Kabul etmeye de acı çekmeye de henüz hazır değilim, seni ne kadar özlediğimi ve ne kadar eksik hissettiğimi tarif etmeye de. Ailemin bir üyesi, hayatımın önemli bir parçası ve benim kıymetlimsin. Bizimle her an çok sevildin. Sevgiyi ve sıcaklığı daima hissettiğini, birlikte geçen tüm zamanımızda mutlu olduğunu biliyorum. Kurduğumuz bağ için çok şanslıyım. Yuvama kattığın huzur ve neşe için teşekkür ederim canım Venüs. Seni çok seviyorum.
Kadınların nafakaya ihtiyaç duymadığı bir toplumu savunmakla, mevcut koşullarda nafakanın ortadan kaldırılmasını savunmak aynı şey değil. Birincisi eşitliği, ikincisi ise mevcut eşitsizliklerin derinleşmesini ifade ediyor.
Nafaka zaten emekçi kadınlar için hiçbir zaman özgürleştirici bir kurum olmadı. Hatta emekçi kadınlar için ekseriyetle hayatta kalmak için zorunlu bir ihtiyaç oldu. Bir insanın hayatını sürdürebilmek için boşandığı eşe ekonomik olarak bağlı kalması zaten başlı başına bir başarısızlık.
Ama Türkiye’de kadınların önemli bir bölümü düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışıyorken; bakım emeği kadınların omuzlarındayken nafakanın sınırlandırılmasının bedelini kimin ödeyeceği de açık…
Sorun nafakanın süresi değil, kadınların boşandıktan sonra neden yoksullaştığı…
Ama egemen siyaset, kadınların neden yoksullaştığını değil nafakanın süresini konuşmamızı istiyor. Nedenler konuşulduğunda tartışma nafakadan çıkıp kadın emeğine, bakım yüküne, güvencesiz çalışmaya ve kadınların ekonomik bağımlılığını yeniden üreten toplumsal ilişkilere uzanacak.
Aslında öyle zannetmiyor. Tam da "o kadınlar" boşanamasın, devletin hücre tipi örgütlenmesi olan aile kurumuna mahkum, kocalarına bağımlı kalsın diye kaldırıyorlar.
📌Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesi, yoksul kadınların yüzüne kapanan sert bir kapıdır!
📌Bu ülkede kadınlar hala eşitsiz istihdam koşullarıyla, ücretsiz bakım emeğiyle ve derinleşen yoksullukla mücadele ediyor. Pek çok kadın eğitim hakkından mahrum bırakılıyor, çalışma yaşamına eşit koşullarda katılamıyor ve yıllarca emeğini ev içine veriyor.
📌Sorun kadınların hakları değil; sorun kadınları yoksullaştıran eşitsizliklerdir. Yapılması gereken, kadınların mevcut güvencelerini ortadan kaldırmak değil, onları yoksulluğa mahkûm eden yapısal eşitsizlikleri gidermektir.
Ozan Güven meselesinde olayı, "E yargılanıyor ya, daha ne olsun?" noktasına indirgemek doğru değil.
Medeniyet dediğimiz şey tam da dün akşam Ozan Güven'e gösterilen tepkiye benzer olaylarla gelişir.
Cezalandırmadan anlaşılan tek şey yargı eliyle yapılan cezalandırma olursa, toplum her hatayı salt yargıya havale ederse, sosyal tepki arka plana atılırsa; bilinçli bir toplum olmanın, duyarlı bir vatandaş olmanın içi boşaltılmış olur.
Ozan Güven tanınmış bir sanatçı. Tanınmış birinin yapacağı iyi ya da kötü bir eylemin topluma yansıması, sıradan birinin fiiline göre çok daha güçlü olur.
Bir sanatçı kadın döverse bunun, toplumun gözünde kadına şiddetin normalleşmesine katkısı, tanınmamış birinin kadın dövmesine göre çok daha yüksek olabilir. Bu sebeple onun karşılaşacağı yaptırım da tanınmamış birinin karşılaşacağı yaptırımdan daha fazla olmalıdır.
Mahkeme sanığın tanınırlığını gözetmeyeceği için yaptırım yargının vereceği cezayla sınırlı kalırsa, suçtan dolayı toplumsal yapının gördüğü zarar ile ceza arasında uçurum oluşur.
Ozan Güven böyle bir sosyal yaptırıma maruz kalmalı ki tanınmış bir erkek bir kadına zarar vermek için elini kaldırdığında aklına bu gelsin ve iki kez, üç kez, beş kez düşünsün.
Hatta öyle olmalı ki bu tür işlere kalkışan tanınmış kişi, yargının vereceği cezadan çok toplumsal yaptırımdan çekinmeli. Medeni toplum, duyarlı toplumdur.
erkekler kendi 'adaletlerini' tahsis ettiğinde alkışlayanlar, kadınlar aynısını fiziksel şiddet dahi kullanmadan yapınca nasıl da rahatsız oluyorlar...kadın düşmanıyız deyin kurtulun oğlum lafı eveleyip gevelemeyin
Kadınların şiddet faili birinin varlığını normalleştirmemesi, unutmaması ve hesap sorması bütün potansiyel failleri öfkelendiriyor ve korkutuyor. Çok güzel, hep böyle korkun ve yapamayın.
şevket üstat hem iktidar radarına girmiyim hem apolitik gözükmiyim diyerek bağlamsız ve 1-2 kelimelik tweetler atan minimalist bir söz üstadı olduğu için yine öyle yazıp geçmiş ama ozan güvene mi sahip çıkıyor kılıçdara mı sövüyor çözemiyoruz. böyle günlerde ipucu da ver üstat
Ozan Güven'i protesto eden vatandaş, olayı anlattı:
Dün gece gittiğim mekanda bir kadın arkadaşım bana gelip 'Ozan Güven burada, ne yapalım?' diye sordu.
