dahi, ahyarı (temiz ruhları) takliden semavat memleketine gitmeğe teşebbüs edecekler. Çünki vücudça letafet ve hiffetleri var. Hem şübhesiz tard ve reddedilecekler. Çünki mahiyetçe şeraret (şer yaymaları) ve nühusetleri (uğursuzlukları) vardır.
Sözler
Madem arzdan semaya gidip gelmek var. Semadan arza inip çıkmak oluyor. Ehemmiyetli levazımat-ı arziye (dünyaya ait lüzumlu şeyler), oradan gönderiliyor. Ve madem ervah-ı tayyibeler (temiz ve günahsız ruhlar) semaya gidiyorlar. Elbette ervah-ı habîse (kötü ve günahkar ruhlar)
Semanın sükût ve sükûneti ve intizam ve ıttıradı (düzenli) ve vüs'at (genişliği) ve nuraniyeti gösterir ki: Sekenesi, zeminin sekenesi gibi değiller; belki bütün ahalisi mutî' (itaatkâr) dirler. Ne emrolunsa onu işlerler. Müzahame (itişip-kalkışmayı) ve münakaşayı îcab edecek
Şu muhteşem burçlar sahibi, müzeyyen kasırlar hükmünde olan semavat dahi, zîşuur (akıl ve şuur sahibi) ve zevil-idrak (anlama kaabiliyeti olan) mahluklarla doludur.
Sözler
Hakikat ve hikmet ister ki: Zemin gibi, semavatın da kendine münasib sekeneleri (yaşayanları) bulunsun. Lisan-ı şer'îde (dinî ifadeyle) o ecnas-ı muhtelifeye (farklı far türlere ), melaike ve ruhaniyat (ruhanî varlıklar) tesmiye edilir (isimlendirilir).
Sözler
Hem kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin?
Sözler
Hem deme: "Ben de herkes gibiyim." Çünki herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
Sözler
Çünki ölüm değişmiyor. Firak (ölüm, dünyadan ayrılık), bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî (insanın âcizliği), fakr-ı insanî (gerçek anlamda insanın hiçbir şeye sahip olmama durumu) değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür'at peyda ediyor.
Sözler
Ey nefsim! Deme: "Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder (tapacak derecede dünya hayatını sever). Derd-i maişetle (geçim derdi ile) sarhoştur."
Ey nefis!
Başta Habibullah, bütün ahbabın kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir-iki tane ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup, başını çevirme. Merdane kabre bak, dinle ne taleb eder. Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak ne ister.
Sözler
Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup, dünyaya talib bedbaht nefsim! Bilir misin neye benzersin? Deve kuşuna... Avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor, tâ avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarıda. Avcı görür. Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez
meyvelerini, âlem-i misalde (herşeyin gerçek yapısıyla, görüntüsüyle teşhir edildiği evrende) tercümanlık edip gösterecek ve âlem-i ervahta (ruhlar âleminde) temsil edip ilân edecek, ona göre elbette bir melek-i müekkeli (görevli bir melek) vardır.
Sözler
Bir bahr-i müsebbih (teşbih eden bir okyanus) olan şu semavatın kelimat-ı tesbihiyesi (tesbih kelimeleri); güneşler, aylar, yıldızlar olduğu gibi,
Bir tayr-ı müsebbih (Allah'ı tesbih ederek sürekli uçup duran) ve hâmid (hamdeden) olan şu zeminin dahi elfaz-ı tahmidiyesi;
denizlerin) da ve göklerin herbir feleğinin de ve her bir burcunun da birer tesbih-i küllîsi (kapsayıcı bir tesbihatı) vardır.
Şu binler başları olan zeminin her başında yüzbinler lisanlar bulunan ve her lisanda yüzbin tarzda tesbihat çiçeklerini, tahmidat (hamd ve şükür)
وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍٍ اِلَّا ف۪ى كِتَابٍ مُب۪ينٍٍ٭ وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ ف۪ٓى اِمَامٍ مُب۪ينٍ
gibi âyetlerin ifade ettikleri: "Bütün eşya, bütün ahvaliyle (her hâliyle) vücuda gelmeden ve geldikten sonra ve gittikten sonra yazılıdır ve yazılır ve yazılıyor."
Sözler
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ى سِتَّةِ اَيَّامٍ
"Altı günde gökleri ve yerleri yarattık"
demek olan;hem belki bin ve elli bin sene gibi uzun zamandan ibaret olan eyyam-ı Kur'aniye (Kur-an'da zikredilen zamn) ile insan dünyası ve hayvan âlemi altı günde yaşıyacağına işaret
eden hakikat-i ulviyesine kanaat getirmek için, birer gün hükmünde olan herbir asırda, herbir senede, herbir günde Fâtır-ı Zülcelal'in halkettiği (yarattığı) seyyal (akıcı, sürekli hareket halinde olan) âlemleri, seyyar kâinatları,geçici dünyaları,nazar-ı şuhuda (araştırmacılara)