Yaklaşık dört yıldır zorunlu seks işçiliği yapıyorum. 16. yaşımın sonlarında aile evinden kaçışımla beraber yapmaya başladım ve şu anda 20 yaşındayım. Ve bu dört sene içerisinde onlarca yüzlerce seks işçisi arkadaşım oldu. Kimilerini yitirdim kimiler ile hâlâ kol kolayım. +
İran’daki molla rejimi dün ortaya çıkmadı; baskı zaten yıllardır var. O hâlde neden ABD ve İsrail'in saldırganlığına karşı çıkarken "başına sonuna" bir şey ekleme ihtiyacı duyuluyor? Neden sanki anti-emperyalizm, bir tür "peşin kefalet" belgesi sunmadan konuşulamazmış gibi davranılıyor?
Savaş ânında "iki taraf da kötü" demek, çoğu zaman kulağa tarafsız ve olgun bir tutum gibi gelir. Fakat siyaset olgunluk yarışması değildir. Siyaset, güç ilişkilerinin içinde yön bulma işidir. Ve güç ilişkilerinde asimetri varsa, ki emperyalist bir saldırıda bu her zaman vardır, o zaman "ne o ne bu" diyerek kurulan her cümle, fiilen güçlü olanın lehine çalışır.
Çünkü bombayı atanla bombalanan aynı yerde durmaz. "Ama İran rejimi de…" diye başlayan her cümle, ABD ve İsrail'in kurduğu çerçeveyi kabul eder: Yani saldırının esas konusu "halkın canı" değil, "rejimin niteliği" olur. Böylece İran halkının tepesine yağdırılan bombaların gerçekliği, rejim tartışmasının arka fonuna itilir. Bu da emperyalizmin tam aradığı zemindir: İşgâli tartışmaktan çıkartıp "haklı gerekçe" tartışmasına çevirmek.
Evet, İran’da baskı var. Evet, yıllardır var. Ama bugün o baskıya karşı mücadelenin zemini, dışarıdan gelen emperyalist bir saldırıyla yok ediliyor. O yüzden anti-emperyalizm, bugünkü anda "önüne sonuna" ek istemiyor. Bugünkü anda anti-emperyalizm, tek bir ağırlık noktası istiyor: ABD ve İsrail saldırganlığına karşı koşulsuz, net, kararlı bir karşı çıkış.
Political maturity is finally admitting to yourself that the angriest, most disconcerting communist you've ever met was pretty much right about everything.
If you learn enough, stay humble enough, and pay close enough attention, eventually that's what happens. You realize that, generally speaking, the really high-octane commies have the most lucid understanding of the world out of any group out there, and the only reason this wasn't always obvious to you was because you live under a capitalist power structure which aggressively indoctrinates its populace from birth into believing that communism is No No Bad Bad.
They have the most lucid and correct understanding of capitalism. They have the most lucid and correct understanding of imperialist extraction. They have the most lucid and correct understanding of western warmongering, global power dynamics, white supremacy, institutional racism and misogyny. That's why they keep being proven right, about everything from US military actions to the fascism of the far right to the abusive nature of the so-called "moderate" liberal to the moral depravity of billionaires and the capitalist class.
If you've spent your life moving in sufficiently diverse and interesting circles, you've encountered outspoken Marxists in the past. What they said may have made you uncomfortable at the time, either because you were still too indoctrinated into the worldview of the capitalist empire or because you were still too interested in youthful frivolity to grapple with the serious subjects they were discussing. And eventually you realize that the discomfort you were experiencing is called cognitive dissonance, which is what being wrong feels like.
Maybe you got annoyed because they took their politics way too seriously and made it their whole thing, constantly pointing out the injustices and abuses in whatever subject came up when you were just trying to relax and enjoy life. And eventually you realize that the only reason you were able to just drift along without thinking about politics too much was because your worldview was sufficiently aligned with the political status quo to keep you from noticing all the exploitation, oppression, injustice and propaganda which pervades every aspect of our society. You didn't notice it because it didn't clash with your understanding of the world at the time.
If you keep your mind open, keep learning about the world, stay humble enough to see your errors and course-correct accordingly, you eventually see through all those distortions and understand that you had the commies all wrong.
There are still individual communists who get things wrong of course, and like most people in this psychologically disordered world a lot of them are emotional train wrecks who still need to do a lot of inner healing. But there's no group which perceives the abusive dynamics of this civilization with a greater degree of intellectual clarity as a whole.
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Saray rejiminin kayyum düzenine ve faşizm inşasına geçit vermeyeceğiz!
Sıra arkadaşlarımızla omuz omuza CHP İstanbul İl Başkanlığı önüne yürüyoruz!
Bir adet Asliye Hukuk Hakimi binlerce CHP’linin oyuyla seçilmiş, YSK’dan mazbata almış il başkanını paşa gönlüne göre görevden alamaz. Yerine herhangi birini ya da böyle haysiyetsiz bir görevi kabul edecek kadar özsaygısını yitirmiş kağıt üstüne bir partiliyi kayyum diye atayamaz.
Yurttaşların protesto hakkını nasıl ve ne için kullanacağını tayin etmek bir adet valinin haddi de hakkı da değildir. Anayasal protesto hakkını kullanmayı, halkı bu hakkı kullanmaya çağırmayı “suç” olarak lanse edip anayasayı alenen askıya almaya kalkmaksa suçtur.
Sadece “İstanbulumuzda” değil tüm ülkemizde “birlik ve beraberliğin” sağlanmasının teminatı toplum sözleşmesi olan Anayasanın kendisidir. Anayasayı, seçme ve seçilme hakkını, siyasi faaliyet hakkını askıya alan her türlü girişime karşı direnmek her yurttaşın hakkı değil aynı zamanda birincil sorumluluğudur.
