Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan , avara et ve korkma! Tanrı, baş şeytandan çok, yarım şeytandan iğrenir!”
Çanakkale kahramanı Seyit Onbaşı, o günü anlatıyor... Bir Türk'ün tevazusu ve kahramanlığının eşsiz örneği. Hem gururla hem de göz yaşlarıyla okuyacağınız satırlar...
Bu şerefli menkıbenin asıl kahramanı Edremid'in Çamlık köyünden 305 doğumlu Mehmed oğlu Seyyiddir. Ve resminde de görüldüğü veçhile elân demir gibidir. Kendisini bir pazar günü bularak hem resmini çektim, hem de 18 Mart muharebesini büyük zorluklarla söyletebildim.
- Ben ne yaptım ki? Siz o günü görseydiniz. Düşman gemileri güdük ayın (şubatın) son günlerinde Biryol Boğazı zorlamış ve boyunun ölçüsünü almıştı. 5 mart günü idi. Ben Kilidülbahir Mecidiyesi'ndeki uzun 24'lüklerin üçüncü topunda idim. Ortalık yeni ağarıyordu. Tarassudlar Boğazın ağzında düşman gemilerinin bugün fazlalaşmakta olduğunu kumandana bildiriyordu. Bizim herşeyimiz tekmildi.
- Tam saat sekizde Boğaz tarafından doğru bir gümbürtü koptu amma bu, evvelkilerine hiç benzemiyordu. Düşman bu sefer çok şiddetli ateş açmıştı. Biz de mukabele ediyorduk. Bir aralık bizim tabyayı buldurur gibi oldu. Önce birkaç gülle tepemizden aşarak denize düştü. Sonra önümüzde deniz sularını minareler gibi havaya kaldırdı. Bir aralık toz duman içinde kaldık. Ortalık azıcık yatışınca ne oldu ki diye bir bakındım. 38'lik bir düşman mermisi bizi biraz körlemiş. Büyük bir çukur açarak sağa sola zarar yapmıştı. Topun mataforası kırılmış, ihtiyat mermi yolunu bozmuştu. Asıl yol sağlamdı. Yalnız toprak altında kalmıştı. Topumuza çok şükür bir zarar olmamıştı.
- Hemen yolu temizledik, toprak altında kalan çavuşumuzu kurtardık amma ondan ümid kalmamıştı. Sade soluyordu o kadar; onu hemen geriye gönderdik. Bu sırada kumandan bir kırılan matafora koluna, bir de Boğaza doğru bakıyordu. Ben de baktım. Boğaza doğru. Ne göreyim, düşman gemileri ağır ağır içeri doğru girmiyor mu? Hemen geriye fırlıyarak araba üzerinde duran koca merminin başında boyunlarını bükmüş bakınmakta olan arkadaşları araladım. Bir kere mermiyi kucaklıyacak oldum, yağlı olduğundan elimden kaydı. Elimi biraz topraklıyarak bir dizimi yere koydum ve mermiyi sırtladım. Kendimi topun ağzında buldum.
- Merdivenleri ilk defa nasıl çıktığımı hatırlıyamıyorum. Gene aşağı atlıyarak, 2 nci, 3 üncü, 4 üncü mermileri sıra ile taşımağa başladım. Kısa bir zaman sustuktan sonra aslan topumuz gene gürlemeğe başlamıştı. 4 üncü mermiyi attıktan biraz sonra idi Goncesuyu tarassud mevkii iki mermimizin isabetini bildirmişti. Bu haberi de duyduktan sonra bana gülleler ufak bir saman çuvalı kadar yenik (hafif) geliyordu.
- Bir aralık kumandan "Artık yeter yoruldun Seyyid, Gel bak düşman kaçıyor" diye beni tarassud yerine çağırdı. "Şunu da çıkarayım beyim de gelirim" dedim. Ve son gülleyi de çıkardım. Sonra kumandanın yanına vardım. Sanki denizin üzeri yanıyordu. Sağda solda iki gemi kara dumanlar, kızıl alevler içinde yana yana batıyordu. Bu sıra biri daha tutuştu. Arkadakiler dönmeğe bile vakit bulmadan geri geri giderek Boğazdan çıktılar. Benim görebildiğim bu kadardı. İleride, bizim Rumeli yakasında kimbilir neler oluyordu. Sonradan öğrendik ki düşmanın beş gemisi batmış ve yalnız bize o gün düşman gemileri 723 mermi sallamıştı. Öteyanını siz düşünün. Bu kadar gürültüde bize çok az zarar olmuştu. Amma o gün akşamüzeri denizden epey de balık toplamıştık.
- İşte bu kadar. Muradına erdin mi? Bunu yazacak ne var sankim?
- Seyyid sana madalya filân verdiler mi?
- Bir gün beni çağırdılar, bunu sana Alman generali gönderdi dediler, göğsüme bir madalya taktılar.
- Resmini o gün mü çektiler?
- Çocuk musun efendi be, o gürültüde yanımıza resimci mi sokulabilirdi? Bir hafta sonra paşalarla beraber bizim tabyaya bir resim zabiti geldi de o çekti.
- Sana da verdiler mi?
- Resim çekildikten bir hafta kadar sonra bir gün beni kumandan çağırdı, bak Seyyid, dedi, al bu senindir. Bir de ne göreyim? Bir ufak kitab. Ta başta benim resmim. Hırslandım. Resmim başa konacak adam mıydım ben? Bir de içini açtım. Daha birçokları var. Onları görünce ferahladım amma benim resmim başta diye bir türlü ısınamadım. O kitab da sonra kayboldu.
- İstiklâl harbine girdin mi Seyyid?
- Girdim de Bahadenliden (Bürhaniye civannda bir köy) esir bile gittim. Bizim bu Çanakkale işini duyunca beni esirlikte serbest bıraktılar. Salihli'de idik. Bir gece nöbetçiyi kendi silâhile süngüledim ve silâhını da alarak kaçtım. Çok zor olduğundan içeri geçemedim. Doğru köye geldim.
- Haberin var mı Seyyid, Çanakkale'ye bizim askerimiz girdi. Şimdi senin topunun başında gene Türk süngüsü parlıyor. Bak şu resimlere dedim. Elimdeki Ulu Önderin ve Çanakkale'ye giren askerin resimleri olan gazeteyi gösterdim. (Montrö'den sonra Türk askerinin boğazlara girişini kastediyor)
- Yaşa, sahi mi? Ver bakayım. Bak aslana (Atatürkün resmini götererek) bu işi gene babamız yapmıştır. Allah ona zeval vermesin, dünyalar durdukça dursun. Bana müsaade gayri.
Cumhuriyet, 23 Ağustos 1936, Gıyas Tekin
Şu sosyal medya öğretmenliğinden bıktık usandık.
Çocukları kendi beğeni arzuları için kullanan öğretmenler bu mesleğin yüz karasıdır.
Meb radikal önlemler almalıdır.