Zonguldak'ın Alaplı ilçesine mevsimlik işçi olarak giden halkımız fertlerine saldıran alçak, aşağılık zihniyeti öfkeyle kınıyoruz.
Kürt halkına reva görülen bu anlayışı reddediyoruz. Halkımız hiçbir şekilde böylesi vahşilere hizmet etmemeli, işlerini yapmamalıdır.
‼️Medyaya yansıyan görüntüler ve kamuoyunda oluşan haklı kaygı üzerine bu açıklamayı yapma gereği duyuyoruz.
📍Zonguldak’ın Alaplı ilçesine bağlı Bektaşlı köyüne mevsimlik fındık işçisi olarak çalışmak üzere Cizre ve Silopi’den giden 70’ten fazla işçi ve ailelerinin dün saldırıya uğradığı bilgisi tarafımıza ulaşmıştı.
📌İşçilerin bu sabah partimizle iletişime geçmesinin hemen ardından Zonguldak Valiliği ve Alaplı Kaymakamlığı ile görüşmeler gerçekleştirdik. Yapılan görüşmelerde, saldırıya jandarmanın müdahale ettiği ve işçilerin güvenliğinin sağlandığı tarafımıza iletildi.
🔷Ancak işçiler bu akşam tarladan dönüşte yeniden birkaç kişinin saldırısına uğradı. Kamuoyuna yansıyan görüntülerde jandarma görevlilerinin olay yerinde bulunduğu, ancak saldırının gerçekleşmesini engelleyemediği görülmektedir.
🔶Bunun üzerine Alaplı Kaymakamı ile yeniden görüşerek 70’ten fazla işçi ve ailelerinin can güvenliğinin derhal ve etkin biçimde sağlanması gerektiğini ifade ettik. Kaymakamlık tarafından, ailelerin yakın mesafede güvenli bir yere taşınması ya da bulundukları yerde gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması yönünde çalışma yürütüldüğü bilgisi tarafımıza verildi.
⚖️ Ayrıca saldırıya ilişkin Alaplı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli sürecin başlatıldığı bilgisi de tarafımıza iletildi.
🔸Geçimlerini sağlamak için yüzlerce kilometre uzaktan mevsimlik tarım işçisi olarak fındık toplamaya giden halkımızın can güvenliğinin sağlanması kamu makamlarının sorumluluğundadır.
☑️Bilgi aldığımız ilk andan itibaren işçiler ve aileleriyle, aynı zamanda ilgili kamu makamlarıyla iletişim halindeyiz. Can güvenliklerinin sağlanması, saldırının tüm yönleriyle soruşturulması ve benzer bir saldırının yeniden yaşanmaması için sürecin takipçisiyiz.
@TC_Zonguldak@AlapliKaymakam@TC_icisleri@demsirnak@dbpsirnak73@aysegul__dogan@zekiirmez
Eee kürde baş sağlığı dilemek marksizm konuşmaktan daha zordur. Sonra da yok devrimcilik yok eriyen sol falan filan. Larpçılıktan bahis bile etmeyelim onun için kürt turnusoluna gerek bile yok.
🗣️Koşuyolu Parkı’ndaki taziyede yer alan kentin DEM Partili Milletvekili Ceylan Akça:
📌"Evinde helva kavrulmayan ölümün ne olduğunu bilemez. Savaş çığırtkanlığı yapmak için öncelikle nerede durduğunuza ve neyi kaybettiğinize bakmak gerekiyor. Bu insanlar en değerlilerini kaybettiler ve en kaybettikleri en değerlilerine rağmen barıştan yanalar. Barışı ifade ediyorlar"
📹Ömer Çelik-Refik Tekin @nucegihan - @RefikTekin
Tamamını izlemek için: https://t.co/mD0f6CE7VW
Orada olmayan türkiyeli devrimcilerin çoğunluğu ekran başında binbir koşul arıyordu barış için.
Aylardır neden bu koşullarda barış istiyorsunuz diye dolandıkları sorularının cevaplarını gidip orada bulsunlar şimdi.
Tarih bunları da yazar.
