NEVZAT BOR ANALİZ SERİSİ
SELFWARE ÇAĞI BAŞLADI
Artık savaş toprak için değil, insan zihni için veriliyor.
Sanayi Çağı insanın kas gücünü değiştirdi.
Bilgi Çağı zihinsel üretimi değiştirdi.
Şimdi ise yeni bir çağın içindeyiz:
> Selfware Çağı.
Yani artık teknoloji yalnızca kullandığımız bir araç değil.
Bizi tanıyan, analiz eden, yönlendiren ve giderek bizim yerimize düşünen bir sisteme dönüşüyor.
Eskiden “software” vardı.
Bugün ise “selfware” var.
Çünkü yeni sistemin hedefi bilgisayar değil;
doğrudan insanın kendisi.
---
Telefonunuz sizi dinliyor mu?
Asıl mesele bu değil.
Asıl mesele şu:
Telefonunuz;
neye kızdığınızı,
neden korktuğunuzu,
hangi habere tepki vereceğinizi,
hangi siyasi söylemden etkileneceğinizi,
hangi saatlerde zayıf karar aldığınızı,
hangi duygusal tetikleyicilere açık olduğunuzu artık büyük ölçüde biliyor.
Çünkü siz artık yalnızca kullanıcı değilsiniz.
Bir “veri organizmasına” dönüştünüz.
---
TikTok neden bu kadar bağımlılık yapıyor?
Instagram neden ruh hâlinizi değiştirebiliyor?
YouTube neden sizden önce ne izleyeceğinizi biliyor?
Çünkü algoritmalar artık içerik göstermiyor.
Davranış inşa ediyor.
Yeni çağın en büyük gücü: insanı ikna etmek değil, insanı önceden modellemek.
---
İşte Selfware Çağı’nın en kritik kırılması burada başlıyor.
İnsanlar özgür seçim yaptığını sanıyor.
Ama seçeneklerin sırası, görünürlüğü, duygusal yoğunluğu ve psikolojik etkisi çoktan algoritmalar tarafından belirleniyor.
Bu görünmez sisteme ben:
> “Davranışsal işletim sistemi” diyorum.
---
Bugünün emperyalizmi artık yalnızca askerî değil.
Yeni güç unsurları:
veri,
dikkat,
psikoloji,
algı,
davranış mühendisliği,
yapay zekâ destekli yönlendirme sistemleri.
Yani artık ülkeler sadece petrol ve sanayi için değil;
> insan zihni üzerinde hakimiyet kurmak için yarışıyor.
Sessiz işgal tam da budur.
---
Yakında herkesin:
kişisel AI ajanı,
dijital ikizi,
sürekli çalışan yapay zekâ asistanı olacak.
Sistem sizden daha iyi “sizi” tanıyacak.
Ne satın alacağınızı…
Kime oy vereceğinizi…
Hangi korkuyla hareket edeceğinizi…
Hangi kriz anında nasıl tepki vereceğinizi…
Belki sizden önce tahmin edecek.
---
Selfware Çağı’nın tehlikesi şudur:
İnsan, özgürlüğünü kaybettiğini fark etmeden yönlendirilebilir.
Çünkü modern kontrol sistemi baskıyla değil; konfor, hız, kolaylık ve dopamin üzerinden çalışıyor.
---
Önümüzdeki 10 yılın asıl savaşı:
yapay zekâ savaşı değil,
veri savaşı değil,
teknoloji savaşı da değil.
> İnsan bilincini koruma savaşı olacak.
Çünkü geleceğin en stratejik kaynağı: petrol değil, insanın zihinsel egemenliği olacak...
Nevzat Bor
"Platform kapitalizmi",
21. yüzyılda dijital ekonominin yükselişiyle birlikte ortaya çıkmış, oldukça etkili ve tartışmalı bir ekonomik modeli tanımlayan bir kavramdır.
Kısaca tanımlamak gerekirse:
Platform Kapitalizmi ; geleneksel mal veya hizmet üretmek yerine, dijital platformları (uygulamalar, web siteleri) kullanarak farklı grupları (üreticiler, tüketiciler, reklamverenler vb.) bir araya getiren ve bu etkileşimlerden değer (genellikle veri ve para) elde eden bir kapitalizm biçimidir.
Şimdi bu kavramı biraz daha daha detaylı açıklayayım :
Platform Kapitalizminin Temel Özellikleri :
1. Aracı Olmak:
Platformların kendisi genellikle bir şey satın almaz veya satmaz. Onlar sadece bir pazar yeri, bir buluşma noktası sunar. Örneğin, Uber'in kendi arabası yoktur, Airbnb'nin kendi oteli yoktur.
