Bro si en México los boletos para el mundial cuestan 100 mil pesos cuánto costarán en pesos argentinos, yo creo que los han de escribir con notación exponencial, de que "un boleto igual a 9 x 10²³".
İsmail Kartal: "Camiamıza bir borcumuz var, bunu ödeyemedik. Üç dönemimin ikisinde şampiyonluğumuzu elimizden aldılar. Bu tescillenmiş bir durum. 99 puan ve 99 gollü sezonu hatırlayın, biz nasıl futbol oynattıysak, Avrupa'daki büyük takımların oynadığı futbolun benzeriydi."
Dünya Kupası'nın en dokunaklı hikayelerinden biri: Yan Diomande, 15 yaşında hayatını kaybeden kız kardeşi Roxane'e turnuva öncesi mektup yazmış.
Darma duman oldum. Şimdiden uyarıyorum...:
"Sevgili Roxane,
Birinin bana sahte bir United forması aldığı günü hatırlıyor musun? Arkasına siyah keçeli kalemle 'Ronaldo 7' yazmıştım.
Ne zenginliği bilirdik ne fakirliği. Bildiğimiz tek şey mutluluktu.
Abidjan’da aynı evde 25 kişinin birden uyuduğu günleri hatırlıyor musun? Annem dizilerini izlemek isterken diğerleri film açmak isterdi. Benim uyuyormuş gibi yapıp gece yarısından sonra televizyon odasına geçtiğimi hatırlıyor musun? Televizyonun sesini neredeyse tamamen kısardım. Karanlıkta futbol maçı izler, hayal kurardım.
Mahalledeki abiler beni toprak sahada futbol oynarken görüp, sert şutlarımdan dolayı bana “Roberto Carlos” lakabını taktıklarını hatırlıyor musun? Ve benim buna içten içe ne kadar sinirlendiğimi? Çünkü idolüm Cristiano Ronaldo’ydu.
Evden çok uzaklara futbol oynamaya gittiğim zamanı hatırlıyor musun? Daha 9 yaşındaydım. Gana sınırına yakın Inter Foot Sud Comoé’ye gitmiştim. Tek başına küçücük bir çocuk. Bilmiyorum, sana bu hikayeyi hiç anlattım mı ama ben ve diğer çocuklar o kadar açtık ki köye gidip patates çalardık. Adeta bir “banka soygunu” yapardık. İki çocuk dükkan sahibinin dikkatini dağıtır, diğer 18 çocuk da iki patatesle kaçardı. Üstelik çok da güzel patatesler değildi. Ama bize dünyanın en lezzetli şeyi gibi gelirdi.
Hala en sevdiğim yemek odur. Biraz yağla haşlanmış patates. Bana o günleri hatırlatıyor.
İlk gerçek futbol kramponlarımı aldığım günü ve onlarla birlikte uyuduğumu hatırlıyor musun? Büyürken hep beyaz plastik terliklerle futbol oynardım. Şimdi bile eve döndüğümde onlarla oynarım. Bu bizim geleneğimiz.
Eve döndüğümde mahalleden arkadaşlarıma ne derdin, hatırlıyor musun?
“Antrenman yapmayı neden bıraktınız? Yan size araba almayacak. Çalışmaya devam etmeniz lazım.”
Sen daha 10 yaşındaydın ama çoktan menajerim kesilmiştin.
Fransa’ya taşınmanın hayalini kurduğumuz günleri hatırlıyor musun? Alışveriş yapacağımızı, kendi evimizin olacağını, benim zengin bir futbolcu olup arabalara ve büyük bir eve sahip olacağımı, senin de hiçbir şey için endişelenmeyeceğini konuşurduk. Herkes bana gülerken, bir gün yeni Cristiano olabileceğime inanan tek kişi sendin.
15 yaşında lise için Amerika’ya taşındığımda memleket hasretinden nasıl perişan olduğumu hatırlıyor musun? Aylarca kimsenin ne dediğini anlamadım. Beni Fransız bir çocuğun yanına oturttular, öğretmenin söylediklerini bana çevirmeye çalışıyordu. Seni arayıp:
“İnanamayacaksın ama buradaki çocuklar öğretmenlerle tartışıyor" dediğimi hatırlıyor musun?
Bizim oralarda büyüklerimizin yanında gözümüzü kırpmaya bile cesaret edemezdik.
Okul çıkışında çocukların sigara içtiğine inanamadığım günü hatırlıyor musun?
Sen de bana hep bunun bir Amerikan dizisi gibi geldiğini söylerdin.
Bournemouth’ta seçmelere çıktığım zamanı hatırlıyor musun? Chelsea’de, Rangers’ta, Olympiacos’ta, Crystal Palace’ta...
Hatta bir antrenmandan sonra Eze ile Olise yanıma gelip:
“Hey ufaklık, sende iş var" demişlerdi.
Ama yine de beni transfer etmediler.
MLS’teki B takımları bile beni istemedi. Nedenini bile bilmiyordum. Kimse bir açıklama yapmadı. Beni Avrupa’nın dört bir yanında seçmelere götürüyorlardı ve herkes hayır diyordu.
Vizemin süresi doldu.
Hayalim bitmişti.
Beni Afrika’ya geri gönderdiler ve birlikte ağladık.
Ama inanmaktan hiç vazgeçmeyen sendin. Birkaç hafta sonra Leganes’e imza attım ve bu kez bambaşka gözyaşları döktük.
O zamanlar hala bir şeyler hissedebiliyordum.
