Kürt açılımı bundan ibaret. Kürt burjuvazisini oyuna dahil etme fikri yine hakim Türk egemen sınıfının yani; mavi kan tribine girmiş, üç göbek ötesi çarıkçı-elekçi olan montajcı asalak piçlerin amerikan-israil icazetiyle giriştiği bir iş.
Şimdi masayı dağıtacaklar. Çünkü pastayı bölüşemediler.
Can Dundar'ın Zapsu'ya methiye yazısının (2006) finali👇
"Hapsedilmiş dedesinden, sürgündeki babasından devraldığı miras bugün bu noktada...Rövanş mı? "Türkiye'nin demokratikleşmesi en büyük rövanştır" diyor Zapsu..."
https://t.co/0JqcrFhNgX
20 yıl sonra....Al sana rövanş
İktidar ve muhalefet #BOPödevi kapsamında ulus devleti yıkmak için çabalıyor. Süreç dedikleri şey aslında Türk Ulusu'nun yok edilmesi sürecidir! #TürkiyeYüzyılı şeklinde pazarladıkları aslında #TürkSoykırımı'dır.
Cumhuriyetin temel kolonları dinamitleniyor. Siyasal islamcılar etnik bölücülerle el ele vermiş karşı devrim üzerinden zaferlerini kutluyor! Türk Ulusu, kendi meclisi üzerinden emperyalist kuşatma altına alınmış, vatandaş ulusal egemenliği komisyonlarda tartışılırken sahte muhalefetten yardım umuyor.
Bu kalkışmaya karşı cephe oluşmasın diye emperyalizm, eski kozlarından birini oynayarak bu ihanet sürecinin meşrulaştırılmasına yardım ve yataklık edecek sözde milliyetçi unsurları devreye sokuyor. Ve Türk Ulusu bu kez "beklemediği" bir yerden terör örgütü ele başına kurucu önder diyen bir siyasetle karşılaşıyor!
Durum tam da böyleyken; terör örgütü ele başına kurucu önder diyen siyasete karşı muhalefet etmek için seçilen konu ve söylem, tam bir cambaza bak operasyonudur! Sahte muhalefet işte budur!
"Bazıları hayretle müşahede ediyoruz ki Türkiye-Rusya-Çin ittifakı önermektedir. Allah kimseye gençliğinde Alparslan Türkeş’in tedrisatından geçirip, yaşlılığında Doğu Perinçek çizgisinde siyaset yapmanın dayanılmaz hafifliğini yaşatmasın."
Bu konuşmada rahatsız olunan ne Perinçek ne Bahçeli! Rahatsız olunan hayretle izlendiği belirtilen Türkiye-Rusya-Çin ittifak önerisidir! Hayret ve muhalefet edilmesi gereken hedefe konan ülkemize karşı oluşturulan saray ittifakıdır!
Aynı düşünüyorum.
İki Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı!
Ağız dalaşıyla yürütüyorlar işi.
Hepsi retorik.
İncirlik, Kürecik hava üssü açık, Manavgat'tan su, Ceyhan'dan petrol akıyor İsrail'e.
Ve Gazze'de, Lübnan'da soykırım devam ediyor...
ABD’nin NATO’dan çıkması ve Türkiye’ye saldırısında İsrail’e yardım etmesi konusu günlerdir tartışılıyor.
Bu durum bana 1919 Paris Konferansı’nda İngiltere’nin ve ABD’nin Yunan’ı Türk’ün üzerine salmasını hatırlatıyor.
Birinci Dünya Savaşı öncesi, 1914’e gelindiğinde İngiltere ağır borç yükü altındaydı ve yükselen Almanya’yı ortadan kaldırmak için Büyük Savaş planlandı. Fransa batıdan, Rusya doğudan saldıracak ve Almanya yok edilecekti. İngiltere Savaşı kazandı ama bu bir Pirus zaferiydi. Sonuçta imparatorluk yıprandı, maliye iflas etti ve uzun bir çözülme sürecine girdi. Böylece ortaya çıkan boşluğu yükselen hegemon ABD doldurdu.