2. Ağ Etkisi:
Bir platform ne kadar çok kullanıcıya sahipse, o kadar değerli hale gelir. Örneğin, Facebook'ta ne kadar çok arkadaşınız varsa, sizin için o kadar vazgeçilmez olur. Bu, platformun büyümesini hızlandıran ve onu rakipsiz kılan güçlü bir savunma mekanizması yaratır.
3. Veri Toplama ve İşleme: Bu modelin en kritik unsurudur. Platformlar, kullanıcılarının her tıklamasını, beğenisini, gezdiği sayfayı, sosyal bağlantısını ve ödeme bilgisini toplar. Bu veriler;
-Reklam hedefleme için kullanılır.
-Kullanıcı davranışlarını tahmin etmek ve onları platformda daha uzun süre tutacak şekilde hizmetleri kişiselleştirmek için kullanılır.
-Yeni ürün ve hizmetler geliştirmek için kullanılır.
4. Algoritmik Yönetim: Platformlar, insan etkileşimlerini algoritmalar aracılığıyla yönetir.
Uber'de sürücünüzün puanı, Instagram'da feed'inizde ne göreceğiniz, Amazon'da hangi ürünün size önerileceği bir algoritma tarafından belirlenir.
5. Esnek (Gig) Ekonomisi: Platform kapitalizmi, geleneksel "işçi-işveren" ilişkisini dönüştürür.
Uber sürücüleri, Deliveroo kuryeleri veya Upwork'teki freelancer'lar "ortak" veya "bağımsız yüklenici" statüsündedir.
Bu, şirketlere sosyal güvenlik primi, sigorta, maaş gibi yükümlülüklerden kaçınma imkanı tanırken, çalışanlara istikrarsız ve güvencesiz bir çalışma biçimi sunar.
Örnek Platformlar :
· Uber, Airbnb, Getir: Fiziksel dünyada hizmet sunan platformlar.
· Facebook, Instagram, Twitter, TikTok: Sosyal etkileşim ve içerik paylaşımı sağlayan platformlar.
· Amazon, Trendyol, n11: E-ticaret platformları.
· Google, Arama Motoru: Arama ve bilgiye erişim platformu (aslında en büyük reklam platformlarından biridir).
· YouTube, Netflix: İçerik yayınlama platformları.
Platform Kapitalizminin Eleştirileri :
1. Tekel Eğilimi:
Ağ etkisi nedeniyle bir sektörde genellikle bir veya iki platform (Google, Facebook, Amazon gibi) hakim hale gelir ve bu da rekabeti öldürür.
2. Veri Sömürüsü: Kullanıcılar, platformları "ücretsiz" kullanırken aslında kişisel verileriyle ödeme yaparlar. Bu verilerin nasıl kullanılacağı, satılacağı veya korunacağı konusunda çok az söz hakları vardır.
3. Çalışma Koşulları:
"Gig ekonomisi" çalışanları için genellikle düşük ücret, iş güvencesizliği, sosyal güvenceden yoksunluk ve aşırı çalışma anlamına gelir.
4. Gelir Eşitsizliği: Platformun sahipleri ve hissedarları muazzam zenginlik biriktirirken (şimdilerde yüzmilyarlarca doları buldu), platform üzerinde çalışanlar ve üretenler (sürücüler, içerik üreticileri) bu zenginlikten çok çok daha az pay alır.
5. Manipülasyon ve Gözetim: Algoritmalar, kullanıcıların ne göreceğini, ne satın alacağını ve hatta nasıl hissedeceğini şekillendirebilir. Bu da büyük bir manipülasyon ve gözetim kapasitesi yaratır.
Sonuç :
Platform kapitalizmi, internetin vaat ettiği eşitlikçi ve özgürleştirici ortam yerine, birkaç dev teknoloji şirketinin ekonomik, sosyal ve hatta siyasi hayat üzerinde benzeri görülmemiş bir güç elde ettiği yeni bir kapitalizm aşaması olarak görülmektedir.
Hem günlük hayatımızı inanılmaz derecede kolaylaştırmış hem de beraberinde veri mahremiyeti, çalışma hakları ve ekonomik adalet konularında ciddi endişeler ve tartışmalar getirmiştir.
