The antisemitic dictator Erdoğan – who is committing genocide against the Kurds, supports the Hamas terrorist organization, oppresses his own people and imprisons political rivals – is the last person who can lecture the State of Israel on morality.
The State of Israel and the IDF, the most moral army in the world, will continue to take forceful action against Iran and its proxies, which threaten the Middle East and the entire world.
הרודן האנטישמי ארדואן שמבצע רצח עם בכורדים, תומך בארגון הטרור חמאס, מדכא את בני עמו ושם בכלא יריבים פוליטיים הוא האחרון שיכול להטיף מוסר למדינת ישראל.
מדינת ישראל וצה"ל, הצבא המוסרי ביותר בעולם, ימשיכו לפעול בעוצמה נגד איראן ושלוחותיה שמאיימות על המזרח התיכון ועל העולם כולו.
Ya dönmezlerse? Ya ilk savaşta Suriye Arap Cumhuriyeti" için cepheye sürülüp ölürlerse? Çıkıp hicapla hata ettik diyecek misin, yoksa bunun yerine yine "HTŞ anlaşmaya uymadı" mı diyeceksin! Ayrıca entegrasyonunuzun son aşaması hepimizin ölerek veya umudunu yitirerek susması!
"Turkish troops have established a checkpoint inside the Kurdistan Region (19 km deep), stopping Iraqi Border Guards traveling to their base in Sida village, Sheladiz"
Haziran 1985’te Doğu Kürdistan’da, Güney Kürdistanlı Kürt mültecilerin kaldığı Zêwe Kampı’na Saddam rejimi tarafından hava saldırısı düzenlendi.
Saldırıda çoğu kadın ve çocuk olan 150 kişi katledildi, 350 kişi de yaralandı.
Tarihe Kürt soykırım saldırılarından biri olarak geçti.
Ooo... Okusun, büyük olsun, zulmü unutturmasın, halkımıza bir devlet kurmaya çalışsın, mazlum Kürtlerin heryerde sesi olsun... diye nesiller boyu milletçe emek verdiğimiz, ailesini baştacı ve ihya ettiğimiz Edip Beyimiz yine halkına vefa borcunu ödüyor! Maşallah, maşallah!
Talat, Enver ve Cemal Paşaların “Üç Paşalar İktidarı” önemlidir. Bugünlerde o günlere atıf yapılarak Erdoğan, Bahçeli ve Kılıçdaroğlu için de aynı ifade kullanılıyor. Oysa bu dönemin 3 değil, 4 aktörü var. Öcalan’ı saymıyorlar. Çünkü Öcalan Paşa değil; kendi ifadesiyle “emir eri”.
Talabani kardeşler, Türk heyetiyle müzakere masasına oturmuş. Masanın ortasında açık bir kitap duruyor; sayfaların yönü bir işaret parmağı gibi Türk misafirlere doğru çevrilmiş. Belki de az önce bu fotoğraf üzerinde konuşulmuş.
Susan Meiselas’ın “Kurdistan: In the Shadow of History” adlı o nefis fotokronik kitabı.
Açık sayfadaki fotoğrafta iki adam var. Biri Kürdistan Kralı Şeyh Mahmud Berzenci. Yanındaki genç adam ise Sardar Reşid Xanê Erdelan. Sinê’deki Erdelan beylerinden.
Fotoğraf, her şeyin henüz mümkün göründüğü günlere ait.
Kacar hanedanı çökmüş, yerine Pehlevi hanedanı kurulmuş ama yeni şah henüz muktedir değil; İran’daki her gün otoritede bir boşluk. Erdelan beyi bu belirsizlikte kendi topraklarını ayakta tutmaya çalıştı. Ama tek başına ayakta kalamazdı. O zaman yüzünü Kürdistan Kralı Şeyh Mahmud’a çevirdi ve onun aracılığıyla Kemalist Türkler’e uzanmaya, Türkiye’nin uzantısı olmaya çalıştı. Bu, İran ile Osmanlı arasında sıkışıp kalan Kürt prensliklerinin kadim refleksiydi: Zayıf düştüğünde büyük güce yaslan. Erdelan da Muhri de ve hatta Hakkari de hep böyle yapardı.
Sardar Reşid Xan bu hesapla Şeyh Mahmud’un yanına geçti. Türklerin Revanduz’a gönderdiği Özdemir Paşa’nın ve Mustafa Kemal’in etek öpen mektuplarının gazıyla ikisi de İngilizlere karşı birlikte savaştı. Hatta resmi Türk tarihi, bunu Türk kurtuluş savaşının Musul cephesi olarak yazdı.