Parti heyetimizle birlikte CHP İstanbul İl Başkanlığına geçiyoruz.
Çünkü kurtuluş yok tek başına
ya hep beraber
ya hiç birimiz.
T24'e konuşan Gürsel Tekin, bugün CHP İl Başkanlığı'na gitmeyeceğine ilişkin haberleri yalanladı:
"Hepsi fitne-fesat; bugün baba evine gideceğiz. Ben Sayın Valimiz ve Sayın İçişleri Bakanımızı arayarak kendilerine de söyledim. Polis olan bir yere bu şekilde girmeyeceğimi belirttim.
Ancak bugün il başkanlığımızda, baba evimizde olacağız."
Gürsel Tekin, CHP İstanbul il binasına girmekte ısrarcı:
“Beni il binamıza sokmayacak babayiğit yoktur. Olur mu böyle şey? Kim sokmayacakmış görelim.
Yumuşak başlıyım ama uysal koyun değilim. Artık tahammül sınırlarımı zorlayan herkesi üzebilirim.” (Sözcü)
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın abluka altına alınması ve yurttaşların binaya giden yolunun kapatılması, siyasi iktidarın başka çıkış yolu bulamadığını gösteriyor.
Temsilcilerimizle CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının önündeyiz. Halkın iradesini yok sayan kayyım politikalarına izin vermeyeceğiz. Kurtuluş yok tek başına!
Gençler ve kadınlar barikatları aşa aşa geliyor.
"KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ"
CHP'liler, kayyuma direniyor.
İstanbullular demokrasi için mücadele ediyor.
CHP İstanbul İl Başkanlığı'na polis ve barikatlar getirilmeye devam ediliyor!
CHP İstanbul İl Başkanlığı'na gidişler sivillere kapatıldı.
#CHPİstsnbul önüne yüzlerce polis getirildi. Bir sürü TOMA var, barikatlar kuruluyor! CHP İstanbul İl Başkanlığı dört koldan çevrildi!
İstanbul Valiliği, 07–10 Eylül tarihleri arasında Beşiktaş, Beyoğlu, Eyüpsultan, Kağıthane, Sarıyer, Şişli ilçelerinde her türlü toplantı, gösteri, basın açıklaması ve etkinliği yasaklamış; aynı zamanda CHP İstanbul İl Başkanlığı polis ablukasına alınmıştır. Bu uygulama, yalnızca demokratik siyaseti değil, doğrudan halkın iradesini hedef almaktadır.
Toplantı ve gösteri hakkı, Anayasa’nın 34. maddesinde ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde devletin keyfine bırakılmamış, güvence altına alınmıştır. Valiliğin bu yasaklama kararı ve polis ablukası açıkça keyfi olup ve hem Türkiye'nin iç hukukuna hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırılık içermektedir.
Üstelik İstanbul Valisi Davut Gül, hukuksuz biçimde alınan bu kararları dayanak göstererek yurttaşları ve siyasal aktörleri cezai yaptırımlarla tehdit etmiştir. Bu tehditler, devletin görevinin yurttaşların haklarını güvence altına almak değil, onları baskılamak olduğu anlayışını açıkça ortaya koymaktadır.
Ablukaya karşı çıkan yurttaşların gözaltına alınmaya başlanması ise bu hukuksuzluğun en ağır tezahürüdür.
İnsan Hakları Derneği olarak altını çiziyoruz:
•Hiçbir idari makam, yurttaşların barışçıl toplantı ve gösteri hakkını toplu biçimde ortadan kaldıramaz.
•“Kamu düzeni” bahanesiyle dayatılan bu yasaklar, iktidarın muhalefeti susturma ve toplumu sindirme girişiminden başka bir şey değildir.
•Siyasal partilerin binalarının abluka altına alınması, demokratik hayatın kalbine indirilen bir darbedir.
•Valinin cezai yaptırım tehdidi ve gözaltı uygulamaları, halkın demokratik hak arayışını kriminalize etmeye yönelik kabul edilemez baskı politikasıdır.
İstanbul Valiliği’ne sesleniyoruz;
Bu hukuksuz yasaklar, tehditler, ablukalar ve gözaltılar derhal son bulmalı; yurttaşların ifade, toplantı ve örgütlenme haklarının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Gözaltına alınan herkes derhal serbest bırakılmalıdır.
İnsan hakları savunucuları olarak;
Baskılara karşı özgürlüğü, yasaklara karşı demokrasiyi, ablukalara ve gözaltılara karşı halkın iradesini savunmaya devam edeceğiz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı olarak dayanışma sorumluluğuyla; İstanbul Milletvekili olarak görev bilinciyle; ama en önemlisi ülkemizin darbe zihniyetiyle yönetilmesine karşı direnmek üzere bir yurttaş kimliğimle ben de heyetimizle birlikte CHP İstanbul İl Başkanlığı binasına geçiyorum.
Darbelere, kayyumlara, Saray’ın sopası haline dönüştürülmüş hukuksuz yargıya karşı her zaman dayanışacağız.
Hep birlikte direnip beraber kazanacağız.
Bu yangınların ortasında ne kadar ses buluruz bilemem ama iranli trans kadın bir mülteci arkadaşımızı evimde misafir ediyorum dolayısıyla yer sorunu sonunda çözüldü ama ona iş lazım. Konum İzmir. Garsonluk yaptığı yerden trans olduğu için kovuldu dün gece. Var mıdır bize destek?