yazılarım kadar onların bana getirdiği müziklere ve yazının görsel temsillerini üretmeye de heyecanlanıyorum. işte böyle, canlı, hüzünlü, eylül gibi, bulanık..:
bugün tam 2 hafta oldu. morga gireli iki hafta. anlayamıyorum, hala algılayamıyorum, yokluğunu tanıyamıyorum. anlatıp duruyorum günlerdir yazıyorum anıyorum, ne anlatıyorum, niye anlatıyorum, neyin gerçekleştiğinin farkında mıyım, ölüm anlamadığımız her şeymiş. ya da öyle miymiş
durup dalıp gitmeden o anın içindeyken halihazırda konuşuyorken dahi uzağa gitmek, bu bulanıklık, bu dağınıklıkla mı yaşar zihin artık. sanki silinse gidecek bir buhar değildir de buzlu cama dönüşmüştür gözler, ovalasak da geçmez zihindeki buğu
insan yerde ufalanıyor önce, sonra kalkmaya çalışırken dermansızlıktan etrafa saçılıp dağılıyor, daha sonra parçaları birbirine yaklaşıp birleşiyor, yamuk yumuk birleşen parçalar bir şekilde ayağa kalkıyor, o an zihnindeki her şey uçuş uçuş ve bir yere konamıyorlar,
bugün 1 hafta oldu. canım eylülde ve en sevdiğim günde doğum günümde annanemi kefene sarmamın üzerinden, günlerin ayların neler ifade edebildiklerini görmem üzerinden, şu gece çökünce yasın sessiz çığlığını duymam üzerinden bir hafta geçti. bazı yıllarda birkaç yaş alıyoruz
yatağımdaki karınca.
bu ne aymazlık? sen benim büyüklüğümün farkında mısın abi. hissetmeden yok edebileceğim bir canlıdan saygı duymuyorum işe bak. yanlış anlama yani hiç gelme demiyorum kırıntıya gel yemeğe gel ama yatağım ya. bir devin yatağı. bir kere ayıp bu kadar cüret
kutlu eylül,koca bir yılın medarı iftiharı,serkeş giyim tarzımızın ve bitap ruh halimizin baştacı. bu yıl ağzımıza sıçtın hiç kusura bakma ama kafa travması geçirdik hani yeni buyur ediyoruz seni o yüzden.neyse isyan değildir olur aile arasında böyle şeyler..koşulsuz bir sevgi bu
Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.
üşümek biraz da bu yüzden ruhun gereksinimidir. eksik olduğumuz yanlarımızla fizyolojik tepkiler üretir bedenimiz. yine de hastanelerde bolca refakatçi pikesi olmalı şimdi ama ya o ayrı...
şimdi hayatla ilgili büyük büyük laflar edeceğim. yaşamayı sevdiğimiz her ne varsa onun heyecanını aniden unutturabilecek bir yerdeyiz. olağandışılığı nasıl karşıladığımızla yaşamımızı seçiyoruz. uyum sağlayamadığım her acı beni öldürmeyebilir, ama kıvrılıp sığmaya zorlayabilir.
havalimanındaki xray bagaj cihazlarında insana gerek olmaması
rusların hiç ingilizce öğreneyim şöyle bir en azından yes no diyeyim gayretinin olmaması
eylül ayı
tweet atacağım konuları unutmayayım diye yazıyorum alınmıyorsunuz dostlar