Eee kürde baş sağlığı dilemek marksizm konuşmaktan daha zordur. Sonra da yok devrimcilik yok eriyen sol falan filan. Larpçılıktan bahis bile etmeyelim onun için kürt turnusoluna gerek bile yok.
BASINA ve KAMUOYUNA
Azadi Grubu üyelerinden merhum Muhittin Kaya’nın vefatının ardından, bazı sosyal medya hesapları üzerinden merhumun şahsına ve hatırasına yönelik hakaret, nefret ve insan onuruyla bağdaşmayan paylaşımlar yapıldığı tespit edilmiştir.
Bir insanın vefatının ardından hatırasına yönelik gerçekleştirilen bu tür saldırıların ne vicdanen ne de hukuken kabul edilmesi mümkündür. Amedsporlu Hukukçular Derneği olarak, merhum Muhittin Kaya’nın ailesiyle gerekli görüşmeler gerçekleştirilmiş ve hukuki süreçlerin yürütülmesi amacıyla gerekli yetkilendirmeler tarafımıza yapılmıştır. Merhumun şahsına ve hatırasına yönelik hakaret, nefret ve insan onuruyla bağdaşmayan paylaşımlarda bulunan tüm sosyal medya hesapları hakkında gerekli hukuki başvurular ivedilikle yapılmaya başlanmıştır.
Merhum Muhittin Kaya’ya bir kez daha Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve Azadi Grubu camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz.
TAZİYE!
Tribünlerimizin emekçilerinden vefat eden Muhittin yoldaşımız için yarın İstanbulda 1 günlük taziyemiz kurulacaktır.
📍 Topselvi mah. Gülbeyaz sok no/ 27 Kartal İstanbul
#amedspor#barikat#barikatistanbul#nopasaran
‼️2 gün içinde 6 kadın şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi!
Faili meçhul dosyaları araştırıyoruz diyerek göz boyayanların karşısında biz kadınlar biliyoruz faili meçhul değil; failler aklanıyor.
Şüpheli kadın ölümlerini aydınlatacak, katledilen kadınların hesabını soracağız!
devrimci gençlik dernekleri’ne yönelik gerçekleştirilen operasyonda tamamen uydurma ve bomboş dosyalarla tutuklanan 50 arkadaşımız 45 gündür tutsak. arkadaşlar bu operasyonu kararlılıklarıyla boşa düşürecektir.
tüm siyasi tutsaklara özgürlük!
Silivri'den herkese selamlar.
Bildiğiniz üzere, 5 Temmuz’da Türkiye genelinde gerçekleşen bir polis operasyonunda yüzden fazla arkadaşımızla gözaltına alınıp 8 Temmuz’da tutuklandık. Bizden öncekileri de ekleyince, şu an Türkiye'nin dört bir yanındaki hapishanelerde Devrimci Gençlik Dernekleri'ne yönelik operasyonlar sebebiyle tutuklu bulunan 50 kişiyiz.
NATO Zirvesi öncesinde tutuklanmamız tesadüf değildi. Bizden önce de NATO sebebiyle yüzlerce insan tutuklanmış; AKP iktidarı emperyalizme karşı güçlü bir tepki ortaya çıkmasın diye elinden geleni yapmıştı. Fakat derneğimize yönelik özel bir durumun da altını çizmek gerekiyor. 19 Mart 2025 tarihinden itibaren yoğun baskılara maruz kalmaya başladık. Devrimci Gençlik Dernekleri özellikle son bir yıl içinde gençlik arasında kitleselleştikçe ve örgütlendiği oranda gençliği AKP karşısında bir muhalefet gücü haline getirdikçe iktidarın gözünde "rahatsız edici" bir konuma geldi. NATO Zirvesi ise iktidar açısından bizlere bir “mesaj” verme vesilesi yapıldı ve bu operasyonlar gerçekleşti. Bunlar işin siyasi boyutu, yani gerçek nedeni.
