Hahahaha hay amk,
- ülkede yüzlerce milyar TL daha dün milletin götüne enlemesine girmiş,
- borsanın anası skik,
- sokaklar milleti göz kırpmadan vuran, haraca bağlayan çetelerle dolu,
- enflasyon 5 senedir sıcak savaştaki Ukrayna’nın 5 katı,
- her gün cinnet haberleri, kadın cinayetleri oluyor,
- ülkenin organize cinayet örgütü kuran valisi var,
- mazot 100 TL,
- yüksek faizlerden sebep sanayici yatırım yapamaz halde,
- hane halkı borca batık,
- her gün istisnasızca hayvan katliamı haberleri alıyoruz,
- gençler kumar, iddaa, uyuşturucu sarmalında
ama bu vicdansızın tek derdi, mikrofon görür görmez dillendirdiği tek konu dilsiz, gariban, biçare sokak hayvanları.
Allah o hayvanları ahını senden aheste aheste, hissettire hissettire çıkartsın dilerim
Devlet ciddiyeti ve ülkenin onuru hiçbir siyasi ikbal uğruna ayaklar altına alınamaz.
Bahçeli’nin ağzından İmralı’da villa yapıldığını, fakat Öcalan’ın “statüsü” olmadığı için oraya geçmek istemediğini öğrenmiş olduk.
Eğer terörle mücadelede hedeflere ulaşılmışsa ve terör örgütü sahada yenilmişse, neden iktidar Öcalan’a kravat takıp, ondan resmi bir muhatap yaratmaya çalışıyor?
Maalesef ortada makul bir strateji veya Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarını gözeten bir devlet aklı yok. Nedeni ise oldukça basit: Meclis’te en az 400 vekille anayasayı değiştirmek ve seçimi kazanmak.
Kendi siyasi çıkarlarını milletin onurunun önüne koyan bir yönetim anlayışıyla Türkiye hiçbir temel meselesini çözemez. Hukukun üstünlüğünü, adaleti, devletin itibarını seçim hesaplarına feda eden bu yaklaşımın ülkeye getireceği şey barış değil, her alanda istikrarsızlık ve ağır bedellerdir.
Türkiye bu keyfiliğe, ilkesizliğe ve popülist pazarlıklara mahkum değildir.
👉Husiler, Suudilerin Aramco Rafinerisi'ne büyük bir saldırı gerçekleştirdi.
👉Yanı sıra Doğu-Batı (Abqaiq-Yanbu) petrol boru hattına aynı anda 6 saldırı düzenledi.
👉Suudilerin ham petrolünü (günlük 5 milyon varil) Kızıldeniz'e ulaştıran bu hat şu an için tamamen devre dışı kaldı.
👉Suudiler için savaşan çok sayıda paralı asker silahları ile birlikte Husilere teslim oldu.
👉Babülmendep Boğazı’ndaki Mayyun Adası’nı ele geçiren Husiler, Kızıldeniz girişini sahil şeridiyle birlikte kontrol altına aldı.
👉Hem boru hattını hem de deniz yolunu kaybeden Suudilerin petrol ticareti de tam anlamı ile felç oldu.
👉Suudi Veliaht Prensi Selman, dün Trump'ı iki kez arayarak yardım istedi ancak sadece tavsiye, istihbarat, gözetleme ve keşif desteği alabildi.
🇬🇧İngiliz yayın kuruluşu Reuters'ın haberine göre: Suudi yetkililer, Husi saldırılarına verilecek karşılıkları koordine etmek üzere Pakistanlı ve Türk üst düzey askerî yetkililerle Riyad’da bir araya gelmişler.
👇Geçtiğimiz haftalarda alelacele imzalanan ve Meclis onayı alınmayan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın risklerini TBMM gündemine getirmiş ve sormuştuk:
➖Ya Husiler Suudilere saldırır, onlar da bizi yardıma çağırırsa ne yapacaksınız?