Türkiye’nin yaşam sahalarını federatif bir yapı ile Türkiye’ye katma vaadi Türkiye’nin üniter yapısını bozmayı hedefleyen, tehlikeli bir oyunun parçasıdır. Türkiye; kadim Türk topraklarını federasyon adı altında kendi topraklarına katmak yerine nüfuzuyla, sosyal ve ekonomik olarak yönetecek kudrete sahiptir. Bu stratejik aklı kullanmak yerine üniter yapımızı bozmaya yönelik adımları zehirli bir meyve olarak görmek gerekir. Türkiye’nin federatif bir yönetim modeline ihtiyacı yoktur. Atatürk’ün ortaya koyduğu stratejik akıldan uzaklaşarak ne dünyayı ne de Ortadoğu’yu bilerek tamamen hamaset üzerine kurulu bir siyasi anlayışla ülkemizin geleceği ipotek altına alınmaya çalışılmaktadır. Türkiye bu tehdidi bertaraf etmelidir. ABD, Rusya ya da üçüncü bir güç Türkiye’nin oyun sahası olmamalı, Türkiye bu ülkeleri kendi politikasına uymaya zorlamalıdır. Bunu ehlileştirilmiş aktörler icra edebilecek kapasiteden yoksundur. Türkiye’nin erken seçimle işbaşına gelecek yeni, milli kimlikli bir siyasi anlayışa her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Şartlar ne olursa olsun bu yurdun “Türk Yurdu” olduğunu bir an bile unutmayacak, yurdumuza sahip çıkacağız!
Kredi notumuz yükseldi; sevinelim mi?
Kredi notu veren kuruluşların "Enflasyonun altında ezilmişiz" umurlarında değil
Rezerv arttı mı (borçlarımızı ödeyebilecek miyiz)?
Çok daha önemli onlar için...
Peki, çok eksik ekonomi programı ne zaman uygulamaya konuldu? Haziran 2023
16 ay sonra enflasyon ne kadar?
Daha yüksek:
- %55,2'den %59,1'e çıktı (İTO-Ekim)
- %38,2'den %48 (TÜİK-pazartesi %2,5 açıklanırsa)
Bahçeli’nin Mayıs 2023’de “Çok şey değişecek. İnşallah Türkiye Cumhuriyeti değişmez” diyerek başlattığı ve Öcalan’ı TBMM’ye davet ederek sürdürdüğü süreç ne anlama geliyor?
TUSAŞ baskını, Esenyurt belediye başkanımın tutuklanması hatta önümüzdeki süreçte yaşanabilecek sınırötesi operasyon DETAYLARINI bir yana bırakarak “Kürt meselesinin” özünü ortaya koyalım.
Anayasamızın sadece 2 maddesi bile bütün etnikçi, azınlık ırkçısı, faşist anayasa değişikliği taleplerinin geçersiz olduğunu ortaya koyuyor. Bu maddeler 66. ve 10. Maddelerdir:
Madde 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür.
Madde 10: Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Anayasamız değişik ırk, din, mezhep ve etnik gruplar vardır ama hiç bir imtiyaza sahip olamazlar. Tek siyasi kimlik yurttaş olmakla kazanılan Türk kimliğidir diyor.
Kürt sorunu var diyenler ise Kürt kavramı Türk kavramı gibi anayasaya girmelidir diyorlar. Her bir Kürdün birey olarak hukuken eşit olması yeterli değil. Biz halk olarak Türkler ile eşit ve devlet egemenliğine ortak olmalıyız isteğinde bulunuyorlar.
Devlet egemenliğine ortak oluş beraberinde özerk/federal bölge+halk+yüksek otoriteyi gerektiriyor. Bu senaryoya göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu 22 ilde özerk/federe bölge Kürdistan olacak. Bu bölgeyi DEM/PKK yönetecek. Geriye kalan Türkiye’yi ise kaynakları ile birlikte yöneteceğiz diyorlar.
Özetle bu konu bireysel haklar ile PKK açısından çözülecek bir mesele değil. Zaten Kopenhag kriterlerini kabul eden Türkiye’nin bireysel hak olarak tanıyabileceği bir hak kalmadı.
Sonuç olarak bilelim ki, terörle mücadelenin amacı insan haklarını kabul etmemek değil, toprak, egemenlik, ülke bütünlüğü savaşı yapılıyor. Ve bu toprak savaşının PKK’nın arkasındaki güçler açısından amacı 21. Yüzyılın petrolü olan su kaynaklarını GAP bölgesi dahil Türkiye’den koparmak. Birinci Dünya Savaşı devam ediyor.
Türk vatanı olan Kerkük, Musul ve Halep’ten petrol bölgelerinden çekilmek zorunda kaldık. Bu bölgede 1918 sonrasında Türklüğün yok oluşunu gün gün izledik.
Şimdi Türk vatanı su bölgelerini, GAP bölgesini ve daha fazlasını Rumeli’yi kaybettiğimiz gibi terk edip Türklüğün bu bölgelerde yok oluşunu izlemek zorunda kalmak istemiyorsak, tek yol Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yoldur. @zaferpartisi
Herkesin eşit olduğu yerde eşitlik isteyenler eşitlik değil imtiyaz istiyordur. Dün mecliste tüm partiler imtiyazı elleriyle teklif etti. Bugün de imtiyazın sonuçlarını gördük.