İşin “hukuki” boyutuna, yani yalanların başladığı kısma gelirsek; bize yöneltilen suçlama alışıldık "örgüt üyeliği" iddiası. Biliyorsunuz, Türkiye’de yürütülen siyasi operasyonlar genellikle "terör örgütü" suçlamasına dayanıyor. Bu iddiayı desteklemek için ortaya konan sözde deliller de suçlamalar kadar absürt oluyor. Bizim dosyamızda da basın açıklamaları, eylemler ve Devrimci Gençlik Dernekleri'nin etkinlikleri alt alta "terör faaliyeti" olarak sıralanmış. Örneğin, geçtiğimiz aylarda hakları için direnen Migros işçilerine destek eylemlerine katılmak ya da 1 Mayıs'ta yürümek emniyet tarafından "terör faaliyeti" sayılmış. Ülkemizde hak arama mücadelesi hiç eksik olmadığı, bizler de yerinde duran insanlar olmadığımız için bu kısımlar oldukça uzun tutulmuş…
Deliller "terör finansmanı" kısmında daha da tuhaf bir hal alıyor. Mesela bir gencin aylar boyunca her ayın aynı günü yaptığı aynı miktardaki kira ödemesi, bir güzellik merkezine yapılan epilasyon ödemesi, bir insanın eşine gönderdiği para, iş yerinden yatan maaş ya da iki arkadaş arasında yol parası için yapılan 20 liralık bir transfer… Bunların hepsi emniyete göre "terörü" finanse etmekmiş.
Bu noktada herkesin sorması gereken bir şey var: İki üniversite öğrencisi arasındaki 20 liralık bir para transferi gerçekte neyi gösterir? Gizli bir komployu mu, yoksa üniversitede okuyan bir gencin otobüse binebilmek için bile arkadaşının desteğine ihtiyaç duyduğunu mu? Binlerce genç her gün yemek, ulaşım, kira ve ay sonunu getirebilmek; arkadaşlarıyla ya da sevgilisiyle buluşabilmek için desteğe ve dayanışmaya ihtiyaç duyuyor. Buraya kadar kimse o gençlere “Aç mısın, tok musun, nerede yaşıyorsun, mezun olunca nerede çalışacaksın?” diye sormuyor. Fakat o gençlerden biri gün gelip, ona yaşatılan yoksulluğun gerçek nedenlerini ve bunun arkasında kimlerin olduğunu fark edip, tercihini Devrimci Gençlik Dernekleri’nden yana yapmışsa emniyetinden yargısına kadar herkes o gencin hesabına gelen 20 liranın peşine düşüyor. Yoksulluğumuz sadece başımızı kaldırmaya başlayınca dikkat çekiyor.
Bu saçmalıklar silsilesinin kendi içinde bir mantığı var tabii. İktidarın niyeti göstermelik de olsa "makul" bir suçlama yöneltmek, "ikna edici" deliller sunmak ya da hukuk çerçevesinde yargılama yapmak değil. Mesele toplumsal muhalefeti ve gençlik mücadelesini baskı altına almak. Buradaki tek "suç" itiraz etmek, mücadele etmek, haksızlığa sessiz kalmamak. Bu yüzden bir yığın yalan, iftira ve saçmalık üst üste diziliyor; hukuk zannedilen şey siyasi operasyonlarda dolgu malzemesi olarak kullanılıyor.
Şimdi burada, ülkesini ve halkını sevdiği için tutuklanan genç arkadaşlarımızla yan yanayız. Farklı illerde tutuklu bulunan arkadaşlarımızdan kimileri kuyu tipinin ağır koşullarına maruz kalıyor, kimileri tek kişilik hücrelerde tutuluyor, kimileri günün 24 saatini beyaz bir ışığın altında havalandırmaya çıkarılmadan geçiriyor, kimileri tek bir yatağı paylaşıyor, kimilerine ise tutuklandığı günden beri banyo imkânı verilmiyor. Haberleri sizler de takip ediyorsunuzdur.
Fakat ruh halimiz iyi, moralimiz yüksek. Dışarıda ne yapıyorsak içeride de onu yapıyoruz. Okuyoruz, düşünüyoruz, tartışıyoruz, takip ediyoruz, üretiyoruz ve mücadele ediyoruz. Bizler sonuç olarak doğru ve güzel işler yaptığımız için tutuklandık; bağımsız ve demokratik bir Türkiye istediğimiz için buradayız. Bunun huzuru da bize ihtiyacımız olan direnme enerjisini fazlasıyla veriyor.
