Albay Douglas Macgregor: Yalnızca 3 Ülke Ayakta Kalacak – Geri Kalanlar Yok Olacak!
17 Ekim 2026
Douglas Macgregor, emekli ABD Kara Kuvvetleri albayı, askerî stratejist ve yorumcudur. Körfez Savaşı’nda görev yaptı; Pentagon’da danışmanlık yaptı ve özellikle ABD dış politikası, NATO, Rusya, Ukrayna, İran ve modern savaş doktrini üzerine analizleriyle tanınıyor.
Douglas Macgregor bu söyleşide Ortadoğu’nun bugünkü devlet haritasının kalıcı olmadığını ve bölgenin I. Dünya Savaşı sonrasında İngiliz ve Fransız emperyalizmi tarafından çizilen sınırlarının çözülme sürecine girdiğini savunuyor. Ona göre büyük bir bölgesel savaş yaşanırsa bugünkü küçük ve kırılgan devletlerin bir kısmı ortadan kalkabilir; asıl kalıcı güç merkezleri ise sırayla Türkiye, İran ve Mısır olacaktır.
Macgregor’un “yalnızca üç ülke hayatta kalacak” sözü kesin bir tarih veya istihbarat bilgisi değil; oldukça gerçekçi bir jeopolitik öngörü. Söyleşinin tamamı bu varsayım üzerine kuruluyor.
“Ortadoğu’da gerçek anlamda yalnız üç ulus-devlet var”
Macgregor konuşmasına, bölgede gerçek tarihsel temellere sahip yalnızca üç ulus-devlet bulunduğunu söyleyerek başlıyor. Geri kalan devletlerin büyük bölümünü İngiliz, daha az ölçüde Fransız emperyalizminin ürettiği “yapay yapılar” olarak tanımlıyor.
Bu devletlerin Westphalia anlamında gerçek ulus-devlet olmadığını ve büyük bir sistemik kırılmanın ardından bugünkü biçimleriyle uzun vadede yaşamayabileceklerini savunuyor.
Moderatör özellikle İsrail’in de bu ortadan kalkabilecek devletlerden biri olup olmadığını soruyor; Macgregor açık biçimde “evet” yanıtını veriyor.
Macgregor’un daha sonra verdiği isimlerden, bu üç tarihsel güç merkezinin:
Türkiye – İran – Mısır olduğu anlaşılıyor.
İran ve Türkiye’yi yeni bölgesel düzenin başlıca güçleri olarak görüyor; Mısır’ın da nüfusu, coğrafyası ve tarihsel devlet geleneği nedeniyle yeni düzende mutlaka büyük aktör olacağını söylüyor. a)
Mevcut Ortadoğu haritasının sonu mu geliyor?
Macgregor’un temel tezi yalnız İsrail veya Körfez devletleriyle ilgili değil.
Ona göre çökmekte olan şey aslında iki ayrı tarihsel düzen:
a) II. Dünya Savaşı sonrası Amerikan merkezli dünya düzeni ve
b) I. Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu sınır sistemi.
Macgregor, Ortadoğu’daki bugünkü devlet sınırlarının önemli bölümünü Sykes–Picot sonrası Avrupa emperyal düzeninin ürünü olarak görüyor ve büyük savaşların yeniden harita çizebileceğini savunuyor.
Ürdün’ü örnek vererek sınırların tarihsel devlet yapılarından çok İngilizlerin çizdiği siyasi düzenlemeler olduğunu söylüyor ve “bu düzenin sona erdiğini” söylüyor.
Dolayısıyla onun senaryosunda mesele yalnız rejim değişikliği değil:
bazı devletlerin parçalanması, birleşmesi veya sınırlarının tamamen değişmesi.
“Kurallara dayalı uluslararası düzen aslında Amerikan hegemonyasıydı”:
Macgregor daha sonra çok daha geniş bir tarihsel eleştiriye geçiyor.
Ona göre Washington’ın “kurallara dayalı liberal uluslararası düzen” dediği şey aslında Amerikan askerî, ekonomik ve finansal üstünlüğünün başka bir adı.
Bu görüşünü Balkanlar, Irak, Suriye ve Libya üzerinden anlatıyor.
