Başarısızlıklarını İran Savaşı'yla gizlemeye çalışanlar şimdi de "işler düzeliyor" diyebilmek için temelsiz iyimserlik yaymaktalar.
Hürmüz Boğazı ile ilgili pozitif hikayeye inananların hesabı tutmadı. İran'ın dayanma gücü karşısında ABD'de yaklaşan seçimler ve Avrupa'nın sıkışmışlığı İran'ın elini güçlendiriyor. Bu da Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimi sürdürüyor.
Petrol başta olmak üzere birçok hammadde piyasasında yüksek ve aşırı hareketli fiyatlar uzun süre kalıcı olabilir. Bu bizim için kötü haber. Ekonominin kırılgan yapısı dikkate alınmalı, strateji buna göre belirlenmeli.
İran Savaşı'nın değişken koşulları plan yapmayı zorlaştırıyor olsa da devlet yönetimi tam da bu yüzden ciddi bir iştir.
Terörist elebaşı Duran Kalkan ne diyor?
"Silah bırakma ve dağılma kararı aldık, ama henüz uygulamadık..."
-Çok dikkatli olunmalı...
Çünkü silah bırakacak PKK'lıların bir bölümü İran'a karşı savaşmak için İran'da PJAK bölgesine geçti. Bir bölümü ise Suriye'deki SDG/YPG bölgesine gitti.
Özgür Özel'den mutlak butlan kararı verilen kurultay dosyası hakkında önemli açıklamalar:
🗣️ "Dosya şu anda Yargıtay'da değil dosya kararı veren mahkeme Adalet Bakanlığı'nın açık baskısıyla. Böyle bir kararı veremeyeceğini bütün Yargıtay konuşuyor, diyor ki; istinaf sonuç doğuracak tedbir kararı alır mı? Bu tedbir kararı sonucu etkiliyor, bu da Yargıtay'ı yok saymak demek.
İstinaf kararını alan mahkeme dosyayı 55 gündür elinde tutuyor. 15 güne uzatıp, ikinci bir 15 gün yaratıp, NATO'ya kadar hastayım diye izin alıp, NATO'yu boş geçirip şimdi yeniden rapor almışlar.
Düğmeye basmak oradaki müdürün görevi. O görevi hakim üstüne almış düğmeye basmasın diye. O yüzden dosya Yargıtay'a gitmiyor. Aldığı karar güvenmiyor, inanmıyor, korkuyor Yargıtay bozacak diye. Bir dosyayı elde tutup Yargıtay'a yollamamak ne demek? HSYK canına okur normalde. Koca bir siyasi partinin hak aramasının önüne geçiyorsun"
https://t.co/hdaybYqLDa
15 Temmuz darbe girişiminin ardından çenesi kırıldığı için hastanede tedavi gören Zafer Onaran, basına darbe gecesi tankları durdurmak isterken yaralandığını anlattı. Onaran’ın açıklamaları, ‘5 tankı durduran kahraman’ diye manşetlere çıkmıştı
Eşi Aysel Onaran aracılığıyla Sincan Kaymakamlığı’na ‘gazilik’ için başvuran Onaran’ın hastane masrafları ödendi, hesabına para yatırıldı.
Hürriyet gazetesindeki habere göre, olayı medyadan öğrenen akrabası Beytullah Koca ise karakola giderek “Ne kahramanı...16 Temmuz’da kavga ettik, çenesini ben kırdım, devleti dolandırıyor” diyerek şikâyetçi oldu.
Savcılık, Onaran çifti hakkında ‘kamu kurumunu dolandırmak’ suçundan dava açtı. Onaran, aldığı paraları iade etti. Kaymakamlığa, “Gazilik haklarımdan vazgeçiyorum” diyerek dilekçe verdi
Onaran çifti sizide unutmadık..
Uluslararası Tahkim Mahkemesi, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında yapılan usulsüzlükler nedeniyle, Türkiye aleyhine 1 Milyar 471 Milyon Dolarlık cezaya hükmetmişti. Hükümet kararın iptali için Paris İstinaf Mahkemesi’ne başvurmuştu.
Ceza onaylanmış.
Şimdi bu 1 milyar 471 milyon dolarlık ceza Türk milletinin cebinden çıkacak.
Böyle ticaret mi olur karı onlara cezası Türk milletine…Sonra emekliye, asgari ücretliye para kalmaz tabii…
Usulsüzlüğü kim yaptıysa, kim petrolü usulsüz bir şekilde alıp satıp milyon milyon kar ettiyse ceza ondan tahsil edilmeli…
Vahdettin, İngilizlere rahat sığınabilsin diye sabah vakti saray civarındaki yolları kapattılar. İşine giden bir işçiyi tartaklayıp kovdular. Özel araçla rıhtıma götürdüler. Gemiye o şekilde bindi.
