Değerli belediye çalışanı dostlarıma çağrımdır!
Yaklaşık 2 aydır tutukluyum. Birkaç defa ifade ettiğim gibi “hakkımda kendisine veya yakınlarına 5 kuruş menfaat sağladı” diyebilen yok!
Belediye iş ve işlemleri ile ilgili değil, ihtiyaç sahiplerine daha çok katkı sağlamak için kurulan vakıf faaliyetlerinden dolayı atılan iftiralar dolayısıyla tutukluyuz.
Bu operasyonlar tamamen siyasi olup, bir amacı da belediye çalışanlarını korkutup, sindirip belediyeyi çalışamaz hale getirmektir.
Böyle bir tuzağa düşmeyerek, Bolu halkına cesurca hizmet vermeyi sürdürmenizi bekliyorum.
Lütfen benim yokluğumu Bolu’muza aratmayın. Bolu’nun Türkiye’nin en temiz, en bakımlı ünvanını koruyunuz.
Zira aldığınız maaşları bana değil, Bolu halkına borçlusunuz.
Benim abdestimden şüphem yok. İğrenç iftiralardan aklanıp kısa süre içinde yanınıza döneceğim.
Yılmak, korkmak, sinmek bize yakışmaz. Aman Bolu’muzu hizmetsiz bırakmayın. Başkanınız sizi üzecek, utandıracak işlere imza atmadı, atmayacak da!
Yokluğumda Bolu size emanet!
Polis Mehmet Cemil Efendi…
Yıl 1919.. İstanbul işgal altında. Polis Mehmet Cemil Efendi tramvay ile göreve gitmekteyken Gülhane civarında insanların kaçıştığını görür tramvay'dan inerek kalabalığa doğru ilerler.
Mehmet Cemil efendi, beş altı Senegal asıllı sarhoş Fransız askerinin kasaturaları ile etrafa saldırdıklarını, Sirkeci yönünden gelen bir arabayı devirip, içerisindeki iki Türk kadını da zorla indirerek taciz ettiklerini görür. Fransız askeri Senegalliler kendilerine engel olmak isteyen arabacı, şerbetçilik yapan bir esnafı ve bir Türk askerini süngüleyerek yaralamışlardır.
Tüm bunları gören Polis Mehmet Cemil Efendi hiç düşünmeden silahına sarılır ve 2 Fransız askerini öldürür.
Mehmet Cemil efendi, Polis Müdürü Nurettin Bey’e hadiseyi olduğu gibi anlatır. Ancak müdürü Nurettin telefonla işgalci Fransızları arar ve Polis Mehmet Cemil Efendi’yi bizzat kendisi götürerek Fransızlara teslim eder. Fransızlar onu Kumkapı’da ki Fransız Hapishanesi’ne hapsederler. 27 Şubat 1920’ de gerçekleşen 3. duruşmasında Polis Mehmet Cemil Efendinin, “kendini savunmak için silah kullandığı “ kabul edildiği halde 10 yıl kürek cezasına çarptırılır ve cezasını çekmek üzere Fransa’ya gönderilir.
Polis Mehmet Cemil Efendi Fransızlar tarafından önce Marsilya'ya, sonra Provasisi'ye oradan da Papillon filmine konu olan Fransız Guyanası'nda bulunan Şeytan Adasına hapse gönderilir. Çok ağır şartlar altında hapis yatan Polis Mehmet Cemil Efendi 2 kere kaçma girişiminde bulunduysa da yakalanır.
Dünyanın öbür ucundaki 45090 no’lu mahkum Polis Mehmet Cemil Efendi'yi herkes unutsa da biri unutmamıştır. O kişi Atatürk'tür.
Atatürk'ün Fransa'nın Ankara büyükelçisi aracılığıyla yaptığı girişimleri sonucunda polis Mehmet Cemil efendi 1929' da İstanbul'a döner. Büyük ilgiyle karşılanır.
Karaköy İskelesi’nde emniyet mensubu 50 kişilik gurup tarafından alkış ve çiçeklerle karşılanır. Kendisine Beyoğlu Polis Dairesi mensuplarınca bir buket çiçek ve İstanbul Polis Müdürlüğü 5. Şube mensupları adına altından bir dolmakalem ile bir buket çiçek hediye edilir. Dönemin gazetelerinden Milliyet, Akşam ve Cumhuriyet olayı bir gün sonra okurlarına ilk sayfadan duyurur
Polisliğe geri dönmek istediğini söyleyince, isteği yerine getirilir ancak adada yaşadığı tramvalar ağır izler bıraktığından çok devam edemez. 44 yaşında vefat eder.
Tarih sarhoş ve saldırgan Fransızların yaptıklarını görmezden gelerek arkasını dönüp gidenleri değil Polis Mehmet Cemil efendiyi yazdı.
Ruhu şad olsun.
Fatih Eryılmaz'dan...
Erkan Baş, öyle bir şey söylemiş ki onuru, şerefi olan yönetici şimdi istifa eder
"SMA hastası çocuğun ailesi, gidiyor valiye başvuruyor. Vali ona kağıt veriyor, 'Al, git para topla' diye. Aile para dileniyor
Bu mu sizin dünyanın kıskandığı güçlü, itibarlı devletiniz?"
