SARAR İLKOKULU’NDA NELER OLUYOR?
Ankara’nın göbeğinde…
Millî Eğitim Bakanlığı’nın hemen yakınında…
Bir okulda üç kadın öğretmen aylarca mobbinge maruz kaldıklarını söylüyor.
Dilekçe veriyorlar.
Tutanak tutuyorlar.
Tanık gösteriyorlar.
İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
Çalmadıkları kapı kalmıyor.
Çünkü iddialara göre öğretmenler;
“Okulun sahibi benim.”
“Sizi paramla satın alırım.”
“Açlıktan nefesiniz kokuyor.”
“Çekil önümden.”
“Ben istersem izin veririm.”
“Nereye şikâyet ederseniz edin.”
gibi ifadelerle karşılaşıyor.
İddialara göre öğrencilerin ve velilerin önünde azarlanıyorlar.
Mesleki itibarlarının zedelendiğini düşünüyorlar.
Hazırlamak istedikleri gösteri ve törenlere izin verilmediğini belirtiyorlar.
Ve bütün bunların bir bütün olarak mobbing oluşturduğunu savunuyorlar.
Bu yüzden dilekçeler yazılıyor.
Bu yüzden tutanaklar tutuluyor.
Bu yüzden üç öğretmen aylarca mücadele ediyor.
Ama asıl hikâye bundan sonra başlıyor.
Çünkü öğretmenler çoğu zaman yaşadıkları baskıdan değil, o baskıyı şikâyet ettikten sonra yaşadıklarından yoruluyor.
Yalnızlaştırılıyorlar.
Dışlanıyorlar.
Sorun çıkaran kişi ilan ediliyorlar.
Sonra dosya kapanıyor.
Sonuç kısmına şu cümle yazılıyor:
“İddialar sübuta ermemiştir.”
Ve ardından…
Müdür görevine devam ediyor.
Öğretmene ise görev yeri değişikliği çıkıyor.
İşte tam da bu noktada eğitim camiasında şu algı büyüyor:
“Şikâyet edilen kalıyor, şikâyet eden gidiyor.”
Dün Ağrı’da…
Bugün Ankara’da…
Yarın başka bir şehirde…
İsimler değişiyor.
Okullar değişiyor.
Ama hikâye değişmiyor.
Millî Eğitim Bakanlığı’na ve Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne soruyoruz:
Üç öğretmenin aylarca verdiği mücadelenin karşılığı bu mu?
Sarar İlkokulu’nda neler oluyor?
Ve bu hikâyeyi daha kaç öğretmen yaşamak zorunda kalacak?
@cankayailcemem@MemAnkara@mebpgm@meb_ogm
Çok güzel bir alıntı okudum bugün: “senin olmadığın masalarda adını koruyacak insanlarla dost ol” diye. Gerçekten çok doğru. Bazen sevgi sizin haberiniz bile yokken sırtınıza konulan bir el, arkanıza çekilen bir duvardır.
Danışmanlık Tedbiri Tebliği Yürürlükte: Uygulamada PDR Normu Şart
Korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların gelişimsel ihtiyaçları ve tespit edilen çocuk koruma riskleri doğrultusunda bütüncül olarak desteklenmesi ile çocuğun bakımından sorumlu kişilere ebeveynlik becerilerinin güçlendirilmesine yönelik sağlanan danışmanlık tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları kapsayan DANIŞMANLIK TEDBİRİ KARARLARININ UYGULAMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA TEBLİĞ 24 Nisan 2026 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 5 inci ve 41/C maddesi ile 24/12/2006 tarihli ve 26386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çocuk Koruma Kanununa Göre Verilen Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 12 nci maddesine dayanılarak hazırlanan söz konusu tebliğ Derneğimiz mevzuat ve politika birimlerince incelenmiştir.
Mevzuatın ruhu bütüncül bir bakış açısını yansıtsa da her bir çocuğumuzun hakkı olan Psikolojik Danışman & Rehber Öğretmen normu olmadan sahada uygulanması ve sonuç alınması mümkün görünmemektedir.
