ACM'yi linç edenlerin amacı; Adamı linç etmek, odak adamda, konu ve söylem detay, her gün başka bir konu ama gündem sabit.
Adamla kafayı bozmuşlar, ezikler ve reziller. OKB var birçoğunda. İlmi cevaba değil tedaviye ve ıslaha ihtiyaçları var.
Hakeza eski komunite alışkanlıkları ile “şunu bunu dinlemeyin” refleksi de çalışmaz. O dinlemese okulda arkadaşı anlatır. Ya da “tarikatçılar” deyip komuniteye saldırmak da çalışmaz. Bitti o iş. Zira tarikattaki adam yanındaki sınıf arkadaşın. Öcüleştiremezsin zira görünmez bir şey değil artık.
Burada artık kitle tahakkümü eskisi gibi olmaz. Bunlar sadece gruplara ait insanlar değiller, toplum içinde var olan insanlar.
Bu durum gittikçe de artacak. Sosyolojik mevzulardan sözlerle kaçılmaz. Her sözden her yeni şeyden korkar halde olmak İslam’dan kaynaklanmadı. Önceki bahsettiğimiz halin iktizasından köken aldı. O gün doğruydu, bugün yanlış.
Sosyolojik değişimlere laflar ya da kin güderek karşı koyamazsınız. Allah toplumları bir yöne doğru sevkediyorsa selin önünde duran çiğnendiği ile kalır.
Ben umuyorum ki Allah müslümanlara yol açacak, fetihler nasip edecek. Kalplerini birleştirecek ve aralarını ülfetle bağlayacak.
Bugün işler gizli değildir. Kapalı alanlarda saklanabilir halde de değildir.
İşler alenileştiğinde meydanda olmayan kahraman algılanamaz. Meydanda olana camdan taş atıp kahraman algılanmak isteyenden, meydanda olan herkes nefret eder.
Meydanda olacaksınız. Bugün anlaşılsa insanlar İslam’dan çıkar sanılan konulara hikmetle girmeye çalışacaksınız. Bugünün ilmi de halin iktizası da fıkhı da budur.
Zira önümüzdeki dünyadan kaçabilecek durumda değiliz. Kafamızı kuma gömüp dünyayı durdurduğumuzu da sanamayız.
Dua ederiz ki Allah bize bir hayır kapısı açıp yol göstersin. İlmimizi arttırsın. Meydanda zaferler nasip etsin.
Allah’ın yardımı gelirse de bi iznillah bu meselelerin tamamından alnınızın akıyla çıkarsınız.
Zira biz inanırız ki İslam anlatıldığında ve anlaşıldığında reddedilecek bir batıl değildir.
Anlaşıldıkça sadra genişlik veren bir nurdur.
Bakın size sizin hikayenizi ve bu hikayenin nereye evrileceğini anlatayım.
Türkiye’de sekülerleşme en güçlü şekilde şehirlerde uygulandı. 1900’lerin ortalarında Türkiye’ye gelen batılı gazeteciler vs şehirlerde domuz eti yeme furyası olduğunu yazarlar. Zira sınıf atlayıp batılı görünecekler.
Fakat devlet kapasitesi yüksek olmadığı için taşra bu düzeyde doktrine edilemedi ve etkilenmedi. Tam bu sebeple taşra dindarlığı ya da taşralılık şehirlerin standart hakareti gibi kullanıldı. Hakeza şehirli kelimesinin övgü gibi alınması da öyle.
60’lı yıllardan sonra iktisadi sebeplerle, siyasetin de talebi ile taşralı nufüs şehirlere ve yurt dışına doğru sevk edildi.
Alamancılar ve İstanbul’un taşı toprağı altın dönemleri yani.
60’ler ve 70’ler kuşağı böyledir. Bu adamlar mukaddesata çok saygılı dindarlardı. Ancak eğitimsiz kalmışlar ve iktisadi olarak dezavantajlı pozisyondaydı.
Bir kısmı toplumdan ayrılarak yaşayamadı. Özellikle işçi olanlar böyleydi. Dolayısı ile mukaddesata saygı ile beraber yaşamları İslam bağlantısız gibi oldu.