Şimdi ise hiçbir şey hissetmiyorum.
Sanki insanlığımın bir parçası eksilmiş gibi.
Sen öldüğünden beri içim bomboş.
Öldüğünü söylediklerinde gözümden yaş bile gelmedi. Sadece büyük bir şok yaşamıştım.
Üstelik bu haber, Leganes formasıyla ilk maçıma çıkmamdan sadece birkaç hafta sonra gelmişti.
18 yaşında Real Madrid’e karşı ilk maçına çıkan kaç kişi vardır?
Her şey inanılmazdı.
Bir rüyaydı.
Ve sonra bir kabusa dönüştü.
Memleketten biri sürekli beni arıyordu. Sinirlenmeye başlamıştım. Neden durmadan aradıklarını anlamıyordum.
Telefonu açtım.
Ve durumu yumuşatmaya bile çalışmadılar.
Bizim oralarda işler böyledir.
Duygusallık yoktur.
Sadece...
“Kız kardeşin aramızdan ayrıldı.”
“Ne?”
“Öldü.”
“Ne diyorsun sen?”
“Bir partide biri içeceğine bir şey koymuş. Bir daha gözünü açamadı. Artık aramızda yok.”
Sen 15 yaşındaydın.
Hiçbir zaman nedenini öğrenemedim. Bunu isteyip istemediğimi bile bilmiyorum.
Belki kıskançlıktı, belki bizim ülkede yaşanabilen şeylerden biriydi.
Belki seni koruyabilirdim.
Bilmiyorum.
Tanrı’nın planına güvenmeye çalışıyorum.
Yapabileceğim tek şey bu.
Unutmaya çalışmıyorum; çünkü unutamayacağımı biliyorum.
Yapabileceğim tek şey, bu acıyı güce çevirip daha çok çalışmak ve birlikte kurduğumuz tüm hayalleri gerçeğe dönüştürmek.
Bu mektubu yazdım; çünkü bunları konuşmaya gücüm yetmiyor.
Yazdım; çünkü şunu bilmeni istiyorum:
Senin yaşamaya devam etmeni sağlayacağım.
Herkes adını bilecek.
Bütün dünya.
Futbol sahasında yaptığım her şeyi senin için yapıyorum.
Seni son gördüğümden beri o kadar çok şey yaşandı ki...
Görsen inanamazdın.
Hatta bazen ben bile inanamıyorum.
En çılgın tarafı ne, biliyor musun?
O ilk Real Madrid maçından sonra Mbappe ile forma değiştirdim.
Onu televizyonda izlediğimiz günleri hatırlıyor musun?
Sen hep şöyle derdin:
“Mbappe mi? Evet, iyi oyuncu. Ama benim kardeşim daha iyi.”
Bir konuda yanılmışım.
Zengin olmak istemiyorum.
Paranın insanlara, hatta ailelere neler yaptığını görüyorum.
Leganes’te oynarken kazandığım her şeyi eve gönderiyordum.
Bir noktadan sonra para istemez oldum.
Sadece bir yük haline gelmişti.
Onlar para istemekten hiç vazgeçmediler.
Sanırım beni çoktan milyoner sandılar.
Oysa benim bir dairem bile yoktu.
Televizyonsuz küçücük bir odada, tesislerde yaşıyordum.
Sadece futbol ve uyku.
Futbol ve uyku.
Büyük bir ev istemiyordum.
Araba istemiyordum.
Her şeyimi futbola adamak istiyordum.
Dünyaya kız kardeşimin haklı olduğunu gösterebilmek için...
Buna güleceksin.
RB Leipzig’e transfer olduğumda antrenmana sürekli geç kalıyordum.
Aslında geç değil.
Tam zamanında gidiyordum.
Ama Almanya’da tam zamanında gitmek, çok geç kalmak demekmiş.
Sonrasında ne yaptığımı zaten biliyorsun.
Her yere 90 dakika erken gitmeye başladım.
O kadar erkenciydim ki takım arkadaşlarım bana “Alman” lakabını taktı.
Her şeyi abartıyorum. Hiç kendimi tutamıyorum. Bunu hep sen söylerdin.
Saha, artık kendimi evimde hissettiğim tek yer.
Sakinleşebildiğim ve seninle konuşabildiğim tek yer.
Keşke hala burada olsaydın da sana şunu söyleyebilseydim:
Başardık.
Senin söylediğin her şey gerçek oldu.
Yarın Dünya Kupası için yola çıkıyoruz.
Gerçekten.
Kardeşin artık Didier Drogba gibi, Yaya Toure gibi, Gervinho gibi Fildişi Sahili formasıyla Dünya Kupası’nda oynayacak.
Ben buna bir maç gibi bakmıyorum.
Bir sahne gibi bakıyorum.
Bu, senin bende gördüğün şeyi dünyaya kanıtlama fırsatım.
Her gol attığımda herkesin senin adını bilmesini sağlayacağım.
Kimsenin seni unutmasına izin vermeyeceğim.
Sen hep Cristiano Ronaldo’dan bile daha iyi olabileceğimi söylerdin.
Eğer onu orada görürsem, senin adına selam vereceğim.
Yemin ederim, senin kehanetini gerçekleştireceğim.
Gerçek bir kramponumun olmadığı zamanlarda bile sen herkese şöyle diyordun:
“Benim kardeşim dünyanın en iyisi olacak.”
Senin haklı olduğunu herkese kanıtlayacağım.
Ya da bunu yapmaya çalışırken öleceğim.
Kardeşin,
Yan"