Lübnan Sağlık Bakanlığı, Ekim 2023'ten bu yana terör devleti İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarında 8 bin 915 kişinin hayatını kaybettiğini, 30 bin 543 kişinin ise yaralandığını açıkladı.
Kitâbu't Tevhîd serisinin 49. dersinde; kalben inanılmasa bile nimetleri dille sebeplere veya başkalarına nispet etmenin tevhidi tehlikesini ve dildeki hassasiyetin önemini işledik.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur:https://t.co/2y2MXSu0RY
11 Ülkeden işgalci İsrail’e Ortak Kınama
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 11 ülke, işgalci İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne düzenlediği hava saldırılarını ortak açıklamayla şiddetle kınadı.
Allah'ın (cc) El-Vâsî’ isminin maddi ve manevi tecellileri, insan bedenindeki muazzam donanımlar ve darlık zamanlarında ilahi genişliğe müracaat etmenin ameli boyutları El-Esmau'l Husna 60. derste anlatılıyor.
Tamamını İzlemek İçin:
https://t.co/xOyiFWfeAt
Zulüm her zaman iki yüzlülükten beslenir. Türkiye'deki adaletsizliklerin temelinde de sağ-sol demeden birçoğumuza bulaşan bu ikiyüzlülük var.
Barolar Birliği, kendi görüşüne yakın avukatlar gözaltına alındığında haklı olarak tepki gösterirken; sıra İslami kesimden avukatlara geldiğinde maalesef suskun kalıyor.
Oysa mesleki faaliyetinden ötürü birinin gözaltına alınması zulümse, mağdurun kimliği bu gerçeği değiştirmez. Ne yazık ki hukuku temsil eden kurumlar bile adaleti ilkesel değil, tarafgir bir anlayışla uyguluyor.
Tefsir Kaideleri'nin 27. dersinde "Kur'ân'ın Arap Diliyle Tefsiri" konusuna giriş yapıldı.
- Kur’ân’ın dil ve üslubunun kendine has özellikleri
- Keramet Arapça dilinde mi?
- Kur'ân'ın inşa ettiği üst dil
başlıklarının işlendiği dersimize aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz: https://t.co/oCUxMN6vCY
🔻Aydınlık isimli karanlık şebeke Alparslan Kuytul Hoca’nın gözaltına alındığı sırada başka bir operasyona ait görselleri kullanarak evden yüklü miktarda altın ve para çıktığı yalanını servis etti.
🔻Sonrasında Meryem Kuytul dezenformasyon olamayacak kadar açık bir yalan olan haber hakkında fotoğraf ve belgelere dayanan bir paylaşım yaptı;
“Ben Meryem Kuytul. X hesabıma kısıtlama getirildiği için buradan devam ediyorum.
Tetikçi ve iftiracı medya bizim evimizden çok miktarda para ve altın çıkmış gibi algı yapmak için bizim evimize ait olmayan görüntüleri edit yapmış. Ama ben size her şeyi kaydettiğimizi söylemiştim.
Öncelikle videoda gösterilen yatak odasının bizim evimize ait olmadığını net bir şekilde görmeniz için bizim yatak odasını paylaşayım. Parkelerimiz açık renk ve odada beyaz bir dolap yok. Başka bir görüntüyü birleştirdikleri ortada. Ne kadar acınası beyhude bir çaba.
İkinci olarak evden el konulan eşyalar ile ilgili tutanak tutulma anı..
El konulanlar:
1- 50 yıllık antika, çalışmayan tek saçma tüfek
2- 3 tane flash
3- 1 telefon (Benim eski telefonum olduğunu söylediğim halde aldılar.)
Görüldüğü üzere bir kuruş para yok.”
Devlet ve yandaş medya el ele verip açıkça bir kurgu yürütüyor. Başka görüntülerle"para bulundu" yalanını yayan tetikçilere alan açılırken, bu yalanı resmi tutanakla çürütenlerin hesapları anında engelleniyor.
Zaten gözaltındakilerin cezaevinden cevap veremeyeceğini çok iyi biliyorlar. Dışarıda kalan ve gerçeği haykıran yakınlarının da dilini bağlayarak kamuoyunu tamamen kendi yalanlarına mahkûm etmek istiyorlar.
İftira atana her türlü imkânı sağlayıp, iftirayı belgesiyle boşa çıkaracak olanların sesini kısmak açıkça bir sistem taktiğidir.
