumun, insanlara karşı tutumun ve yaşadıklarına karşı tutumun olarak algılanabilir.
Öncelikle şunu idrak etmeniz lazım, yüksek enerjili olmanız için
Yattıkça yatasınız gelir.
“Uykum var” dedikçe uykunuz gelir.
“Yorgunum” dedikçe yorgun olursunuz.
Tam tersine
Çalıştıkça çalışasınız gelir.
“Uykum yok” dedikçe uykunuz kaçar.
“Enerjiğim” dedikçe enerjiniz artar.
Enerji seviyen = Kendini inandırman, beynine söz geçirmen + eylem.
Ayrıca, bir işe başlarken “Enerjimi toplayayım da başlayayım” diye düşünmek yanlıştır.
Çünkü enerji, bir şeyler yaptıkça yükselir.
Yatakta yattıkça aptal olursun, tıpkı çok uyuyunca kendini kötü hissetmen gibi.
Düşünceler duygu üretir.
Hissettiğin duygular da enerjini belirler.
Düşüncelerinle kendini hasta edebilirsin veya tedavi edebilirsin.
Kendini şansız bir insan olarak düşünüyorsan, nasıl bir duyguda olursun?
Mutsuz ve kaygılı.
Şimdi, sen mutsuz ve kaygılı hissediyorsan gün içinde, nasıl yüksek enerjili olacaksın? Olamazsın.
Tam tersine
Kendini kazanan ve şanslı bir insan olarak düşünüyorsan, nasıl bir duyguda olursun?
Mutlu ve neşeli.
Mutlu ve neşeli hisseden bir adamın enerjisi düşük olabilir mi?
Olamaz, yüksek enerjili olur.
Neşe çok yüksek bir titreşimdir.
Bu işin özünde yatan mantık farkındalıktır, öz farkındalık.
Kendinizi tanımanız, hangi enerjide olduğunuzu bilmeniz ve bunu değiştirmeniz gerekiyor.
Enerji kaybolmaz, sadece şekil değiştirir.
Negatif enerjinizi pozitifle değiştirebilirsiniz.
Burada anlamanız gereken şey ENERJİ DÖNÜŞÜMÜDÜR.
Negatif enerjiyi yok etmeye çalışmayacaksınız.
Onu başka bir enerjiye çevireceksiniz.
Öfkeni spora ve mücadeleye çevireceksin.
Korkunu hazırlığa çevireceksin.
Kaygını eyleme çevireceksin.
Hayal kırıklığını hırsa çevireceksin.
Cinsel enerjini üretime çevireceksin.
İçindeki huzursuzluğu karar vermek için kullanacaksın.
Çünkü bastırılan enerji kaybolmaz.
İçeride dolaşır, seni kemirir ve başka bir yerden çıkar.
Öfkeni kullanmazsan saldırganlık olarak çıkar.
Kaygını eyleme dönüştürmezsen senaryo olarak çıkar.
Cinsel enerjini yönetmezsen bağımlılık olarak çıkar.
Hayal kırıklığını dönüştürmezsen eziklik ve kıskançlık olarak çıkar.
Yüksek enerjili adamın farkı, sürekli olumlu şeyler yaşaması değildir.
Yaşadığı her şeyi kendi lehine çevirebilmesidir.
Hayat ona öfke verir, o güç üretir.
Hayat ona korku verir, o hazırlık üretir.
Hayat ona başarısızlık verir, o tecrübe üretir.
Hayat ona acı verir, o karakter üretir.
ENERJİNİN EFENDİSİ OLMAK, BAŞINA GELENİ SEÇMEK DEĞİLDİR.
BAŞINA GELENDEN NE ÜRETECEĞİNE KARAR VERMEKTİR.
Ayrıca zihniniz ile bedeniniz birbirinden ayrı değildir.
Omuzlarını düşürür, yere bakar, nefesini kısar ve bütün gün hareketsiz kalırsan beynine güçsüzlük sinyali gönderirsin.
Ayağa kalkar, dik durur, nefesini açar, hızlı yürür ve bir işe saldırırsan bedenin zihnini peşinden sürükler.
Bazen düşünceni değiştirmek için bedenini kullanırsın.
Bazen bedenini değiştirmek için düşünceni kullanırsın.
