Sahne ışıkları söndüğünde herkes seni unutur.Beni kör kuyularda merdivensiz bırakma Allah'ım.
Kıdemli öğrenci.Okur/yazmaz.ilahiyat/tarih/uluslararası ilişkiler
Çehov yüzyıl öncesinden fısıldar: Bir medeniyeti yıkan şey büyük patlamalar veya planlı sabotajlar değildir; o medeniyeti ayakta tutan ahlaki, hukuki ve manevi vidaların, bütünü göremeyen kurnazlıklar uğruna tek tek, sessizce sökülmesidir.
Anton Çehov’un "Kötülük Yapıcı" (Malafeets) öyküsü, sıradan bir taşra sorgusunun ötesinde, insanlık tarihinin en köklü felsefi açmazlarından birini barındırır: "Bilinçli kötülük" ile "idrak yoksunu cehalet" arasındaki o muğlak sınır.
Dolayısıyla yaşanan sistemik çökmeler, kazalar veya krizler yapısal algıyla çözülecek felsefi dersler olarak değil; mistik bir kader, şanssızlık ya da geçici bir talihsizlik olarak etiketlenip toplumsal hafızanın karanlığına gömülür.
Bu nedenle, sömürge yönetimleri altında yaşayan milyonlarca Müslüman için hilafeti ve İstanbulu küresel bir hak arama, direnç ve uluslararası meşruiyet mekanizması olarak okumak isabetli yaklaşımdır.
İstanbul'dan karşı kıyıya cenaze taşıyor" argümanının İngiliz sömürge mahkemelerinde tartışılması, yerel bir mezarlık davasının küresel bir uluslararası hukuk ve emsal ilişkisine dönüştüğünü gösterir.
@halimgencoglu
Osmanlı Hilafeti işe yaramadı, bağlayıcı değildi, diyen bazı taraflı yazarlara Afrika tarihinden bir cevap vereyim.
Güney Afrika’nın en eski Müslüman mezarlığı 1887 yılında bir bahaneyle İngilizler tarafından kapatılıyor.
Cape Müslümanları yeni mezar yerinin cenazenin sırtta +1
diplomatik geri adımlar göstermezler.Bu olayda Cape Town’daki Müslümanların gözünün Mekke’deki yerel veya manevi otoritede değil, doğrudan siyasi ve hukuki bir hami olarak kodladıkları İstanbul’da olması oldukça kritiktir.
@NisanyanHimself Tarihsel topluluk ile modern örgüt aynı şey değildir. Metin bu ayrımı yeterince açık yapmadığı için okuyucuyu, bin yıllık bir topluluğun tarihsel deneyimi ile günümüz siyasi hareketinin amaçlarını özdeşleştirmeye yönlendirebilir.
Gemilerin karadan Haliç’e indirilmesi sadece bir lojistik başarı değil, Bizans savunmasını bölerek psikolojik üstünlüğü mutlak olarak Osmanlı'ya geçiren kombine bir harb strateji/taktiğiydi. Diplomasi, askeri teknoloji ve sarsılmaz kararlılık 1453'te çağı değiştirdi.
İstanbul’un Fethi (1453) sadece askeri bir kuşatma değil; genç bir padişahın evrensel vizyonu ile eski bürokratik nizamın temkinli statükosu arasındaki devasa bir strateji savaşıydı.
Askeri açıdan 1453, Orta Çağ sur savunmasının Yeni Çağ ateşli silah teknolojisiyle yıkılışıdır. Fatih’in bizzat planladığı devasa "Şahi" topları, ballistik çağını başlatırken feodalitenin de sonunu hazırladı. (Atıf: Leonardo di Chio, Epistola)