'Size kimse inanmaz'
Gazeteci Deniz Zeyrek, Numan Kurtulmuş'un yeni anayasa yapma çağrısı hakkında;
"Can Atalay 70.000 Hatay'lı depremzedenin oyuyla milletvekili seçildi. Fakat Gezi davasından tutuklu olduğu için bırakmadınız. Siz de sorumlusunuz Numan Bey. Sadece mahkemeler değil. Siz de sorumlusunuz. Meclisin başkanı olarak bir meclis üyesinin 70.000 deprem zedenin oyuyla seçilmiş bir milletvekilinin özgürlüğü için zerre kadar çaba göstermediniz.
Onun için söylediklerinizin şu anayla ilgili söylediklerinizin hiçbir kıymet harbiyesi yoktur. Çok net söylüyorum. Ne düşünürseniz düşünün biraz tutarlı olun. Demokratsanız gereğini yapın. Demokratik özgürlükçü bir anayasa istiyorsanız önce mevcut anayasadaki demokratik özgürlükçü maddeleri uygulayın.
Bu ülkenin Anayasa Mahkemesi Can Atalay'ın parlamentoya önünde iki önemli karar verdi. Anayasamızın 153. maddesi Anayasa Mahkemesi kararlarının bütün kurumları, meclis başkanını da, cumhurbaşkanını da, bütün mahkemeleri de herkesi bağladığını açık açık ifade eder. Buna rağmen siz gereğini yapmadınız. Tersine Can Atalay'ın milletvekilliğini düşürttünüz. Okuttunuz o şeyi orada hükmü ve düşürttünüz.
Onun için bırakın bu şeyleri. Size kimse inanmaz. Demokrat olamazsınız. Demokrat olsaydınız böyle kötü bir sınav vermezdiniz. Birinci söyleyeceğim bu. Yani önce bir mevcut anayasanın demokratik özgürlükçü maddelerini bir uygulayın. Ondan sonra daha demokratik bir anayasayı konuşuruz."
İkincisi, anayasayı değiştirdiğinizde ne getireceksiniz? Şu andaki anayasada sizin yapmak istediğiniz, sizin Türkiye'yi uçurmak istediğiniz böyle daha demokratik, daha hukuk devleti işte daha sosyal, daha laik, daha şey ne var da bu anayasa sizin elinizi kolunuzu bağlıyor? Bana bir anlatır mısınız? Yeni anayasaya ne koyacaksınız? İstediğiniz yeni anayasanın temel özelliği nedir? Bırakın hamaset laflarını. Özgürlükçülükmüş, şuymuş, buymuş. Onun sizin nezdinizde bir karşılığı olmadığını yaşayarak öğrendik. Komedyenleri içeri atarak, komedyenleri içeri atan bir iktidarın parçası olarak bize bunu gösterdiniz. Özgürlükçülükten anladınız bu sizin."
Fırsattan istifade ve "haklı olarak" AHBAP'a yüklenip başımıza Kızılaycı veya AFAD'çı kesilen iktidar yadaşlarına sakin ol şampiyon diyerek hızlarını kessin diye sadece bir soru;
Kızılay ne yaptı?
-Çadırları AHBAP'a ve Eczacılar Birliği'ne parayla sattı.
- Topladığı bağış kanlarını hastanelere parayla sattı.
Nasıl acıtıyor mu?
Daha sayayım mı?
GTA 6 Şimdi Türkiye’de gizala’da Ön Siparişte! 🔥
Ön Siparişe Özel bir dönemin efsanesi olan Vice City’den ilham alan Vintage Vice City Paketine de erişebilecek!
Hemen https://t.co/HSGnoj4Oem sayfasını inceleyebilirsiniz!
#GTA6#ÖnSipariş#Pre-order
Bir adam, iade edilebilir birinci sınıf uçak bileti alarak havalimanı VIP salonlarına girip ücretsiz yemek yediği yöntemle gündem oldu.
İddiaya göre uçağa hiç binmeyen kişi, her seferinde bilet tarihini değiştirerek aynı hakkı tekrar kullandı.
Bu yöntemi bir yıl içinde yaklaşık 300 kez uyguladı.
Kuralları ihlal etmediği için ise ödediği ücretin tamamını geri aldığı belirtildi.
Timur Soykan: (Fenerbahçe maçında stadın üstünden Jet ve Helikopter uçuran Konyasporlu Tümgeneral Mete Kuş hk.)