Son olarak şunları söylemek istiyorum: Evet, özgür olmak istiyoruz ama mesele Silivri’den çıkmakla bitmiyor. Milyonlarca insanın sürekli biçimde yargı sopasıyla tehdit edildiği bir ülkede hapishane duvarlarının dışında olmak özgürlük değildir. Bu durum değişmeden dışarıda da özgür olamayız.
Özgürlük için sorumluluk almak, mücadele etmek gerekir. Herkes geleceği, sevdikleri, ülkesi ve halkı için bu sorumluluğu üstlenmedikçe hak ettiğimiz dünyaya kavuşamayız. Özgürlük ya hepimiz için ya da hiçbirimiz için.
Tekrar selamlar ve sevgiler. Aklımız da kalbimiz de sizlerle.
Berkay Ustabaş
Silivri 2 No’lu Hapishanesi
Bazı acıları konuşmak bile suç sayılıyordu. Dağa giden oğlunun fotoğrafı duvarında asılı anneye günlerce işkence yapıldığını biliyorum. Avukatı olarak O’nu her dinlediğimde isyan ettim. Eksikleri çok. Ancak ‘barışçıl çözüm’ fikri bile umut veriyor. Acılar birbirine benzer..
@ezsiddhartha içerde yaklaşımının böyle olmadığını ve partilerinde de bu eğilimin güçlenmeyeceğini düşündüğünü bildiğimiz arkadaşlar var yoksa benim eleştirilerim ortada, çokça yazdım. yoksa eleştiri bile denemeyecek bu pespayeliğe bizim diyecek bir şeyimiz pek yok, onlar karar versin.
senden ala troll yok. daha il başkanı olduğun partinin kiminle ittifak yaptığı bilgisine sahip değilsin, bir halk adına devletle yürütülen müzakereye işbirlikçilik diyecek kadar siyasi kavrayıştan uzaksın. seni partindeki sağduyulu arkadaşlara havale ediyorum.
Aradığı entelektüel desteğe ulaşılamıyor. Çünkü çoğu, işbirliği yaptıkları iktidar tarafından ya tutsak edildi ya hayatları ellerinden alındı. Umurlarında bile olmadı. Kalanlar arasında eleştirel yaklaşanlara dağın yolu gösteriliyor. Bunlara entelektüel destek değil troll ekipleri lazım. O da ittifak kurdukları AKP'de bolca var.
ben sürece dair konuşmamaya gerekçe olarak söylenen çekincelerden bahsediyorum yoksa neden eleştirilmesin? çerçeve yasaya dönük bizim de çokça eleştirimiz var. bu yasadaki eksiklerin, yanlışların sonraki adımlarda giderilmesi de elzemdir.
neye çekinileceği mevzusuna gelelim, öyle bir çarpıtma yapıyorsunuz ki çerçeve yasaya hayır diyen vekillerden “terör örgütü ibaresi kaldırılsın” diyen tek bir kişi var sanarız… yahu bu yasaya “hayır” diyenlerin “terör örgütü ibaresi kaldırılsın” gibi bir yaklaşımı mı var? ya da türkiye cumhuriyeti devletini zayıflatma gibi bir amaçla mı hareket ediyorlar? çeşitli sebep ve basınçlarla yasayı kürt halkına çok gördükleri için reddedip hayır oyu kullandılar. hatta kendi pencerelerinden devletin bu adımlarla zayıflayacağını, zaafiyet gösterdiğini öne sürüyorlar. yasanın kürt halkı ya da siyaseti lehine geliştirilmesi amacıyla hayır oyu veren tek bir vekil bile yok.
