Vallhi ben hayatımda ilk kez valinin sözüne inanıp Gezi parkına giderken gözaltına alındığımda 62 yaşındaydım...Çıplak arama da dahil felaket koşullarda geçen 4 günlük gözaltı süreci süreci sonucunda polise mukavemetten ifademi alan savcı bana uzun uzun baktı ve sen dedi polise mukavamet ettin mi? Dedim ki : "Sayın Savcı, eğer gencecik polisimiz bu yaşımda onlara mukavemet ettiğimi söylüyorsa bu benim için oldukça karizmatik bir durum olur..." "O ne demek" dedi... "Benim yaşımdaki kadın arkadaşlarım anca torun bakıyor, bana baksanıza..." dedim... Bana ters ters baktı yaz kızım dedi; "Polise mukavemet etmemiştir..." Sonra suç örgütü kurmak ve yönetmek iddiası ile yargılama sürecini başlattı... Yıllarca yargılandım ama tutuksuz...Üç beraaten sonra 71 yaşında hüküm giydim...18 ay sonra gönlümü ve aklımı Bakıköyde tutsak bırakarak dışarıdaki gözaltı dünyasına katıldım...
Şimdi bu distopik ve kara mizah gibi suçlamaları ve tutuklulukları duyunca içim yanıyor...
Bir de bir ricam olacak lütfen hala hayatla mücadele etmekte olan bizlere şefkatle bile olsa bir "Teyze" demeyin...Adımız var bizim...
Bir Brezilyalı medyum, Vó Bahiana... Gerçek adı Anatércia da Silva Gonçalves.
Gece yarısı uykusunda spiritüel bir ışıkla yükseldi.
Anlatısına göre teknolojik değil, ruhani bir UFO’nun içine girdi.
İçeride yüzlerce insan çaresizce kıvranıyordu; korku, panik ve derin bir tuzak hissi sardı her yanı.
Rüyasında geminin yükseldiğini, ardından dev bir ana geminin binlerce kişiyi yuttuğunu gördü.
Çığlıklar, gözyaşları ve tarifsiz bir acı... “24 Haziran’da korkunç bir şey olacak” diye ağlayarak uyardı milyonlarca takipçisini.
Dünya Kupası heyecanıyla Miami’deki Brezilya-İskoçya maçına odaklandı herkes.
Vó Bahiana, Neymar ve Vinicius’in bile kaçırılacağını iddia etti, stada gitmemelerini söyledi.
Videoları viral oldu, korku sardı ortalığı.
Ben de Brezilyalı futbolcuları kimse kaçırmayacak dedim.
Evet uzaylılar gelmedi.
Maç normal bitti, Brezilya 3-0 kazandı. İnsanlar dalga geçti, kehanet çöktü.
Fakat tam o sırada Venezuela’yı arka arkaya 7.2 ve 7.5’lik depremler vurdu. Binalar enkaza döndü, insanlar molozların altında ezildi, çığlıklar yükseldi. Japonya’da da 6.9’luk sarsıntı oldu.
Rüyadaki “tuzak ve ıstırap”, uzaylı gemisi değil, deprem enkazı mıydı? Spiritüel UFO, yeryüzünün öfkesini mi simgeliyordu?
Kadın rüyasını yanlış yorumladı.
Gerçek tabir, sisler arasında gizli kaldı. Belki de evrenin mesajı, kehanet değil, bir uyarıydı.
@DilekOzcengiz Hijyen derken tabii temizlik birinci kuraldı .İstanbul'da doğdum,büyüdüm ama hayatımızda eldiven bone gibi şeylerin kullanımı yoktu. Kimse de fırıncının neden eldiven takmadığını sorgulamazdı. Sevgiyle kalın
AZİZ NESİN
Kuleli ve Harp Okulunu birincilikle bitirdi.
Bir matematik dehasıydı...
Aziz Nesin 11 yaşında hafızdı, kuran'ı ezbere biliyordu ve sağlam bir din eğitimi almıştı...
1935'de kuleli askeri lisesini, 1937'de Ankara'da harp okulunu bitirip teğmen oldu, üsteğmen rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye kullandığı.."suçlamasıyla askerlikten uzaklaştırıldı... Çünkü ordu malzemesini ihtiyacı olan bir köylüye vermişti.
12 Ağustos 1947'de 10 ay ağır hapis ve 3 ay 10 gün de bursa'da "emniyet-i umumiye nezareti" altında bulundurulma cezasına çarptırıldı...
Çok aç kaldı, hatta Bursa'ya sürgüne gönderildiğinde geceleri çöp karıştırıp sebze meyve bulmaya çalıştığı zamanlar bile oldu, bir zaman geldi dünyanın en çok kazanan yazarları arasına girdi...Hiç çalmadı, hiç arabası olmadı...
Şehirde bir minibüs ya da bir belediye otobüsünde görebilirdiniz onu...
