Devlet kurumlarının tabelalarından T.C ibareleri indirilirken de bu sükut vardı, askerler birer birer tutuklanırken de, terörist gruplar şehir meydanlarında gösteri yaparken de...
Filmin sonunu hepimiz biliyoruz.
Günahın büyüktür Türk milleti, çok büyüktür.
Sükutunun bedelini ödeyen evlatlarındır ölmeyişinin sebebi ve onların vebalidir bir türlü onmayışın ve iki yakanın bir araya gelmemesinin sebebi...
Hepsi bu hastalıklı sükutundan...
Dacia = Facia
Araç neredeyse sıfır. Engelli aracı. Yolda seyir halindeyken hiçbir darbe yokken bir anda kaput kırılıyor. Kaput ön cama yapışıyor ve camı kırıyor. İnanılmaz. Dacia Türkiye kullanıcı hatası diyerek sorumluluk almıyor:
“Dacia Sandero Stepway marka engelli aracım yaklaşık 1,5 yıllık, 14.000 km’de ve halen garanti kapsamında. 14.06.2026 tarihinde İzmir Çeşme otobanında özel çocuğum ve diğer çocuğum araçtayken seyir halindeydik. Hiçbir darbe, çukur ya da benzeri durum yokken kaputu tutan demirin kendiliğinden kırılması sonucu kaput aniden açıldı, ön camı kırdı, sağ ve sol çamurluk dahil tüm ön aksama zarar vererek ciddi bir kazaya yol açtı. Can ve mal güvenliğimiz bu olayla ciddi şekilde tehlikeye girdi.
Olay sonrası aracı Ermat Dacia servisine götürdüm, durumu ayrıntılı anlattım, trafik polisi tutanağını sundum ve fotoğrafları paylaştım. Kaputu tutan ve kırılan demirin içinde kırmızı renkler, pas ve çatlaklar olmasına rağmen sadece fotoğraflara bakılarak parçanın önceden çatladığı ve paslandığı, dolayısıyla kullanıcı hatası olduğu iddia edildi. Herhangi bir malzeme analizi, teknik inceleme veya uzman raporu olmadan bu sonuca varılması güven verici ve kabul edilebilir değildir.
Tüm bu can ve mal güvenliği riskine rağmen Dacia Türkiye kullanıcı hatası kararı vererek sorumluluğu üzerinden attı ve hasarı karşılamaya yönelik çözüm sunmadı. Bir kez yüz yüze görüştük, sonrasında “dönüş yapacağız” denmesine rağmen telefonlarıma geri dönüş yapılmadı.
Ön tarafta ağır hasar almış aracı onarım istemiyorum, çünkü değer kaybı çok yüksek olacak ve bunu kimseye anlatamayacağım. Bu nedenle Dacia’dan, yaşanan olay ve güvenlik riski nedeniyle aracımın değiştirilmesini talep ediyorum. Bu kadar yeni, az kilometreli ve garanti kapsamındaki bir araçta kaput tutan demirin kendiliğinden kırılıp kazaya sebep olması kabul edilemez. Can güvenliğimizin bu kadar hafife alınmamasını istiyorum.”
Alanya'da bir otelin çalışanı olan bu Endonezyalı lümpen sapık 2 küçük Türk çocuğunu asansörde taciz etti.
Ülkeye bir daha giremeyeceği şekilde deport edilmesini, çalıştığı otele çok ağır cezalar getirilmesini talep ediyoruz. @Gocidaresi
Saatlerdir bir grup avukat tarafından farklı numaralarla aranarak tehdit edildim defalarca kez.
Irkçılık yapmakla ve toplumu germekle suçlandım hukuki bedeller ödemekle tehdit edildim. Sebebi ise Yörükeli Hareketi'nin düzensiz kitlesel göçe olan tepkisinden dolayı.
Türk milliyetçileri devlet için bu devrin irticai kesimi olmuş, barışmayacağız.
Herkes ülkesine dönecek... @yorukelihareket
Tek suçumuz devlet yanlısı olmamızdır..
17 yıldır yönettiğimiz derneğimiz Siverek belediye başkanı Ali Murat Bucak’ın talimatlarıyla zorla boşaltılıyor. Nerede bu yetkililer ?
@Enesfrat001@FenerTime34 Okuyor musun @yagosabuncuoglu neler yapıyorsun sen anlatsana, Fenerbahçe düşmanı mısın? Gassaray yalaması mı???? Söyle biz de bilelim doğrusunu...
Cezaevlerini yeniden gündeme sokmuşken tekrar anlatmak isterim
Burası çocuk cezaevi. “Kaykaycı” diye bahsettikleri çocuklar, koğuşlarda ailesi para yatırmadığı için dayak ve işkence görüyorlardı. Bu çocuklar yaşadıklarını gardiyanlara şikâyet ettiğinde onlara “kaykaycı” damgası vuruluyordu. Cezaevinde bunun anlamı “orospu çocuğu” demekti.