İlk büyük örnek olarak NATO’nun Yugoslavya/Sırbistan müdahalesini veriyor. Rusya’nın 1990’larda son derece zayıf olması nedeniyle Washington’ın ciddi bir karşı güçle karşılaşmadığını; bunun ABD’de askerî müdahalelerin kolay ve başarılı olabileceği algısını güçlendirdiğini savunuyor.
11 Eylül sonrasında ise Afganistan’dan Irak’a, ardından Suriye ve Libya’ya uzanan müdahaleleri aynı çizginin devamı olarak görüyor.
Macgregor’a göre bu politikanın ana mantığı şuydu:
''Askerî müdahale mümkünse müdahale et; mümkün değilse ekonomik yaptırımlarla ülkeyi baskı altına al.''
Bütün bunların arkasında demokrasi veya insan haklarından çok güç mücadelesi bulunduğunu savunuyor.
Trump bu sistemi yıkmadı; zaten çökmekteydi
Macgregor’a göre Donald Trump “kurallara dayalı düzeni” yıkan kişi değil.
Sistem zaten zayıflıyordu; Trump yalnızca bunu daha açık hale getirdi.
Trump dönemindeki farkın, Amerikan dış politikasının artık “demokrasi” veya “liberal düzen” gibi kavramlarla örtülmek yerine doğrudan ulusal güç ve çıkar diliyle ifade edilmesi olduğunu düşünüyor.
Bu nedenle Marco Rubio’nun Amerikan ulusal gücünü açık biçimde savunan söylemini eski döneme kıyasla daha dürüst buluyor.
ABD Ortadoğu’da neyi korumaya çalışıyor?
Macgregor’a göre Washington’ın Ortadoğu’daki çıkarlarının iki ana ayağı var:
-Enerji kaynakları üzerindeki nüfuz
-İsrail’in güvenliği.
Petrolün kimin tarafından üretileceği ve hangi ülkelere gideceği üzerinde Amerikan etkisinin korunmasının uzun süredir önemli olduğunu söylüyor.
Ancak günümüzde ABD’nin bölgedeki politikasının merkezinde giderek daha fazla İsrail’in bulunduğunu savunuyor. Yapıştırılan metin
Buradan İran savaşına geçiyor.
İran bir sonraki savaşta ne yapar?
Macgregor’un en sert senaryolarından biri burada ortaya çıkıyor.
ABD veya İsrail’in İran’a yeniden saldırması halinde Tahran’ın bu kez sınırlı karşılık vermek yerine savaşı çok daha ileri noktalara götürebileceğini düşünüyor.
İran açısından mantığın şu hale gelebileceğini söylüyor:
“Bir sonraki sefer bu tehdidi tamamen ortadan kaldırmalıyız.”
Macgregor bunu İsrail’e yönelik çok daha kapsamlı bir İran savaşı ihtimali olarak yorumluyor.
Ancak bunun İran hükümetinin açıklanmış bir savaş planı olmadığını özellikle belirtmek gerekir; bu Macgregor’un varsayımı.
Türkiye ne zaman savaşa girer?
Söyleşinin Türkiye açısından en dikkat çekici kısmı burası.
Macgregor, İsrail–İran savaşı büyürken Türkiye ve Mısır’ın kenarda sonsuza kadar kalmayacağını düşünüyor.
Özellikle Suriye’yi artık fiilen Türkiye ile İsrail arasındaki yeni stratejik sınır bölgesi olarak tanımlıyor.
Türkiye’nin İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki uygulamalarını yakından izlediğini, çatışma çok daha ileri bir aşamaya ulaşırsa Ankara’nın doğrudan müdahaleyi değerlendirebileceğini ileri sürüyor.
Macgregor’un daha da ileri giden iddiası:
Türkiye harekete geçerse Mısır da harekete geçebilir.
Hatta Türk ve Mısırlı yetkililerin böyle bir ihtimali konuşmuş olduklarını iddia ediyor.
Ancak bu son iddia için söyleşide herhangi bir belge veya kaynak sunulmuyor.
Neden Türkiye, İran ve Mısır?
Macgregor’un mantığında bu üç devletin ortak özelliği, bugünkü sınır düzeninden daha eski tarihsel devlet geleneklerine sahip olmaları.
Türkiye: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet geleneği, güçlü ordu, sanayi ve coğrafi merkezilik.
İran: Binlerce yıllık Pers devlet geleneği, büyük nüfus, enerji kaynakları ve bölgesel askerî kapasite.
