Şimdi gelelim Gerçeklere..
Deniz'ın asıl tutuklanmasına neden olan cümle:
"Trafikte birini öldürsem beni kurtarmaz, Babam Recep Tayyip Erdoğan kadar iyi bir Baba değil"
Allah ile Kitap ile dalga geçmişte ondan dolayı tutuklanmışmış, geçin efendim onları geçin..!
Hergun Allah'ın Kitabını ayaklar altına alıp eziyorlar NAS'lari Paspas olarak kullanıp pisliklerini temizliyorlar..
Deniz Göktaş'ın konuşması viral olmasaydı tutuklanma olmazdı ama Ülkenin 80 Milyonu izledi ise olmaz..! Burda müdahale etmek lazım izleyen milyonlara bir korku mesajı vermek lazım.
***
Deniz Göktaş’ın gözaltına alınması sebeb olan Sevim Tanürek cinayeti yeniden gündeme geldi.
TRT sanatçısı Sevim Tanürek cinayeti nedir..?
Burak Erdoğan’ın bir gün bile cezaevinde yatmadığı olay sonrası Sevim Tanürek'in eşi Ahmet Tanürek şu çarpıcı sözleri dile getirmişti
"Tayyip'in oğlu kırmızı ışıkta hızla geçiyor. Peşine siren çalarak ekip takılıyor. Kaçarken, yaya geçidine 5 metre kala eşime çarpıyor. 30 metre sürüklüyor. Eşim 6 gün sonra vefat etti. Yakalandığında polislere Tayyip'in oğlu olduğunu söylüyor. Zaten o andan itibaren her şey değişti. Karakola gittik, çocuğun ehliyetini sormuyorlar. Polislere bunu hatırlattığımızda ‘Siz ukalalık etmeyin, biz ne yapacağımızı biliriz' dediler."
"Kazadan hemen sonra caddemize belediye arazözleri geldi. Tarihte ilk kez, caddemiz baştan aşağı yıkandı. 35 metre fren izi vardı ve her şeyi bir anda yok ettiler."
"Çocuğun ehliyeti yoktu. Kazadan sonra, üç ay önce verilmiş gibi ehliyet düzenlediler. Mahkeme başladı, çocuk bir kez olsun gelmedi. Babası tarafından yurtdışına gönderilmişti! Ama Tayyip'in adamları hep oradaydı. Karımın hakkını ararken bir şey söylediğimizde dirsek yedik, tehdit edildik, tacize uğradık."
"Olayın oluşunu gören tanıkların hepsi tehdit edildi ve korkutuldu. Buna bir yakınımız dahildir. Şişli karakolunda çocuğun ehliyetini sormayan polislerin ve sahte ehliyet veren trafikçilerin aileleri dava görülürken defalarca gelip yalvardılar, işin üzerine gidersek kocalarının görevine son verileceğini, aç kalacaklarını söylediler. Onlardan da şikáyetçi olmadık! "
"Tayyip belediye başkanıydı. O zaman anladık ki, karşımızda bir ‘dev' vardır ve onunla baş etmek mümkün olmayacaktır. Biz bu durumda aile meclisi olarak toplandık ve işin ucunu bırakmaya karar verdik... Çünkü bir sonuç çıkmayacaktı. Onlar çok güçlüydü."
***
Sadece bu olay ile Dinimiz ile Allah ile kaç deva dalga geçilmiş oldu kaç defa Allah yok sayilmis oldu..?
"Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor."
(Nahl Suresi 90)
İyilik yapmak yakınların (Evlat dahi olsa) yol açtığı sebeb olduğu kötülüklerine (Cinayet) üzerini kapatmak değildir.!!
Kızım Fatıma olsa dahi..!
İslâm Peygamberi Hz Muhammed (sav):
"Sizden önceki milletlerin yok olmasına sebep, içlerinden soylu biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona cezasını vermeleriydi. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.”