Mesela benim rahmetli dedem öyleydi. Allah’a küfredildi diye hapse girecek şekilde kavga eden rahmetli dışardan dinle alakasız yaşantılı biriydi.
Esnaf olanlar ise yaşam biçimlerini daha fazla korudular. Bu müslüman esnaflar dedikleri kesim. Bunlar da şehir gettolarında komuniteler oluşturdular. Kapalı topluluklar ile dindarlıklarını muhafaza ettiler. Almanya’da halen bu vaziyet güçlüdür. Zira toplum içindeki dezavantajlarını Türkiye’deki kadar gideremediler.
Dışardaki gaibden böylece komunite ile korundular. Komunitenin başındakiler de ona tabi olanlar da dindarlık koruyorlardı. Arada dedem gibi olanlarla bu kesim kavga ederdi. Mesela dedem gibi olanlar daha ülkücü tat bir müslüman gibi düşünülebilir. Bu iki grubun gönülleri birlik halinde değildi.
Mesela “tarikatçı” diyerek başlayan saldırgan söylem bizim sülalede muhafazakar kişilerde dahi yaygındır. Zira ben 35 yaşındayım halen bir sesli zikir halkası görmüş değilim canlı gözümle. Ama çocukken tv’de deccalleştirildikleri formu yüzlerce kere gördüm. Bizim sülalede “islam güzel ama bunlar sıkıntılı, beyinleri sulanmış” vs konseptindeydi eskiden.
Mesela benim dedemden daha fazla Allah düşmanlarına nefret eden adam görmedim. Ama açık günahları vardı rahmetli Allah affetsin. Bu insanlar tv’de ve sosyal hayatta doktrine ediliyorlardı. Bu Allah düşmanlığı değildi.
Bugün bu iki grup daha fazla birleşiyor. Bu kesimler hayata karışmak konusunda ortak noktadalar. Komuniteler daha geniş bir müslüman havuzuna entegre oluyorlar. Olmalılar da zaten.
Çoğu insan bunu dindarlaşma azalması sanıyor, değil. Dindarlığın normalleşmesi bu.
O kuşağın çok güçlü olan “değişimden korkma” hali bir hâl iktizasıydı. Zira dışarda fetih yapacak güçte değildiler. Muhafaza etmek gerekiyordu. Allah onlardan razı olsun, ettiler.
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır sözünün mottolaşmasını düşünün. Savunmada direnmek kazanmaktır. Öyle oldu.
Tv ve internetle komunite mecburen dışarı çıkmak zorunda kaldı. Ya da dışarısı evinin içine kadar girdi. Bir müddet müslümanlar bocaladı. Özellikle son 15 yıl böyle oldu.
Utangaç dindar konsepti böyle türedi. Eskiden utangaç değildi zira topluma karışmıyordu. Ancak son 15 yılda herkes topluma karışmak zorunda kaldı.
Sadece savunmakla ve kalenin önüne otobüs çekmekle de işi halledemediler. Zira artık kazanmak için gol de atmak lazım.
Bugünün dindarı bu insanların çocukları ya da sonradan dindarlaşanlardır. Hakeza medya ve bürokrasi baskısı çözüldükçe dedem konsept müslümanlarda da dindarlaşma artıyor.
Bu insanların babaları gibi korkmalarına gerek yok. Zira eğitimleri var. İktisadi dezavantajları azalıyor. Aynı şekilde dedem gibi olanlar da islamdan bağımsız yaşamak istemiyorlar.
Dışarı çıkınca eskisi gibi sadece dayak yemiyorlar, fetih de yapıyorlar. Aşağılayanı aşağılıyorlar. Şimdi burada artık salt “başımız ağrımasın kalenin önüne otobüs çekelim” taktiği de çalışmaz.
Şimdi kafamda tartışmadan çıktım da şunu bir anlatayım size.
Tamamen Türkçe düşünün. Dilin ezberinden tıkanan menfez biraz açılsın.
''Gelmedi'' kelimesinin geleceğe dair bir atfı var mıdır ? Aç Türkçe sözlükleri -dı eki ''geleceği iptal eder'' yazar mı ? Kolay kolay yazmaz. Geleceğe dair ihtimali ortadan kaldırır mı ? Hayır. Peki bu meseleyi çözer mi ? Hayır.