Mısır: büyük nüfus, Nil havzası, Süveyş, Arap dünyasındaki tarihsel ağırlığı ve coğrafi büyüklüğü.
Buna karşılık Körfez monarşilerini ve Ürdün gibi ülkeleri daha kırılgan siyasi yapılar olarak görüyor.
Bu nedenle ona göre büyük sistem çöktüğünde haritayı belirleyecek aktörler küçük devletler değil, tarihsel çekirdek devletler olacak.
Suudi Arabistan da bugünkü haliyle kalmayabilir
Macgregor, Muhammed bin Selman ve Suud Hanedanı’nın iktidarını da kalıcı kabul etmiyor.
ABD’nin bölgeden çekilmesi veya mevcut güvenlik mimarisinin çökmesi durumunda Körfez’de ortaya çıkacak güç boşluğunun hızla başka aktörler tarafından doldurulacağını düşünüyor.
Şöyle özetliyor: “Güç asla boşluk kabul etmez.”
Suud Hanedanı iktidardan giderse veya küçük Körfez devletleri çözülürse, bu boşluğun başlıca ana bölgesel aktörleri Türkiye ve İran olur.
Bunların arkasında ise:
Çin — sermaye ve yeniden inşa gücüyle,
Rusya — askerî ve siyasi destek kapasitesiyle yer alabilir.
Bu tablo Macgregor’un geleceğe ilişkin spekülasyonudur.
Çin neden çok önemli?
Macgregor Çin’i doğrudan Ortadoğu’nun askerî fatihi olarak görmüyor.
Çin’in rolünü daha çok sermaye, altyapı ve yeniden inşa gücü üzerinden tanımlıyor.
Büyük savaş sonunda bölgedeki altyapı çökerse; limanlar, enerji tesisleri, ulaşım ağları, şehirler,
sanayi tesisleri yeniden inşa edilmek zorunda kalacak.
Macgregor’a göre bunun finansmanında ve inşasında en büyük dış güç Çin olabilir.
Yani yeni düzenin askerî merkezleri Türkiye, İran ve Mısır; ekonomik arka planındaki en büyük dış aktörlerden biri ise Çin olabilir.
Moderatör daha iyimser bir alternatif sunuyor
Moderatör Macgregor’a daha az karanlık bir senaryo öneriyor.
ABD neden bölgeden çekilip İsrail’i kendi güvenliğinden sorumlu bırakmasın?
İran neden Körfez ülkeleriyle ilişkilerini düzelterek yeni bir bölgesel güç dengesi oluşturmasın?
ABD boşluğunu neden Türkiye, İran, Körfez ülkeleri ve diğer bölgesel güçlerin oluşturduğu çok kutuplu bir düzen doldurmasın?
Böylece büyük devletlerin ortadan kalktığı devasa bir savaş yerine daha dengeli bir geçiş yaşanabilir.
Macgregor bunun daha iyi bir senaryo olduğunu kabul ediyor, hatta böyle bir sonucu tercih edeceğini söylüyor.
Ama tarihsel deneyimin kendisini iyimser olmaktan alıkoyduğunu belirtiyor:
Güç boşluğu oluştuğunda yapılar genellikle barışçıl biçimde doldurulmuyor.
Trump’ın bir Ortadoğu stratejisi var mı?
Macgregor’un cevabı çok net: Hayır.
Trump’ın eylemlerinde uzun vadeli, tutarlı ve bütünlüklü bir strateji aramanın hata olduğunu düşünüyor.
Onu daha çok kısa vadeli sonuçlara odaklanan bir siyasetçi olarak tanımlıyor:
-iyi bir manşet,
-iyi bir görüntü,
-hızlı siyasi başarı,
-anlık anlaşma.
Macgregor, Trump’ın Rusya’yla dizel anlaşmasını buna örnek veriyor. Ona göre anlaşmanın maddi büyüklüğünden çok, Trump’ın “Putin’le anlaşma yaptım” diyebilmesini sağlaması önemliydi.
“Ukrayna artık kaybedilmiş bir cephedir”
Macgregor’a göre Trump giderek Amerika’nın aynı anda her yerde savaşamayacağını fark ediyor.
Bu nedenle bazı cephelerden zararını keserek çıkmak zorunda kalabilir.
