Türkiye'de;
En çok pestisit kullanılan iller: Antalya, Manisa, Adana
En fazla kullanılan kimyasallar: Fungisit (%38,4), herbisit (%27,4), insektisit (%23)
Yasaklı maddeler hâlâ sahada: Fenbutatin Oxide, Aldicarb, Klorprifos, Propiconazole
https://t.co/4WMBNKKH8d
Mersin Çeşme Sahili’nde deniz mikroplastik atık kaplı, mikroplastik ve manoplastik kusuyor!
Plastik atık geri dönüşüm tesislerinden çıkan atıksularla taşınan plastik ve mikroplastik kirliliği; Seyhan Nehri üzerinden Akdeniz’e ulaşarak Tarsus Kazanlı’dan Mersin ve Erdemli sahillerine kadar kıyılarımızı tehdit ediyor!
🟥 AHBAP soruşturmasında tutuklanan Ece Güner'in avukatı Kazım Yiğit Akalın Cumhuriyet'e konuştu
📍Bu kadar insan adli kontrolle bırakılmışken Ece Güner tutuklu
📍Ece hanım AHBAP’ın avukatı değil, Haluk Levent’in avukatı değil, AHBAP’a para yatırmamış, para AHBAP’tan gelmemiş
📍Hala kanser tedavisi gören, üç büyük ameliyat geçirmiş bir insanın cezaevinde olmaması gerekiyor.
https://t.co/q68EvvvLRl
Gazeteci, sinemacı, tiyatrocu, müzisyen, akademisyen, avukat, doktor, esnaf, çiftçi, işçi, emekli ve genç dostlarımız SAAT BU SAAT 2. Kez gözaltından çıkıp betonun üstünde dışarıda sızarak çocuklarını hakkını arayan Eti Gümüş ve Doruk maden işçilerinin sesi olun.
Derdimiz ortak!!
Almanya, Türkiye'ye aylık 18 milyon kg plastik atık ihraç etmektedir.
Almanya, plastik atıklarını Türkiye'ye ihraç ederek sahilleri, tarımsal toprakları ve temiz su kaynaklarını kirletmektedir.
Dostlarım, bundan daha önemli ne sorunumuz var?
En önemli tarım bölgelerimizden biri
Bununla sulanan ürünleri tüketiyoruz
Karpuz yediğimizi sanıyoruz, ölüm yiyoruz
Portakal, mandalina yediğimizi sanıyoruz, zehir yiyoruz
Salataya limon sıktığımızı sanıyoruz, zehir sıkıyoruz
Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel mahkemede aylık gelirini 900.000 TL olarak söylemiş.
Adana'da 4 katlı bir avm'si ve 40 dükkanı varmış.
Eski milletvekillerinin, bürokratların devasa mal varlıkları zaman zaman medyada yayınlanıyor.
Bir vali, bir vekil, bir bürokrat böyle mal varlığını nasıl yapmış?
Gülistan Doku cinayetini ortaya çıkarmak kadar önemli olan şey, kamu kaynaklarını, kamu imkanlarını kullanarak servet elde edenler varsa bunların üzerine giderek, işlenen beytülmal cinayetini ortaya çıkarmaktır
Nereden Buldun Yasası'nı 1998'te Bülent Ecevit çıkarmıştı.
Bu yasayı yürürlükten kaldıran ise AKP hükümeti!
Nereden Buldun Yasası'nı yeniden çıkarın da, Ak koyunu kara koyunu görelim.
"Kim olursa olsun suçun ve suçlunun üzerine gitmek" istiyorsanız bunun mali boyutu ancak böyle gerçekleşir.
Bodrum, Göcek, Fethiye, Kalkan, Kaş, Antalya.
Sırayla denize girme imkanım oldu.
Bodrum Merkez taraf kıyıları nispeten temiz karşısı direkt açık olduğu için.
Göcek bitmiş, köpük köpük sintine sintine...
Fethiye tarafı yine nispeten temiz.
Ölüdeniz bitmiş, bütün kıyı mikroplastik.
Kalkan, Kaş, Antalya keza aynı kıyıya esen günlerde sahiller yüzülmez durumda, mikroplastik kaynıyor su üzerinde bariz görünüyor partiküller ve hatta küçük plastik parçaları.
Vatan cennet doğru, ama içinden geçtiniz 3 kuruş dünya malı için, ne altı kaldı, ne üstü, ne denizi ne kıyısı...
20 sene öncesiyle kıyaslıyorum buraların denizlerini, dünyada sayılı kıyılar arasındaydı buralar. İçi acıyor insanın.
Kuru gerçek değeriyle hesaba katarsak Türkiye'de açıklanan kişi başına gelirin kabaca üçte birine yakın kısmının aslında bir illüzyondan ibaret olduğu ortaya çıkıyor.
https://t.co/t9kHNm8ElT
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Türkiye’de asgari ücret son 10 yılda euro bazında ortalama yalnızca %1,9 arttı.
Biz Başkanlık rejimi altında Ortadoğululaşırken, Doğu Avrupa ülkelerindeki artış kahredici...
Antalya'da güneş çarpması şikayetiyle özel hastaneye giden İsviçreli iki genç kız, muayene ve serum için çıkarılan 1.293 euroluk (71 bin TL) faturayı Sağlık Bakanlığı ile CİMER'e şikâyet etti:
"Kayıt sırasında kişi başı 210 euro (muayene ücreti) aldılar. Kan alma sırasında 'Burada kalsanız daha iyi olur. Size sadece serum takılacak' dediler. Kan alındıktan sonra tekrar kayıt yerine gittik. Orada tekrar 440 euro ödedik."
Subay yemini okuyanMustafa Kemal askerleri affedilmedi ancak Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya yeminli Öcalan’ın teröristleri affediliyor. @zaferpartisi@zpgencresmi