Cahiliye dönemi Güçlü ve Zalim İnsanlar kötülük yapsa dahi kimse onlara dokunamıyordu, yoksul ve kimsesiz İnsanlar ise açlıktan dolayı Ekmek çalsa hemen cezalandırılıyordu..
Bugünün Adalet anlayışı yok olmamıza sebep olacak bir Adalet anlayışı ama bugünün Güçlü ve Zalimleri bunun Hz.Muhammed (as) Peygamberi olduğu Din olduğunu bize ikna etmeye çalışıyorlar..
Allah'a yemin ediyorum yok böyle bir İnanç..!
Deniz Göktaş'ın tek günahı Eşeğin aklına Muz kabuğu düşürmesi..
Bugünün, Müslüman oldukları iddia edenler Kur'an-ı Kerim'i ters çevirip okuyorlar sonrada biz İmam ettik Allah'ın emirlerini uygulamak ile sorumluyuz diyorlar..!
Allah'ın Emri,
Bir İnsanı öldürmek mıdır..?
Bir İnsanı tutuklamak mıdır..?
Bir İnsanı susturmak mıdır..?
“Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini yahut onların alaya alındığını işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze geçmedikçe kendileriyle beraber oturmayın. Aksi takdirde şüphesiz siz de onlar gibi olursunuz.”
(Nisa Suresi 140)
Allah ile Ayet ile alay etmenin inkar etmenin Şeri olarak hiç bir cezası yok..!
Kitabın cezasını verin buyurduğu yerde ceza verilmiyor, Cezanın olmadığı yerde ceza veriyorlar..
Ne diyordu Hz. Ömer;
"Dininizi iyi öğrenin, yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz..."
Dininizi Tilkiden öğrenirseniz Hırsızlığı çok büyük Sevap zannedersiniz..
Bugünlerde olduğu gibi...
Hayırlı Cumalar Münafıklar Hariç..
Fatih Yazar
💣Kesenin ağzını açıp adam gibi maaş vereceksin.
💣İkinci mecburi hizmeti kaldıracaksın.
💣Eş durumunu ayarlayacaksın. Çoluklu çocuklu uzman hekimler bu insanlar.
👉Yok yapmam diyorsan açılan kontenjanlar BOŞ kalır. Millet sayenizde yeşil alan görür rüyasında malesef.🥹
Soma'da "Ülkemiz de halkımız da satılık değil: Madenler Devletleştirilsin!" diyerek yürüdük.
🚩Madenlerdeki yağmayı durdurmak, maden işçilerinin hakkını almasını sağlamak örgütlü mücadeleyle mümkün.
Patronların, sermayenin saldırısına yan yana yürümeye devam ederek karşı koyacağız!
Gençlik geleceksizleşiyor...
Üniversite mezunu işsiz oranında Avrupa'nın zirvesindeyiz.
Bu TÜİK'in dar tanımlı işsizlik rakamlarına göre böyle.
Gerçek tablo çok daha vahim...
📢 1 Haziran 2026 İtibariyle Özel Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Hekimler
1⃣ Sosyal güvenlik bağlamında sigortalılığı ne şekilde olacak?
➡ Bir işverene bağlı olarak kurumda aktif veya uzaktan çalışan hekimler, 1 Haziran 2026 tarihinden itibaren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında (4/a) (eski tabirle SSK’lı) olmak zorundadır.
2⃣ Sigorta bildirimi kim tarafından yapılacak?
➡ İşveren tarafından yapılacaktır. 1 Haziran’dan en az 1 gün önce Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan SMS yoluyla işe giriş bildiriminin gelmemesi halinde e-devlet üzerinden kontrol edilmeli, işveren uyarılmalıdır.
Şirketler yalan söylüyor, emekçinin alın terine çöküyor!
Doruk Madencilik'te madencilerin ödenmeyen alacakları için Ankara'da yaptıkları eylemler, Bakanlık'tan gelen "ödenecek" taahüdüyle sona ermişti.
