marmarayda sudoku çözüyordum, yanımdaki abi o kadar dikkatle izliyordu ki inene kadar bitiremezsem onun gözünde dünyanın en başarısız insanı olacaktım. tüm o sınavlar akademik hayatım her şey çöp olacaktı. neyse ki bitirdim ve abi gururla başını sallayıp iade-i itibarımı verdi..
Türklere karşı tarihin en büyük katliamlarından birini yaptılar ve bunu coşkuyla kutluyorlar.
"Mora'daki soykırım, ancak öldürecek başka Türk kalmadığında sona erdi."
Bu yazılanların eksiği var, fazlası yok. 2009 Yeditepe girişliyim. Bahsi geçen o elektrik panosunda çok kez namaz kıldım, seccade de yoktu. Biz kapıyı açtırabilirsek namazımızı bir kartonun üstünde kılardık.
Namaz kıldığımız fark edilince elektrik panoların�� kitlemeye ve kapılarına “yasak” kağıtları asılmaya başlandı. Kat görevlilerinden destek olan nadir insanlara denk geldikçe rica eder kapıyı açtırırdık. Ama “yasaktı” tahmin edeceğiniz üzere.
Bahsi geçen mescit, kampüsün diğer ucunda. Ders akışında vakit namazı kılmak için gidip gelmenin imkanı yok. 17-25 Aralık’tan sonra, okulun ekosistemini oluşturan o kalabalık gruplar mescit’in önündeki çimlere oturur, namazını kılıp çıkanlara “hırsız var” diye bağırırlardı. Hiç bir tanesi için disiplin süreçleri işletilmedi mesela.
HTR dersinde, emekli bir albay tarafından sınıftaki tek tesettürlü olduğum için zorbalanmış ve türlü hakaretlere maruz kalmıştım. Şikayetim ve tehditlerim üzerine sadece section’ım değiştirilmiş, o “hoca” hakkında da hiç bir işlem yapılmamıştı. (2014)
En son, Bedrettin Dalan ile yüksek lisans için görüşmemizde, konu “yüksek lisansa” gelemeden, başörtüme ettiği hakaretler yüzünden yarım kalmıştı. “İslam’a bu cehaletinizle en büyük zararı siz verdiniz. O ne öyle içine de bişeyler sarmışsın rahibe gibi, açıp şu Kur’an’ı bi kere okusan açarsın o başını, tabi seni zorla kapatmadılarsa” gibi türlü ithamları sonrası, bir daha okulun kapısından dahi geçmemek üzere yemin etmiştim. (2017)
Bu da benim %100 burs ile kazandığım ve derece öğrencisi olduğum “Yeditepe” ile olan anılarımdır. Seneler geçmiş, hiç bir şey değişmemiş.
mesela şu balıklara rengini veren beni de yarattı.. bazen sadece bunu düşünürüm.. Allah beni yarattı ya… var etti, dış görünüş verdi, kader seçti.. bizzat bana kıymet verdi.. öylesine varolmadım..geçerken uğramadım.. BEN YARATILDIM YA.. bir düşünün siz de hayret edeceksiniz..
Ses olalım
Antalya'da hamallık yaparak geçimini sağlayan 55 yaşındaki baba, engelli üvey oğlunun okula gidebilmesi için raylı sistem kurdu
"Ağır işlerde çalışıyorum. Buradan gittikten sonra da üvey oğluma bakıyorum. Büyüklerimizden yardım bekliyoruz."
yarın Sedef Güler cinayetinin duruşması var bu akşam 19.30'da tag çalışması yapacağız ilk twiti ben atıcam lütfen katılınn 🤍 (tagi duyurmuyoruz önden paylaşılıyor diye)
Antalya'da oğlunun cezaevine girmesinin ardından önce gelinini ardından da 10 ay önce eşini kaybeden Kadri Övüş, 3 torunuyla bir başına kaldı.
Övüş, oturdukları ev hakkında tahliye kararı verilmesiyle çaresizce çözüm arıyor.
Hayvanlar yemege para vermiyor yaa ozeniyorum kiskaniyorum cidden Allahim dusunsene ormanda takiliyon önünde bi tavsan aa iyiymis diyip yiyosun ya da denizde yuzuyon iki surf yapiyim diyosun bi bakiyon hop istavrit off canim cekti
Yakın zamanda Hz. Muhammed’in hayatını okudum. Peygamber’e ilk vahyin 40 yaşında geldiğini öğrendiğimde şaşırmıştım. Bu tweeti okuyunca o geldi aklıma.
Modern hayat insanı okul sıralarına oturduğu andan itibaren bir at yarışına sokuyor. Sürekli; önde miyim, geride mi kalıyorum, yaşıtlarım ne yaptı? Beni geçti mi? diye düşündürüyor insanı. Ama hayat öyle bir şey değil. Düz bir çizgi değil. Bir çok seçim yapıyoruz. Bazıları doğru, bazıları yanlış oluyor. Sonra hayat tekrar seçimler getiriyor karşımıza. Olduk mu? Olmadık mı? Tartıyor. Biz yaşadığımız sürece ve hayata tutunduğumuz sürece devam ediyor hayat da bize bir şeyler sunmaya. Biz pes ettiğimizde o da vermekten vazgeçiyor.
Şimdi gelelim tekrar Hz Peygamber’in hayatına.
40 yaşındayken ilk vahiy geliyor ama herkes bir anda onun peygamberliğini kabul etmiyor. Az bir kısım insan ona inanıyor. Diğerleri karşı çıkıyor. O ise insanları dine çağırmaya devam ediyor. İlk yıllar böyle geçiyor. Mekke’de baskı artıyor. Belki biraz yardım bulunur düşüncesiyle 50 yaşındayken Taif’e gidiyor. Kötü bir şekilde karşılanıyor. Sonra 51 yaşındayken Miraç yaşanıyor.
53 yaşındayken artık Mekke’deki baskılara dayanamayıp inananların çok olduğu şehre, Medine’ye göç ediyor. Medine’de Müslümanlar çoğunluk oluyor. Güçleniyorlar.
55 yaşında Bedir Savaşı yapılıyor. Sonraki yıl Uhud Savaşı, 58 yaşındayken Hendek Savaşı oluyor. 61 yaşındayken Mekke fethediliyor.
63 yaşındayken; yetim başladığı hayatına, savaşlar kazanmış, gönüller kazanmış bir lider, son peygamber olarak vefat ediyor.
Hayat hepimiz için farklı. Ne olursa olsun geç kaldım diye düşünmemek gerekiyor. Bir de kıyas tuzağına düşmemek gerekiyor. İnsan kendini kendi ideallerine ve hedeflerine göre hizalamalı, başkalarına göre değil.