Özcan Alper - Erken Kış filmi üzerine.
Dün akşam hemşerim Özcan Alper’in Erken Kış filmini izledim. Sinema çevrelerince çok konuşulan film, uzun bir yolculuk filmi olarak dikkat çekiyor. Karadeniz’in coğrafi yapısıyla kucaklaşan, bilindik sis manzaralarıyla depresif bir hava sunan, yerel kültürel öğelerle süslenmiş bir yapım.
Öncelikle şunu belirtmek isterim; Alper sinematografik olarak kendisini bambaşka bir noktaya taşımış. Evet, zaten öyleydi denilecektir fakat bu başka. Bazı kareler eski dönem ressamlarının tabloları gibi özenle hazırlanmış. Hayran kalmamak mümkün değil. Renk pastelleri, ses tasarımı, mavimsi ve soluk tonlar ve sinematografi, Karadeniz’in eşsiz ve kasvetli coğrafyasıyla harmanlanınca görsel açıdan muazzam bir şölen ortaya çıkmış.
Fakat hikayesiz bir film olmaz. Alper, sinematografide olduğunun yarısı kadar hikaye tasarımında başarılı olsa belki eşsiz bir performans ortaya çıkacak ama ben çöp olmuş bir senaryo görüyorum. Resmen çöp. Türk sinemasının kronik sorunlarından biri olan hikaye anlatamama durumu maalesef bu görsel şöleni ziyan etmiş. Filmin hiçbir şey anlatamama başarısı gerçekten çok ilginç.
Bunların dışında film aynı zamanda bir duygudur. Biz bir duygusal yoğunluk da göremedik filmde. Ne hissetmemiz lazımdı? Ya da ne anlamamız? Savaş mağduru kimliksiz kadınların damızlık olmak zorunda kaldıklarını mı, yalnızca yaşamak ve sevmek isteyen insanların politik meselelere kurban gidişini mi, memleketine uzun zaman sonra dönen başrolün günah çıkarma çabasını mı?
Oyuncu seçimlerini de şahsen beğenmedim. Zaten çok fazla karakter yok ama duygusal yoğunluğu beceremeyen oyuncular var burada. Derinliği olmayan karakterler var. Ayrıca değinmeyi absürd olduğum bir konu var ama bahsetmek istiyorum; karakteristik bir coğrafyayı işliyorsanız bölgenin karakterini yansıtan oyuncularla çalışmanız daha verimli olacaktır. Mesela neden estetikli bir kadın oyuncu tercih edildi? Leyla Tanlar ne alaka? Abbas Kiyarüstemi’ye saygılarımı sunuyorum. Örnek alınması gereken çok tarafı var. Özellikle oyuncu seçimlerinde bölgenin karakteristik unsurlarını yok sayan bir anlayış var yönetmende. Keşke böyle olmasaydı.
Özcan Alper iyi bir yönetmen. Hemşerim. Artvin ili coğrafyasıyla, kültürüyle ve insan hikayeleriyle çok ayrı bir yerde durur. O coğrafyanın insanı olduğunu belirgin şekilde gösterirken, o coğrafya insanının yaşadığı zorluğu ve derin acıları da ekrana iyi yansıtan bir yönetmen Alper. Fakat bu kez hikaye olarak sınıfta kalmış. Erken Kış, Özcan Alper’in en iyisi kesinlikle değil ama sinematografisi hatrına izlenmesi gereken bir yapım.
Filmi izlerken bana eşlik eden sanatsever dostlarım @Melihbahaddin ve @sadeceertu’ya da ayrıca teşekkürler.
@bahtiyarfilm Keşke "Sonbahar" filmini yeniden çekmek yerine başka bir baharı anlatmaya çalışsaydı. İki filmi karşılaştırınca olayın kameranın kalitesi, oyuncuların isimleri değil, hikâyenin kalitesi ve seyirciyi içine çekmesi olduğunu anlıyoruz.
"Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor. Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir."
Poor Things, Lanthimos.
Film, en geniş anlamıyla zihnimde şu cümleyi kurdu: Güzelliğe sahip olma hırsı, sahip olduktan sonra onunla ne yapacağını bilememenin ayarsızlığı.
Bir de soru bıraktı: Aşk "sandığımız" bir şey midir?