🔴Özgür-Der, İslami cemaat ve STK’lara yönelik artan gözaltı ve operasyonlara yönelik bir açıklama yayınladı.
🔴Kamuoyunda Süleymancılar olarak bilinen gruba ve Furkan Hareketi’ne yönelik operasyonların adil şahitlik gözüyle değerlendirildiği açıklamanın tam metni;
“ Yasal takibat ve yargılama süreçleri linç operasyonuna dönüşmemeli!
Suç örgütleriyle mücadele adına son günlerde gündeme gelen 2 operasyon Türkiye’de dini yapılara dönük yerleşik önyargıları canlandırırken, hukuk üzerindeki siyaset gölgesini koyulaştırdı. Önce Süleymancılar adıyla anılan ve geniş bir kitlesi bulunan yapının tepe yöneticilerine, ardından da Alparslan Kuytul’un başkanı olduğu Furkan Vakfı’na yönelik operasyonlar neticesinde çok sayıda kişi gözaltına alındı, tutuklandı, birçok şirkete el konuldu. Haklarında yargılama süreci başlatılan bu 2 yapı hakkında dini duyguları istismardan yasadışı para trafiğine, cinayetten gaspa, İsrail’le ilişkiye kadar bir dizi itham dillendirildi ve mezkûr yapılar yargı sürecinin başlaması beklenmeden yoğun bir medya lincine tabi tutuldu.
Her ne kadar iktidar yetkilileri başlatılan operasyonların bu yapıların dini kimlikleriyle bir ilgisinin bulunmadığına, başta yasadışı para trafiği olmak üzere bu yapıların bulaştıkları suç fiillerinin hedef alındığına dair ısrarlı açıklamalar yapsa da tüm bu izah çabasının kamuoyunda oluşan olumsuz izlenimi gidermeye yetmediği açıktır. Bilakis, muhalefet partileriyle işbirliği görüntüsü verdikleri için bu yapıların hedef alındığı düşüncesi geniş kesimlerce paylaşılan bir kanaattir. Daha kötüsü de operasyonların ilerleyen süreçlerde farklı yapılara, başka dini cemaatlere yönelik olarak genişleyerek devam edeceği kanaatinin/kaygısının yaygınlık arz etmesidir. ‘Sıranın kimde olduğu’ sorusuyla ifade edilen bu algının hukuk devleti olma ilkesiyle taban tabana çelişen bir atmosferi yansıttığı ise kuşkusuzdur.
Tam bu noktada laik-Kemalist çevrelerin on yıllardır içlerinde biriktirdikleri düşmanlığı aksettirmek için bu durumu elverişli bir ortam olarak değerlendirdikleri ve tüm dini yapıların, cemaatlerin baskı altına alınması, sindirilmesi, imha edilmesi talebini öne çıkardıkları da gözlerden kaçmamaktadır. Ne yazık ki yaşananlar, her türlü dini oluşumu, birlikteliği, çabayı kendileri için bir tehdit olarak algılayan bu zihniyet sahipleri için dört dörtlük bir fırsat olarak görülmüş ve despotik, dayatmacı tutumlarının haklılığının delili olarak değerlendirilmiştir. Şüphesiz iktidarın darbeciliği 15 Temmuz’a indirgeyen ve Kemalist resmî ideolojik dayatmacılık ve tapınma kültürüyle köklü bir hesaplaşmayı göze alamayan tutumu bu müstağni ve mütekebbir tutumu beslemiş, nihayet “tarikatlar kapatılsın, cemaatler dağıtılsın” vb. azgın söylemleri pervasızca dillendirmelerine zemin hazırlamıştır.
İlginç bir şekilde operasyon süreçlerinde bu iki yapının dini anlayışlarına, ilişki ve faaliyet biçimlerine, içyapılarında inşa ettikleri liderlik kültüne dair ciddi ifşaat ve eleştiriler gündeme taşınmıştır. Gerçekten de söz konusu yapıların bu manada gayet şaibeli bir pozisyonda durdukları ve bu yüzden de genel olarak İslami camia içinde pek benimsenmedikleri, tersine antipatik karşılandıkları açıktır. Bu yönüyle kendilerini genel manada İslami camiadan izole ettikleri, ayrıştırdıkları, buna karşın İslami camia tarafından da pek sevilen, sahiplenilen yapılar olmayıp, bilakis dışlanmış oldukları zaten bilinmektedir.