• Haberi dinlerken kanım dondu. Gerçekten kanım dondu.
• Neymiş meğer; bu bahsettiğimiz Konya 3. Ana Jet Üs garnizon komutanı, tümgeneral Mete Kuş’un bir talimatıymış arkadaşlar.
• Yani Konya’da düşünün bir maç var ve Türkiye’nin en büyük hava üssü orası ve o hava üssünün komutanı da tümgeneral Mete Kuş.
• Bakın bu helikopterlerin, jetlerin kalkışı zaten kaç para, onu düşün; yakıtı şu bu falan… Onu geçtim. Stadın üstünden geçiriyor ve Konyaspor’a başarılar diliyor.
• Yani arkadaş, maça mı darbe yapacaksınız, ne yapacaksınız? Bu nasıl bir kafa ya?
• Uçak uçması akla darbe getirir değil mi?
• Maç öncesinde lokum dağıtıyor, şey yapıyor falan. Yetmemiş, helikopterleri, uçakları kaldırmış ve stadın üstünden geçirmiş.
• Ya arkadaş ne oluyor size ya? Ne yapıyorsunuz?
• Bir de maç yaptığı takım Fenerbahçe. Yani herhangi bir başka ülkenin takımı da değil. Bu ülkenin takımı.
• Artık ülke herkesin babasının çiftliği. Herkesin babasının çiftliği.
• Herkes bir devlet… ne hale gelmiş böyle?
• Yani bu başkanlık rejiminde, bu tek adam rejiminde tek adam yok; herkes oturduğu koltuğun tek adamı. Hiçbir devlet disiplini kalmamış.
• Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bile disiplin kalmamış gerçekten.
• Yani bir hava üssü komutanı nasıl böyle bir şey yapar? Nasıl böyle bir şey yapacak cüreti gösterir? Akıl alır gibi değil.
• Akıl alır gibi değil. Ama tek adam rejiminde dediğim gibi her taraf tek adamla dolu.
Tüm İstanbullular görsün, gezsin, buradaki başarıyla gurur duysun diye…
Bir ilki duyuruyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Yerebatan Sarnıcı girişini 1 TL yapıyoruz!
"Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde"
Çalıştık didindik, uykusuz kaldık sağlığınızdan feda ettik, aldığımız görevi, binlerce yıllık İstanbul’un emanetini hak ettiği güzelliğe getirdik.
Türkiye koruma ve restorasyon tarihinin en büyülü eserini İBB Miras olarak ortaya çıkardık; Yerebatan Sarnıcı’nı İstanbul’un şanına yakışır hale getirdik☀️
Biz şimdi gururla ve onurla bu güzel eserin karşısında söyleyecek tek sözümüz var;
İşimiz, emeğimiz, eserimiz sözümüz, mesleki rütbemiz Yerebatan Sarnıcı restorasyonudur.
Kendi emeğimizle var olmanın gururu ve onuru ile Yerebatan Sarnıcı’nın girişine yazdığım küratör metninden:
"Yerebatan yerin üstüne aittir.
O ölmemiş, bir ömrün sınırını çoktan aşıp 1500 yaşına dayanmıştır. Yerin altına inip oradan ölümsüzlüğü almış bir kahraman, ömrünü kendi zamanının ötesine taşımış bir efsanedir.
Yeraltına iniş kapımızdır Yerebatan"
#YerebatanSarnıcı
Gönlünde güzellik ve taşıyan tüm dostlara sevgi ve hürmetle…
Ekrem İmamoğlu:
İBB Miras tarafından titizlikle restore edilen, milyonların ziyaretine açılan bu kentin en kıymetli hazinelerinden birisi olan Yerebatan Sarnıcı’nın tapusu, hiçbir hukuki ve vicdani dayanağı olmadan Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil ettirildi.
Yerebatan Sarnıcı’na neden mi çöktüler?
İstanbul’un en önemli kültürel miraslarından Yerebatan Sarnıcı, 4 yıl önce İBB Miras tarafından restore edilerek yeniden ziyarete açıldı.
Restorasyon öncesinde günlük yaklaşık 1.000 ziyaretçi ağırlayan bu eşsiz yapı, bugün günde 10 bin ziyaretçiye ulaşan bir cazibe merkezine dönüştü. Yaklaşık 1.000 günde 10 milyondan fazla insan bu tarihi mirasla buluştu.