Ben önce Mehmet Aslantuğ ve bir kadın arkadaşıyla oturduğu masasına yeltendim ama tuvalete gitti.
Masasına geri dönüp Mehmet Aslantuğ'a fail Ozan Güven'i ve hatta onun arkadaşı olan kendisini de güvenli alanlarımızda istemediğimizi, oradaki şiddet mağduru kadınları varlığının tetiklediğini ve toplumsal olarak cezalandırmak istediğimizi söyledim.
Mehmet Aslantuğ 'Abartmayın çocuklar, tadımızı kaçırmayın' gibi son derece geçiştirmeye yönelik sözler sarf etti.
Arkadaşını alıp gitmezse mekandan kovulacaklarını söyledim.
Bunun üzerine 'Siz burada yetkili birisi misiniz?' dedi. Sokaklarda gayet yetkiliyiz kadınlar olarak, mekanın da sahibiyiz dedim.
Yeniden yanlarında gidip bu kez Ozan Güven ve yanındaki kadına mekanı terk etmemeleri halinde protesto edileceklerini söyledim.
Kendisi son derece özgüvenli bir halde önce rest çekti.
Kendisine aynı zamanda avukat olduğumu, dosyaya da gayet hakim olduğumu ve bir yargı dosyası olmasa dahi inandığımız/gördüğümüz şeyin Heniz Bulutsuz'un hali ve beyanı olduğunu belirttim, çıkmaları için son kez uyardım.
En ufak bir hareketlilik olmayınca da mekandakilere seslenerek aramızda bir şiddet faili olduğunu ve onu burada barındıramayacağımızı söyledim.
Mekanda protesto alkışları ve sloganları yükselmeye başladı. Bu sırada mekan işletmesiyle de dışarı çıkarmaları yönünde konuştuk.
Çıkmayı reddettiğini, kapı kontrolünde bir şekilde gözden kaçtığını ve ona servis yapmayacaklarını iletti.
Yaklaşık 1 saatin sonunda kendileri sloganlarla dışarı çıkmak zorunda kaldı, fakat bu süreçte arkadaşı Mehmet Aslantuğ sık sık yanımıza gelerek 'itidal' çağrısında bulundu ve 'hukuken cezasını ödüyor' gibi şeyler söylemeye devam etti.
Ne kurultay yapacak ne de yetki verecek. Hepsini ezecek. Söylediği bu. Seçime KK yönetimindeki CHP ile girilmesi kesin. Durum böyleyken Özel seçime kadar kurultay toplanmayacağını bile bile hala kurultay kovalayacağız diyor. Yeni parti işine girmiyor. Cesaret göstermiyor. Tarihin bu kırılma anında, bu belki de büyük fırsat anında o feraseti göstermeyi reddediyor. Bundan sonra muhalefetin gündemi Akp ile dövüşmek yerine KK ile dövüşmek girdabına hapsolacak. Seçime kadar böyle gidecek. Bu yeni bir hareket başlatma işine girmezlerse de bu anlayış sürecin sonunda bari MVliği kaybetmeyelim düşüncesine ve ekibin KK CHP’sinden MV adayı olabilme mücadelesine kadar gider. Bu senaryonun gideceği yer burası. Yeni hareket yeni parti işine girilmemesi inanılmaz. Toplumsal muhalefetin gündemini bu KK ile dövüşmeye hapsedecekler. Malesef olan bu.
Aslında yeni hareket kurulduğu an saniyede toparlanır muhalefet. KK’nın ne hali varsa görsün biz işimize bakıyoruz önümüze bakıyoruz denilse 1 gün sürmez bu yenilgi psikolojisinin atılması. Ama asla böyle bir söylem yok. Varsa yoksa baba ocağı sloganı. Baba ocağını Akp ele geçirdi hangi ocak? Kurultay kovalayacağız demek biz en az 2030’a kadar bu işleri bıraktık buralarda takılcaz demek. Milliyetçi partilerin(İyip.Zafer, vb) ana muhalefet haline geleceği bir seçim sonucu olacak. Bunu bilmiyor göremiyor olamazlar. Biliyorlar. Malesef gözüken durum bu.
katı olan her şey buharlaşıyor. fakat kötü şeylerin çözülmesi (burada seçimli demokrasiye olan inanç), sonucunda daha iyi bir şeyin kendiliğinden türeyeceğini düşündürmemeli: örneğin kölelik çözüldükten sonra çok daha rijit bir sistem de gelebilirdi. kölelik sonrasına karakterini veren, öncesinde köleliği kaldırmakta başarısız isyancıların yarattığı köle korkusuydu.
çelişkiler çökertir, fakat çöküşten ne çıkacağını öncesinde yapılmış hazırlık ve insanın iradi eylemi belirler. içten içe sözde olduğunu bildiğimiz her normun çözülmesi iyi. buradan varılacak yerin herkes için muamma olması, hazırlıksızlık, rahata alışmışlık kötü.
Özgür Özel’in mücadelesinin 301 Soma katliamının öncesinden beridir şahidiyiz.
Ortada hukuk yoktur çıplak güç mücadelesi vardır.
Olmayan Hukuku işaret edenler holdingçi rejimin devamını isteyenlerdir.
Cüretle, dirençle yoksul halka yüzünü dönen olursa bu krizden umut çıkar!