Şimdi bunların delilleri tam olarak bu kabilden.
Peki sen Türkçe bir ifadede ''henüz gelmedi'' ile ''gelmedi'' kelimelerini duysan geleceğe dair bir fark algılar mısın ? Algılarsın.
''Henüz gelmeyen'' ile ''gelmeyen'' şeklinde gelen iki ifade senin için gelecekte aynı anlamı ifade eder mi ? Hayır. Oysa bu geçmiş zaman kipi hiçbir Türkçe gramer kitabında geleceğe atıf anlamında geçmez. Fakat sen ibareyi duyunca geleceğe dair bir fark anlarsın.
Ayeti şöyle duyduğunu düşün ''hayız görmeyenler'' bir de ''henüz hayız görmeyenler''. Sen bu iki ifadeyi geleceğe dair aynı şekilde algılamazsın.
Örnekteki gibi 'Gelmedi' ifadesi geleceğe dair daha kapalıdır. Hele de bu ayette olduğu gibi ''henüz'' anlamı gerekliyken (ayetin yanlış çevirisi bu gerekliliğe dayanıyor zaten) ve metin yanılan birine ait değilse(Allah cc)
Ayetteki ifadede lemma gelmiyor ve lem geliyor. Bunun zahirinde de geleceğe dair bu bahsettiğim fark var.
Bu farka işaret ettiğinde ''Sınav vakti gelmedi'' cümlesi gibi örneklere işaret edip ''ama sınav vakti sonradan geldi demek ki geleceği kapatmıyor'' gibi örneklerle ''gelmedi'' ifadesinin geleceğe yönelik bahsettiğim bu özelliğini çürütttüklerini sanıyorlar.
Oysa sen Türkçe'de bunu duyunca anlarsın. Gidip gramer kitabı kurcalayıp -dı,di ekinin anlamına dair bir şeylere de gerek yok. Ya da gelmedi ifadesinden sonra gelecekte gerçekleşen kullanım da bu makamda anlamsız.
Mevzubahis zaten bunlar değil. Bu ezberlerini delil sanmaları ''Ben söylediğini anlamadım'' demekten ibaret.
Mevzuyu gramer ezberledikleri için anladıklarını sanıyorlar. Oysa tam da kaide ezberi ile düşündükleri için anlayamıyorlar.
Onun dışında bu adamın delil diye sunduğu istisnai kullanım zaten ''zahir'' anlamı değiştirmez. Tartışılan konu istisnası var mı ? değil. İlk anlam ne ?
Mesela 1000 kere açıkladığın delili işleyemiyor ama yukardan yukardan artistlik.
Bak velev söylediği doğru olsa biraz nahiv biraz belagat çalışayım desem 6 ay filan sürer. Ama anlatılan sözü anlayamamak genelde ilim öğrenmeye mani kalıcı bir kusurdur.
Söyle de المعاني tüm dünyaya arapça öğretmeden önce senden biraz arapça okusun. Senin gibi ehil biriyle çalışmadıkları için bilmiyorlar.
Bir de delil getirmeye o kadar alışkın değilsin ki deliline itiraz edilebileceği aklına dahi gelmiyor.
Zira delil meze devamındaki müstekbir ''bilmiyorlar, onlarınki ilim değildir, ehline(yani ben ve biz) gelmediler'' demekten ibaret tekrarına dönüyorsun.
Şu attığın delilin yazıyı tamamen iptal etmeme ya da itiraz edilebilme ihtimali akına dahi gelmiyor. Ki böyle yukardan alıntı girdiğin yazının yorumlarında neredeyse her dil kaidesi gibi yazdığımın istisnası olacağını yazmışım.
İlim sizde görünen şey olsaydı ne çirkin bir şey olurdu.
Eder. Bunlar lem edatının geçmişte kalan iş olmak anlamıyla devam eden haldeki anlamını karıştırıyorlar. Allahualem.
Türkçe misal vereyim anlaşılsın ; Çocukluğumda çikolata yemedim. İfadesi lem ile gelirse sadece geçmişte kalır. Zira çocukluğum bitti.
Lemma her halükarda ana uzanır. Olmuş bitmiş şey hakkında kullanılmaz. Yani ''henüz yemedim'' anlamında. Geçmişte ve şu an yemedim. Ancak gelecekte yemeye dair beklentim var.
