Gülistan kaybolmamış, darp edilip tec@vüz edilerek öldürülmüş. Yapanlar da zengin ve nüfuslu kişiler olduğu için yıllarca aileyi ve kamuoyunu kandırmaya çalışmışlar.
Yer yerinden oynamalı kıyamet kopmalıydı.
VALİnin oğlu tecavüz etmiş öldürmüş VALİNİN KORUMASI da gömmüş simi emekli bilişimci POLİSe verip şifreyi kırdırıp mesajları da silmişler 6 yıl sonra aile öğreniyo 6 YIL GÜLISTAN NERDE DENİLDİ 6 YIL… Allah’ım sen bunun gibilerin sınavını ahirete bırakma
Cinsel istismara uğradığını "iddia" sayıyor ama yurttaşların atladıklarını gördüğüne hemen inanmış, bulunduğun makamdan utan ilk refleksin intihar etmişler demek ve altını doldurmaya çalışmak mı rezil.
Canım çok sıkkın. Acaba anne psikolojik destek alıyor mu diye defalarca sormuştum. Çocuk için danışmanlık ve sağlık tedbirini de sormuştum. Aldığım haber kahredici.
Bulunan cesetlerin, 5 sene önce Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisi tarafından cinsel istismara uğradığını iddia eden ve adalet nöbeti tutan anne Fatma Nur Çelik ve çocuğa ait olduğu belirlendi.
Anne ve kızın denize atlayarak yaşamlarına son verdiği yurttaşlar tarafından görülmüş.
Olay, dün akşam saat 22.00 sıralarında Zeytinburnu Kazlıçeşme sahilinde meydana gelmiş. Balık tutmaya gelen yurttaşlar, denizde hareketsiz bir çocuk olduğunu fark ederek durumu polis ve sağlık ekiplerine bildirmiş. Sudaki çocuğun yaşamını yitirdiği tespit edilirken, yaklaşık bir saat sonra aynı bölgede bir kadın cesedi daha bulundu. Ekiplerin yaptığı incelemede denizden çıkarılan cesetlerin Fatma Nur Çelik (30) ile kızı Hifa İkra Şengüler’e (8) ait olduğu belirlendi. Anne ve kızın cansız bedenleri, olay yeri inceleme çalışmalarının ardından Adli Tıp Kurumu Morgu’na kaldırıldı.
@ucimorgtr@yucelceylancom
Bakın bu basın açıklaması “mağdur suçlayıcılık (victim blaming)” üzerine yapılandırılmış, yüz kızartıcı bir açıklamadır. Şöyle ki:
1-Burada esasında iki mağdur var; anne ve çocuk. Açıklamada sürekli surette, bir şey yapılamamasına gerekçe olarak annenin tutumu ileri sürülmüş. Oysa ki burada anne de mağdur. Yani anneye de yardım etmenin yollarını aramak ve bulmak zorundaydı Bakanlık. Yapmamış.
2- Annenin davranışı, Bakanlığa güvenmediği izlenimi veriyor. Acaba, baş şüpheliler ısrarla tutuksuz yargılandığı ve anne çocuğunu yanından ayırmak istemediği için olabilir mi?
Yahut her ikisinin de psikolojisi bitik vaziyette olduğu için olabilir mi?
Burada Bakanlık öz eleştiri vermesi gerekirken yine kendini sorumsuz ilan ediyor.
Zeytinyağı gibi bir Bakanlık.
3- Bu olay, yaklaşık 1 ay önce annenin bir cesaret konuşmasıyla kamuoyunda duyuldu. Oysa yargılama bir süredir devam ediyordu. Bu davalarda Bakanlık müdahil olarak davayı takip eder ve mağdurların korunması adına, sanıkların tutuklu yargılanması için ısrarlı talepte bulunmak başta olmak üzere re’sen yapabileceği pek çok şey vardır
(Kaldı ki bu ülke, istendiğinde siyasetin yargılamalara nasıl müdahale ettiğini ne yazık ki çok iyi öğrenmiş bir ülkedir).
Bakanlık burada da öz eleştiri vermiyor.
Son birkaç günde olan üzerinden kendini savunuyor.
4- Bu ülkede kadın ve çocuk haklarına dair şu ana dek ne kazanım olduysa STK’lar ile vicdanlı ve cesur bir kısım medya sayesinde oldu. Bu sebeple son uyaracaklarınız onlardır.
Bu vakadaki birçok soruna baştan çözüm getiren İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen iktidarın Bakanlığı elde kalan son hak savunucularını da bu açıklamayla üstü kapalı şekilde hedef göstermiştir.
Devlet, yurttaşa hesap verendir, yurttaş için var olandır; hesap soranlara parmak sallayan değil. Hele ki bu yurttaşlar türlü şiddete maruz kalıp göz göre göre öldürülmüş olma ihtimali söz konusuysa
-anne “intihar denirse inanmayın” demişti- şu aşağıdaki açıklama, en son yapılacak cinsten yüz kızartıcı bir açıklamadır. Ve hatta demokratik bir ülkede şu vaka üzerine azıcık duruşu olan bir bakan derhal istifa eder.
Haberde dikkat çeken bir detay.
Öz kızına cinsel istismarda bulunduğu raporlar ve uzman görüşleriyle ortaya konmuş sapık, savcılık tarafından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ediliyor.
Ancak mahkeme “kaçma şüphesi bulunmadığı” gerekçesiyle tutuklama talebini reddediyor.
Evet gazetecilerin, belediye başkanlarının, muhalif vatandaşların eften püften sebeplerle tutuklu yargılandığı ülkede oluyor bu.
🔴Öldürüleceğini açıklamıştı!
O röportajtan çarpıcı bir kesit;
“Ben 5 Mayıs’ kadar hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum. Ben ve kızım bir şekilde hayattan koparılacağız. Biz öldükten sonra adaletin sağlanmasını istemiyorum. Başıma bir şey gelirse bu karanlık yapı ve beni koruyamayanlar, sesimi duyup da susanlar sorumludur. Kamuoyuna sesleniyorum; intiharım asla söz konusu değildir. Başıma bir şey gelirse intihar süsü verilerek üzerinin örtülmemesini, peşine düşülmesini istiyorum.”
Bu adamın gözaltına alınması, üstüne adli kontrol tedbirlerinin uygulanması çok büyük skandal. Pek konuşulmadı ama son günlerdeki en vahim olaylardan biri.
REZALET | Konser görüntüleri üzerine başlatılan hukuksuz ve esasa aykırı soruşturmada, “hayasızca hareketler” ve “teşhircilik” suçlamalarıyla gözaltına alınan grup, adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildi.
ADLİ KONTROLÜ NORMALLEŞTİRMEYECEĞİZ.
hiçbir ekipmanı, koruyucu kıyafeti olmayan gariban işçileri yangının ortasına atmışlar şehrin her yerini kaplamış ateşi bahçe sular gibi söndürmeye çalışıyorlar ve bunu da sahadayız diye servis ediyor. bu ülkede delirmemek elde değil
"feminist derneklerin vs"bu kadina destek vermemesinin(?) neden infaz yasasi onaylandiginda cocuklarin yasi sebebiyle daha erken evlenirilecek olmasi, "istismar" davalarinda eriskin olarak degerlendirilmesi vs vs ama siz bilirsiniz