Oysa Kürtler, İngilizlerin desteğiyle bir krallık kurmuştu. Türkler ise bunu akamete uğratıyorlardı. Neticede Özdemir Paşa görevini tamamladı. Kürtlerin devlet kuramayacağını bir kez daha engelleyen ve Şeyhi İngilizlerle karşı karşıya getirmeyi garanti altına alan Paşa, bir vakit ansızın Revanduz’dan çekildi. Hatta çekilirlem Sardar Xan’ın topraklarını geçiş koridoru olarak kullandı ve İran üzerinden Türkiye’ye geçti. Sonradan Türk meclisinde mebus oldu.
Geriye ne kaldı?
İran Şahı Rıza Pehlevi, Türklerin çekilmesinden bir süre sonra Kürtlerin otoritesini kırmak için kapsamlı askeri seferler başlattı. Serdar Reşid, teslim oldu, sürgün edildi ve sürgünde öldü.
Şeyh Mahmud ise artık yalnız bir adamdı. Ne Türklerin ona verdiği söz vardı, ne de İngilizlerin ona sunduğu krallık. Kürdistan Krallığı, kendisini kurtaracağını sandığı Türklerin elleriyle yıkılmıştı.
Talabaniler bu fotoğrafı Türk heyetine göstermiş olabilir. Ya da sadece masada bırakmış. Ama mesaj çok net. Daha önce yaptık, bugün de yapıyoruz. Belki, İran topraklarındaki Kürtleri bile size bağlayabiliriz demişlerdir. Bilmiyorum. Ama bildiğim şey şu: Bazen en güçlü mesaj, hiç konuşulmayan olur. Meseleyi anlamak için bir gösterge yeterlidir. Bir fotoğraf mesela.
Kürdistan tüm parçalarda bir daha çökertiliyor. Ve her parçada Türk parmağı, parti farketmeksizin Kürt kazanımlarını söküp alıyor. Apo, Barzani, Talabani ya da başka biri.
Yani herkes olanlara, olacaklara dünden razı.
Bayraksız ulus yok. Bu ulusun bir parçası iseniz ya hepimizin ulusal bayrak dediğine siz de deyin, çıkın öpüp alnınıza koyun, tartışmayı bitirin, onu da yapmıyorsanız, çıkarın kendi ulusal bayrağınızı ortaya koyun, takdiri Kürt milleti versin.Ama bize bayraksızlığı dayatmayın!
Bu olayı, Koç'un hakareti ve Altan'ın tantanasıyla birlikte değerlendirmek lazım. Gün geçmiyor ki Kürdi bir değere öncekinden daha büyük bir saldırı yapılmasın. Amaç Kürtlüğü utanılacak bir şey yapmak. Laz ve Cerkezleri de böyle böyle devşirdiler.
Eleştiriler sert deniliyor:
Kardeşlerim, yolsuzluk meselesi değil bu! Malum cenah, doğmamış bebeklerimizin bile egemenlik hakkını, bedellerimizi, dört parça ulkemizi, dilimizi, kimliğimizi, ve tüm kaynaklarımızı türk devletine ilelebet vermekle sonuçlanacak adımlar atıyor!
RAHMİ KOÇ'UN IRKÇI VE ZELİL FIKRASININ(!) KAYNAĞI
Kadıköy tarihçisi diye bilinen Dr. Müfid Ekdal, Kapalı Hayat Kutusu: Kadıköy Konakları (YKB Yayınları, 2014, 92-93) kitabında şöyle bir anekdot aktarıyor:
"Mahmut Ata Bey zeki, çalışkan, sağlam yapılı, çok güzel ve esprili konuşan, değişik hikayeler anlatan, hekimliği kadar sosyal tarafı da olan bir insandı. Hekim-hasta münasebetlerinin kritik yönlerin hemen yakalar, sırası gelince kendine has bir tarzda anlatırdı. Keyifli bir gününde şöyle bir hikaye anlattı:
Bir gün siyah çarşaflı ve peçeli bir kadın, ayağı poturlu köylü kocasıyla muayene odama girdi. Kadın, kapının yanında ellerini çarşafın altına saklamış ayakta duruyor, arkasında da kocası… Ben de daha evvel çıkan hastadan sonra ellerimi yıkamış havlu ile kuruluyorum.
Kadına döndüm, ‘Donunu çıkar, şu masaya yat’ dedim. Kadında hareket yok. Kapkara bir heykel gibi duruyor. Aynı lafı bir daha tekrarladım. Kadın yine kımıldamıyor. O zaman kocasına döndüm, ‘Eşin muayene olmak istiyorsa dışarı çık ve onu ikna et’ dedim.
Köylü mahcup, çekingen, karısını kolundan tutup dışarı çıkardı. Yarı açık kapıdan konuşmalar duyuluyor:
Köylü: - Be kadın, doktorun dediğini niye yapmıyorsun?
