Bu tip evlerde kiralar ortalama 90-100 bin. Açgözlülüğün sınırı yok. Halkı böyle soyuyorlar işte, soyamadıklarını da şehrin merkizinden dışına sürüyor standartları lüks diye pazarlıyorlar. Yasal düzenlemeler gelmedikçe bir şeylerin değişmesi çok zor
Feneryolu'nda bir sokak. Onlarca paylaşımda birçok şey söyledim, tekrara girmeyeceğim. Dozaj hayattaki en önemli kelimelerden biri; aşılınca soruna dönüşüyor. Davranış, üslup, yemek, içmek, inşaat yapmak, mal varlığını arttırmak; hepsi için geçerli. Kentin rantını mülk sahibi, müteahhit, yerel ve merkezî idare yetkilileri ve daha birçok paydaş ortak olup yiyince olan kentlerimize oluyor. İkişer, maksimum üçer kat artsalar da kâr edilecekken yetinilmiyor ve bu oluyor. Sonrası trafik, aksayan kentsel hizmetler, her yerde akıl almaz bir yoğunluk, iyice azan müteahhitler vs. Yapan da suçlu onaylayan da. İlk görsel Google.
Her apartman 5 kattan 15 kata dönüşürse bu trafik ve fotoğrafa yansımayan korna gürültüsü olur tabii. İstanbul'a telafisi söz konusu olamayacak kötülükler yapıldı. 15 sene sonra 15 değil 30 katlı da olur; çıkmanın üstüne çıkma yapılır. Kolektif açgözlülük, rezillik.
@ Feneryolu
Depremin üzerinden 5gün geçmişti, arama kurtarma ekipleri çalışmayı bırakıp enkazı terketti, "yan apt yıkılma tehlikesi var "dediler. Benim öpmeye kıyamadığım 3 yavrum enkazın altındaydı, öylece enkaz başında kalakaldım, o çaresizlik ve değersizlik hissini hiç unutmuyorum.Sonra gönüllü ekipler geldi,izin verirlerse biz çalışırız dediler.
Düşünün;depremin 5.günü ben yavrularımın olduğu enkazda gönüllü ekipler çalışabilsin diye yetkililere ulaşmaya çalışıyorum.Tıpkı şimdi kuzularımı benden alan "kolon kesenler” ceza alsın diye uğraştığım gibi.Yavrularımı depremin 8.günü akşam enkazdan tek tek çıkardılar,bedenlerini kepçe ile soğuk betonun üzerine koydular.Gece karanlığında siyah çöp torbalarına koyup defnettim evlatlarımı. 3buçuk yıldan bu yana adalet diye inliyorum. Dondurma şirketlerine hala kamu eliyle ihale veriliyor. Bizim çocuklarımızın canının hiç kıymeti yokmuş!
Şair Ahmet Telli bir röportajında:
Ben '68'liyim… '68'liler kendi arkadaşlarını, yoldaşlarını kaybedip gelenlerdir. Onlar belleğimizde, hafızamızda yaşayanlardır, diyerek bu kuşağa ait olduğunu vurgulamıştı.
Devr-i daim olsun, yattığı yer incitmesin.
#AhmetTelli
@fatmaktrcgl@temcikterelelli@MehmetDepremMED Ev sahibi ya da sahibesi burada işveren konumunda. Kahve ve yemek molasını vermek zorunda zaten. Kimse zavallı ya da acımamız gereken bir durum değil elbette fakat en basit işçi haklarını verme noktası ülkece çok kötüyüz
Sanırım #Kadirİnanır’ın oynadığı son film ‘Kapı’ydı. Oğulları gözaltında kaybedilince Almanya’ya göç eden ve 25 yıl sonra oğullarının kemiklerini bulmak için Mardin’e dönen Süryani bir aile babası karakterini oynamıştı. O filmde söylediği bu replikler gerçek hayatta da Kadir İnanır’ın kuracağı cümlelerdi.
Çok iyi bir sanatçı olmanın yanı sıra “Barış için konuşmayanlar, savaşın tarafı olurlar" diyerek haktan, hukuktan ve barıştan yanaydı her zaman. Saygıyla…
darmadağın oldum. selim ileri mi senaryoyu harika yazmış, ömer kavur mu filmi daha iyi çekmiş, kadir inanır mı hümeyra mı daha iyi oynamış, insan bikarar oluyor. cahit berkay’ın müziğini de unutmamalı. her şey birbirinde tamamlanmayı beklemiş gibi. toplum koşullanmaları altında ezilen bir aşk dışında. (kırık bir aşk hikayesi, 1981)
Şark masallarında yalnız âşık olduğu kadına boyun eğen âşık sultanlar gibi...
Evet, Kadir İnanır tam da auraya, ruha sahip olan adamdı.
Maskülenitenin eridiği bu çağda bakışıyla, jestiyle, raconuyla böyle bir aktör zor gelir.
Karagözlüm filmi ve bu, favorim buydu.
Rahmet olsun.
Irmak Ayşe Koparan..
25 yaşında, köy okulunda ana sınıfı öğretmeni..
Ağrı Hamur'da intihar ederek yaşamına son verdi..
Eğitim sendikaları mobbinge uğradığını belirtiyor..
Mazereti nedeniyle geçici olarak görevlendirildiği önceki okulunda müdür tarafından şiddete/baskıya (sözlü hakaretlere, bağırmalara ve doğrudan tokat atılma) maruz kaldı..
Bu durumu beyan etmesine rağmen müdüre bir işlem yapılmadı ama kendisi cezalandırılarak (sürgün edilerek) ilçenin en uzak ve ulaşımı en riskli köy okuluna gönderildi..
Sürüldüğü köy okuluna güvenli bir toplu taşıma olmadığı için her gün kendi imkanlarıyla gidiş-geliş yapmak zorunda bırakıldı. Okula gidiş-geliş yapabilmek için günlük 2500-3000 TL civarında çok yüksek yol ücretleri ödemek zorunda kaldı..
Can güvenliği ve ulaşım risklerini içeren resmi dilekçeler yazarak durumunu üst makamlara bildirdi ancak bu başvuruları dikkate alınmadı ve koruma mekanizmaları işletilmedi..
Düşünsenize birileri denizimize 15 bin metrekare genişliğinde ağ atıp milyonlarca canlınının ölümüne neden oluyor ve kimsenin ruhu duymuyor.
Bu küçük bir sandalla vs yapılacak bir iş değil, avcılık falan da değil; umarım yapanlar bulunur, hesap verir.
aksam sınıf arkadasları geldi kafeye kız dört dil biliyordu bölümünde hep birinci oluyordu demisler böyle birisinin intihar edeceğini düsünmüyorum,, lütfen onun icin ses olur musunuz