“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Asıl karanlık zihniyet sizlersiniz.
O beyaz Toros, güvenlik güçlerinin değil, bölgedeki uyuşturucu ağalarının sembolüdür, tekerlemesi bile yapılmıştır: "1 kilo toz 1 Toros, 10 kilo toz 1 otobos" diye... Sorsanıza TBMM Başkan Vekilliği görevi yapan Pervin Buldan'a, eşi Savaş Buldan ne iş yapardı, hayatını nasıl kazanırdı?
Sorsanıza, "en çok beyaz Toros kime çalışırdı" diye?
Güvenlik güçleri, neredeyse her evin önünde bulunan bir aracı kullanmaktan başka ne yapabilir? Şimdi de bölgede en yoğun kullanılan araç beyaz Toyota ve belki güvenlik güçleri de şimdi onu kullanıyor, isterseniz ona da bir kulp takın.
Cem Ersever o "faili meçhuller" ile birlikte bölgedeki ve devlet içindeki karanlık çıkar odaklarını ve CIA bağlantılarını açıklamak üzereyken katledildi.
CIA ve PKK bağlantılı, devlet ve siyaset uzantılı uyuşturucu baronlarını anlatmak istiyordu.
Cem Ersever hakkında hangi mahkeme kararı, hangi dava dosyası var?
Ortada PKK ve CIA bağlantılı Brüksel solcularının propagandası dışında ne var?
Koca bir terörle mücadele tarihini sırf mecliste konuşabilme hakkına sığınarak kimse karalayamaz, suçlayamaz.
Oysa sizler sabahtan akşama kadar, müebbet hükümlü terör örgütü elebaşının övgüsünü yapıyorsunuz, asıl suçu ve suçluyu övmek budur.
Ülkenin hafızasında yer alan en kötü olaylar ise bebek katili PKK terör örgütü elebaşının "bebeklerine kadar öldürün" emriyle PKK'nın katlettiği bebeklerdir.
Bu şımarıklığınızın çarpacağı duvar, Türk milletinin vicdanı olacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılmış en büyük kötülük 50+1 sistemidir… Kontrolü altındaki yüzde 10’luk oy sayesinde PKK ve Apo rejimin denge noktasına oturdu… Artık iktidarda kalmak isteyen de iktidara gelmek isteyen de o oyu yok sayamıyor…
Rejimin bu zaafını iyi okuyan PKK ve onun marabalığını üstlenmiş kimi radikal sol, ülkenin bu yumuşak karnından yararlanarak elde ettiği yarı dokunulmazlığın keyfini çıkarıyor…
Bugün futbol sahalarından üniversitelere, meydanlardan televizyonlara kadar serpilen, şımaran, öz güven patlaması yaşayan ve gittikçe küstahlaşan sosyolojinin en önemli motivasyon aracı yani ‘muhtaçlık ilişkisi’ maalesef gerçektir…
Başkentteki bir devlet üniversitesinde o devletin bayrakları bile düşmanlığın hedefi hâline gelebiliyorsa, buradaki en büyük cesaret kaynağı, bu virüslerin palazlanacağı ortamı yaratan siyasî ve sosyal iklimdir…
Şunu da not edelim: Artık iletişim kaynakları eskisi gibi sınırlı ve kontrollü değil… Halk herşeyi görüyor ve biriktiriyor… Şu örnek bile çok şeyi anlatmaya yeter: Daha düne kadar sınırlı sayıda milliyetçinin kutladığı 3 Mayıs Türkçüler Günü’nün ilgi ve kapsama alanı hızla büyürken, bu yıl profesyonel liglerdeki pek çok futbol kulübünün kutladığı bir alana yayıldı… Geçen yıl bu kadar değildi meselâ…
Gittikçe büyüyen bu refleksi nasıl okumak lâzım? Siyaset kurumunun Amedspor’u tebrik yarışına girdiği saatlerde Trabzon’daki statta İzmir Marşı çalarken, Elazığ’daki statta binlerce insan “Birileri var”a eşlik ediyor… Erzurum, Bursa , Sivas ve bir çok şehrimizin futbol takımı halkın hissiyatına uyarak Türkçüler Günü’nü kutluyor…
Ülkede terörizmin şımarıklığına karşı kitlelerin tepkisinin artacağına dair çok önemli işaretler bunlar… Apolitik çevrelerde bile hassasiyet hızla gelişiyor, gelecek kaygısı insanları tavır koymaya, tedbir alması gerekenlere karşı kızgınlığa zorluyor…
50+1 sistemi, devlete ve millete kaybettirmekle sınırlı kalmayacak, ona ulaşmak için her türl�� tavizi veren, “O ne veriyorsa ben iki mislini vereceğim” taahhüdünde bulunan sağlı sollu herkese kaybettirecek gibi duruyor…
Unutulmasın ki iktidar, en büyük oy kaybını birinci çözüm sürecinin sonunda yaşamıştı… Bugün de şehirlerde artan sözde sivil taşkınlıklar ve kürsülerden akan ihanet ağızları, devlet gücünün ve yasaların caydırıcılığıyla karşılaşmadıkça daha da azacaktır… O da tepkiyi kılcallara doğru taşıyacaktır…
-Annemin mezarı önünde ve Allah'ın yüce katında and içiyorum ki, ulusumun kan dökerek elde ettiği egemenliğin korunması ve savunulması için, gerekirse annemin yanına gitmekte gecikmeyeceğim.
Ulus egemenliği uğrunda canımı vermek, benim için vicdan borcu,namus borcu olsun.
ATATÜRK
Küçük Kaynarca antlaşmasının bir benzeri imzalandı.Bundan sonra artık herkes safını seçsin.İşgalciler vs Kuvayi Milliye.Gene savaşacağız,gene Kuvayi Milliye kazanacak,gene Atatürk kazanacak hiç şüphem yok.
"Türklüğün düşmanı çoktur ama Türklüğü savunanın düşmanı daha çoktur."
Vefatının 111. yılında "Dilde, fikirde, işte birlik" ilkesinin mimarı, büyük dava ve fikir adamı İsmail Gaspıralı'yı saygı ve rahmetle anıyorum.
@zaferpartisi