Fakat ana uzanan hal hakkında lemma ile lem gelmesi arasında tam olarak bahsettiğim fark vardır. Bunun misali de 15 yaşında sakalımın çıkması olsun.
Burada ''sakalım çıkmadı'' ifadesini lemma ve lem ile kurmam arasında beklenti farkı vardır. Zira konu geçmişte yaşanıp bitmedi. Ana uzandı.
Dolayısı ile ''sakalım çıkmadı'' derken sakalımın çıkabileceği yaşa yakınsam ve sakalımın çıkması ümidim varsa lemma kullanırım. Aynı durumda lem kullandığımda fark beklentidir. Beklentim yoksa ve mesela köse isem lem kullanırım.
Ayet sandığınız anlama olsaydı lemma ile gelmesi beklenirdi. Oysa lem ile geliyor.
Yani olay geçmişte olup bitmemişse lemma geçmişi ve anı olumsuzlar. Beklentiyi yani geleceği ise açık bırakır. Lem ise geçmişi ve anı olumsuzladığı gibi beklenti de vermez. İhlas suresinde de Allahualem kullanımı bundandır.
Tartışılan ayetteki kullanıma gelince, hayız görmemek hali bunların lem'in zannettiği anlamındaki gibi sadece geçmişe işaret eden ve geçmişte kalmış haline ait olsa hayız konusunda sağlıklı kadınları da kapsayacak şekilde ''tüm kadınlar'' anlamına gelir. Zira tüm kadınlar geçmişte bir dönem hayız görmemiştir.
Bu anlam zaten ayeti tamamen anlamsız kılar. Bunun yanlışlığını anlamak için arapça bilmek bile gerekmez. Zira özel hayız durumu anlatan bir ayette tüm kadınları ifade eden bir lafız beklenmez.
O halde ayetin ifadesindeki durum muhakkak mevcut ana uzanmaktadır. Zaten kendileri de mevcut ana uzandığını reddetmiyorlar. Şu an hayız görmemiş yani.
Dolayısı ile şu ana gelen ifadede lemma ile lem arasındaki fark beklentidir. Mevcut anda da lemma beklenti ifade eder.
Lem bundan farklıdır. Beklentiyi ifade etmez. Geleceğe yönelik beklenti olsaydı lemma ile gelmesi beklenirdi.
Hala konuyu Hz. Aişe hadisine çekmeye çalışıyorlar. Videoda konunun bu olmadığından bahsettik oysa. Zaten o rivayet bile sözlerine delil olmaz. Bundan da bahsettik.
Tek maksatları karalamaktan ibaret. Karalamalarının sebebi de sadece müslüman olmam ve onlar tarafından akredite edilmemem.
Eğer sizin için müslüman olmamız kardeş olmamıza yetmiyorsa, akreditasyonunuzu komple reddederiz. Siz Allah'tan korkacak ve nefsinizi ıslah edeceksiniz.
Ben müslümanım ve müslümanları severim. Kendi küçük grubundan olmayan her müslümana kendi grubundan olmadığı için saldıran haricidir.
Harici ile harb edilir. Siz beni sizden görmeyip her türlü İslam düşmanı ile ittifak kurabiliyorsanız. Ben de kullanabildiğim her silahı kafanıza vururum ki bir tık ilerisi seri şekilde münazara teklif etmeye başlamam olacak.
Gürkan ehli sünnet kalelerinin fıkıhta seni taklid ediyor olması şaşırtıcı değil. Onca yalan sana, seni taklit etmek de onlara yakıştı.
Önceki gibi retoriğinden usanıp cevap vermeyeceğimi sanıyorsun ama çektiğin videonun içinden geçeceğim. Böylece ilim neymiş ne değilmiş sen de mukallitin olan “ehli sünnet kaleleri” de öğrenir.
Bu söz yanlıştır. Aksi halde efendimiz dahil peygamberler, gadre uğrayan pek çok alim, gavurun üstüne çullandığı pek çok müslüman haksız olurdu.
40 tane eşşek bu sözün doğru olduğunu iddia etse dahi sadece benim bu delilimle yanlıştır.