“Ereğli Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Engin Uysal, 01.09.2026 tarihinde yazdığı mektupta şöyle diyor: “Öncelikle Hüseyin Aykol yoldaşımızı anıyoruz. Bizler her zaman dört duvar arasında Hüseyin Aykol arkadaşımız sayesinde yalnız olmadığımızı hem fiziken hem de zihnen hissettik. En zor, çetin koşullarda bizlerle olan yoldaşımızın her daim kalbimizde kocaman bir yeri var.
Uzun süredir sürekli gündeme gelen cezaevi idare ve gözlem kurulu hak ihlalleri, bu cezaevinde de haksız, hukuksuz bir biçimde negatif yansımasını bulmuştur. Tahliyesi engellenen, kopyala-yapıştır mantığıyla hukuksuz bir şekilde şu anda cezaevinde tutulan birkaç arkadaşımdan bahsetmek istiyorum.
Hacı Sincer: 30 yıldan fazladır cezaevinde ve 2 yıl 3 aydır da tahliyesi engellenmekte.
Mehmet Mencik: 11 yıldır zindanda, 2 yıl 6 aydır cezası uzatılıyor.
Mehmet Ali Taşlı: 30 yılı aşkındır zindanda ve iki yıldır cezası uzatılıyor.
Abdulcelil Kaçmaz: 30 yılı aşkındır cezaevinde, 3 aydır cezası uzatılıyor.
Tahirhan Kaya: 7-8 yıldır cezaevinde, 6 aydır cezası uzatılıyor.
Sinan Çelik: 10 yıldır cezaevinde, 1 yıl 8 aydır cezası uzatılıyor.
Yukarıda dile getirdiğim arkadaşlarımızın cezaları bitmiş ve fazladan yatıyorlar. Cezaevi şartlarının herkesçe bilindiği üzere en sağlıksız mekânlardan biri olduğu aşikârdır. Temizlik ve hijyenin sıfır düzeye inebildiği bir yer. Kısacası durumu ağır olan ve daha da ağırlaşacak birkaç arkadaşımızın adlarını ve durumlarını aktarmak istiyorum.
Ayhan Kavak: 30 yıldır zindanda; yakalandığı hastalıkları şöyle sıralayabiliriz: Ankilozan spondilit, hipotiroidi, diyabet, hipertansiyon, astım, bel fıtığı, kalça eklem ayrılığı daralması, kemikte oluşan eroziv artrit, eklem ağrısından dolayı yürüme sorunu.
Cûdar Îcuz: 13 yıldır zindanda; belli başlı hastalıkları; anjiyo oldu ve bel fıtığı var.
Emin Gurban: 30 yıldır zindanda. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış ve hücrede tek başına tutuluyor. Yakalandığı hastalıklar; beyin damar tıkanıklığı.
Vahdettin Erdemci: 11 yıldır zindanda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış ve tek başına hücrede tutuluyor. Hastalıkları; ileri derecede KOAH hastası ve kalp rahatsızlığı var.
Kadir Kevser-Veysi Akgül: Hepatit-B hastası ve tek başlarına hücrede kalıyorlar.
İsimlerini dile getirdiğim arkadaşlarımızın durumları gerçekten de ciddi denecek düzeydedir. Bu cezaevi koşullarında tedavi olmaları bile geçici bir durum; yani durumları giderek ağırlaşacak. Cezaevi mimarisi de bu durumu en çok tetikleyen kuyu tipi cezaevleridir. Günde 1,5 saat havalandırmaya çıkılıyor. Diğer cezaevleri gibi her odanın avlusu yok. Onun için 24 saatin sadece 1,5 saatinde havalandırmaya çıkabiliyoruz. Pencerelerde fens telleri var; odalara bu telden dolayı hava ve ışık girmiyor. Odalar nem kokuyor, bir damla su bile nem kokusunu bizlere hissettiriyor. Zaten odalar tedbir amaçlı hiç ilaçlanmıyor. Kendi imkânlarımız doğrultusunda koridorları biz yıkayıp temizliyoruz. Kantinde sağlığa yararlı hemen hemen hiçbir şey yok.
Kısa da olsa şimdiden infazı haksız, hukuksuz bir biçimde yakılan arkadaşlarımızın da isimlerini şöyle sıralamak istiyorum: Ali Dalaman, Engin Uysal, Mehmet Yaşar, Nazım Öcal, Dilxwaz Kılıçoğlu, İbrahim Sütçü, Serhat Önkul, Selami Çiftçi, Faik Budak, Hasan Muhammed Îbîş.””
