Sakarya'da Cumhuriyet Savcısı B.Y.Ç. ile minibüs şoförü S.K. arasında trafikte yaşanan tartışma, araç kamerasına yansıdı.
Savcının tavırları büyük tepki topladı.
Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, savcı ve minibüs şoförü hakkında adli işlem başlatıldığı açıklandı.
Siyaset ile gazetecilik çok iç içe ama bir o kadar farklı iki alandır. İki yerde keskin kesişir. Her ikisi de halk için yapılır ve mutlaka vicdani sorumluluğu vardır. Buyrun Fatoş Türker'in beyanlarına. İnsanın yüreği yanmıyor mu? Anneler Günü'nde annesini dinlemiş, nefes alamaz hale gelmiştik. Türker, Elif Atayman, Elif Türker, Ceyda Kıryak, Güldem Şık, Serap Karay gibi İBB dosyasının tutuklu kadınlarından. Bu dosya hakkında uzaktan ahkam kesmeden hüküm vermeden gitmek, görmek, dinlemek anlamak lazım.
Not: Videoda konuşan Fatoş Türker'in annesi Kadriye Türker.
Thailand 🇹🇭 Pattaya Walking Street ‘te ufak bir Hostel açtım. Tüm gezgin Türk arkadaşlara ilk gün bedava, daha çok kalanlara yarı fiyatına. Derdim para kalan değil, Türk arkadaşlarla vakit geçirmek. Kaydedin, belki lazım olur ✌🏽
“Ben gittim, oturdum karşımda bir ekran açık ama 'Adalet mülkün temelidir' yazmıyor. Bir ofis orası böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı bir tane kahve makinesinden anladım Savcı Beydi o”
+ Savcı: Ya Fatoş, şimdi sen ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen, bu adamlar sana kumpas kuracak demedin mi? Konuşmadın sen. Verecektin ifadeni, gidecektin.
- Ama Sayın Savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım.
+ Bak, şimdi sen git, eşyaları topla. Ben sana Çağlayan'dan araba göndereceğim. Geleceksin, burada bana ifadeyi vereceksin. Çocuklarına gidersin.
- Savcım, ben yine de ifade veririm, vermemi istiyorsanız. Bir avukatıma sorayım.
+ Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bir kafayla daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi?
- Evet.
+ Velayetleri sende mi?
- Evet.
+ Senin çocukların reşit de değil, değil mi?
- Değil.
+ E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını.
Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Biraz insanlığınız, biraz vicdanınız kaldıysa bu insanların yaşadıklarına kulaklarınızı kapatmayın.
#İBBDavası'nda 47.gün
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor.
Bugün bu iddiaların doğru olmadığını ortaya koymak amacıyla savunmamı yapacağım.
İstanbul'da doğdum.
Babam tıp doktorudur, aynı zamanda akademisyendir.
Uzun yıllar boyunca hekim yetiştirmiştir. Annem ise abimle beni büyük emeklerle yetiştirdi.
Ben de çocuklarıma aynı değerleri vermeye çalıştım.
Bu vesileyle, tutukluluğum süresince benimle ilgili yaşanan haksızlıklara karşı ses çıkaran, destek olan ve dayanışma gösteren herkese teşekkür etmek isterim.
Annem ve babam beni sevgiyle, disiplinle ve eğitim odaklı bir anlayışla yetiştirdiler.
Dolayısıyla hem geleneksel aile değerlerine sahip hem de eğitime büyük önem veren bir aile ortamında büyüdüm.
Üniversite sınavında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü kazandım. Bu bölümden uluslararası ilişkiler, küresel kurumlar ve sosyoloji alanlarında yoğunlaşarak dereceyle mezun oldum.
Mezuniyetimin ardından birçok şirkette yönetici olarak çalıştım.
2014 yılından 2021 yılına kadar ise HSBC Türkiye'de grup başkanı ve icra kurulu üyesi olarak görev yaptım.
2021 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan Medya A.Ş.'de görev almaya başladım ve genel müdür olarak çalıştım.
Aynı zamanda tutuklanmadan önceki son iki yıl boyunca İstanbul Kültür Üniversitesi Tasarım ve İletişim Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak ders verdim.