Buna rağmen Londra 1919’da Yunanistan’ı vekil olarak kullanıp Anadolu’ya sürdü. Ancak Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde Türk milleti bu oyunu bozdu. Önce Sakarya, sonra Dumlupınar ile sahadaki zafer Mudanya Ateşkes Antlaşması ve ardından Lozan ile siyasi sonuca dönüştü ve Yunan ile İngiltere Anadolu’dan sökülüp atıldı.
Bugün de 107 yıl sonra aynı tarihsel çizginin benzer bir safhasındayız. Borç yükü altında ezilen ABD, Çin’in yükselişini durduramıyor ve İsrail’in vekili gibi hareket ediyor. Bu ikili İran karşısında 40 günü aşan süreçte siyasi hedeflerinin hiçbirini gerçekleştiremedi. Hürmüz ve Bab El Mendeb’in kontrolünü dahi kaybetti .
Sahada gördüğümüz tablo son skandal kurtarma harekâtından sonra daha da dibe vurdu. ABD ve İsrail’in elinde esas olarak sadece havadan kullanılan ateş gücü var, fakat bu güç tek başına ne askeri ne siyasi sonuçlar üretmeye yetmiyor. Sürekli siviller ölüyor.
İşte bugün de benzer bir senaryo tartışılıyor. İsrail’in yeni hedefi Türkiye ve ABD’nin İsrail’e yardım etmek için NATO’dan çıkacağı tartışması sürüyor.
ABD’nin İsrail-Türkiye çatışmasında NATO Antlaşması’nın 5. maddesini uygulamamak ve İsrail’in yanında Türkiye’ye saldırmak için NATO’dan çıkmasına ihtiyacı yok ki. ABD bunu istediği şekilde zaten yapabilir zaten yapıyor da. Hele Trump döneminde bunu yapmak çok daha kolay. Diplomatik Görüşmeler devam ederken görüştüğü ülkeye saldıran bir ülke NATO Antlaşması’na uyar mı?
Türkiye’de pek çok kurum ve kişi NATO ve ABD gerçeğini görmezden gelmeye devam ediyor. ABD ve İsrail Türkiye’de ancak şunları yapabilir: Ekonomik dengemizi bozabilir,
Siyasete müdahale edebilir, kumpas kurabilir ve son tahlilde savaşta havadan ateş gücü yağdırabilir.
Ancak sonuçta elde edecekleri kayıplar çok ama çok büyük olur. Böyle bir süreçten sonra Türkiye yeni kurulan dünyada jeopolitik perspektifte yerini çok daha sağlam alır.
Kısacası 100 yıl önce çöken imparatorluk İngiltere, Yunanistan’ı kullanarak Anadolu’da sonuç almaya çalıştı ve başarısız oldu. Bugün ABD İsrail üzerinden benzer bir strateji izliyor. Bu iki tablo birçok açıdan örtüşüyor ve en çok da sonuçları itibarıyla örtüşecek. O dönemde İngiltere geriledi, yerini ABD aldı. Bugün ise ABD geriliyor, Çin yükselmeye devam ediyor, Rusya ve İran direnç gösteriyor. ABD ve İsrail ise sahada sonuç alamayan, büyük ölçüde havadan vuran bir çizgiye sıkışmış durumda, sadece çöküşlerini hızlandırıyorlar.
Bir hatırlatma yapalım.
Tarihte Anglosakson hegemonyaya tokat atabilen en büyük ulus Türkler olmuştur.
Çanakkale’den Kut ül Amare’ye Kurtuluş Savaşından Lozan’a yokluklar içinde bile olsak onları yendik.
Yeter ki biz içeride adam olalım, birlik olalım ve Mustafa Kemal’in rotasını takip edelim.
Tanrı kimseyi Türklerle savaştırmasın.
Rezil insanlar!