Ortada tartışmasız bir başarı var.
Bu başarıya rağmen, Yerebatan Sarnıcı’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmesini, “idari bir işlem” diye geçiştirmek toplumun aklıyla alay etmektir.
Bu, iktidarın, yerel yönetimlerin ürettiği değerlere, başarıyla yürüttüğü projelere açık bir müdahalesidir.
Dün İzmir, bugün İstanbul…
Sandıkta kaybettikleri belediyelerimize hukuksuzca çöken, millet iradesini yok sayan anlayış, şimdi de başarıyla ayağa kaldırılan kültürel miraslara göz dikmiştir.
#YerebatanSarnıcı
— Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti’ne yakışan, Suriye’deki Kürt Kardeşlerini Amerika’nın, İsrail’in veya bazı terör örgütlerinin merhametine terk etmemesidir.
— Türkiye’deki bütün Kürtleri PKK ile özdeşleştirmek nasıl ki, doğru değilse, insanî, vicdanî ve hakkaniyete uygun değilse; Suriye’deki bütün Kürtleri de PKK, PKK’nın uzantıları veya sempatizanı olan yapılarla özdeşleştirip onları düşman ilan etmek de o derece insanî, vicdanî ve hakkaniyete uygun değildir.
— “Terörist”likten Suriye Cumhurbaşkanlığı’na terfi ettirilen Ahmet eş’Şara’yı ve ekibini muhatap alıp, Suriyeli Kürtlerin ileri gelenleri ile hiçbir diyalog kurmamak hangi diplomatik zihniyetin eseridir?
— Arakan’daki, Myanmar’daki, Somali’deki, Filistin’deki, özetle dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların derdi ile dertlenen, Gagauz yerindeki Hristiyan Türklere “soydaş” diye kucak açan Türkiye Cumhuriyeti ve onun muhafazakâr hükümeti, on yıllarca Baas Rejimi altında inim inim inletilen, en temel insanî haklarından mahrum bırakılan Suriye Kürtlerini hangi insaf, hangi vicdan, hangi akıl ile, sahiplenmek bir yana, nasıl düşman ilan eder?
— Üstelik Suriye Kürtlerinin milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürdün akrabası olduğunu bile bile…
— Bu insanlarla onların duygudaşlığını bile bile….
— Daha da ötesi, Millî Savunma Bakanlığı’mız, Suriye Hükümeti’nin istemesi halinde, Halep’teki çatışmalarla ilgili olarak onlara destek verebileceğini ilan ediyor.
— Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden ve Türk Milleti’nden beklenen ve yakışacak olan şey, Suriye’deki çatışan gruplar arasında arabuluculuk yapmak ve hakem rolü üstlenmektir.
— Ne var ki, bir tarafa ilan-ı aşk ederek bir tarafa ise aleni düşmanlık yaparak hakemlik yapılamaz, yapmak isteseniz de sizi kimse ciddiye almaz.
— Kuzey Irak’taki Kürtlere de yıllar yılı düşmanlık edildi ama günün sonunda Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti son derece iyi komşuluk ve dostluk münasebetleri içindedir.
— Japon atasözü der ki, “arkandan kapattığın kapıyı sert çarpma ola ki geri dönme ihtimalin olur.”
— Suriye Kürtleri ’ne yönelik bugünkü yaklaşım ve politikalarla “Terörsüz Türkiye” süreci, hayal gemisiyle rüya avcılığı yapmaktan öteye geçmez.
Benden söylemesi…
Ayasofya, insanlığın ortak vicdanıdır!
Böylesine bir yapının kalbine iş makineleri sokmak, restorasyon değildir. Olsa olsa hafızaya karşı işlenen bir körlük, insanlığa yapılan bir kötülüktür...
Yıllarca Anadolu’yu gezdim…
Ören yerlerinde, Ani Harabeleri’nde, antik kentlerin kıyısındaki köylerde hep aynı manzaraya rastladım:
Tarihin taşları yalnızca zamana değil, bizim hoyratlığımıza da yenilmiş.
Roma sütun başlıklarının hayvan yalağına,
Bizans taşlarının tuvalet basamağına dönüştürüldüğünü defalarca gördüm.
Bu topraklarda tarih, çoğu zaman kendi evinde bile misafirdir.
Bugün Ayasofya’da tanık olduklarımız da aynı hikâyenin büyük ölçekli bir tekrarıdır.