Yaşadığı süre içerisinde yüzlerce çocuğa; yeme, içme, barınma, giyinme, okuma vs. tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde baktı...
Yazdığı kitaplar sayesinde, devletten hiç destek almadan bir vakıf kurdu ve o vakıf halen devam etmekte. oğlunun gemisi ya da yalısı yoktur...
Yetiştirdiği çocuklara hiç bir şekilde tacizde bulunmamıştır, mezarı vakfın bahçesindedir...Üstünde çocuklar oynasın diye yeri belli değildir...
Ahlaken bitmiş insanların bu anlatılanları anlama olasılığı da yoktur...
Usta hikâyeci, şair ve çağdaş mizahın öncülerinden olan Aziz Nesin'i saygıyla anıyorum.
ALINTI
Uzun süredir bir dükkan sahibi bizim onun binalarından birinde Bakkal şubesi açmamızı istiyor. Çok merkezi ve işlek bir cadde.
Çok güzel bir teklifle geldi ve sanal bir çizim yapmışlar 😂
Siz hiç bir şeye karışmayın sadece iç dizaynı ve nasıl istediğinizi söyleyin biz anahtar teslim istediğinizi yapalım diyor 😎
Bakkal konseptimizin giderek daha büyük ilgi çekmesi ne yalan söyleyeyim çok gurur veriyor 😎🧿
@orcunar84@AliArifAkturk Bodrum gibi bir yer dediğiniz ilçe Muğla merkezden kalabalık, turizm kaymağını yiyen ilçe hizmete gelince yok. Kendi arabanız ile bir buçuk saat; saatte bir olan belediye otobüsü ile iki saatten fazla
Ispanak demirini salmak için limona ihtiyaç duyar.
Havuçlar beta-karotenlerini salmak için zeytinyağına ihtiyaç duyar.
Yağlıe balık omega-3’ünü salmak için zerdeçala ihtiyaç duyar.
Zerdeçal kurkuminini salmak için karabibere ihtiyaç duyar.
Broccoli sulforafanını salmak için domatese ihtiyaç duyar.
Domatesler likopenlerini salmak için zeytinyağına ihtiyaç duyar.
Sarımsak allisini salmak için soğana ihtiyaç duyar.
Yeşil çay kateşinlerini salmak için limona ihtiyaç duyar.
Mercimek ve nohut demirini salmak için biber veya limona ihtiyaç duyar.
Çilek ve nar C vitaminini salmak için yoğurda ihtiyaç duyar. Kırmızı etteki zararlı bileşikleri azaltmak için taze kekik veya rozmarine ihtiyaç duyar.
Aynı malzemelerle yapıyorsunuz ama doğru eşleştirme ile besin değeri katlanıyor. Lezzet aynı, fayda bambaşka!
Mutfağınız artık bir süper gıda laboratuvarı. Afiyet olsun ve bilinçli pişirmeler! 🌿🍅🥑
🔴#SONDAKİKA | Yaptığım haberler sonrasında:
Hollanda, Fransa, Belçika ve Avusturya; VİZE RANDEVUSU konusunda İNCELEME yaptıklarını ve yeni tedbirlerin gündemde olduğunu belirttiler.
Fransız ukala diplomatlar bana 'Biz sisteme %100 güveniyoruz, yetersiz kanıt' diyordu.
Ancak bu iş burada oldu bittiye gelmeyecek. Bu işe bulaşmış 'KİM VARSA' tüm şahıslar ifşa olacak.
Sizlerden ricam [email protected] adresine bu tür randevu satanlarla görüşme yaptıysanız lütfen iletin.
Aylardır bu konunun üstünde çalışıyorum güzel gelşimeler yaşanacak inşallah. Burada bitmeyecek.
🇦🇱Arnavutluk'un yolsuzlukla mücadele savcıları, 4 milyar dolarlık tatil köyü dolandırıcılığı soruşturması kapsamında Trump'un damadı Kushner'in Arnavutluk'taki şaibeli varlıklarını dondurdu.
🇦🇱Arnavutluk kıyılarında, Yahudilerle bağlantılı olduğu iddia edilen arazi kapma girişimi, dolandırıcılık soruşturmaları ve öfkeli halk protestoları nedeniyle çöküyor.
🇦🇱Arnavutluk, fakir ama ciddi bir devlet olduğunu kanıtladı. Emir altında olmayan yargı mekanizmasının bir ülkenin İzzet-i nefsini nasıl koruduğunu görüyoruz.
Yaşlanmaktan Değil, Yabancılaşmaktan Korkmak
İnsanoğlu yaşlanır.
Bunda utanılacak hiçbir şey yoktur.
Saç beyazlar, deri incelir, göz çevresi çizgilenir, kas gevşer, hormonlar değişir, nefesin ritmi değişir, aynadaki yüz yavaş yavaş başka bir hikâye anlatmaya başlar.
