Bazı ezgiler vardır, yalnızca dinlenmez; bir devrin acısını, bir neslin hafızasını taşır. “Ağlama Karanfil” de onlardan biridir.
28 Şubat’ın karanlık günlerinde, üniversite kapılarından başörtüleri sebebiyle geri çevrilen genç kızların mücadelesine ses olmak için doğmuştu. Karanfil, artık yalnızca bir çiçek değil; inancıyla eğitimi arasında tercihe zorlanan bir genç kızın adıydı.
Aradan neredeyse otuz yıl geçti. Türkiye’de o kapılar açıldı, fakat bugün Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin karşılaştığı engellemeler aynı acı hafızayı yeniden canlandırıyor.
Dün Beyazıt’ta bir genç kızın gözyaşına sebep olan mesele, bugün Bakü’de başka bir genç kızın karşısına çıkıyor.
Demek ki bazı ezgiler eskimiyor. Çünkü onları doğuran acılar henüz tarihe karışmış değil.
Karanfil yine aynı karanfil. Yalnızca gözyaşının döküldüğü toprak değişmiş.
Farkındayız. Dindar erkeklerin başörtülü kadınlardan aslında ne kadar hoşlanmadıklarını, çoğu şeyi onlara layık görmediklerini ve enteresan şekilde kurumsal hayatta başörtülü meslektaşlarını evdeki eş ve kardeşleri gibi azarlama, aşağılama hakkına
Ben bir erkeğim ama her sabah metroda kadınların ne yaşadığını görüyorum ve sessiz kalmak istemiyorum. 07.30-09.30 arası metro öyle kalabalık ki kadınlar istemedikleri temaslara maruz kalıyor. Eşim, kız kardeşim, iş arkadaşlarım her gün aynı rahatsızlığı yaşıyor. Bu konfor değil güvenlik meselesi. Dünyada çözümü olan bir konu bu: Japonya, Hindistan, Mısır, İran, Brezilya, Meksika, Endonezya, Filipinler, Malezya ve BAE gibi ülkelerde kadın vagonu uygulaması var ve Japonya'da bu uygulama taciz vakaları artınca başlatıldı. Hatta Kazakistan 1 Ekim'den itibaren Almatı-Taşkent hattında da başlatıyor. Türkiye'de de Bursa'da pembe yolculuk, Malatya'da pembe trambüs denendi. İstanbul'da da pilot olarak denenebilir. Gerekirse adı ayrımcılık densin, ama kadınlar güvenli yolculuk etsin. İBB'den acil adım bekliyoruz. Kimse kimsenin nefesini çekmek zorunda kalmamalı… —Emre Valez