Ne var ki bu yapıların itikadi veya siyasi duruş bozuklukları ve ilişki sorunları aleyhlerinde yürütülen operasyon süreçlerini haklı çıkartmaya yetmez. Sonuçta yasal takibatın konusu bu yapıların inanç ve düşünceleri değil, işledikleri iddia edilen suç fiilleri olmak zorundadır. Ne var ki bu konuda gündeme taşınan iddia ve ithamlar kamuoyuna sunulduğu kadarıyla tatmin edici olmaktan uzaktır.
Benzeri bir garabet DAİŞ operasyonu adıyla sunulan soruşturma süreçlerinde de sıkça karşımıza çıkmaktadır. ‘Selefi’ eğilimli şahıs ve yapılara yönelik bu operasyonlarda gözaltına alınanların ifade tutanaklarına bakıldığında neredeyse zanlılara suç teşkil eden eylemleri hakkında nadiren soru yöneltildiğini, genellikle akidevi ve siyasi kanaatlerinin sorgulandığını, bu bağlamda ‘Cuma namazı kılıp kılmadıkları, devleti tağut olarak görüp görmedikleri, camide namaz kılıp kılmadıkları” vb. sorularla zanlılar aleyhinde ‘aşırılık’ algısı oluşturulmaya çalışıldığını görmekteyiz.
İnsanların ya da cemaatlerin dini inançlarının ya da siyasi tutumlarının tutarlılık ve samimiyetini ölçmek, değerlendirmek polisin ya da savcıların işi değildir. Toplum bu konuda kendi değerlendirmesini yapar ve ilgili şahıs ya da yapılara ilişkin pozisyonunu belirler. Üstelik bu ülkede hala Kemalist resmî ideolojinin beşikten mezara kadar istisnasız her bir vatandaşa empoze edildiği, tek tek kişilere ve topluma Kemalizm’e tabi olmak ve boyun eğmek dışında bir seçenek bırakılmadığı gerçeği de aşikârdır Bizzat devlet eliyle dayatılan bu ideolojik tahakkümün sorgulanmadığı, tartışılmadığı bir ortamda farklı yapıları düşünce ve inanç testine tabi tutmak doğru ve faydalı olmadığı gibi meşru da değildir.
Elbette ister dini nitelikli ister laik yapıda olsun hiçbir grup yasal dokunulmazlık ve suç işleme özgürlüğüne sahip değildir. Bu noktada hukuk devleti olma iddiası hiçbir suçluyu kayırmama ve hiçbir masumu da cezalandırmama ilkesiyle hareket etmek durumundadır.
Hele hele daha soruşturmanın başında şüpheli ya da zanlı konumundaki kişiler hakkında ortaya saçılan dedikodu mahiyetindeki iddia ve ithamlar marifetiyle linç korolarına yol açmak sadece hukuk devleti olma iddiasını boşa çıkartmaz, adalet, merhamet duygularının örselenmesine ve toplumsal vicdanın çürütülmesine de kapı aralar. Son dönemde bir hayli aşıldığı ve aşındırıldığı görülen bu hassasiyetin korunup gözetilmesinin önemine dikkat çekiyor, siyasi hesaplar ya da öfke saikiyle hukuk devleti olma iddiasından uzaklaşılmaması gerektiğini hatırlatıyoruz.”
Rıdvan Kaya
Özgür-Der Genel Başkanı
Siyasi güç sahiplerine yönelik eleştiriler karşısında yargı ve kolluk gücünün Alparslan Kuytul Hoca ve Furkan mensupları aleyhine bir baskı aracı olarak kullanılması, toplumsal vicdanda derin yaralar açmaktadır.
Hukukun ve devletin imkânları, güç gösterisi yapmak veya hesap görmek için değil; adaleti tecelli ettirmek için var olmalıdır.
Tesettürlü Kadınları Gizlice Kaydedip Hakaret Ettiler
🔻Antalya’nın Serik ilçesinde iki şahsın, sahildeki tesettürlü kadınları gizlice görüntüleyerek hakaret içerikli ifadeler kullandığı ortaya çıktı.
🔻Şahısların kadınları “Ninja gibi pislikler”, “Bu başörtülü yaratıklar”, “Arabistan mı İran mı burası” ve “Midemiz bulanıyor” sözleriyle hedef aldığı görülüyor.
🔻Savcılık incelemesinde, şahısların geçtiğimiz günlerde yurt dışına çıktığı ve söz konusu paylaşımı da yurt dışında yaptıkları tespit edildi.