Alacaklar hâlâ yatmadı, işçiler tekrar direnişe hazırlanıyor.
Peki kim bu Doruk Madencilik?
1666 yılında dört gün süren ve tüm Londra’yı kasıp kavuran ‘Büyük Londra Yangını’ndan sonra getirilen bir kural ile bacaların çapı en fazla 45 cm olacak şekilde ufaltılmış ve periyodik temizlik zorunluluğu getirilmişti. Daraltılan bacalara girmek için gereken cüsse elbette bir tek çocuklarda vardı. Altı, hatta bazen dört yaşındaki çocuklar baca ustaları tarafından satın alınır ya da kimsesiz olanları bedavaya köle yapılırdı..
Bacaya girmekten korkan çocuklar, yukarı tırmanmaya zorlanmak için ayaklarının altına ateş tutulması veya iğne batırılması gibi işkencelere maruz kalırdı..
Çocuklar sürekli is soludukları için akciğer hastalıklarına yakalanır, dar alanlarda tırmanmaktan dizleri ve dirsekleri kalıcı olarak hasar görürdü..
Baca Temizleyicisi Kanseri olarak bilinen hastalık, tarihte işkoluyla doğrudan bağlantılı olduğu kanıtlanan ilk kanser türüdür. İs içindeki kimyasalların sürekli cilde teması sonucu ortaya çıkan bu hastalık, binlerce çocuğun çok genç yaşta hayatını kaybetmesine neden oldu..
Fotoğraf ise Almanya'dan, 1929-1930 civarı..
Ülkemiz de Halkımız da satılık değil! Madenler Devletleştirilmelidir
Türkiye doğal zenginlikleri ve mineral çeşitliliği bakımından dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Bu minerallerin üretimi ile sanayiden imara, tarımdan enerjiye ve sağlığa kadar birçok alanda kullanılan hammaddelerin arzı sağlanıyor. Doğal kaynaklarımız ve madencilik faaliyeti ülkemizin ekonomik bağımsızlığı, kalkınması ve halkımızın refahı açısından hayati önem taşıyor.
Bugün ülkemizde adına serbest piyasa ekonomisi denilen, sermayenin ihtiyaçlarını ve kârlılığını esas alan bir düzen hüküm sürmekte. Madenler ve madencilik de arama faaliyetlerinden çıkarma ve zenginleştirme aşamalarına kadar neredeyse tüm süreçleriyle piyasa düzeninin akılsızlık ve plansızlığı tarafından belirlenir durumda. Cumhuriyetin ilke edindiği devletçi ekonomi politikaları uyarınca Türkiye sanayi alt yapısının gelişiminde önemli etkileri olan Etibank, Türkiye Kömür İşletmeleri, Demir Çelik fabrikaları gibi devlet işletmeleri kurulmuştu. Bu işletmeler piyasacılığa kurban edildi. Ya tamamen özelleştirildi ya tasfiye edildi ya da küçültüldü;
Geldiğimiz yer ortada: Doğası yıkıma uğratılmış, kaynakları yağmalanmış, çarçur edilmiş bir ülke; her tür bilimsel tanım ve teknik olanak mevcutken maliyet ve kâr hesaplarına kurban edilen, hiçe sayılan işçi hayatları, sefalete mahkum edilen madenciler…fiilen güçsüz ve işlevsiz hale getirildi. Türkiye’de maden işletmeleri insan hayatını hiçe sayan paragöz holdinglerin, çokuluslu tekellerin ve onların merdiven altı faaliyet yürüten taşeronlarının eline teslim edildi.