Mesele yaşlanmak değildir.
Mesele, yaşlanmayı sadece bedenin başına gelen bir felaket sanıp, ruhun, evliliğin, anne-babalığın, mahremiyetin, sadakatin ve çocukların gözündeki emanet duygusunun da yaşlandığını fark etmemektir.
Bugün garip bir çağın içindeyiz.
Kadın tarafında dudak dolguları, botokslar, kaş kaldırmalar, kirpikler, yağ aldırmalar, sıkı spor programları, tayt üzerinden kurulan teşhir dili, diri ve sıkı görünme telaşı…
Erkek tarafında deri montlar, saç-boy-sakal gençleştirmeleri, botokslar, genç kadınlara yönelim, paranın ve gücün boyun eğdirici hazzı, hâlâ “piyasadayım” deme çabası…
Bütün bunların hiçbirini tek başına ahlaksızlık, günah, ayıp veya suç diye anlatmıyorum.
İnsan bakımlı olabilir.
Spor yapabilir.
Güzel giyinebilir.
Kendini iyi hissetmek isteyebilir.
Yaşının getirdiği değişimlerle tıbbi, estetik veya psikolojik olarak ilgilenebilir.
Fakat bütün bunlar insanın kendisini toparlamasının değil de, eşinden, yaşından, çocuklarından, faniliğinden ve kendi iç boşluğundan kaçmasının aracı hâline gelirse mesele değişir.
Çünkü o zaman botoks sadece botoks değildir.
Dudak dolgusu sadece dolgu değildir.
Deri mont sadece mont değildir.
Tayt sadece tayt değildir.
Spor sadece sağlık değildir.
Para sadece imkân değildir.
Bunların bir kısmı, insanın kendine şöyle fısıldamasının nesneleri hâline gelir:
“Ben hâlâ gencim.”
“Ben hâlâ arzulanırım.”
“Ben hâlâ piyasadayım.”
“Ben hâlâ seçilirim.”
“Ben hâlâ güçlüyüm.”
“Ben hâlâ yaşlanmadım.”
Oysa yaşlanmamak diye bir şey yoktur.
İnsan ya zarafetle yaşlanır ya panikle.
Ya hikmetle yaşlanır ya hırsla.
Ya eşiyle birlikte yaşlanır ya yabancıların bakışında kendine sahte bir gençlik arar.
Asıl kırılma burada başlar.
Evde anne ve baba birbirine yabancılaşır.
Aynı sofrada otururlar ama aynı hayata bakmazlar.
Aynı çocukların anne-babasıdırlar ama aynı emaneti taşımazlar.
Birbirinin yüzüne değil, telefon ekranlarına bakarlar.
Birbirinin yorgunluğunu değil, yabancıların ilgisini fark ederler.
Birbirinin yaşlanmasını şefkatle tutmak yerine, kendi yaşlanmasını pazarlık konusu yaparlar.
Sonra kapılar yarım açılır.
Yabancılara açılan yarım kapılar…
Mesajlarda, bakışlarda, imalarda, sosyal medyada, iş ortamında, spor salonunda, estetik merkezinde, tatil fotoğrafında, “masum” iltifatlarda, “ben sadece konuşuyorum” cümlelerinde…
Oysa aile dediğin şey biraz da kapı terbiyesidir.
Her kapı herkese açılmaz.
Her bakış her yere uzanmaz.
Her iltifat masum değildir.
Her beğeni zararsız değildir.
Her yalnızlık bahanesi haklı değildir.
Bizim eski evlerimizde kapının bir dili vardı.
Sofranın bir edebi vardı.
Mahallenin bir gözü, komşunun bir hakkı, evin bir mahremiyeti vardı.
“Yuvayı dişi kuş yapar” denirdi ama bu söz kadına yük bindirmek için değil, yuvanın inceliğini anlatmak içindi.
Erkeğe de “evin direği” denirdi ama bu söz erkeğe tahakküm hakkı vermek için değil, sorumluluğunu hatırlatmak içindi.
Bugün ne dişi kuş yuvayı yapmak istiyor ne direk evi taşımak istiyor.
Herkes kendi aynasının, kendi ekranının, kendi bedeninin, kendi arzulanma ihtiyacının etrafında dönüyor.
Peki çocuk ne görüyor?
Çocuk annenin ve babanın nutkunu değil, hâlini okur.
Çocuk vaazı değil, bakışı kaydeder.
Çocuk “biz iyiyiz” cümlesine değil, sofradaki sessizliğe inanır.
Çocuk babasının annesine nasıl baktığını, annesinin babasına nasıl tahammül ettiğini, evdeki öfkenin nasıl dolaştığını, telefonun nasıl saklandığını, kahkahanın kime saklandığını, güzel sözün kime harcandığını görür.