Ukrayna’yı bunlardan biri olarak görüyor ve “Ukrayna artık bir kayıp” diyor.
Trump’ın bir gün Rusya’ya karşı sert yaptırım düzenlemesini imzalayıp ertesi gün Putin’le anlaşmaya çalışabilmesini de stratejisizlik değil, kısa vadeli pragmatizmin göstergesi olarak yorumluyor.
Ortadoğu: Bataklık benzetmesi
Macgregor söyleşinin sonunda Ortadoğu’yu bataklığa benzetiyor.
ABD’nin mantığını şöyle tasvir ediyor:
Bir yere müdahale ediyor → sorun büyüyor → geri çekilmeye çalışıyor → başka cepheye müdahale ediyor → daha da derine batıyor.
Sonuç: ABD artık Ortadoğu bataklığında boynuna kadar gömülmüş durumda.
Macgregor’a göre Trump bunun farkında ve bir çıkış yolu arıyor.
Ancak sorun, Trump çevresindeki İsrail yanlısı siyasi ve finansal çevrelerin Washington’ın bölgeden çekilmesini istememesi.
Bu bölümde “Trump’ı finanse edenlerin İsrail’in her istediğine koşulsuz bağlı olduğunu Macgregor’un siyasi değerlendirmesi olarak söylüyor.
Macgregor’un “üç ülke” tezi tam olarak ne?
Tezi daha çok şu:
Ortadoğu’daki bugünkü sınır sistemi büyük ölçüde dış güçler tarafından oluşturuldu. Amerikan korumasına dayanan bu sistem çöker ve geniş çaplı savaş başlarsa, yapısal olarak en dayanıklı ve yeni bölgesel düzeni şekillendirebilecek üç tarihsel devlet Türkiye, İran ve Mısır olacaktır.
İsrail, Ürdün ve bazı diğer Körfez monarşilerinin bugünkü biçimleriyle varlığını sürdüremeyebileceğini düşünüyor.
Söyleşinin ana fikri:
Macgregor’un bütün değerlendirmesini tek zincire indirgersek:
Amerikan hegemonyası zayıflıyor → ABD’nin güvenlik şemsiyesi geri çekiliyor → I. Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu haritasının koruyucusu ortadan kalkıyor → İran–İsrail savaşı genişliyor → Türkiye ve Mısır devreye girebilir → küçük ve kırılgan devletlerde güç boşlukları oluşuyor → harita yeniden çiziliyor → Türkiye, İran ve Mısır başlıca bölgesel güç merkezleri olarak kalıyor → Çin ve Rusya yeni düzenin dış destekçileri haline geliyor.
Macgregor’un en radikal iddiası bu nedenle yalnızca “üç ülke hayatta kalacak” değil.
Asıl söylediği:
Bugün bildiğimiz Ortadoğu haritasının kendisi kalıcı olmayabilir.
Ve ona göre yaklaşan kırılma yalnız II. Dünya Savaşı sonrası Amerikan düzeninin değil, I. Dünya Savaşı sonrasında çizilen Ortadoğu sınır sisteminin de sonu olacak.
@Sadik0707 Yaw arkadas sanki ulkeyi Cumhurbaskani yönetmiyor gibi bir hisse kapıldım. Istedigi zaman vatandaşın don rengine kadar bilen devlet, fon dolandiriciligini es geçiyor!! Birakin bu işleri artik! Her sey ortada!!
Bakan Mehmet Şimşek:
"Şeffaf, güvenilir ve etkin bir piyasa oluşturmayı amaçlıyoruz."
Yahu arkadaş, 25 yıldır bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz, 100 yıllık cumhuriyetin birikimini, piyasayı, fonları ve halkın alın terini babanızın malı gibi kullanıyorsunuz.
Hala muhalefet parti yöneticisi gibi vaatte bulunuyorsunuz...
Utanma diye bir insani özellik yok mu?
Hiç bir yasa, Çerçeve Yasa kadar anayasaya aykırı olmadı.
Bu yasa ile Anayasamızın değiştirilemez maddelerinde değişiklik yapılıyor!
Bu yasa ile Ulus ve üniter devlete kalıcı bir darbe vuruluyor!
ABD'nin 110 yıldır yapamadıkları için seferber olunuyor!