Bu itibarla psikolojik danışman & rehber öğretmen normunun acilen yürürlüğe girmesi gerekmektedir.
#Normveötesi
Sendikaların iş bırakma eylemi “farkındalık” oluşturma amacı taşımaktadır.
“Polis karakoluna saldırı olduğunda bir gün sonra polisin göreve gitmemesi” teşbihi, abes bir mukayesedir!
Öğretmen kolluk görevlisi midir?
Meslektaşlarımız, öğretmenlerin ve öğrencilerin katledilmesine kadar varan şiddet hadiselerine dikkat çekmek istiyor.
Bunu göremiyor musunuz?
Dönün bir bakın, sadece son 10 yılda kaç tane öğretmenimiz görevi başında katledildi!
Hiç merak etmeyin!
Okullarımızın, öğrencilerimizin, eğitimimizin selameti konusunda ikaz edilmesi gerekmeyen tek meslek grubu öğretmenlerimizdir.
Okullarda yaşanan şiddet hadiselerini önlemeye yönelik yasal ve güvenlik tedbirleri İllaki alınmalıdır, alınacaktır.
Ancak öğretmeni itibarlı kılmadan, eğitim sürecinde öğretmenin etkisini artırmadan alınacak hiçbir tedbir beklenen sonucu sağlamayacaktır.
Fakat öğretmenlerimizin haklı feryatlarını dile getirmek için ortaya koyduğu eylem ve etkinlikleri, işte böylesi abes mukayeselerle rencide eder ve öğretmeni toplum nezdinde mahkum etmeye çalışırsanız ÖĞRETMENİN SAYGINLIĞINA bir darbe de siz vurmuş olursunuz!
Yapmayın!
Öğretmene kıymayın!
Çocuklarımıza kıymayın!
Öğretmene vereceğiniz değer, aslında çocuklarımıza verdiğiniz kıymettir!
Medyaya ve etkin sosyal medya kullanıcı arkadaşlara not,
Katil manifestosunu/mektubunu yaymak ya da yayımlamak “halkın bilme hakkı” değildir. Bu failin propagandasını tamamlamaktır.
Kanıt açık. Toplu saldırılar zaman içinde kümeleniyor, başkalarını tetikliyor. Yüksek profilli bir saldırının ardından kısa süre içinde yeni saldırı olasılığı belirgin biçimde artıyor. Failler kendinden öncekileri okuyor, atıf yapıyor. Manifesto bu süreci körüklüyor ve sonraki faile hem senaryo hem meşruiyet sağlıyor.
Şöhret, bu saldırganların aradığı birincil ödüllerden biri.
(Sosyal) Medya faillerin adını, yüzünü, metnini büyüttükçe bu ödülü garanti ediyor.
Katliama yol açan motivasyonu anlamak için tam metni basmak ya da paylaşmak gerekmiyor. Varsa ideoloji, şikâyetler ya da kaçırılan uyarı işaretleri haberleştirilebilir.
Basın özgürlüğü, failin senaryosunu uygulama yükümlülüğü değildir.
Manifesto yayımlamamak sansür değil, sorumlu gazeteciliktir. Bu etik kural yüksek takipçili hesaplar için de geçerlidir.
Okullarda psikolojik danışman / rehber öğretmen sayısı yetersiz kaldıkça rehberlik hizmeti yalnızca sınırlı müdahalelerle yürütülmeye çalışılıyor. Meslektaşlarımız kendini yıpratıyor.
Ciddi risk taşıyan bir durumda öğrencinin psikiyatrik değerlendirmeye yönlendirilmesi gerektiğinde ise rehberlik servisinin yetkisi sınırlı kalıyor ve süreç çoğu zaman velinin tepkisiyle tıkanıyor.
Görüşme odasına alınan öğrencide veli idareye giderek tepki gösteriyor.
Bu tablo hem öğrenciyi hem okulu hem de süreci doğrudan zayıflatıyor.
Rehberlik servisinin etkili çalışabilmesi için hem norm kadroların güçlendirilmesi hem de mesleki yetkinin net ve uygulanabilir şekilde desteklenmesi gereklidir.