Yarbay Ali Tatar atılan iftiralar yüzünden 42 yaşında intihar ederken, emekli Tuğamiral Cem Aziz Çakmak Balyoz kumpasıyla tutsak edildiği Silivri’de akciğer kanserine yakalanıp 52 yaşında yaşamını yitirirken,
siz FETÖ’cü savcıyla kar topu oynayıp Kabataş Yalanı’nı sürekli dillendirip AKP’yi övüyordunuz! Biraz susun artık!
Stone Age?
At a time when you were still in caves searching for fire, we were inscribing human rights on the Cyrus Cylinder.
We endured the storm of Alexander and the Mongol invasions and remained; because Iran is not just a country, it is a civilization.
MSB bugün İran’dan ateşlendiği belirtilen bir balistik mühimmatın Türk hava sahasına yöneldiğini ve Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından düşürüldüğünü açıkladı.
Ancak geçen üç vakada olduğu gibi ortada hâlâ cevap bekleyen kritik sorular var.
Füzenin radar izi nerede? Hangi rota ile geldi, hangi irtifada vuruldu? Hangi unsur angaje oldu? (Halen doğu Akdeniz‘de ABD Arleigh Burke sınıfı muhripler dışında bu Angajmanı yapabilecek başka bir unsur yok)
Türkiye’nin Kürecik’ten Anamur’a kadar uzanan radar ve erken ihbar altyapısı bu verileri ortaya koyabilecek kapasitededir, dolayısıyla soyut açıklamalar yeterli değildir.
Öte yandan bir yanda Adana’da NATO kolordusu, diğer yanda İstanbul Boğazı girişinde NATO deniz unsuru komutanlığı haberleri gündemdeyken, her seferinde füzelerden Türkiye’yi “NATO korudu” vurgusuyla gelen bu açıklamalar güçlü bir algı operasyonu izlenimi doğurmaktadır.
Kısacası “füze İran’dan ateşlendi” algısı ile “ söz konusu füze Akdeniz’deki NATO unsurları tarafından önlendi” algısı sürekli tekrar ediyor.
Türk milleti bu algı mesajını okumaktadır.
Oysa gerçek tablo farklıdır. ABD’nin dışladığı NATO’nun cephane sorunu tartışılıyor, Avrupa ordularının hazırlık seviyesi sorgulanıyor, İngiltere’nin Kıbrıs’taki üssüne bile gemi sevkinde zorlandığı görülüyor.
Yani NATO’nun taze kana, gönüllü figüranlara ihtiyacı var.
Rusya Ukrayna Savaşında Kiev’e sınırsız sağlanan askeri, finansal ve siyasi desteğe rağmen NATO bu savaşta hedeflerini başaramamıştır.
O nedenle Türkiye gibi büyük bir ülkenin aktif olarak Rusya ile olan tarafsız pozisyonunu bozarak Rusya düşmanı olarak yanlarına geçmesi istenmektedir.
Çok ciddi finansal kriz içerisine giren Ankara, 100 günden az kalan bir süre içerisinde NATO’nun 2026 zirvesini yapacaktır. Bu nedenle Ankara’daki bürokratlara ve NATO Muhiplerine zirvede prestij sağlayacak projelere de ihtiyaç vardır.
Türkiye bir yandan Gazze katliamını eleştiriyor, Filistin halkının çıkarlarını savunuyor ama diğer yandan fiilen İran’da savaşta olan İsrail ve ABD’ye en büyük siyasi ve kısmen askeri desteği sağlayan NATO’nun bir nevi reklam ajansı gibi davranıyor.
Böyle bir ortamda Türkiye’nin bu denli NATO dümen suyuna sokulması Karadeniz’de, Doğu Akdeniz ‘de ve Hazar havzasında stratejik risk üretir.
Türkiye figüran değildir, kendi hava savunmasını, kendi egemenlik refleksini esas almalı, teknik verileri açıklamalı ve bu tür sahte bayrak kokan yönlendirmelere karşı son derece dikkatli olmalıdır.
Türkiye tarafsız rejimini korumalı, ikinci Dünya ve soğuk savaş yıllarında olduğu gibi çevresinde hiçbir tarafın kışkırtma ve manipülasyonlarına alet olmamalıdır.