📌 Kopyala yapıştır hukuk
▪️ Birçok hapishaneden gelen bilgiler keyfiliğin genel bir yönetme usulü olmaya devam ettiğini ve hukuk olarak sunulan şeyin kopyala yapıştır yoluyla yasal hale getirilen keyfilikler olduğunu gösteriyor
🖊️ Hüseyin Aykol / İçeriden
https://t.co/6dRaIWZyvI
Bakırköy'de üç kuşaktan sosyalist kadın gazeteciler anlattı: Her yerde üretiriz
Şubat tutsaklığımızda 3 kuşaktan sosyalist kadın gazeteciler olarak Bakırköy'de buluştuk. 15 sayfayı el yazıyla doldurmanın zorluğu, konuşmaları yakalama telaşıyla hazırlanan şu söyleşiyi bir de ben paylaşmak istedim. 👇
Bilmelisiniz ki kişisel deneyimimiz sosyalist basında çalışmanın bize katkıları, meslektaşlara öneriler, tutuklanma serüvenimiz ve Bakırköy'de yan yana gelmek bize ne hissettirdiğine ilişkin sorular çerçevesinde yaptığımız bu söyleşi bir o kadar zor, keyifli ve bizi gazetecilikten koparmak isteyenlere yanıt. Sosyalist kadın gazeteciler olarak üretmeye düşünmeye ve söz söylemeye devam ediyoruz. Kalemimiz bu kez bizi yazacak ve son sözümüz; sosyalist basını susturamayacaksınız.
https://t.co/MN4VDr6wT6
Merhabalar. Ben gazeteci Mervan Özdemir. Hiçbir paylaşım yapmadığım bilmem kaçıncı hesabım Türkiye sınırları içerisinde erişime engellendi. Ne bir gerekçe ne bir mahkeme kararı. Bizi susturmanın bu ülkeye bir gram faydası olmadı. Bir avuç rantçı milyonların sesi kıstırılıyor.
3 Ekim 2015'de Şirnex’te sokağa çıkma yasakları döneminde 28 kurşunla 24 yaşındaki Hacı Lokman Birlik katledildi. Bedeni akrep tipi zırhlı polis aracının arkasına bağlanarak, kent merkezinde bulunan Mehmet İşler Karakolu'na kadar yerde sürüklendi. İnsanlığın yerde sürüklenmesinin üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen sorumlular hakkında etkin bir soruşturma yürütülmedi.
Barış ve Demokratik Toplum sürecinden geçtiğimiz bugünlerde kalıcı bir barıştan bahsetmek tarihsel bir yüzleşmeyle mümkün olacaktır . Bizler failler yargılanana , sorumlular cezalandırılana kadar mücadele edecek; katledilen bütün yoldaşlarımızın özgür yaşama olan inancını gençlik mücadelemizde büyüterek , demokratik özgür yaşamı inşa edeceğiz.
içerik, sözcü için önemsizdir. sözcülerin, gazetecilerden bir farkı belge ve bilgiyi görmeden açıklama yapacağını söylemesidir; içeriği görmeden paylaşmaya hazırdırlar. bazısı bunu önden duyurur ama olur da belgeler son dk gelmez ya da ileten tavır değiştirirse yayınlayamaz.
whatsapp’tan gönderilen belgeleri toplumsal çelişkilerle ilişkilendirmeden twitter’a saçmak gazetecilik değil, sözcülüktür. bu faaliyetin kimlerin sözcülüğü olduğunu ise -topluma karşı zerre sorumluluk hissediyorlarsa- belgeleri yayınlayanların açıklaması lazım.
neye var hocam? eylemlerin çoğuna gittim, 40-50 kararlı gence bakardı o eylemlere antişoven bir propaganda yapmak. nasıl diyeyim, öyle bir renk vermek. ırkçılar müthiş örgütlü değildi, yer yer feministler denedi ve deldi bunu. soldan eyleme gidenlerde bu yönlü bir girişim ya da arayış olmadı. denersin, bedelini de ödersin; girişilmedi bile. bunlara karşı bir tavır geliştirmeyeceksen o eylemlerin örgüt olarak neden bir parçası oluyorsun o zaman? neyi güçlendiriyorsun?
mesele kitlede değil, zaten böyle yapmayarak ve savrularak 20-30-40-50 kişi kafalayıp örgütleyerek kitle edinenler de o kitlelerle yarın hiç bu işlere girişmezler, şuan görece kalabalık sol örgütlere baktığında dediğimi anlarsın.