👉Anlaşılan şimdi böyle bir tablo ile karşı karşıyayız!
☀️İktidarı uyarıyoruz;
➖Milletimizin dikkatinden kaçırarak imzaladığınız ve Meclis’ten onay almadığınız Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na dayanarak, Türkiye’yi bir maceraya sürüklemeyin!
🇹🇷Türkiye, Araplara jandarmalık, ABD'ye ileri karakolluk yapacak bir ülke değildir, olmamalıdır!
Bunları bilin ve unutmayın. Türkiye bu güne bir günde, Bahçeli’nin bir sözüyle gelmedi. Yıllardır iç ve dış düşmanların ortak ihanet korosuna son notayı yerleştirdi bahçeli.
Çok güvendiğiniz muhalif Serdar Akinan’da orada, Ahmet Şık’da.
Alık olmayın kardeşlerim. Dün yaptıklarınızdan çok yapmadıklarınızdan sorumlusu olduğunuz dönemler.
5-6 Aralık 2012’de Brüksel'de Kürt Konferansı düzenlenmişti. Düzenleyiciler; Güney Afrikalı Başpiskopos ve Nobel Ödüllü Desmond Tutu
Nobel Ödüllü İranlı Muhalif Şirin Abadi
Amerikalı yazar Noam Chomsky
Avrupa Konseyi İyiniyet Elçisi Bianca Jagger
Leyla Zana
Yaşar Kemal
Vedat Türkali idi...
Katılımcı Milletvekilleri :
AKP milletvekili Galip Ensarioğlu
CHP milletvekili Rıza Türmen
BDP milletvekilleri Aysel Tuğluk ve Selahattin Demirtaş
Katılımcı Yazarlar:
Hasan Cemal
Cengiz Çandar
Ahmet Şık
Serdar Akinan
Nuray Mert
Diyarbakır İnsan Hakları Derneği'nden Rıza Bilici
Kocaeli Üniversitesi'nden Prof. Sevtap Yokuş
Amerikan Kongresi üyeleri, İngiliz, Alman,Hollanda, İsrail İstihbaratı, Suriyeli Muhalif Kürtler vardı....
Osman Kavala, Şirin Payzın, Aslı Aydıntaşbaş kıdemli gediklilerdi.
➖2 Boğaz köprüsü, 8 otoyol ve 2 de çevre yolu, 30 yıllığına özelleştiriliyor.
☀️Aylar önce haberi yabancı gazetelerden öğrenmiş ve Meclis gündemine taşımıştık.
➖Nihayet dün gece, Resmi Gazete'de ilan ettiler.
➖Sürekli eleştirdikleri, o eski Türkiye dedikleri dönemde, milletimizin vergileri ile yapılan ve kâr eden bütün işletmeleri, eserleri, değerleri haraç mezat sattılar, son olarak sıra bunlara geldi.
➖Batan geminin malları sanki!
👉 Göreceksiniz, buralara 30 yıllığına sahip olacak çoğu yabancı veya yabancı ortaklı şirketler:
➖Boğaz köprülerine, otoyollara, çevre yollarına zam üstüne zam yapacaklar.
➖Yandaşların, çetelerin, işgal kuvvetleri gibi ülkeye çöken yabancı şirketlerin kasaları dolarken, olan yine Aziz Türk Milleti'ne olacak.
➖Çeyrek asırlık devri iktidarlarında, Cumhuriyet döneminin bütün kazanımlarını sattılar.
➖Yer altında yer üstünde, ne var ne yoksa talan ettiler. Cumhuriyet döneminde verilen tüm maden ruhsatlarının 10 katından fazlasını: yandaşlara, yabancılara peşkeş çektiler.
➖Milletimizden tam 3,5 trilyon dolar vergi topladılar.
➖Gelecek garantili projelerle torunlarımızın bile
istikbalini ipotek altına aldılar.
➖Ülkeyi borç ve faiz batağına batırdılar.
💡Giderayak elde avuçta ne var ne yoksa satıyorlar.