Bunun yanında Boğaziçi Üniversitesi'nde lisans ve yüksek lisans öğrencilerine konuk konuşmacı olarak derslere katıldım.
Özel sektör ve kamu sektöründeki yönetim deneyimlerini karşılaştırmalı olarak anlattım.
Kadınların iş hayatında desteklenmesini çok önemsiyorum. Fırsat eşitliğine inanıyorum.
Bu nedenle çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllü çalışmalar yürüttüm.
Sabancı Vakfı'nın gençlere yönelik programlarında da görev aldım. Özellikle eğitim ve istihdam dışında kalan gençlere yönelik projelerde mentorluk ve eğitim faaliyetleri yürüttüm.
Türkiye'de milyonlarca genç eğitim ve istihdam dışında kalmaktadır.
Bunların önemli bir kısmı kadınlardan oluşmaktadır. Özellikle doğum sonrasında kadınların iş hayatına dönüşlerinde yaşadıkları sorunlarla ilgili çalışmalarda yer aldım ve kadınlara destek vermeye çalıştım.
Yaklaşık otuz yıllık iş hayatım boyunca yalnızca kurumsal şirketlerde ücretli çalışan olarak görev yaptım.
Çalıştığım şirketlerin tamamından kendi isteğimle ayrıldım. Bunun nedeni her zaman yeni bir kariyer fırsatını değerlendirmek olmuştur.
Hayatım boyunca yalnızca üç kez iş hayatına ara verdim.
Bunlardan birinde sağlık nedeniyle kalp operasyonu geçirdim.
Diğer ikisinde ise kızlarımın doğumu nedeniyle kısa süreli doğum izinleri kullandım ve birkaç ay sonra yeniden işime döndüm.
Otuz yıla yaklaşan kariyerim boyunca hakkımda herhangi bir olumsuz tespit yapılmadı.
Dolayısıyla böylesine bir kariyer geçmişine sahip bir kişinin, Medya A.Ş.'de usulsüz işlerin altına imza atması ya da bir suç örgütü yapılanmasının parçası olması mümkün değildir.
Bugün burada bulunduğum için büyük üzüntü duyuyorum.
Ancak kendi adıma değil, ülkem adına üzüntü duyuyorum.
Çünkü ben adalete inanıyorum. Bu yargılamanın sonunda beraat edeceğime inanıyorum.
İş hayatına başladığım günden Medya A.Ş.'de göreve başladığım tarihe kadar elde ettiğim tüm gelirler kayıtlı ve şeffaftır.
Medya A.Ş.'de çalışmaya başladıktan sonra yaşam standardımda, mal varlığımda veya hayat tarzımda herhangi bir değişiklik olmamıştır.
Aynı evde yaşamaya devam ettim. Çocuklarım aynı okullara devam etti. Aynı şekilde seyahat ettim, aynı koşullarda yaşadım.
Bunların tamamı mali kayıtlar ve yaşam verileri üzerinden kolaylıkla incelenebilir."
Fatoş Pınar Türker
Hepiniz ifadesini okudunuz…
21. Yüzyıl Türkiye’sinde en temel insan haklarını konuşmak zorunda kalıyoruz.
Hem de Anneler üzerinden.
Çok ama çok üzücü.
Utandım insan olarak utandım
Utandım hukukçu olarak utandım
Utandım vatandaş olarak utandım
Allah sizin belanızı versin.
Okuyun herkese okutun
AKP’liler okusun
Arınacağız diyen Kemal Kılıçdaroğlu ve yanındakiler okusun.
Okuyun Türkiye ne hale geldik okuyun.
Derhal Fatoş Pınar Türker’e insan hakkı ihlallerini uygulayan bu rezil görevlilere hak ettikleri cezaları verin. Derhal.
Gazetede, internette, TV'de her yerde anlattık.
Unutmayın bir anneyi çocuklarıyla tehdit ettiler.
Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in anlattıkları bütün salonu ağlattı. #İBBDavası
🔴 İBB Davası’nda savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
📌 Polis 'Altımı indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. "Cinsel organını aç, arkanı dön ve eğil'' dendi bana.