19 mart eylemleri ve devamındaki eylemlerde görünür olan ırkçı sloganları solun engellemek konusunda yetersiz ve de genel olarak niyetsiz olması soldaki şoven savrulma tartışmalarını açmamıza neden olmuştu. üstelik şovenlerin huyuna, suyuna gidecek politik/ideolojik savrulmalar olumlanıyor ve şovenizm gündemi/tartışması açılması gereksiz ve tali bulunuyordu. içerdeki ve dışardaki gelişmeler bunu her gün yanlışlıyor.
Fransa’da öğrenciler sokakta:
“Hepimiz antifaşistiz!”
Fransa’da bir haftadır ülke geneline yayılan öğrenci eylemlerinde “Hepimiz antifaşistiz!” sloganı yükseliyor.
Öğrencilerin antifaşist sloganlarına karşı aşırı sağ medya ve sosyal medya hesapları protestoları hedef alan paylaşımlar yapıyor.
fransa’da özellikle ekonomik gerekçelerle başlayan eylemler göçmenlerin de öncülüğüyle büyüyüp faşist le pen’e karşı bir tavrı da örgütlüyor. bugün bu eylemleri övgüyle paylaşan kimi solcular 19 mart ve devamında hiçbir şoven tutuma tepki göstermeyip “mansur aday olsun” diyordu.
fransa’da liseliler eyleme çıkıyor, sendikalar desteğe girişiyor. sendikalar “o onların gündemidir” deyip kenarda durmuyor. fransa’daki sendikaların durumu, niteliği tartışılabilir ama işçilerin sendikal mücadelesinde bir siyasi nitelikten bahsedebileceksek işte asgari sınır budur.
kendi işyeri, doğrudan kendi ekonomik çıkarı dışında bir mücadeleye dahil olmayan bir sendikanın ya da bir işçinin bir siyasi mücadele yürüttüğü ileri sürülemez.
iktidarı hedef almayan, sadece kendi ücretine/tazminatına yönelik eyleme girişen işçilerin mücadelesi şüphesiz kıymetsiz değildir ancak bu mücadeleler siyasi nitelik kazandırılmadığı sürece hesaba -zaten hakkın olan- biraz ücret yattıktan sonra polise çiçek vermeyle sona erer. bunlara şaşırmıyoruz, sendikal mücadelede maalesef bunlar oluyor. bunların siyasi mücadele olarak ele alınmasını eleştiriyoruz, bu kadar basit.
sınıf mücadelesi siyasi mücadeledir, sendikal mücadele değil.
şu kadarı dahi yapılamadı, imkanları vardı yoksa bile denenebilirdi. denendiğini dahi göremedik, bu uğurda başımıza bela alsaydık. hep birlikte şoven, ırkçı, kadın düşmanı vesaire ayrımcı sloganlara karşı fiili tavır alabilirdik.
tek başına dahi çok aradım bunun yollarını, her şekilde. burada “örgütsüzlük örgütlüyorsunuz” diyen örgütlü dostlar o günlerde 3-5 şoven kanziyi kafalamak için şekilden şekile girdiler. örgütsüzlük örgütleyenler birer kulüp faaliyetinden müteşekkil olan bu sosyal şoven, reformist örgüt/topluluklardır. yeri gelmişken yine yazmış olayım.
o günlerde de fiilen aradım, söyledim şimdi de söyleyeyim: 19 mart eylemlerine katılan sol/sosyalist güçler en azından “biz bu eylemlerde şoven, ırkçı, kadın düşmanı, homofobik slogan attırmayacağız” tavrını ilan edip fiilen örgütleyebilecek bir birliktelik yaratabilmeliydi.
bugün sola ne mi lazım? çok kestirme ifade edeyim, bundan lazım.
ne oluyor peki?
antifaşist tavır ve söylem içinde olan, şovenizme karşı tavizsiz bir çizgi çeken devrimciler tutuklanıp rehin alınırken şovenlere yaranmaya çalışan sol/sosyalist siyasetlerin adeta önü açılıyor.