İstanbul Boğazı’nın kalbinde, Anadolu Kavağı’nda bir NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı haberi; Güneydoğu’da NATO Müşterek Kolordu Karargâhı planının hemen ardından gündeme geldi.
Buna, iki gün önce Boğaz yaklaşma sularında 1.500.000 varil ham petrol taşıyan Türk sahipli bir tankere, Ukrayna taktik ve teknikleriyle örtüşen insansız hava ve deniz araçlarıyla müdahale edilmesi eklendi.
Aynı dönemde küresel finansın en büyük aktörlerinden BlackRock’un Ankara ziyareti de tabloyu tamamlıyor.
Tüm bu gelişmeler, birbirinden bağımsız değil; aksine aynı jeopolitik baskı hattının parçaları olarak görülmelidir.
İran-ABD-İsrail çatışmaları sürerken ve İran sahada direnç göstermeye devam ederken, Türkiye’nin Karadeniz’de Rusya’yı doğrudan karşısına alabilecek bir NATO deniz unsurunu İstanbul Boğazı girişine konuşlandırması, stratejik denge açısından son derece riskli bir adımdır.
Bu hamle, sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Dört yılı aşkın süredir devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı boyunca Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 19. maddesini uygulayarak dengeli ve tarafsız bir politika izlemeyi başarmıştı.
Bugün ise bu dengeyi zedeleyebilecek bir kararın gündeme gelmesi ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Türkiye bu kararı hangi koşullar altında almıştır? Yoğun bir dış baskı mı söz konusudur?
Yoksa ülke, NATO’nun bölgesel hamlelerinde ön cepheye sürülen bir araç haline mi getirilmektedir?
Daha da önemlisi; bu adım, Karadeniz’de başta Romanya olmak üzere bazı aktörlerin oldubittilerine ve olası “sahte bayrak” senaryolarına zemin hazırlayacak bir sürecin kapısını mı aralamaktadır?
Bu soruların cevabı, yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki jeopolitik konumunu da belirleyecektir.
Tarih, gerileyen ve çökmeye mahkum hegemonların son aşamasında dahi ders almadan yanlış taraf seçenlerin gelecek nesillere yüklediği külfetlerle doludur.
Küresel ve bölgesel konjonktür gelecek nesiller için bu derece yanlış okunur. Yazık çok yazık.
Kendisine Alatonlar tarafından Türkleri katliamcı gösteren “Struma faciası” kitabı yazdırıldı. Kitabın tanıtımları Nazlı Ilıcaklarla yaptırıldı. Şalom Gazetesi’nde köşe ayarlandı. FETÖ’nün Bugün TV’sinde sunucu yaptırıldı. Eh, şimdi “İrancılar” diye kriz geçirmesinin tam zamanı.
Emperyalizme karşı ulusal kurtuluş mücadelesini vermiş Türk milleti için büyük bir ayıp, önümüzdeki günlerde ABD-İsrail ittifakının zorlamasıyla başımıza gelebilecekleri göstermesi açısından da tehlikeli bir gelişme... Türkiye, ne pahasına olursa olsun, Epstein İttifakına karşı kardeş İran'ın yanında durmalıdır
Suriye’de Esad olsaydı mevcut İran savaşı olamazdı… İsrail Suriye’ye de giremezdi…
Esad’ın gitmesini en çok kim istedi..?Bizimkiler… Sonunda sıranın İran’a geleceğinin bilinmemesi mümkün mü..?
Şüphesiz bilinmemesi mümkün değil... Emir-komuta zincirinde her türlü bildiriyi de tabii ki imzalayacaklardı…
İmzaladılar da… “İran'ın Saldırıları Konusunda Arap ve İslam Ülkeleri Grubu Dışişleri Bakanları Danışma Toplantısı Tarafından Yayınlanan Ortak Bildiri”…
Meşruiyet-Teslimiyet ilişkisi işte böyle bir şey…