@NikKo_ial@ilksensoyun Osmanlıda değildi “İtalyadan Yunanistana geçti 12 Adalar’ın statüsü İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar böyle sürmüştür. Savaş sonunda ise 10 Şubat 1947 tarihli Paris Antlaşması ile savaşın mağlubu İtalya adalardan çekilmiş ve adalar Yunanistan’a devredilmiştir.”
Hayatını kaybeden Irmak Ayşe Koparan öğretmenle alakalı paylaşımımızdan dolayı hakkımızda hukuki işlem başlatılacağı iletildi.
Olayla ilgili hala aydınlatıcı hiçbir açıklama gelmezken, konuyu dile getirdiğimiz için hakkımızda ışık hızında işlem başlatılacağı haberini büyük bir üzüntüyle karşıladık.
Irmak Ayşe Koparan’ın fiziksel ve psikolojik şiddete uğramasının üstü kapatılmaya çalışılıyor.
Bu konu tarihi rezillik. Devlet adına utanç verici bir olay.
Madenciler haklarını alacağına dair bizzat İçişleri Bakanı’ndan söz almıştı.
Sayın Bakan, sözünüzü mü çiğnediniz, yoksa bir holdinge söz mü geçiremediniz?
Şule Yüksel Şenler Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı bir ajandır. Başı açık kadınların “orospu” olduğunu ve cehennemde yanacağını söylemiştir.
Türk kültürünün bir parçası olan yazmayı kafirlik olarak görmüş, Alman Katolik Rahibesi Rotraut Scheer’den öğrendiği türbanı pazarlamak için onunla birlikte Anadolu’yu dolaşmıştır.
“Erkekler karılarını dövebilir, eziyet gören kadın sabrettiği takdirde allah katında büyük derecelere ulaşır.” demiştir ancak ilk kocası tarafından şiddete uğradığı için boşanmış ve “büyük derecelere” ulaşamamıştır.
Kendisi CIA ajanıdır. 6. filoyu desteklemiştir. Siyasal islamın kadın temsilcisidir.
AKP’li Adem Metan, Işıl Öykü Dinç davasının üstünü kapatmak için çalışmalarına başladı.
Işıl Öykü Dinç’in ailesi veya avukatları aranmazken, “Dijital Yayıncı” sıfatıyla Adalet Bakanlığı tarafından aranan Adem Metan’a soruyoruz:
Olay gecesi hastaneye gelen polisler karakoldan aldıkları bilgiyle açık açık “Sürücü kadındı, durmadan kaçtı, yerde fren izi bile yok, bir saat sonra teslim oldu” dedi.
Bu kadın şoför bilgisini aile uydurmadı, bizzat devletin polisi ve görgü tanıkları söyledi.
Ailenin “şüpheli ehliyetsizdi” diye bir iddiası ise hiç olmadı. Dosyayı sulandırmak için bu bilgiyi siz uydurdunuz.
Mahkemede üç görgü tanığı, katil aracın korkunç bir hızla gittiğini, çıkan sesin iki aracın kafa kafaya çarpışması gibi patladığını kayıtlara geçirtti.
Mahkeme hakimi olay yeri keşfi yapmayı ısrarla reddedince, aile Ocak ayında kendi imkanlarıyla bilimsel rapor hazırlattı. O raporda aracın kırmızı ışıkta geçtiği ve hızının tam 94,40 km/h olduğu net bir şekilde kanıtlandı.
Aile, bu hızı programıyla, parametresiyle ispatlarken, Adli Tıp Kurumu beş aydır bu hızı kimlerin baskısıyla tespit edemiyor?
Mahkeme resmi keşif yapmaktan neden kaçıyor?
Şüphelinin avukatı AKP MKYK ve TÜRGEV Yönetim Kurulu Üyesiyken, siz önce şu soruların hesabını verin:
Olay yerindeki 1,5 kilometrelik güzergahta, üçü panoramik tam 15 MOBESE kamerasının hiçbirinin çalışmadığı ve aracı önden görmediği yalanına kimin inanmasını bekliyorsunuz?
O görüntüler kimleri kurtarmak için silindi?
Hayattan koparılan gencecik bir kızın dosyasında, daha ilk üç günde hangi el devreye girdi de jet hızıyla üç ayrı savcı değiştirildi?
Araçtaki iki şahıs özel hastanede çalışan birer hemşireyken, bu dosya rüşvet ve zimmet gibi mali suçlara bakan Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na nasıl ve niye verildi?
Memur Suçları savcısı, daha sanık ve tanık ifadelerini bile almadan, delilleri toplamaya gerek duymadan, tek bir günde o hukuksuz iddianameyi nasıl ve kimin emriyle hazırladı?
Bu şaibeli savcının yangından mal kaçırır gibi hazırladığı o iddianamenin içinde ne gibi kirli pazarlıklar döndü ki, mahkeme hakimi bunu hiç sorgulamadan kabul edip katili elini kolunu sallayarak serbest bıraktı?