@cuneytozdemir@SelcukRSirin@turkpdrdernegi@mfatihkilic1991@bartubss
Okullarda yeterli psikolojik danışman/rehber öğretmen YOK!
Yönlendirme istendiğinde umursayan YOK!
Rehberlik servisinin resmi yetkisi AZ!
Rehberlik servisi görüşme gizliliğini bozmadığı için mobing ÇOK!
Çocuk görüşme odasına alındığında benim çocuğumda ne problem görüyorsun sen diye çıkışan ÇOK!
499 Öğrenciyle tek psikolojik danışman İLGİLENEMEZ!
Sosyal medya ile gerçekler serilemez; gerçekleri arıyorsanız, okulda çalışan uzmanını dinleyin.
@cuneytozdemir@bartubss@turkpdrdernegi
Öğretmenin asli görevi eğitimdir.
Nöbet görevi; çoğu ülkede olduğu gibi yardımcı personel ile yürütülmelidir.
Okullara; sağlık ve güvenlik personeli temin edilmelidir.
Acil durumlarda alınabilecek en profesyonel önlem de yöntem de budur.
Günümüz dünyasında gelişen olanaklar nedeniyle artık okulun asıl özgün işlevi bilgi aktarmaktan çok, kişinin psikolojik olarak sağlıklı yetişmesini sosyalleşmesini olgunlaşmasını sağlayıcı bir ortam oluşturmaktır.
Bu da duygu regülasyonu ve iletişim becerilerinin, etik ve ahlaki kavramların kazandırılmasını ve sağlıklı benlik gelişimininin desteklenmesini içerir.
Bu unsurlar okul müfredatının asli hedefleri olmalıdır.
Bunun için her öğrenciyle yeterince ilgilenecek düzeyde ve sayıda psikolojik danışmanların okul kadrolarında yer alması önceliklidir. @turkpdrdernegi@TPDBilgi@PsikiyatriDer@tcmeb@ASBUedu@BilisDavranis
Güya eğitimsiz anne babaların çocuklarıydık bir karıncayı bile ezmedik,sözde eğitimli ailelerinin çocuklarını izliyoruz…Umarım yapılan yanlışlardan dönülebilir.
Neden hep öğretmenler sendikalar eylem kararı alıyorlar. Bir kere de halk eylem kararı alsin bu hafta çocuklarını okula göndermesinler. Bir daha olursa 2 hafta göndermesinler. Biraz da halk tepki göstersin canım. Sanırım o zaman bu işler daha kolay çözülür
Okullarda disiplin yönetmelikleri acilen tekrardan gözden geçirilmeli! Bir öğrenciyi kazanacağız diye 40 öğrenciyi kaybetmek istemiyoruz artık! Disiplin edilemeyen her öğrenci, mezun olunca toplum için bir süre sonra tehdit oluyor! Suç işleyenlere ciddi yaptırımlar gelmeli!
Martin Haberman şöyle der: “Okullar bankalardan daha sağlam inşa edilip daha iyi korunmalı çünkü okullarda büyük bir hazine bulunuyor.”
Hazinelerimizi; öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi koruyalım. Adliyeyi, bankayı nasıl korunuyorsak okulları da, öğrencileri de, öğretmenleri de öyle koruyalım. Okulları şiddetin değil güvenin adresi yapalım. Bunu, çok geç olmadan öncelikli politika hâline getirelim.
Tüm eğitim camiamıza geçmiş olsun.
Çok üzgünüm…
Biliyor muydunuz? Japonya'da kalem israfı saygısızlık sayılır, bu yüzden kalem uzatıcılar, "mottainai" (kalemin ucunu kullanma) ruhuna uygun olarak kullanılır.
Öğretmenler ayda 60 saat de çalışmıyor ayrıca. Muhtemelen sadece ders verdikleri saat bile bundan fazla (4.5 haftadan 20 saat olsa 90 saat) + sınav okuma + derse hazırlanma + histerik veli uylama
Bir gün 4-5 saat bir oda dolusu insana hitap etsenize boğazınıza ne oluyor akşam bir konuşalım.