Mahmud Efendi hazretlerimiz (kuddîse sirrûhû) 1954’te İstanbul Fâtih’e geldiğinde daha henüz kimseyi tanımıyordu. Ancak, bir derdi vardı. O da İslâm’a ve Müslümanlara hizmet... O gün apartman dairelerini tek tek dolaşıp, insanlara hakkı ve hakikati yumuşak dille anlattığında yüzüne tükürenler, gün geldi yoluna güller döktü. Efendi hazretlerimiz çok zahmet ve çile çekti ancak Fâtih’in Çarşamba semtine gidenleri görenler hayrete kapılarak “burası bambaşka âlem” diyebiliyor. Efendi hazretleri (kuddîse sirrûhû) bambaşka âlemdi...
Ve’l-hâsıl O’nu tanımak, dünya gözüyle yüzünü görmek benim için dünyadan ve içindekilerden hayırlıydı…
https://t.co/CHVR8lIS3N
ve bir gün...
gökten çocuk ölümlerini haber veren sesler kesilecekse eğer, çocukları anneler alevler sarmadan önce saracaksa, mescid-i aksa yağız bir delikanlı gibi yeniden ayakları üstüne dikilecekse, çocuklar sapan taşlarıyla yeniden kuşların ardına düşecekse, yalancı şahitlerin sözleri tükenecekse ve zamana gür bir sada ile şahitlik edilecekse...
orada biz olmalıyız.
kocası savaşta şehit olan kadına taziyeye gelen komşuları üzgün bir şekilde ‘şimdi ne yapacaksın? ne yiyip içeceksin? sana kim bakacak?’ diye sorunca, kadıncağız cevap verir: “yahu niye üzülüyorsunuz? rızkı yiyen öldü, veren değil.”
ferîdüddin attâr, esrârnâme
Allâh, insanın kalbini devamlı kontrol eder; iyiyi isterse iyiyi, kötüyü isterse kötüyü verir.
seyyid Abdülbâki el-Hüseynî ğavs-ı sânî (kuddîse sirrihû)
Boğaziçi Tarih'te okuyan bir kardeşimiz Fatih Camii yanında şahsiyetli ve zengin bir sahhaf açmış. Kendisi hem mecanin-i kütüb hem de hoş sohbet. Şayanı tavsiyedir.
@bosunatiklama Başta şeyh Said ve İskilipli Âtıf hocaefendi olmak üzere istiklal mahkemelerinde haksızca yargılanan tüm hocalarımıza Allâhû teâla hazretlerinden rahmet niyaz ediyorum.
Kur’ân-ı Kerîm’de her şey; ifâde, üslûp, mânâ, mûcize, tarih vesâir ne varsa hepsi Allâh’a âittir. Öyle ki âyetlerin diziliş sırası da vahye müsteniddir ve Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in en küçük bir dahli olmamıştır.
Yine Kur’ân-ı Kerîm’in üslûbu gibi ses âhengi de Allâh’a âittir. Kur’ân’ın nazmında en ufak bir takdîm, te’hîr veya herhangi bir değişiklik yapmak, âhengi hemen bozar.
“eğer dünya, Allah katında sivrisineğin kanadı kadar bir değere sahip olsaydı, Allah hiçbir kâfire dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.”
tirmizî, zühd 13
“Allah Teâlâ bir kavme azâb etmek istediğinde, orada bulunanların hepsine azap isâbet eder, sonra her biri amellerine göre diriltilir.”
müslim, cennet, 84