➖Ve yapacakları bu büyük satışla, devri iktidarlarında yaptıkları borcun bir aylık faizini dahi karşılayamıyorlar.
💡Batırdılar ülkeyi!
Dünden beri bakıyorum, bir cinnet hâlindesiniz İ. Melih Gökçek Bey.
Durun, 6 yıldır yaptıklarınızı ve yapacaklarınızı sıralayayım.
Trol saldırıları ✔️ Ev ve iş adresime linç kitapçıkları ⏳ Beyaz TV’de Onlar TV ve Murat Ağırel programı ⏳ …
Bu FETÖ mensubu hainleri siz iyi bilirsiniz. Oğlunuz bu hainlerin okulunda okudu, eşinizin adı bu hainlerin yetiştiği okulların tabelasında yer aldı. FETÖ’ye “parsel parsel” arazi veren, genel sekreteri FETÖ’cü olan, kapının önüne boş damacana gibi konulmuş belediye başkanı; FETÖ kumpasında yargılanmış bana “Sana FETÖ’cüler destek veriyor” martavalına sığınıyor. :)
Daha önce argümanınız PKK’ydı, sanırım “Terörsüz Türkiye” sürecinden mütevellit bugün DHKP-C olmuş. Yakında Guatemala’daki adı sanı bilinmeyen bir örgütün de beni gizliden desteklediğini iddia ederseniz…
Bırakın bu bıdı bıdıları.
Ben çok basit bir soru sordum:
Oğlunuzun ve onun eşinin 30 bin avro sermayeyle kurduğu şirket nasıl oldu da kısa sürede milyonlarca avroluk mal varlığına ulaştı?
Bu paranın kaynağı nedir?
Bu kadar basit.
Hodri meydan. Bekliyorum.
Türkiye’ye geldiği günden beri “4 parçalı Kürdistan”dan söz eden, “merhametli monarşi”yi pazarlayan, ulus devleti hedefleyen Barrack değilmiş gibi...
Suriye’de Esad’ı deviren operasyonları emperyalizm yürütmemiş gibi...
Besleyip büyüttükleri Colani adlı teröristi Suriye’nin başına kendi kuklası olarak getiren ABD değilmiş gibi...
Mazlum Abdi’yi başına koydukları YPG’yi silahlandırıp büyüten Pentagon değilmiş gibi...
SDG’nin feshedilmiş gibi yapılıp aslında Suriye devlet mekanizmasının içine yerleştirilmesini sağlayan emperyalizm değilmiş gibi...
PKK terör örgütünün sonlandırılıp Öcalan’ın meşrulaştırılması, Ortadoğu’da emperyalizmin kurduğu bu yeni düzenin devamı değilmiş gibi...
İktidarın emperyalizmin oyununu bozduğuna inanılmasını beklemek, herkesi aptal yerine koymaktır.
Bu Kavganın özeti! Pendikte köpek abdestimizi bozuyor diye bir Aileye saldırılıyor! 15 Yaşında kız çocuğu Babasını korumak için babasının üzerine kalkan olduğunda bıçaklanıyor! Baba bıçaklanıyor Annenin Kolu Kırılıyor! Kayıtsız kalma! Paylaş herkes görsün duysun! Çocuğunu koru!
💰Somali’ye 1 milyar dolardan fazla bağış yaptık.
💰Sonra bir 30 milyon dolar verdik, ardından bir 30 milyon dolar daha verdik.
🏩Büyük bir araştırma hastanesi kurduk, adı da Recep Tayyip Erdoğan Hastanesi. Çok sayıda Türk sağlık çalışanı hizmet veriyor. Her yıl milyonlarca dolar harcıyoruz Somali halkının sağlığı için.
🚢Mavi Vatan’daki sondaj gemilerimizi geri çekip Somali’ye gönderdik, şimdi orada petrol ve doğal gaz arıyorlar.