Kadın: -Ağam, bana soyun diyor.
Köylü: -Elbette soyunacaksın.
Kadın: -Bana donunu çıkar diyor.
Köylü: -Onlar büyük adam. Çıkar dediyse çıkaracaksın.
Kadın:- Gayrı ben karışmam. Günah benden gitti.
dedi ve muayene odasına girip kapıyı kapattı. Peçesini açtı, hafifçe kırıtarak karşımda durdu. O utangaç kadın gitmiş, gözlerimin içine bakan bir başka kadın gelmişti. Doğrusu şaşırdım.
-Muayeneye hazır mısın? Dedim.
Hafifçe gülerek “Evet” dedi.
Tamam öyleyse soyun bakalım.
-Evvela sen soyun, demesin mi?"
xxx
Evet, besbelli Rahmi Koç bu anekdotu okumuş, hastane ve doktorları görünce de ağız ishaline düçar olmuş.
Rahmi Koç anekdottaki "çarşaflı köylü kadını" "Kürt kadını" yapmasaydı dünkü infiale neden olur muydu acaba? Bence olmazdı.
Ama iyi ki böyle yaptı böylece hem devlet serasında özenle yetiştirilmiş Türk burjuvazisinin bu en kallavi unsuru hakkında bir sürü pis hikaye döküldü ortaya, hem Koç'un şahsında Türk ırkçılarının bilinçaltlarına indik, bu kesimlerin "biz ve öteki" ayrımını hangi terimler üzerinden yaptığına dair bilgilerimiz pekişti.
Ama daha önemlisi, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına rağmen serbest bırakılmayan parti eşbaşkanları, milletvekilleri; hala kayyımlardan geri alamadıkları belediyeler, hala bilinmeyen dil olarak kodlanan dilleri, hala çıkarılmayan "eve dönüş yasası", Şam'daki bir avuç cihatçıya teslim edilmiş şanlı Rojava deneyimleri için (yani siyasal hakları için) isyan edemeyen Kürt toplumu, öfkesini ahlaki bir düzleme taşıdı, önce ciddi bir sinir patlaması yaşadı, ardından protestolar, suç duyuruları, davalar ile duygusal bir arınma ve rahatlama (Antik Yunan tiyatrosundan ödün bir terimle söylersem bir Katharsis) süreci yaşadı. Katharsis'lerin kimin işine yaradığını bilenler bilmeyenlere anlatır.
Öte yandan her ikisi de hekim olan Mahmut Ata Bey ve Müfid Ekdal'ın nobranlığı, kabalığı bana çok tanıdık geldi. Bu yaşa kadar doktorlardan gördüğüm kötü muameleleri yazıya döksem bir küçük kitapçık çıkar ortaya...
Son sözüm de dün Rahmi Koç'u kınama bildirisinde "Öte yandan, kadınları ve Kürtleri açıkça aşağılayan, hekimlik meslek onurunu hedef alan bu çirkin sözlerin dile getirilmesi ile bu sözlerin 'fıkra', 'şaka', 'mizah' adı altında meşrulaştırılmaya çalışılması kabul edilebilir de değildir" diyen Türk Tabipler Birliği'ne... Bu olayda kadınları ve hekimlik meslek onurunu hedef alan anlatı bizzat hekimlere aitmiş meğerse...
"The U.S. Central Intelligence Agency was also involved in the plan to arm Kurdish militias, but it was ultimately canceled by U.S. President Donald Trump following pressure from Turkish President Recep Tayyip Erdogan."
https://t.co/NMqNArRsCm
Rahmi Koc, 95, of Istanbul-based Koc Holding was seen in footage shared on social media on Friday making a suggestive joke about a Kurdish woman to former Turkish Prime Minister Binali Yildirim during the opening of one of the group’s hospitals in Izmir.
Eski HDP Milletvekili Altan Tan:
🔸Kürt ulusalcıları Diyarbekir kelimesinden alerji duyuyorlar
🔸Bula bula 'Amed'i buldular, onu da yanlış söylüyorlar, geriye gidersek o da Süryanice
🔸Kürtçeyle ve Kürtlerle bir alakası yok
🔸Diyarbakır'ın Suriçi'nde Kürtlük arıyorsanız, yoktu: 1970'lere kadar pazar dili Azeri Türklerinin lehçesiydi
Τα ρατσιστικά και σεξιστικά σχόλια του Ραχμί Κοτς κατά Κουρδισών γυναικών. Κάποιοι στην Αθήνα τον αγαπούν ιδιαίτερα, του επιτρέπουν μάλιστα να «επενδύει» στην Ελλάδα. Θεωρείται και «φίλος του πατριαρχείου»