📌İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum!
https://t.co/bitsGUgC2l
Fatoş Pınar Türker’in savunmasının son bölümü salonda bulunan herkesi ağlattı. Mahkeme heyeti de etkilendi ki ara verdiler…Narin, iyi yetişmiş, istese yurtdışında yaşayabilecek,İstediği makamlarda olabilecek bir kariyere sahipken yaşadıkları dram film sahneleri gibi…her cümlesi okunmalı. Bölümler halinde eksiksiz paylaşacağım. Hem ibretlik hem tarihe not düşmelik…
Medya Aş Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
Geçen sene benim kızım lise sondaydı Başkanım.Yurt dışında okuyacak, Koç Lisesi'ni bitirmişti. UCL diye Londra'daki dünyanın en iyi okullarından bir tanesinden bir yani kabul almıştı. Fakat şartlı kabul. Dediler ki 13 Mart 14 Mart'ta görüşmeye çağırdılar Londra'da. Biz de 13 Mart'ta ben, büyük kızım Nehir, küçük kızım ‘ben de geleceğim’ dedi. Onunla birlikte Perşembe Londra'ya gideceğiz, pazar günü döneceğiz. 14'ünde de Nehir'in görüşmesi var. Pasaport kontrolünde biz sabah güle oynaya gittik. Bana şey dediler, "Zay kaydı" var pasaportunuzda. Dolayısıyla biz gidemedik. Pasaportuma el konuldu. Ekte uçak biletlerimi görebilirsiniz. Ondan sonra da hemen ben savcılığa, yani anladık ki bir şey var, dilekçe vererek, aynı gün ifade vermek istediğimi belirttim. 14 Mart'ta bir kere daha cevap alamadık. 14 Mart'ta bir daha ve 18 Mart'ta bir daha dilekçe verdik. Ama 3 dilekçemize rağmen 1 gün sonra hayat durdu. Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar.Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
İşte çocuklarım ağlıyor, diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedi ki "Kaşe var mı". Dedim. "Ne kaşesi". "Şirket kaşesi" dedi. "Yok" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedi; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç unutmayacağım, ama çok insani polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm.Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz, çünkü Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."…
Devamı 👇
Medya A.Ş.’nin eski genel müdürü İpek Elif Atayman’ın savunmasıyla duruşmaya başlandı. Atayman, “Hakkımdaki soru, suçlama ve delillerin ne olduğu yönündeki sorularım, tarafıma soru sorulması taleplerim cevapsız kaldı. Bir kısmında da söylediklerimi kısaca tutanağa yazdıktan hemen sonra tutukluluğun devamına karar verip bağlantıyı kestiler. Hiçbir şekilde suç işlemediğime, hiçbir suç örgütüne üye olmadığıma emin olarak, hakkımdaki suçlamaları bilmeden, anlamadan ömrümün on beş ayını çok zor bir şekilde geçirdim” dedi.
Tutuklandıktan sonra Silivri’den Afyonkarahisar’a sevk edildiğini anlatan Atayman, “İlk tutuklandığımda Silivri’de hücrede kaldım. Daha sonra koğuşa aktardılar. Ancak hemen ardından zorlu bir yolculukla, bayram arifesinde Afyon’a götürüldüm. Bu yolculuk sekiz saat boyunca ellerim kelepçeli halde, kafes gibi bir kabinde sürdü. Cezaevine ulaştığımda bileklerim morarmıştı. Yaptığım suç duyurusundan da herhangi bir sonuç çıkmadı. Yerleştirildiğim, çoğu madde bağımlısı ve satıcısı kişilerin olduğu kalabalık koğuşta günlerce yerde yattım. Hiçbir bağlantım olmayan Afyon’daki cezaevinde; oğlumdan, annemden, babamdan uzakta, avukatlarımla oldukça sınırlı iletişim kurarak bugünlere geldim” diye konuştu.
“Kimden rüşvet almışım, ne almışım bütün bunların kanıtını gösterin bana” diyen İpek Elif Atayman, Medya A.Ş.’de 21 ay görev yaptığını ancak 6 yıllık süreçle suçlandığını söyledi.
Atayman, “Kanıt yok. Bu davada kaç kişi aileleri tutuklanacak tehdidiyle olmamış olayları anlattıklarını itiraf ettiler burada. Bana hangi suçu işlemişim? Kanıt sunun” dedi.