🇹🇷600 kadar Türk askeri orada görev yapıyor, Somali halkını koruyor. Geçtiğimiz günlerde görev sürelerini de uzattık.
👉İncek’te 5 bin metrekare arsa hibe ettik, içine de 3 bin metrekare büyükelçilik binası yapacağız, parası yine bizden.
🪐Yakında oraya bir de "uzay üssü" kuracağız!
🇸🇴Somali Dışişleri Bakanlığı dün resmi bir açıklama yaptı:
➖Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (Rumların) egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne tam olarak saygılıyız.
➖KKTC’yi tanımıyoruz!
👉Demek ki Türk Milleti’nin rızkından kesip sağa sola para saçmakla “büyük devlet-dünya lideri” olunmuyormuş.
Sevgili Türk halkı,
Onbinlerce asker, sivil yurttaşımızın ölüm emrini veren narko-terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın İmralı’da bahçeli bir evde ikamet etmeye ve bir devlet komisyonuna başkanlık etmeye başladığının farkında mısınız?
Öcalan’ın yapılmak istenen yeni anayasayı yazacak kişilerden birisi olduğunun farkında mısınız?
Türk Milleti’nin Türk, Kürt, Arap diye 3 farklı millete bölündüğünün farkında mısınız?
Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin ağır çekim yıkılmakta olduğunun farkında mısınız? @zaferpartisi
Dağın başındasın, toprakla uğraşıyorsun. İlaç kullanmayalım, kimyasal gübreden olabildiğince kaçınalım diyorsun.
Sonra kafanı kaldırıp gökyüzüne bakıyorsun; bu uğraşına bir tek Tanrı şahit.
Yazalım diyorsun, insanlar haberdar olsun diyorsun, geçiyorsun klavyenin başına yazıyorsun.
Bakıyorsun ki algoritma sayesinde bu yazdıklarına sadece Elon Musk şahit.
İşte sonuç. Bu edepsizler yarın ilk terör eylemi gününü resmi tatil/bölgesel bayram ilan edelim derlerse hiç şaşırmayalım. Çünkü başlatılan süreç çok uluslu bir Yugoslavya modeline gidişi hedefliyor. Ve sonra parçalanmayı.
Olmaz öyle şey diyenler.. kendinize sorun, 3 sene önce Bahçeli’nin Öcalan için kurucu önder diyeceğini, Sıtkı Süreyya Önder’in fotoğrafını seveceğini söyleselerdi ne derdiniz? İnanır mıydınız? @zaferpartisi
DİYARBAKIR VALİLİĞİNE VE EMNİYET TEŞKİLATINA
SORUYORUZ!
Ulusal Güvenlik Stratejisti ve İletişim Uzmanı Umut Metehan Avcı’nın Diyarkabır’daki olay hakkındaki yazısı önemli. Alıntıladığımdan daha uzun ama tümü okunmalı.
👇🏽
Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı Büyükakadı Mahallesi’nde 4 yaşındaki bir çocuğun bir kedi tarafından ısırıldığı ve sonrasında sağlık durumunun ağırlaştığı yönündeki haber, elbette hepimizi üzmüş ve endişelendirmiştir. Ancak böyle hassas bir olayın yalnızca ilk haber başlıkları üzerinden değerlendirilmesi doğru değildir.
Çocuğun kesin teşhisinin ne olduğu, kuduz tanısının laboratuvar tarafından doğrulanıp doğrulanmadığı, eğer kuduz söz konusuysa bulaş kaynağının gerçekten bu kedi olup olmadığı ve bölgede başka risk unsurlarının bulunup bulunmadığı bilimsel ve resmî verilerle ortaya konulmalıdır.
Çünkü insan sağlığını doğrudan ilgilendiren bir olayda kamuoyunun ihtiyacı korku değil, doğru bilgidir.