AB Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, kendisinin İmamoğlu davası ile ilgili açıklamalarına tepki gösteren Adalet Bakanı Akın Gürlek'e cevap verdi:
"Bence Gürlek’e en iyi cevabı bizzat Trump verdi."
Tam 107 yıl önce, 8 Temmuz 1919'da, Mustafa Kemal Paşa, aşağıdaki telgrafla, askerlikten istifa edip sine-i millete döndüğünü duyurdu:
"Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban et.memek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmaya askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim. Mustafa KEMAL"
Mustafa Kemal Paşa, 8 Temmuz 1919'da Padişah Vahdettin tarafından 9. (3.) Ordu Müfettişliği görevinden alındığı için askerlikten de istifa etti.
Macaristan devlet haber kanalı M1 kapatıldı.
Yeni seçilen başbakan Magyar devlet imkanlarını kullanıp yalan söyleyen herkesin hesap vereceğini açıklamıştı.
Kanalda siyah fon üzerinde
"Kamu hizmeti medyası yalan söyleyemez. Yıllarca bunu yaptığımız için özür dileriz" yazıyor.
1987 TBMM Bütçe Görüşmeleri: Süleyman Demirel:
“Türkiye'de yol yaptırmak yanlış değil, ancak bunu yabancı şirketlere yaptırmak yanlıştır. Türk müteahhitleri, Türk parasıyla bunları yapabilir, güçleri vardır.”
"Kurtuluş Savaşı mı, Milli Mücadele mi?" tartışması kadar saçma bir tartışma olamaz.
Bunu ortaya atan kişiyse Milli Eğitim Bakanı olamaz, olmamalı.
Her şeyden önce, Milli Mücadele başı ve sonu bakış açısına göre değişen bir süreç.
Kimi benim gibi Mondros Mütarekesi'nden başlatır, kimi İzmir'in işgalinden, kimi Atatürk'ün Samsun'a ayak basışından.
Kimi Mudanya Mütarekesi'yle bitirir, kimi Lozan'la. Bazılarıysa işgallere yol açan cehalet ve ihanet ortadan kalkmadıkça Milli Mücadele'nin bitmeyeceğini savunur ve der ki "devrimler de Milli Mücadele'ye dahildir".
Hangisinin doğru olduğu bakış açınızın ve dayanaklarınızın sağlamlığına göre de değişir.
İşin aslı, bu kerameti kendinden menkul zat ortaya çıkıp da bu akıllara zarar tartışmayı başlatana kadar, 104 senedir dileyen dilediğini kullandı. Kimse bu ifadelere siyasi bir anlam yüklemedi.
Kısacası, her şey niyetle başlar, niyetle biter.
Adına ne derseniz deyin, Türk o süreçte sadece Yunanla, Fransızla, İngilizle, Ermeniyle değil, İstanbul Hükümeti ve Vahdettin'le de savaştı.
Kuvayı Milliye'yi yok etmek için Mayıs 1920'de Türk'e silah doğrultan Kuvayı İnzibatiye Patagonya Ordusu muydu?
Köprülülü Hamdi Bey'i katleden, Türk'e kurşun sıkan Anzavur'u paşa yapan Kral George muydu?
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idam fermanını, katli vaciptir fetvasını Kraliçe Elizabeth mi verdi?
Geçin bu boş işleri. Dilediğinizi kullanın. İnadına kutsal bir isyan, ana sütü gibi temiz bir Türk devrimidir dedelerimizin yaptığı.
Burada elim ve umut kırıcı olan, Türk Milli eğitiminin cumhuriyet tarihinin en zayıf, en karanlık, en kifayetsizliğe yenik düşmüş dönemini yaşıyor olması.
Son 24 saatte izlediğim IR prof’larının çoğu balon.
Hükümetin dış politikasını savunmayı meslek edinmişler. Veriyle değil refleksle konuşuyorlar. Somut gelişmeleri eğip bükmekte, ideolojik kör noktayı “analiz” diye pazarlamakta ustalaşmışlar.
Akademi akademi olalı böyle çapsızlık görmedi.