Çerçeve Yasa'ya, ABD'ye, ABD'cilere HAYIR!
#ÇerçeveYasa #TerörsüzTürkiye
Korgeneral İnaltekin'den net Kıbrıs mesajı: “Hiçbir şüphe bırakmayacak şekilde hazırız...
📍KIBRIS TÜRK Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Ertan İnaltekin, ''Türk askerinin 52 yıldır adada barış ve huzurun teminatı olduğunu'' kaydetti.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin verilecek her türlü göreve hazır olduğunu belirten İnaltekin, “Bizler, vazifenin ifasını esas alan bir anlayışla verilecek her türlü göreve hiçbir şüphe bırakmayacak şekilde hazırız” diye konuştu.
Korgeneral İnaltekin, “Caydırıcılık yalnızca sahip olduğumuz imkânlarla değil, bu imkânları gerektiğinde en etkili şekilde kullanabilecek hazırlık ve kararlılıkla anlam kazanır” dedi.
Korgeneral İnaltekin, “Denizlerimizde, karada veya havada icra ettiğimiz her eğitim faaliyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenli geleceğine yapılan bir yatırımdır” ifadesini kullandı.
AKP’li Yusuf Ulutaş’ın evinde 450 bin dolar çıktı. Kiraladığı evdeki kasalardaysa 7 milyon dolar ve 400 bin Euro çıktı. Kızkardeşinin hesabına da 220 milyon gönderdi. Bu rüşvet paraları 2 yılın içinde toplandı. Ulutaş, Esenyurt kayyumu Can Aksoy’un atamasını yaptığı ilk isimdi.
Sayın Mehmet Şimşek
Bu Fon Vurgunun Tam Teşekkülü Katılımcı Listesi Niçin Açıklanmıyor..!?
Niçin Susuluyor..!?
Kim Bu Fon Vurguncuları..!?
Kimler Var Bu İşin İçinde..!?
#EmekliZordaAkpFonda
Suudi Arabistan, güvenliğini sağlama konusunda Türkiye'den destek istiyor anlaşılan.
Biz de diyoruz ki 110 sene önce Fahreddin Paşa'ya ve onun askerlerine nasıl ihanet ettiğinizi hâlâ unutmadık ve unutmayacağız.
Daha birkaç yıl önce Suudi Arabistan'ın Türk mallarını boykot ettiğini unutmadık, unutmayacağız.
Mekke'de Türk milletinin Yozgat'tan, Tokat'tan, Sivas'tan, Erzurum'dan, burada yaşayan vatandaşlarımızın boğazından keserek bu coğrafya için yapmış olduğu harcamaları, inşa etmiş olduğu eserleri, ecdat kalesini nasıl yıktığınızı, yerine de otel yaptığınızı unutmadık, unutmayacağız.
Bir partiyi 25 sene iktidarda tutarsan, yapacağı iş bu olur.
Birileri karun olurken, diğerleri sefalete gömülür.
Bu hatanın tek sorumlusu AKP'ye oy veren seçmendir.
#EmekliZordaAkpFonda
TBMM tutanaklarından:
(SPK 2. Başkanına soruyorlar) Usulsüzlükleri gördüğünüz halde neden daha önce durdurmadınız?
SPK 2. Başkanı Ahmet Aksu: Ürkütmemek için müdahale etmedik.
Alooooo, sizin göreviniz müdahale etmek değil mi? Yaptığınız suçtur, suç. Haklarında hemen adli ve idari soruşturma açılması ve ters kelepçe ile tutuklanmaya sevk edilmeleri gerek.
Bunları koruyanlar ve kanunların uygulanmasına engel olan da suça ortaktır.
Polise hırsızı, katili gördüğü halde neden müdahale etmediniz diye sorsanız ve hırsızı, katili ürkütmemek için diye cevap verse ne düşünürsünüz?
Türkiye ve Azerbaycan tek millet iki devlettir ve kardeştir. Ama bu ilişkiye Türklük ve Türkçe üzerinden değil de din paradigması üzerinden bakarsanız kardeşlik bozulur ve düşmanlık hasıl olur. Türklerin ezici çoğunluğu Müslümandır ama Hristiyan, Musevi, Şaman, Tengrici ve Budist Türkler de var. Din ve mezhep üzerinden bakış açısı birleştirmez, yabancılaştırır ve düşmanlaştırır.