Atayman şunları söyledi:
“İddianamede hakkımda ileri sürülen suçlamalar beş farklı eylemle ilgilidir. Bunlardan 118. eylem, Medya A.Ş.'deki 02.08.2019 ile 11.04.2021 tarihleri arasında, yani 21 aylık genel müdürlük görevim dönemini kapsamaktadır. Diğer dört eylem ise; 73, 85, 89 ve 106 numaralı eylemler olup, genel müdürlük görevimden ayrıldıktan sonra şirkette temsili bir görev olan yönetim kurulu üyeliği yaptığım 11.04.2021 ile 05.08.2024 tarihleri arasındaki döneme aittir. Söz konusu beş eylemde, bazı ihale ve alımlarda usulsüzlük yapıldığı ileri sürülmektedir. İddianamede benim bu eylemlerdeki suçları nasıl işlediğime ilişkin hiçbir anlatım yer almamaktadır. Ne yazık ki iddianamede, dolandırıcılık ve rüşvet alma suçlarına ne şekilde, hangi davranışlarla iştirak ettiğim tamamen belirsizdir.”
IBB Duruşmasında bir utanç anı daha.
Medya AŞ. Genel müdürü Fatoş Pınar Türker’i savcı velayeti altındaki çocuklarının sosyal hizmetler tarafından alınacağı ile tehdit etmiş.
SEGBİS üzerinden savcıyla görüşürken savcı yeniden ifade vermesini istediğinde, ‘avukatıma sorayım veririm’ diyen bekar bir anneye, ‘hala avukat diyorsun, ifade imzalayıp çıkacaksın, sen bekarsın küçük çocukların var, velayetini sosyal hizmetler alır’ şeklinde tehdit ediyorsa bu ülkede hukuk yerle bir edilmiştir. Yoktur.
Yazıklar olsun.
Fatoş Pınar Türker, tutuklandıktan sonra savcının yeniden ifadesini almak için çağırdığını söyledi. Türker, avukatları olmadan ifade vermek istemediğini söylemesi üzerine İBB dosyası savcısının, “Sen bu kafayla çocuklarını asla göremeyeceksin. Artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını” dediğini anlattı.
Türker, şunları söyledi:
“Savcı dedi ki:
‘Ya Fatoş, şimdi anlarsın.’
Böyle karşımda durdu.
‘Ben sana ne dedim?’ dedi. ‘Ben sana ne dedim?’
‘Ben senin ne olduğunu biliyorum ama bu adamların sana kumpas kuracağını söylemedim mi? Niye konuşmadın sen?’ dedi.
‘Verecektin ifadeni, gidecektin’ dedi.
Ben de dedim ki:
‘Sayın Savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım.’
‘Bak şimdi’ dedi. ‘Sen git, eşyalarını topla. Ben sana Çağlayan’dan araba göndereceğim. Geleceksin burada bana ifadeni vereceksin. Buradan da çocuklarına gidersin.’
Ben de dedim ki:
‘Savcım, yeniden ifade veririm. Vermemi istiyorsanız veririm. Bir avukatıma sorayım.’
Şimdi karşındaki savcı. ‘Yok efendim’ diyecek hâlim yok. Ben de bilmiyorum hakikaten. İlk kez tutuklanmışız.
‘Tamam’ dedim. ‘Ben avukatıma bir danışayım.’
Böyle yaptı.
‘Hâlâ avukat diyorsun bana’ dedi.
‘Sen bu kafayla çocuklarını asla göremeyeceksin’ dedi.
‘Sen bekârsın değil mi?’ dedi.
‘Evet.’
‘Velayetleri de sende?’
‘Evet.’
‘Senin çocukların reşit de değil mi?’
‘Değil’ dedim.
‘E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi.
Bir anneye böyle denilir mi?
Sonra dedi ki:
‘Sen bakıyordun değil mi?’
‘Evet.’
‘Bak’ dedi, ‘mal varlığına tedbir için karar var benim elimde.’
‘Ama ben’ dedi, ‘28 mahkeme gününe saygı için ne kadarsa süre, o kadar bekletiyorum.’"