Burada özellikle dikkat çekmek istediğimiz nokta ise olayın sosyal medyada ele alınış biçimidir. Gerçek bir sağlık vakasının çok kısa süre içerisinde farklı hesaplar tarafından benzer ifadelerle ve eş zamanlı biçimde paylaşılması, olayın tekil bir vakadan çıkarılarak “kediler toplum için tehdit oluşturuyor” şeklinde genişletilmesi ve bu çerçevede korku, panik ve hayvanlara yönelik tepkinin büyütülmesi tarafımızca masum bir iletişim biçimi olarak görülmemektedir.
Tam da bu noktada, olayın yaşandığı mahallede haber yapmak amacıyla bulunan bir muhabirin aracının, iddiaya göre görüntü alınmasını istemeyen bazı kişiler tarafından sıkıştırıldığı ve aracın tarlaya uçması sonucunda gazetecinin bu kişilerden şikâyetçi olduğu yönündeki haber ayrıca önem kazanmaktadır.
Emniyet Teşkilatına soruyoruz:
Muhabirin aracını sıkıştırdığı iddia edilen kişiler tespit edilmiş midir? Olayın gerçekleşme biçimini gösteren kamera veya başka dijital deliller incelenmiş midir? Gazetecinin şikâyeti üzerine adli süreç başlatılmış mıdır? Aracın tarlaya uçmasına neden olan hareketin kaza mı, yoksa kasıtlı bir müdahale mi olduğu araştırılmış mıdır? Daha da önemlisi, söz konusu kişilerin görüntü alınmasına neden karşı çıktıkları konusunda herhangi bir tespit yapılmış mıdır?
Türkiye’de sahipsiz köpekler üzerinden uzun süredir devam eden toplumsal tartışmaların yarattığı gerilimden sonra, şimdi benzer bir toplumsal fay hattı kediler üzerinden mi oluşturulmaya çalışılıyor? İnsanları hayvanlara karşı kışkırtan, öfke ve nefret duygularını büyüten bir dijital kampanya varsa bunun arkasında kimler bulunuyor?
Çocuğun kesin sağlık durumu nedir? Kuduz tanısı kesinleşmiş midir? Tanı laboratuvar tarafından doğrulanmış mıdır? Bulaşın söz konusu kediden gerçekleştiği bilimsel olarak ortaya konulmuş mudur? Bölgede başka kuduz vakaları bulunmakta mıdır? Olay sonrasında hangi halk sağlığı ve veterinerlik tedbirleri alınmıştır?
Toplum sağlığını korumanın yolu tekil bir olaydan bütün bir hayvan türünü suçlu ilan etmek değildir. Bilimsel teşhis, epidemiyolojik inceleme, aşılama, veterinerlik denetimi, kayıt sistemi, etkin popülasyon yönetimi ve vatandaşın doğru biçimde bilgilendirilmesi gerekir. Aynı şekilde bir sağlık vakasının toplumda korku ve nefret üretmek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı da araştırılmalıdır.
Diyarbakır Valiliğinden olayın sağlık boyutunu, Emniyet Teşkilatından ise olayın güvenlik ve sosyal medya boyutunu bütün yönleriyle araştırmasını bekliyoruz.
Gerçek neyse ortaya konulsun.
Varsa ihmal ortaya çıkarılsın.
Varsa suç ortaya çıkarılsın.
Varsa dezenformasyon ortaya çıkarılsın.
Varsa koordinasyon deşifre edilsin.
Türkiye’nin toplumsal huzuru, hiçbir dijital operasyonun ve hiçbir organize algı faaliyetinin malzemesi yapılamaz.