“Katledilen Birlik’in cenaze törenine katıldıktan sonra gözaltına alındığını aktaran Ürgen, “Gözaltında olduğum zaman TEM Şube Müdürü Hacı Murat’ın odasına götürüldüm. Orada televizyonda İMC TV’de Hacı Lokman’ın yerde sürüklenme görüntüleri çıktı. Hacı Murat bana ‘Çok yakışıklı çocuktu bilseydim öldürmezdim’ dedi. Böyle bir cümle kullandı. İnsan o esnada ne diyeceğini bilemiyor. Bende ona ‘öldürdünüz ama yerde sürükleme insanlığa sığıyor mu?’ diye sordum. Bana ‘Ben Lahey Mahkemesi’nde yargılanacağımı biliyorum ama savaş kurallarına göre bunu yapmak zorundaydım’ dedi. Şu an bu kişinin ne yaptığını nerede olduğunu bilmiyorum. O zaman bana özel savaş için Nijerya’dan geldiğini, orada yasa dışı bir örgüte silahlı eğitim verdiğini ve Şırnak’a da bunun için getirildiğini söylemişti. Söyledikleri 2015-2016 yıllarında yaşananlar açısından bir mesajdı. Bunu gizleme gereği dahi duymuyordu.” ifadelerini kullandı.”
Şirnex’te 11 yıl önce katledilen Hacı Lokman Birlik’in çocukluk ve mücadele arkadaşı Jihat Ürgen, "Bu süreçte toplumsal bir yüzleşme olmalı, failler hakkettikleri cezaları almalı” dedi
https://t.co/4prS7vBIHf
Şirnex’te 11 yıl önce katledilen Hacı Lokman Birlik’in çocukluk ve mücadele arkadaşı Jihat Ürgen, "Bu süreçte toplumsal bir yüzleşme olmalı, failler hakkettikleri cezaları almalı” dedi
https://t.co/4prS7vBIHf
🔴 Hacı Lokman Birlik katledileli 11 yıl oldu: Failler belli, açılan bir dava yok, kimse cezalandırılmadı
◾️Sokağa çıkma yasakları sırasında 28 kurşunla katledilen ve bedeni yerlerde sürüklenen Hacı Lokman Birlik’in çocukluk ve mücadele arkadaşı Jihat Ürgen, ‘Aradan 11 yıl geçti, hala açılan bir dava yok. Failler belli, cezalandırılmalılar. Barış ve Demokratik Toplum Süreci var, toplumsal bir yüzleşme olmalı ve failler hakkettikleri cezaları almalı’ dedi
https://t.co/SIXUAj5ckU
10-15-20 rt almasına ve binlerce takipçili hesaplara rağmen 1k görüntülenme bile almayan tweetler görüyorum bir süredir orası ayrı ama bugünden yüksek etkileşimli bir tweet üzerinden çarpıcı bir örnek verelim…
can atalay’ın tweeti 3.5k rt ve 11.5k fava rağmen sadece 322k görüntülenme almış. onun alıntıladığı tip resmi hesap tweeti de sadece 337k. yahu zaten ciddi bir görüntüleme üstteki tweetten direkt gidiyor olmalıydı, tip’in tweeti nasıl 337k görüntülenme olsun? müthiş bir shadow ban uygulanıyor. erişim engelleri gibi doğrudan hissedilmediği için etkisi fark edilmese de…
Sevgili yurttaşlar,
Aralarında benim de olduğum yüzlerce seçilmiş, siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar sadece siyasi tutumları nedeniyle, haksız hukuksuz biçimde cezaevlerinde tutuluyor.
Bizden tüm yaşananlara razı olmamız, olan biteni talihsizlik sayıp susmamız bekleniyor.
Susmayacağım. Hatay halkı beni, kendisi adına söz söylemem ve hesap sormam için seçti. O görevden vazgeçmeyeceğim.
Artık bıçak kemiğe dayanmıştır.
Meclis’in açıldığı bugün, Hatay halkının gasp edilen temsil hakkını ve emekçilerin, yoksulların, bilcümle halkımızın, adalete aç olanların duyulmayan sesini duyurmak için 24 saatlik açlık grevine başlıyorum.
Bu aynı zamanda, Anayasa’ya uyulması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ve görevimi yapmamın önündeki engelin kaldırılması için bir çağrıdır.
Ülkenin sorunlarını kendi sorunu bilen herkesi sesini yükseltmeye çağırıyorum. Bizi kendimizden başkası kurtarmayacak. Haklarımızı, ülkemizi ve geleceğimizi birlikte kazanacağız.
Ş. Can Atalay -Seçilmiş Hatay Milletvekili-
buradaki hesaplara yönelik sadece erişim engelleri getirilmiyor. kesinlikle bazı kelimelere, gündemlere, hesaplara yönelik shadow ban uygulanıyor. takip ettiğiniz ve önceden çokça gördüğünüz birçok hesabın paylaşımının hiç önünüze düşmediğinin belki farkında bile değilsinizdir.