‘Savcım, bunu…’ dedim.
‘Ve o gün tebliğ edilir’ dedi.
‘Ya bana gelir konuşursun ya da…’”
İBB soruşturmasını yürüten savcının kendisini çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatan Fatoş Pınar Türker, göz yaşlarını tutamadı. Savunmanın ardından duruşmaya ara verildi.
Aradan sonra söz alan Ekrem İmamoğlu, Fatoş Pınar Türker’in yaşadıkları karşısında hala kendine gelemediğini söyledi ve "Tam bir hukuk cinayeti, tam bir adaletin infazı" dedi.
İmamoğlu, mahkeme heyetine seslendi, çıplak arama yapanlar ve Türker’i çocuklarıyla tehdit eden savcı hakkında suç duyurusu yapılıp yapılmayacağını sordu.
“Bugün bir açıklama yapmanızı dilerim ve isterim” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:
“İster istemez salonun havası bu şekilde sıklıkla değişince ben de ister istemez, hem bu suçlamaların muhatabı bir vatandaş gibi, bir yönetici gibi, hem 16 milyon insan adına hem de bu memleketin 86 milyon insanı adına merakımdan; ama bir yanıyla da hatırlatmak istiyorum.
Açıkçası az önce Pınar hanımın anlattığı; evinden emniyete, emniyetten ilk gittiği cezaevine, sonra ikinci gittiği cezaevine kadar yaşadığı psikolojik ve fiziksel işkence ile tacizlerin etkisinden kurtulabilmiş değilim. Bu anlatıyı dinliyor olabilirsiniz. Birileri sırıtarak dinliyor olabilir ama çok da önemli değil nasıl dinlediğiniz. Ama çok can yakıcı bir durum.
Sormak istediğim şu: Mahkemenin huzurunda yapılan bu tür anlatılar ya da yaşanmışlıklar ki ne yazık ki sayısı çok oldu, sadece burada anlatılıp boşluğa mı gidiyor? Yoksa bu anlatıların hukuken de bir karşılığı oluyor mu?
Bunu bir soru olarak da kabul edebilirsiniz. Elbette cevap vermek zorunda değilsiniz muhtemelen. Ama sizin huzurunuzda yapılan bütün bu işlemler soruşturmaya tabi tutulacak mı? İster savcı olsun, ister emniyet mensubu olsun, ister cezaevi yöneticisi ya da başka görevliler olsun. Çünkü daha yeni bir gazeteci hakkında yapılan bir işlemden sonra medyada takip ettiğim kadarıyla hızlıca birtakım süreçler işletildi.
Bu manada, dün anlatılan bu vahşi deneyimlerin gerçekten vahşi olduğunu düşünüyorum. Tam bir hukuk cinayeti, tam bir adaletin infazı. Başka bir şey denmez buna. Devletin hukuk düzeninin yerle bir edilmesi. Bu hususta bunu bir talep olarak kabul etmenizi istiyorum. Kendi adıma ve burada bulunan birçok insan adına.
Bu konuda bugün bir açıklama yapmanızı diliyorum ve isterim. Kişisel olarak yetkinizi de bilmiyorum açıkçası. Hiçbir şey bilmiyorum bu konuda. Avukatlarıma da sormadan bunu ifade ediyorum. Soramadım çünkü hâlâ etkisi altındayım.
Ama bunu yaparsanız toplum rahatlar. Çünkü şu an bu mahkemeyi Türkiye izliyor. Muhtemelen burada konuşulanlar dışarıya yansımıştır. Ben de yansıtacağım, onu da söyleyeyim. Çünkü çok acı bir durum.
Bu konuda atacağınız adımın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Savcılığa, HSK’ya ya da hangi kurumlar yetkiliyse; o dönemde iddia makamının başında olan kişiler dahil olmak üzere, en üst seviyede bir inceleme, suç duyurusu ya da değerlendirme yapılmasına katkı sunmanızın, bu mahkemenin adaletine duyulan güveni artıracağına inanıyorum.
Hepimiz için bir umut ışığı olur. Ben eminim ki Erdem Bey de bugün yaşananları dinledikten sonra bunun etkisinden uzun süre kurtulamayacak. Bu talebimi arz ediyorum.”