Ülke topraklarının yarıdan fazlasını kapsayan maden arama ruhsatları ile binlerce işletme ruhsat ve izninin sermayeye devredildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu durum, doğal zenginliklerimizin fiilen ipotek altına alınması anlamına geliyor. Türkiye’de madencilik faaliyetinin milli gelir içersindeki payı ise hala %1’ler civarında. Belli ki maden arama ve işletme ruhsatları sermayedarlar için bir rant kapısı olarak kullanılıyor. Halka ait olan madenleri daha toprağın altındayken alıyorlar, satıyorlar, servetlerine servet katıyorlar. Yasaları, yönetmelikleri değiştiriyor, arkalarından dolanıyor, pek çok durumda ne yasa ne de kural tanıyorlar. Köy, tarım alanı, orman, zeytinlik, yerleşim çevreleri, tarihi veya doğal sit alanı demiyor talan ediyorlar.
Türkiye Komünist Partisi halkımızı bu arsızlığa dur demeye, doğal kaynaklarımıza, madenlerimize, emeğimize sahip çıkmaya çağırıyor! Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı, kalkınması ve halkımızın refahı için madenler derhal ve bedelsiz olarak devletleştirilmelidir!
1. Çokuluslu tekeller ve holdingler başta olmak üzere her tür özel sermayedar ve şirkete verilmiş olan tüm maden arama, işletme ve zenginleştirme ruhsat ve iznler bedelsiz olarak iptal edilmeli, tüm maden ve işletmelere el konmalıdır.
2. Bütün madencilik faaliyetleri devlet eliyle ve merkezi bir planlama doğrultusunda gerçekleştirilmelidir. Bu yapılırken tüm ilişkili sektörlerin ihtiyaçları dikkate alınmalı, kapsamlı bir planlama ile hammadde arz güvenliğinin sağlanması, dışa bağımlılığın azalması, yerli sanayiye düşük maliyetli ve kaliteli girdi sağlanabilmesi esasıyla hareket edilmelidir.
3. Doğal kaynakların halk sağlığı ve çevreyle uyumlu, verimli kullanımını esas alan; bilimsel verilere dayalı bir madencilik politikası oluşturulmalı ve etkin biçimde uygulanmalıdır. Bu kapsamda maden havzaları, faaliyet gösterdikleri bölgelerde tarımsal ve sınai üretim, su kaynakları, orman varlığı ve halk sağlığı gözetilerek bütüncül bir planlama anlayışıyla ele alınmalı ve işletilmelidir.
4. Madencilerin çalışma ve sendikal örgütlenme hakkı güvence altına alınmalı, eksiksiz mesleki eğitim alabilmeleri sağlanmalı, insanlık onuruna yakışan, sağlıklı ve güvenli çalışma şartları yaratılmalı ve korunmalıdır.
5. Değerli madenlerin sadece hammadde olarak çıkarılıp ihraç edilmesine son verilerek uç ürünlere dönüştürülmesi, yarı mamul ve mamul maddelerin üretimi için planlı bir sanayi hamlesi yapılmalıdır.
6. İnşaat sektörüne hammadde sağlamaya odaklı, plansız ve denetimsiz bir madencilik endüstrisi yerine mühendislik kalitesi yüksek, katma değerli üretim yapabilen bir madencilik endüstrisi kurulmalıdır.
7. İşletmesi tamamlanan maden sahalarında kapatma, rehabilitasyon ve rekültivasyon (toprak ıslahı ve yeniden bitkilendirme yoluyla alanın ekolojik dengeye uygun biçimde doğaya kazandırılması) faaliyetlerinin, gerekli çevresel önlemler çerçevesinde eksiksiz olarak gerçekleştirilmesi zorunlu kılınmalı ve etkin biçimde denetlenmelidir.
8. Madencilik faaliyetlerinde kullanılan makine ve ekipmanların yerlileştirilmesi sağlanmalı; verimli, halk sağlığına ve çevreye uyumlu ileri teknolojilerin geliştirilmesine yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütülmelidir.
9. Madenlerin ve madencilik faaliyetlerinin devletleştirilmesi sürecinin tamamı madenlerde örgütlü işçi sendikaları ve madencilik faaliyeti ile bağlantılı meslek odalarının aktif katılım ve denetimi ile gerçekleşmelidir.