Kamuoyunda "Atatürk'ü Koruma Kanunu" olarak bilinen düzenlemenin resmi adı 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun'dur. [1]
25 Temmuz 1951 tarihinde, dönemin Demokrat Parti (DP) hükümeti tarafından çıkarılmıştır. O dönemde özellikle "Ticaniler" adı verilen fanatik bir grubun Atatürk büst ve heykellerine yönelik artan saldırıları, bu kanunun çıkarılmasındaki temel gerekçeyi oluşturmuştur. [1, 2, 3]
Kanunun Temel Maddeleri ve Cezaları
Yasa son derece kısa ve net olup temel olarak şu yaptırımları öngörür: [1]
Hatırasına Hakaret (Madde 1): Atatürk'ün hatırasına alenen (herkesin görebileceği/duyabileceği şekilde) hakaret eden veya söven kimse 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. [1, 2]
Anıt ve Kabre Zarar Verme (Madde 1): Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri ya da Atatürk'ün kabrini (Anıtkabir) tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir. [, 2, 3]
Teşvik Etme (Madde 1): Bu suçları işlemeye başkalarını azmettiren veya teşvik edenler de asıl fail gibi cezalandırılır. [1]
Nitelikli Haller (Madde 2): Eğer heykel, büst veya anıtlara zarar verme suçu zor kullanılarak (şiddetle) işlenir veya işlenmeye teşebbüs edilirse, verilecek ceza bir misli (iki katı) artırılır. [1]
İspanyol, İngiliz, İrlandalı ve daha pek çok etnik grubun 250 yıl önce bir arada toplandığı memlekete "Tek ulus" diyorlar ama sömürge valisi kılıklı büyükelçileri 2000 yıllık devlet geleneği için "ulus devlet kötü" tanımı yapıyor.
Ağız açan tek kravatlı yok.
ABD, NATO ve TÜRKİYE
Bir ülke düşünün. Müttefiki tarafından askerinin başına çuval geçirilmiş, ülkesini bölmek için terör örgütü kurmuş, onları desteklemiş, silah ambargosu uygulamış, olmayan bir soykırımı kabul etmiş, ülke menfaatlerine karşı diğer devletlerle her türlü ittifakı yapmış, ülkeye karşı başka ülkelerle ortak tatbikat yapmış, komşu ülkelerde kendisine karşı askerî üsler kurmuş, Kıbrıs gibi ülke için hayati bir konuda karşı cephede yer almış, terör örgütlerine binlerce silah sağlamış, askerî gemisini vurmuş, baskıyla istediklerini yaptırmış bir ülke için ne denir?
Herhalde dost denemez.
Dolayısıyla böyle bir ülkenin başkanı tarafından söz konusu ülkenin cumhurbaşkanı övülüyorsa, dost veya arkadaş olarak tanımlanıyorsa, pohpohlanıyorsa inanılır mı?
Evet NATO toplantısı için gelecek olan ABD başkanından bahsediyorum.
Ben olsam bırakın ABD isteklerini NATO için yapılacak teklifleri de kabul etmezdim. Hele hele çevremizdeki ve dünyadaki hak ve hukuksuz saldırılarını ve Kanada, Venezüela, İran ve bütün Avrupa devletlerine karşı açıktan tehditlerini de göz önünde tutarsanız. NATO’dan çıkma tehdidini de unutmamak gerekir.
Böylesine tutarsız bir kişinin sözlerine güvenip kimse Türkiye üzerinde kumar oynama hakkına sahip değildir.
Türkiye büyük devlettir.
Herkes haddini bilecekmiş, dini değerlerle alay edilemezmiş...
Peki madem öyle neden bakara-makara diyen adama haddini bildirip ters kelepçe takmadınız ve üstelik büyükelçilikle ödüllendirdiniz?
Mayıs'ta çalışabilecek olanların %31'i işsiz, kalanların %40'ı da asgari cürete talim ediyor. Sağol Reis, bize bu dünyada Cehennem'i yaşatıyorsun
https://t.co/qJrbcrxt7T
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, Dünya Kupası’ndan elenen Milli Takımına:
Beklenmedik bu sonuca şaşkınlığın ötesinde saçmalık hissettim.
Dünya Kupası'na katılım için birçok vatandaş vergisi ve ulusal destek kapasitesi harcandığı için, Kültür ve Spor Bakanlığı'ndan bu olayın tam durumunu, neden analizini, tekrarı önleme ve iyileştirme için önlemleri titizlikle ele almanızı rica ediyorum.
Akıl almaz bir olayla vatandaşlara derin hayal kırıklığı yaşattığımız için son derece üzgünüm. Tekrar böyle bir olayın yaşanmaması için spor idaresi reformunu hızla gözden geçireceğim.