Bu damgayı yedikten sonra hiçbir koğuşta barınamazsınız. Herkes ailenize küfür eder, psikolojik baskıya dayanamaz hâle gelirsiniz. Bu yüzden kimse gardiyanlara şikâyet etmezdi.
Koğuşlarda bazı kişiler vardı; istedikleri kişiyi dövme yetkisine sahiplerdi. “Hatacı” denilen çocuklar herkesi istedikleri gibi dövebilirlerdi. “Serbestçiler” ise diğer mahkûmların kantin parasını istedikleri gibi harcayabiliyordu.
Benim ailem her hafta 3 bin lira yatırıyordu ama buna rağmen bir lokma abur cubur ya da bir kola bile vermiyorlardı.
İçeride bunlar çok değerliydi. Koğuş ağası istediğinde kurumun dağıttığı yemeği bile bize vermiyordu herkesi istedikleri gibi darp ediyorlardı ve cezaevi yönetimi bu düzeni bilmesine rağmen ses çıkarmıyordu
Buradaki çocuklarınızın katilleri içeride ceza çekiyor sanıyorsunuz ama aksine daha da güçlenip büyüyorlar
Kısacası, bu kişiler içeride daha da güçleniyor ve özellikle ailesi olmayan, kimsesiz çocuklara daha fazla eziyet ediyorlardı ve başlarına hiç birşey gelmiyordu.
Türkiye S-400 almasaydı…
• F-35 programından çıkarılmayacaktı.
• İlk F-35’ler 2019’da envantere girecekti.
• 100 adet F-35 teslim alınacaktı.
• Türk savunma sanayii, F-35 programındaki yaklaşık 9 milyar dolarlık üretim iş payını kaybetmeyecekti.
• CAATSA yaptırımları uygulanmayacaktı.
• KAAN’ın F110 motorlarının tedariki yıllarca siyasi pazarlığın konusu olmayacaktı.
• S-400 için yaklaşık 2,5 milyar dolar ödendi.
• Teslim edilmeyen F-35’ler için ABD’ye yaklaşık 1,4 milyar dolar ödendi.
Şimdi ise Trump’ın “F-35’leri vereceğiz”, “CAATSA yaptırımlarını kaldıracağız” açıklamaları başarı hikâyesi olarak sunuluyor.
Oysa bunlar, Türkiye’nin S-400 öncesinde zaten sahip olduğu haklardı.
Siyasi iktidarın hatalı dış politika tercihleri nedeniyle ortaya çıkan sonuçların giderilmeye çalışılması, ne zamandan beri bir zafer olarak sunuluyor?
Bu gibi kişiler nedeniyle Türk Lobi Ağı olarak yalnızca lobiciliği değil, yardımlaşma ve dayanışmayı da ön planda tutuyoruz.
Topluluğumuzda üyelerimizin birbirine destek olabilmesi amacıyla sağlık, finans ve esnaf başlıklarında gruplarımız bulunmaktadır.
Ayrıca, meslek fark etmeksizin her alandan yeni üyelere ihtiyaç duyuyoruz. Siz de tanıtım bölümümüzde yer alan bağlantıdaki başvuru formunu doldurarak aramıza katılabilir ve bu dayanışma ağının bir parçası olabilirsiniz.
"İngilizler İstanbul'u neden terk etti?"
Murat Bardakçı: Çünkü Atatürk İngilizleri tehdit ediyor. İstanbul'a geliriz, İstanbul'u boşaltın diyor. Bunun üzerine İngilizler sömürgelerinden asker istiyor. Kanada Başbakanı vermiyoruz diyor. Avustralya ve Yeni Zelanda vermiyoruz diyor.Çünkü 100 senedir sizin için savaştık, bıktık diyorlar.
Bunun üzerine İngiltere de sert tartışmalar yaşandı ve azılı Türk düşmanı Lloyd George hükümeti 22 Ekim 1922 düşmüştür. Yerine gelen Muhafazakar Parti Başkanı Bonar Law da "Kemalcilere yenilip küçük düşmeyelim" diyor ve İstanbul'dan çekilme kararı alıyor.
İngiltere Kemal'in ordusundan korkmuş ve yılmıştır. Bunlar niye söylenmiyor?
Bunlar söylenmeyince, cahil avan ulema uyduruyor da uyduruyor!
Murat Bardakçı
Tüm Türkiye görsün..
17 yıldır yönettiğim Şehit gazi aileleri ve korucular derneğimiz bugün belediye başkanı Ali Murat Bucak’ın talimatlarıyla zabıta zoruyla boşaltıldı. Şehitlerimizin hatıralarını hayvan pisliğinin olduğu çöp kamyonlarına yüklediler. Türkiye unutma…