Venedik’te 600 yıllık bir yapıyı restore ederken taşın nefesi bile gözetilirken,
biz bin beş yüz yıllık bir mabedin içine büyük inşaat araçları sokuyoruz.
Bu bir restorasyon değil, hafızanın bedeninde açılan yaradır.
Berlin’de Bergama Sunağı’nın önünde Yaşar Kemal’le durduğum günü hiç unutmam.
Ona, kültürümüzün parçalarının yabancı bir müzede misafir edildiğini üzülerek söylemiştim.
Bilgece gülümseyip şöyle demişti:
“İyi ki buradalar Ahmet…
Bizde olsaydı taşlarını ev temellerine gömerdik. En azından insanlık burada onlara tanıklık ediyor.”
Bugün Ayasofya’ya bakınca, bu sözün ağırlığı yeniden çöktü içime.
Kültür mirası bir milletin değil, insanlığın vicdanıdır.
Ve biz o vicdanı korumakla yükümlüyüz.
Bu satırları, kendini sağduyulu olarak tanımlayan ama bu çarpık medya düzenini farkında olmadan besleyen herkese yazıyorum.
Siz başka ortamlarda “özgür basın, tarafsız haber, daha adil bir ülke” istemiyor musunuz?
Peki hayalini kurduğumuz ülkenin haberciliği, gazeteciliği, medyası bu mu olmalıydı?
Bugün haberin yerini dedikodu aldı.
Gazeteciliğin yerini linç, gerçeğin yerini kurgulanmış algılar aldı.
Kelimeler artık doğruları aydınlatmak için değil, karanlığı daha inandırıcı göstermek için kullanılıyor.
Siz o haberleri okurken, o çirkin başlıklara tıklarken, aslında farkında olmadan bu çürümenin bir parçası oluyorsunuz.
Sorun bir kişi değil; sorun bu zihniyet.
Bu zihniyet öyle bir zihniyet ki, halkı yavaş yavaş manipülasyonla uyuşturuyor, vicdanı susturuyor, gerçeği magazinleştiriyor.
Birkaç tık fazla almak, biraz daha görünür olmak uğruna insan onurunu yok sayıyor.
Ve işte tam da bu yüzden, aklımızla alay edercesine aynı kalıplar tekrar ediyor.
Gerçekler çarpıtılıyor, yalanlar normalleşiyor.
Bir insan hem seçimde yolsuzluk yapmış, hem diploması sahte, hem hırsız, hem casus olabilir mi?
Olabiliyor, çünkü medya buna zemin hazırlıyor.
Siyasette, sanatta, ekranda; her yerde aynı zihniyet dolaşıyor:
Kişisel çıkar için başkalarına zarar vermek.
Bana defalarca “Sus, kariyerine zarar verir” dediler.
Evet, belki verir.
Ama bu zihniyeti kökünden söküp atamayacaksak, o kariyerin, o ekranların, o manşetlerin hiçbir anlamı yok.
Bunlara alışma. Normalleştirme. Parçası olma.
✍️Ceren Önder Kandemir:
🔴Babamın terekesi
📌 Abiler ablalar, siz ne istiyorsunuz? İyi Parti milletvekilleri, Zafer Partililer, Muharrem İnceler; siz ne istiyorsunuz? Bakıyorum, yaşlı başlı insanlarsınız. Sonradan hapsedilme riskini, babamın arabasına yerleştirilen düzenek gibi suikast girişimlerini göze alarak barışa köprü kuran insanlara ağzınızı yaya yaya “ulak” demeye hiç utanmıyor musunuz?
https://t.co/72iWc3C2x4
🔴 O fotoğraflar bize ne anlatıyor?
📌 Evet, DEM Partililerin TBMM açılışında verdiği görüntüdeki “heveskâr” imaj hoş değildi, gerekli de değildi. Ama çektikleri zulümlerden dolayı “sırtlarını dönsünler” gibi bir beklenti de doğru değil. Mücadeleyi siyasetle veriyorsanız, siyaset yapacaksınız!.. Sadece DEM değil, Gelecek, DEVA ve İYİ Parti’yi de kapsayan yeni bir görüntü verdi Erdoğan: CHP’siz bir Meclis görüntüsü. İşte bu noktada CHP de bir eleştiriyi hak ediyor…
✍️ Tuğçe Tatari'nin yazısı...
https://t.co/Qq2jCazfKZ