‘Anadolu mandası’ maalesef ülkemizde sayıları binli rakamlara düşen çok eski bir manda ırkımız. Nesilleri tükenmek üzere. oysa bu hayvan mevsim zorluklarına karşı dayanıklı, yem seçmeyen, şap gibi hastalıklara karşı çok dirençlidir. Sütü çok besleyici ve yenilebilecek en iyi yoğurt manda sütünden yapılır. Endüstrinin besleyici değeri olmayan, sağlıksız ama daha fazla üreterek daha çok kazandıran sisteme karşı nesillerini devam ettirebilmek için direniyorlar
Milletvekili sayısını düşürün
Kıyak emeklilik ve ömür boyu sağlık ayrıcalığı uygulamasına son verin.
Milletvekilliği bir meslek değildir
Emekliliği olmaz
#YüzyılınYoksulluğu
E. YARGITAY Başkanı Prof.SAMİ SELÇUK'tan kendisine hakaret eden BAHÇELİ'YE yanıt;
Ben, fakülte dönemini de katarsanız, altmış altı yıldır hukukun içinde yaşıyorum.
Şimdi de on yedi yıldan bu yana
Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yargılama hukuku dersleri vermekteyim. Hukuktan anlamayan, hukuksal yaklaşımla politik yaklaşım ayrımını yapamayan, ayırt etme gücü ve zekâsı olmayan birinin değerlendirmesi, benim açımdan sıfıra eşittir
Hukukçunun tek bir efendisi vardır, buyruklarını ondan alır, şundan bundan değil.
O efendinin adı da “HUKUK”tur.
Kimi bakarkör’ler görsün diye bunu lütfen büyük harflerle yazın.
KIMSE BANA EFENDİLİK TASLAMASIN!
Gücü yetiyorsa bilimsel temelde kendisi ya da kendisini bilinçsizce alkışlayanlar arasında hukukçu varsa onları da yanına alarak benim söylediklerimi çürütsün.
“Namert”, yani “alçak, korkak, erdemsiz
“beyni sulanmış”, yani “bunamış” diyerek insanları aşağılamasın
Hakaret, milletvekili yapay bağışıklık kalkanının ardına sığınarak mertliğini kanıtlamaya kalkışan zavallıların, yetersizlerin başvurdukları Brutus’vari bir eylem olmamalıdır
Mertlikten, namertlikten söz edenlerin önce kendileri mert olmalıdır.
Sövgüler eski deyişle muhayyerdir.
Değişmez huyları, sahibine geri dönüp onu vurmasıdır.
Hakaretlerle düşünceleri ve hukukun dediklerini çürütemezsiniz.
Ben, insanları bu denli zavallı, aciz yaratıklar olarak görmek istemiyorum.
Bana sövenlere iki uyarım var.
Birincisi, yazdıklarımı dikkatle okusunlar, hukukçulara danışsınlar, hukukun ne dediğini özümsesinler,
sonra da duraksadıkları noktalarda gelip benimle tartışsınlar.
İkinci uyarım da şu:
Bilkent öğrencileri hocalarını değerlendiriyorlar.
Siteye girsinler, benimle ilgili bilgileri ve özellikle bunayıp bunamadığımı öğrensinler.
Bir de önerim var.
Aynı yöntemi partiler de uygulasınlar.
Bütün partiler, başkanları hakkında delegelerin değerlendirmelerini isteyip sitelerinde yayımlasınlar.
Yurttaşlar da bunları okusunlar.
Konuşmanın sahibini tartışmaya açık ve hukuk açısından yeterli biri olarak göremiyorum.
Doğru dürüst Türkçesi bile yok.
Seçtiği dalı bile telaffuz edemiyor.
Yazdıklarımı bile anlayamamış birine ne söyleyebilirim ki?!
Kimseyi küçümsemiyorum.
Ama bana söven kişi, benim gözümde her sokakta her gün gördüğünüz kişilerden biridir.
Batı’da tek bir yanlış yapan,
o görevinden ayrılır, ayrılmak zorundadır.
Bana söven kişi, yeterince donanımı olmadığından olacak, sövgülerden medet uman, ucuz kahramanlarla sürekli gündemde olan biridir.
Bu yüzden o kişi, benimle ilgili olarak da bu kez hekimliğe özenmiş;“beyni sulanmış” diyerek sınırlarını çok aşmıştır.
Dün sövdüklerine bugün sarılarak ilkesizliğiyle şaşırtıcı yaşamsal çelişkilere düşen ve hiç güvenilemeyen birini ciddiye almam.
Böylelerine verilecek en iyi yanıt, onları hükmen yok saymaktır.
Kötü söz eninde sonunda sahibine döner.
Ben bu yanlışa düşmem.
Bu insanlar, önce insana saygı göstermelidirler...
Prof.Dr.SAMİ SELÇUK
AĞZINA SAĞLIK DEĞERLİ HOCAM
Vergiyle ilgili düzenleme yapılırken toplanan vergilerin nerelere, nasıl harcandığının ayrıntısıyla açıklanması gerekir. Kamu kesiminde çifte ücretler, lüks kiralıklar, son model arabalar, gereksiz istihdam varken insanları vergisini itirazsız ödemeye ikna edemezsiniz.
Vergi Uzmanı Ozan Bingöl: “Üst düzey kamu görevlileri için ödenen kira gideri 14 milyon TL’den 114 milyon TL’ye çıkmış.
Bakan yardımcıları, özel kalem müdürleri, danışmanların ısınması, apartman aidatı vergilerimizden ödeniyor.
Hepsinin altında makam araçları var.”
Devletin kendi marketi Tarım Kredi kooperatifinde bile fiyatlar bir yılda %50 artıyorken,
TÜİK’in enflasyonu bundan düşükse ve Maaş zammı %25 ise bunun adı soygundur.