İkisinden hangisine hükmedebiliyorsan oradan sisteme girersin.
Bir diğer enerji kaçağı da AÇIK DÖNGÜLERDİR.
Vermediğin kararlar.
Başlamadığın işler.
Yapmadığın konuşmalar.
Koymadığın sınırlar.
Sürekli ertelediğin sorumluluklar.
Bunların hepsi zihninin arka planında açık kalan uygulamalar gibi enerjini sömürür.
Sen hiçbir şey yapmadan otursan bile zihnin bunları taşımaya devam eder.
Bu yüzden bazen enerji kazanmanın yolu dinlenmek değildir.
YARIM BIRAKTIĞIN İŞİ BİTİRMEKTİR.
Bir karar verirsin.
Bir konuşmayı yaparsın.
Bir işi tamamlarsın.
Bir sınır koyarsın.
Zihnindeki açık dosya kapanır ve taşıdığın enerji yeniden sana döner.
Yüksek enerji sürekli bağırmak, zıplamak veya kendini gaza getirmek değildir.
Yüksek enerji, gerektiğinde neşeli; gerektiğinde sakin; gerektiğinde saldırgan olabilmek fakat bütün bu hallerin kontrolünü elinde tutmaktır.
ENERJİLİ OLMAK BİR RUH HALİ DEĞİLDİR.
KENDİ SİSTEMİNE KOMUTA EDEBİLME YETENEĞİDİR.
Bunu yapmak için ise düşüncelerinizle mevcut duygu durumunuzu değiştirmeniz gerekiyor.
Korkulu hissederken bir anda korkusuz hissetmeniz, tamamen düşüncelerinizle ürettiğiniz duygularla alakalıdır.
Yani demem o ki:
Sen negatif bir kafa yapısına sahipsen, hayatı otomatik pilotta yaşıyorsan, bilinçaltın çoktan şartlanmışsa, doğruyu yanlışı idrak edemiyor ve illüzyonun farkında değilsen, sürekli aynı döngüde debelenip durursun.
Şimdi bir örnek daha vereyim.
Kızlarla başarısız fakat başarılı olmaya niyetli iki kişinin enerjisine ve duygusuna bakalım
X Kişisi: Kızlarla tanışmaya gittiğinde gayet yüksek enerjideydi, pozitifti ve muhabbete açıktı.
Muhabbeti başlattı ve negatif bir dönüş aldı.
X kişisinin öz farkındalığı yüksek olduğu için kendi kendine duygu üretti ve kendini motive etti: “Sorun yok, bu daha ilk aşama. Bu kadından istediğim ilgiyi alamadıysam, muhakkak başka bir kadından istediğim ilgiyi alacağım. Oyun devam ediyor.”
Bu X kişisi ne yaptı? Mevcut pozitifliğini korudu ve yoluna yüksek enerjide devam etti.
Y Kişisi: Kızlarla tanışmaya gittiğinde gayet enerjikti, keyfi yerindeydi ve her şeyin onun için iyi olacağını düşünüyordu.
Fakat tam tersine, olumsuz ve negatif bir geri dönüş aldı. Y kişisinin öz farkındalığı ve içsel muhakemesi düşük olduğu için hemen olumsuzluğu düşündü ve enerjisi düştü: “Kadınlarla asla başarılı olamayacağım, bunun için çok yetersizim, bu yüzden asla başarılı olamayacağım.”
Şimdi bu Y kişisi ne yaptı? Kendini bitirdi.
Kendi düşünceleriyle pozitif duygu üretebilecekken, kendini olumsuzluk ve negatife hapsetti.
Yani yüksek enerji dediğimiz şey aslında sensin.
Kendinizi eğitin, hayatı yaşamak bir sanattır.
Bir erkek olarak hayatın her alanında ustalaşmanız gerekiyor.
Düşünün, kendi kendinize muhakeme edin, yaşadıklarınızı kafanızda canlandırın: “Şurada şöyle yapabilirdim, burada böyle yapabilirdim, evet” diye çözmeye çalışın.
Düşünürseniz, anlamaya çalışırsanız, her şeyi kendi içinizde çözebilirsiniz.
Kendini farkında olan ve otokontrole sahip olan bir adamı kimse yenemez ve hayatta hangi alana girerse girsin başarılı olur.
Bunu kazanmalısınız.