Teröristbaşından iyilik beklemek; akrepten bal yapmasını beklemektir!
İşlediği cinayetlerin ve ihanetlerin cezasını çeken teröristbaşının İmralı dışında alacağı tek bir nefes bile olmamalıdır. Hele ki bir siyasi partinin kürsüsüne gelmesi Gazi Meclis'e hakarettir.
Bebek katilinin Türkiye'ye vereceği bir umut yoktur.
Siyasi gündemde bunların konuşulması dahi Türk milleti için ve özellikle şehit aileleri için can yakıcıdır. Sözde çözüm sürecinde yaşanan acılar ortadadır. Yapılması gereken geçmiş acı tecrübelerden ders çıkarmak ve terörle kararlılıkla mücadele etmektir.
Anayasa Mahkemesi’nin terörü öven sloganları ifade özgürlüğü sayması, Hüdapar Başkanı’nın Anayasa’nın 4. maddesi, TBMM Başkanı’nın Anayasa’nın 3. maddesine dair açıklamaları, TFF Başkanı’na Diyarbakır’da tribün selamlatılması, küçük iktidar ortağının yumuşama sinyali, ana muhalefetin sessizliği olaylarının ardından; 60.000’den fazla üyesi bulunan İstanbul Barosu’nda yaklaşık %35’lik bir katılımla İbrahim Kaboğlu’nun başkan seçilmiş olması düşündürücüdür. Başkanlığa seçilen Kaboğlu’nun Anayasa’nın değişmez maddelerine ilişkin beyanları Türk Milleti’nin kabul etmediği bir anlayıştır. İstanbul Barosu’nda azınlık olan bir grubun “açılım-2” sürecine siyasi payanda olmasına aklıselim Baro mensupları müsaade etmemelidir. Meslek odaları öncelikli olarak; siyaset yapmak yerine mesleklerinin sorunlarına odaklanmalı ve çözüm üretmelidir. İstanbul Barosu seçimlerinin bu kapsamda değerlendirilerek, Türkiye’nin kritik gündemlerine ilişkin Türk Milleti’nin hassasiyetlerine duyarsız kalmaması gerekmektedir. Saka-İskitlerden bu yana Anadolu, Kafkaslar, Irak, İran, Suriye coğrafyaları Türk’tür. Selçuklu Sultanı Süleyman Şah’ın Amanos Dağları’ndan Golan Tepeleri’ne kadar Türk Aşiretlerini bölgeye yerleştirerek Türk Kimliği’ni bu coğrafyaya 1000 sene evvel yerleştirdiği unutulmamalıdır. Kimse anlık çoğunluğuna güvenerek bir oldubitti ile Türk Kimliği’ni Anayasa’dan çıkaramaz. Türk Milleti kendisine dayatılan yeni millet tanımını yırtıp atarak bu coğrafyanın Türk Yurdu olduğunu 1071’de, 1453’te, 1923’te aynı ruhla ortaya koymuştur. Bu yüzyılda yeni bir destan yazmak gerekirse Türk Milleti bunu yeniden yazmaktan geri durmayacaktır! Bu yurt bizim sahip çıkacağız!
Anayasa’nın ilk 4 maddesini önce tartışmaya açıp toplumdan gelen tepkiler üzerine sanki kendileri bunu ortaya atmamış gibi davranan siyasi zihniyet artık açığa çıkmış, propaganda aygıtları bile bu açığı kapatamaz duruma düşmüştür. Erdoğan ve Bahçeli; Türkiye’nin maruz kaldığı tehditleri halkla paylaşmalıdır. Türkiye’yi Türksüzleştirme projesine karşı koyamayanları tarih asla affetmeyecektir. Bu coğrafyada Türk milletine rağmen bir politika icra edilemez. Ancak bunun için siyasi irade ortaya konulmalıdır. Ülkeyi yönetenlerin tutarsız politikaları ile muhalefetin politika yoksunluğu artık beka sorunu haline gelmiştir. Yönettikleri algı sayesinde oy toplayarak iktidara gelenlerin hamasi söylemler üzerine kurulu politikaları iflas etmiş, halkı bezdirmiştir. Bundan sonra yapılması gereken yeni bir siyasi anlayış ortaya koymak, Türk kimliği etrafında siyaseti şekillendirmektir. Yurt Partisi bu anlayışla yoluna devam etmektedir. Bu yurt bizim sahip çıkacağız!