https://t.co/N16sDouBrv
4 ay sonra dünyanın hiçbir canlısından hiçbir canlısına kuduz bulaşmaz. 1 yıl önce havuza giren çocuk grip oldu ile eşdeğer bir haber. utanmaz herifler
Evden eve taşımacılık yapan nakliyat firmaları, kendi aralarında kartelleşerek insanları mağdur etmeye başlamışlar. Instagram ve sosyal medya üzerinden influencer'lara reklamlarını yaptırıyorlar fakat şöyle bir problem var. Başka bir firmanın tanıtımı dahi yapılsa, hepsi aynı firma ve şirket çıkıyor. Evi taşımak için fotoğraflar alınıp gün veriliyor. Ardından evi taşımaya geldiklerinde “Bu evi bir günde taşıyamayız, ancak bugün toplayabiliriz, yarın taşırız” deyip ekstra ücret talep ediyorlar. Siz taşımayı reddedip başka bir firma dahi bulsanız, kapıdan çıktıktan sonra oluşturdukları WhatsApp gruplarında evinizin adres ve fotoğraflarını paylaşıp onları da aynı şekilde örgütlüyorlar. Bu şekilde bir günde taşınacak eviniz iki günde taşınmış olup, üstüne bir de ekstra ücret ödemiş oluyorsunuz. Umarım yetkililer en kısa sürede bu nakliyat taşımacılığı yapan firmalara bir denetim yapar. Zaten çalıştırdıkları hiçbir elemanın ne sigortası ne de başka bir şeyi var, hepsi de yabancı uyruklu oluyor. Ülkenin her yerinden çürümüşlük akıyor.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Maalesef muhalefette inanılmaz bir akıl tutulması ve gözü kör bir fanatizm yaşanıyor Dostlarım,
AKP'yi en sert şekilde eleştirdiğimizde AKP'li takipçilerimiz bile takipten çıkmıyor, bizimle tartışıyor ama takibe devam ediyor. CHP'deki Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu hayranlığı ise Erdoğan fanatizmiyle yarışır hale geldi. Politikalarına, ne vaat ettiklerine hiç bakmaksızın körü körüne bir bağlılık...
Oysa bu kadronun iktidardan farklı bir şey vaat ettiği yok. DEM ile kol kola yürümeler, "Kürt sorunu" söylemleri, anadilde eğitim ve yerel yönetim özerkliği imaları...
En acı absürtlük de burada başlıyor: Profiline Atatürk resmi koyup Atatürkçülük yapanlar; ne Atatürk'ü tanıyor ne de ilkelerinden haberdar... Tam bir slogan Atatürkçülüğü! Meydanlarda söylemlerle Atatürkçü kitlenin gazını alıp, arka planda Atatürk'ün ömrü boyunca mücadele ettiği zihniyete taviz veren bu anlayışı görmezden geliyorlar. Gerçekten Atatürkçü olan, bu içi boş sloganlara itibar eder mi?
Gidişat çok net: Bugün sırf mevcut iktidardan kurtulmak için alkışladığınız bu politikalar, bu ülkeyi 10 yıl sonra federasyona hazırlar. Bize bunu yapmayın, göz göre göre bu akıl tutulmasına ortak olmayın!
"Peki ne yapalım, muhalefeti de mi desteklemeyelim?" sorusu çaresizliğin kılıfı olamaz! Göremediğimiz şey şu: Biz körü körüne destek verdikçe, bu yapılar hiçbir bedel ödemeden tam da istedikleri gibi şekilleniyor. Yanlışa "bizimkiler" diyerek göz yumdukça alternatiflerin doğmasını bizzat biz engelliyoruz.
Kurtuluş artık partilerde, şahıslarda değil; Türk milletinin kendi öz iradesindedir. Biz bu yapılardan şartsız desteğimizi çekmedikçe kendilerine alan açmaya, milleti alternatifsiz bırakmaya devam edecekler. Seçmen çantada keklik olmadığını gösterdiği gün, milletin gerçek taleplerine dayanan yeni ve milli bir ittifak zaten doğmak zorunda kalacaktır.
Çözüm; yanlış seçeneğe mahkûm olmak değil, yanlış gidişata hep birlikte dur deyip o siyaset kurumunu hizaya getirmektir! Ancak o zaman iktidara gerçek manada muhalefet etmiş olursunuz. Çünkü tarih bize defalarca göstermiştir ki; bugün iktidardan kurtulmak için ipine sarıldıklarınız, yarın celladınız olur!