"Bir çok insan bulamadığı için değil, zevk almak için durmadığından dolayı, mutluluktan payına düşeni alamaz."
Marcus Aurelius yine gelip beni bir silkeledi.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, El Cezire'ye röportaj verdi, medya haberleştirmedi:
-Türkiye'de Araplara yönelik ırkçılık yok, yapanlar marjinal kişiler, takip ediyoruz.
-Ev karşılığı vatandaşlık alma süreci durmadı, gayrimenkul alanlar 2-3 ay içerisinde vatandaş oluyor.
@behzadbehzad0@Senakln01107534@YS_Turkoglu@Tasnimnews_Fa Kaynak olarak gösterdiğiniz şey zaten mevcut hükûmetin bir organı, yani durumun inkâr edilmesi çok normal.
Milletvekili İran köylerine kadar gidip hatıra fotoğrafı çekinmiş.
Ama değil bir milletvekili istesem ben bile kolayca geçebilirim İran'a, siz de Türkiye'ye...
Cumhuriyet’in en büyük ve en önemli sosyal projesi, milletleşmedir. Cumhuriyet, Arap kültür emperyalizmiyle ve siyasal İslamcılarla 4 asırlık mücadelenin sonunda kazanılmış zaferin adıdır. Cumhuriyet, İmparatorluk bakiyesinden ulus devlet oluşturma tecrübesidir. Ulus devlet için, ulusun/milletin var ve bütün olması gerekir. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi bunu, yani tek ve sosyolojik anlamda bütünleşmiş milleti öngörmüş, refleksi buna göre şekillenmiş ve bütün gayreti bu doğrultuda olmuştur. Büyük Atatürk’ün ömrü vefa etmediği için Cumhuriyet’in bu iki düşman zihniyeti, yani etnik bölücülük ve siyasal İslamcılık, tam olarak ortadan kaldırılamamış, ihtilaf sahası olarak varlıklarını zayıf da olsa devam ettirmişlerdir. Ancak geçen asrın ikinci yarısından itibaren Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun kuruluşla birlikte büyük oranda saf dışı ettiği etnik bölücü ve siyasal İslamcı unsurlar, devlet adamı nosyonundan uzak kimi siyasetçilerin de sırf oy alabilmek için verdikleri taviz noktalarında hücre faaliyetleriyle güçlenerek varlıklarını göstermeye başlamışlardır. Özellikle 70’li yılların başlarından itibaren de örgütlenme faaliyetlerinde mesafe kat etmişlerdir. Bunların oy endişesinden dolayı siyasetçiler tarafından görmezden gelinmesi bu tarz yapılara karşı milli refleksi aşındırmıştır. 70’li yılların ikinci yarısından itibaren ve özellikle 80’li yıllarda etnik bölücü zihniyet, kendi içinde ayrışarak bir kısmı Marksistleşmiş ve Cumhuriyet’e, devlet ve millet varlığına cepheden savaş açmıştır. Diğer bölümü siyasal İslamcılarla bütünleşmiştir. Bu arada siyasal İslamcılar, Cumhuriyet’in yapısıyla ve en büyük sosyal projesi olan “millet” formu ile ilgili olarak “ümmet” inancının saiki ile etnik bölücü unsurların muhafazakar (!) kanadıyla fikir birlikteliği içinde oldukları gerçeğini aleniyete dökmüşlerdir. Cumhuriyet’in “milletleşme” ve “millet” süreç ve formlarıyla problemli bu iki zihniyet, 2 binli yıllarda siyasi birlikteliklerini pekiştirmişlerdir. ‘İki adım ileri, bir adım geri’ formülüyle Cumhuriyet’in değerleri ve kurumsal kültürüyle kavgalarını aleniyete dökerek uygulamayı sürdürmüşlerdir. Cumhuriyet’le kavgası olanla bizim de kavgamız vardır. O yüzden ‘komşuluk’ değil, ‘hasımlık’ içinde oluruz. Solundan sağına kadar birbirinin mütemmim cüzü haline gelen yapılarla komşuluk ve müddefiklik yapmak yerine Cumhuriyet’in kurucu felsefesi olan milliyetçilik meşalesiyle 3. yolda buluşmak şarttır. @iyiparti@avtolgaakalin