bu çerçeve yasaya hayır demenin daha büyük cesaret gerektirdiğine dair elinizde tek bir somut örnek var mı? süreç karşıtı açıklama yaptığı için doğrudan iktidarın saldırısıyla karşılaşanı ben görmedim. saçlarını ören hemşire arkadaş daha yeni işinden ihraç edildi. süreç yanlıları iktidara yönelik gösterdikleri eleştirel tavırlarında bu süreç karşıtlarından çok daha saldırıya maruz kalıyor. bugün erdoğan karşıtlığının belki de en konforlu alanı süreç karşıtlığıdır, sanki iktidar süreç karşıtlarına saldırıyor da buna rağmen risk alarak süreç karşıtı pozisyon geliştiriliyormuş gibi konuşmayı bırakınız.
süreç ve barış yanlısı olan ama iktidarın saldırılarından, sonraki dönem yaklaşımlarından çekindiği için tavrını bu netlikte ortaya koymayan entelektüeller için edilmiş bir lafı her zaman yaptığınız gibi çarpıtmışsınız. ben sizin anlamamakta inat edeceğinizi biliyorum, size maruz kalanlar açısından bu özende bir yanıt yazdım. siz buyrunuz provokasyona ve çarpıtmaya devam ediniz. tweetinizin son cümlesinde yazdığınız zevzekçe ifadelerinizi de size aynen iade ediyorum, ben sizin seviyenize düşmeyeceğim.
Günümüz şartlarında, arkasında Cumhur İttifakı ve Devlet mekanizmasının olduğu, "Türkiye Cumhuriyeti'ni güçlendirmeyi" amaçlayan bir projeyi veya "PKK/KCK terör örgütüdür" diyen bir yasayı mı desteklemeye mi çekinir bir insan, yoksa böyle bir projeyi ve yasayı eleştirmeye mi çekinir?
"Biraz mantık!" diyeceğim ama bunların sorunu mantıksızlık değil, arsızlık, yüzsüzlük, pişkinlik, yavuz hırsızlık!
TBMM’deki çerçeve yasa barış için önemli bir ilk adım. Fakat kalıcı barış yalnızca silahların susmasıyla değil, çatışmayı doğuran nedenlerin çözümü ve kalıcı demokrasi adımlarıyla mümkündür. Bu adımlar hızla atılmalıdır.
Dün İmralı heyeti alan’dan ben ve Yakup Telci’nin de olduğu bir grup gazeteciyle bir araya geldi.
Selahattin Demirtaş sorusunu duyan Erdoğan ne yanıt verdi?
Yeni Parti’ye hangi eleştiriler yapıldı?
Süreçte İsrail’in rolü ne?
Süreç Bahçeli’nin çağrısıyla mı başladı?
Öcalan kiminle yüz yüze görüşmek istiyor?
Sürecin bir sonraki adımları ne olacak?
Öcalan hangi kurula başkanlık edecek?
@y_telci@burasialan
https://t.co/akQsdAd8XL
entelektüeller güvende hissetmiyormuş, entelektüeller konuşmaya çekiniyormuş… barış bedelini ödemeyi göze alamayanların kurabileceği bir şey değildir. o entelektüeller barış anneleri’ne bakıp irade, cesaret, kararlılık görsün.
Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için Koşuyolu Parkı’nda kurulan taziyeyi ziyaret eden Barış Anneleri “şehîd namirin” sloganıyla taziye alanına giriş yaparak ailelere başsağlığında bulundu
bu arada bu istisna diye bahsettiğim devrimci toplulukların devlet tarafından saldırıya uğradığı anlarda ise türkiye solu diye ele aldığımız kümenin büyük çoğunluğundan ses çıkmaz, onlarca devrimci tutuklanır ama basit bir hak mücadelesindeki gözaltı haberi kadar ilgi çekmez.
“bu süreç nedeniyle bizi düzen içinde eritecekler” diyen sol örgütler kendisini açıklarsa iyi olur, bilgi sahibi olmuş oluruz. istisnai birkaç devrimci topluluk (onlar da maalesef çoğunlukla ölümle, sürgünle, tutsaklıkla muhatap) dışında düzen içinde erimeyen sol mu kaldı?
Sürecin Türkiye solunu düzen içinde eritme, tasfiye etme amacını taşıdığı zaten apaçıktı ama “en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız” ifadesi, bu devletin “ayakları” altında ezilenlerin kim olduğunu bilenler için bir uyarı atışı. Ya Leninizm ya yıkım.