Günümüzde gittikçe artış gösteren şiddet olayları, akran zorbalığı, teknoloji bağımlılığı vb. vakalarda etkin rol oynayan psikolojik danışmanlar her okulda, her öğrencinin yanında olmalıdır.
Nitelikli, önleyici ve koruyucu psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti için psikolojik danışman norm kadro yönetmeliği bir an önce güncellenmelidir.
Öğrenci sayısına bakılmaksızın her okulda psikolojik danışman olmalıdır.
@turkpdrdernegi@mengindeniz@erdalhamarta@bartubss
Özel eğitim kurumlarında atılan bu önemli adımı memnuniyetle karşılıyoruz.
Çünkü her öğrenci değerlidir.
Çünkü rehberlik her öğrencinin hakkıdır.
Devlet okullarındaki öğrencilerimizin de aynı imkânlara erişebilmesini önemsiyoruz.
#RehberlikHerÖğrencininHakkı
Özel eğitim okulları ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim kurumlarında öğrenci sayısına bakılmaksızın en az bir rehber öğretmen görevlendirilmesine yönelik karar ile birlikte, özel eğitim kurumlarında psikolojik danışman/rehber öğretmen zorunlu hale gelmiştir.
Özel eğitim kurumlarında psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin niteliğini arttıracak bu önemli karar için başta Milli Eğitim Bakanı Sn. Yusuf Tekin'e ve Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğümüze teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Çalışmalarının yürütüldüğü devlet okullarındaki psikolojik danışman/rehber öğretmen norm değişikliği bir an yayınlanmalıdır.
Devlet okullarında da öğrenci sayısına bakılmaksızın psikolojik danışman/rehber öğretmen olmalıdır.
@tcmeb@Yusuf__Tekin@tcookgm@fethullahguner@turkpdrdernegi@mengindeniz@bartubss
Millî Eğitim Bakanlığı mevzuatında ve okullardaki kadro tanımlarında "Okul Psikoloğu" diye bir unvan yoktur. Bu görev tanımı Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık (RPD) hizmetleri çatısı altındadır.
***
Siz bilirsiniz ama yine de bir bakın isterseniz.
MEB kadrolarında ve mevzuatında “okul psikoloğu” unvanı yoktur.
İlginç olan, bu hatanın bir sosyal medya hesabında değil, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün resmî paylaşımında yapılmış olmasıdır.
Doğru unvan: Rehber Öğretmen/Psikolojik Danışman’dır.
@tcmeb@mugla_mem@emrecay55@ozcankuscu19
Akademilerin öğretmen atamalarını geciktirmek için açıldığını bilmeyenimiz yoktur. Bırakalım ‘fakültede size yeterli eğitim verilmedi, öğretmenlik niteliklerine haiz değilsiniz, size kendi müfredatımızı uygulayıp, daha da yeterli hale getireceğiz’ safsatalarını bir kenara bırakıp, gerçekleri fark edelim lütfen. Öğretmenler olarak rezil bir durumdayız. Kimseye sesimizi duyuramıyoruz. Merak ediyor ve soruyorum; bir devlet öğretmenine bu muameleyi neden yapar? Mesela kültür etkinlikleri için davet edilen sanatçı, akademisyen vs. bu gibi adamlar babalarının hayrına mı geliyorlar? Engin Altan Düzyatan Beyefendi’ye ne kadar ödeme yapıldı? Ona yapılan ödemeyle kaç öğretmenin maaşı karşılanabilirdi? Bunları sormak, merak etmek öğretmen olmaktan ziyade bir vatandaş olarak en doğal hakkımız değil midir? Niçin devletimizin parasını har vurup harman savuruyorsunuz? Hiç mi Allah korkunuz, kuldan utanmanız yok? Ya hu! Hadi her şeyi geçtim de şunları öğretmen arkadaşlarıma izletmeyi zorunlu tutmayı bir nebze anlarım da eve gidip ,tabi konaklayacak adam akıllı yerleri varsa, sayfalarca rapor yazdırmak nedir? Niye abi niye? Ya hu niye?!! Ne desem boş, ne söylesem boş?.. Kendi kendimi yemekten başka bir şey yapmıyorum. Neyse abi neyse…
Akademideki öğretmenlerden gelen mesajlar!
Milli Eğitim Akademisi eğitim merkezlerinde eğitim gören 10 öğretmen mevcut. Öğretmenlerimize yardımcı olmamız gerekiyor. İşlerini kolaylaştırmak gerek.
Kendilerinden çok sayıda mesaj alıyorum. Bir kaçını buraya bırakıyorum…
Akademi şehrin çok dışında, ulaşım çok zor. Otobüsle gitmek zorundayım ve hiç abartmıyorum sabah 07.40’ta evden çıkıyorum, otobüsle yol tam 50 dakika sürüyor (sadece gidiş). Otobüsün kalabalıklığından bahsetmiyorum bile. Güne yorgun başlıyorum ve yine 50 dakika dersler inanılmaz yorucu ve verimsiz geçiyor.
Yazarken çok tedirginim çünkü "Sosyal medyada paylaşım yaparsanız üzülürsünüz." demişlerdi. Ama çok yorucu böyle eğitim mi olur? 3 günde 9 sınav ve her gün sınavlar arka arkaya. Akademide en az 7 saat zaman geçiriyoruz. Ama eve gidince de durmadan form doldurma görevi var. Her ay sınav olacak. Biz zaten çoğunu üniversitede almıştık. Amaçlarının pes ettirmek olduğunu düşünüyoruz artık. Enerjimizi ve mesleğe karşı isteğimizi şimdiden bitirdiler.
Buraya gelirken akademi sürecinde kendimi geliştiririm diye düşünüyordum. Kendimle ilgilenirim, kitap okurum, makale okurum diye düşünüyordum. Form doldurmaktan ailemle konuşmaya dahi vaktim olmuyor. Akşama kadar o sıralarda oturup akşam dinleneceğiz derken her hafta olan gözlem ve kültür sanat formlarını doldurmaktan sırt ve bel ağrısı çekiyorum. Şu an devam eden sistem akşama kadar slayt dinle, form doldur olarak ilerliyor.
Beni en çok zorlayan bir buçuk yaşındaki çocuğumun uyum problemleri oldu. Babası memlekette kaldığı için babasını çok özlüyor. Ders çalışma süremde annem ve babam çocuğuma baktığı için onlara da ayrıca düşkün. Hâlâ geceleri uyumuyor ve çok ağlıyor. Evi, babasını, anneannesini ve dedesini çok özlüyor. Geceleri anneanne gel gel gel diye ağlayınca ben de onunla oturup ağlıyorum... Burada 25 bin TL, memlekette 20 bin TL toplam 45 bin TL kira ödüyoruz. Saçma bir şekilde sınavlarla uğraşıyoruz. Üç ders boyunca toplam 150 dk yazıyoruz. Memlekete yakın olan yere geçiş yapayım, bari her hafta sonu babasını görür diye dilekçe yazdım ona da ret cevabı yedim. Evet ilk 10 bin öğretmenin içerisine girip akademilere yerleşmeye hak kazandık ama inanın şu an hiçbirimiz iyi değiliz. Hem maddi hem manevi olarak aşırı yıpranıyoruz.