Yaşadıkları çevrenin temizliği, İslam düşmanlığı, putperestlik gibi konularda mukayese etsek ;
Hindulukta bunlarla sadece Ganj nehrinde b.k içinde yüzenler yarışabilir. Türk zannedilmeleri imajımız açısından çok kötü.
Şu yazıyı yazabilmek için sadece dine diyanete düşman olmak yetmez. Şu yazıyı yazabilmek, zulüm gören soydaşlarımızı DAEŞ ile eşleyebilmek için insanlıktan nasibini almamış bir şerefsiz, vizite ücretini her ödeyene kendini pazarlayan bir fahişe, kansız bir vatan haini olmak gerekir. Hangi mahalleden olursa olsun, hangi gazetede yazarsa yazsın Çin’e yaklaşan, kalemini Çin’e kiralayan kim varsa Allah’ın laneti onun üzerine olsun.
Unutmayın…unutturmayın…
Kardeşlerimiz deprem gecesi daha hava aydınlanmadan kendi canını tehlikeye atarak enkazlarda çalışma yaparken, birileri, sıcak bir ofiste bilgisayara bakan insanların fotoğraflarını, kahraman bir ordu gibi servis edip, başta devlet kurumları olmak üzere tüm İslami STK‘ları aşağılıyorlardı.
Şu adamın kurguladığı tezgaha uyup, yardım faaliyeti nasıl olur, bağış nasıl toplanır, STK’lar arası mal ve hizmet alımı nasıl olur bilmeden Türk Kızılay’ını itibarsızlaştırdılar. Yıllarca çadır sattınız edebiyatı çevirdiler. Çek senet mafyasının tezgahına düşmüş adamı Türkiye’nin en güvenilir adamı olarak listelerde tepelere çıkardılar. Arakan’dan Güney Amerika’ya, Sudan’dan Suriye’ye, Gazze’den Avrupa’ya kadar her afet bölgesinde yıllarca çalışan İslami STK’ların neler yaptığını bilmeden yalandan iki şişe su dağıtan Haluk Levent’in ahbap’ına kandılar. Size her şey müstahak da insan yine de üzülüyor. Bu adama kaptırılan paralar doğru derneklere gitse daha fazla hayır işlenecek, bu adam yüzünden Türk Kızılay itibarsızlaştırılmasa daha fazla kan bağışı toplanacaktı.
Ben ilk okulu memleketim Makedonya'da okudum. Ben okurken öğretmenlerimin eğitim anlayışı da, okuduğum ders kitapları da sosyalist Yugoslavya'dan kalmaydı. Devlet tabi laikti. Zaten okuduğum okulun yarısı Müslüman, yarısı Hristiyan'dı (diğer ilk okullar genelde sırf Makedon öğrenci alırdı.)
Ben ilk okuldayken genelde Türklerin sınıfları öğleden sonra olurdu. Dolayısı ile iftar vakti okulda girerdi. Okulda iftar açardık (genelde simit peynir yerdik). Öğretmenler izin verirlerdi iftar yapmamıza.
Tabi iftar saatini beklerken ilahi okuduğumuz olurdu. Okulda ilahi okuduğumuz programlar bile olurdu. Çoğu ilahiyi orada ezberledim. Solcu öğretmenler oruç tutmazdı, Hristiyanlar da elbette. Bir kere bile birinin okulun dersler arasında iftar açmamıza imkan sağlamasına ya da ilahili programlar yapılmasına tepki gösterdiğini görmedim. Bu bir arada yaşama kültürüdür çünkü. İnsanlar saygı ile bir arada yaşar.
Bu ilahiler benim okuduğum (ve doğduğum) şehir Ohri'de en az 5 asırdır okunuyor. Okunmaya devam edecek inşallah. Solcular bile bunu bir kültür olarak görürdü. Çocukların kültürü yaşatması da doğaldı.
Peki laiklik elden gitmedi mi? Hiç öyle bir şey diyen duymadım Makedonya'da. Çocuklar ilahi okuyunca yasalara dini referanslar mı giriyor? Dini ayrımcılık mı oluyor? Hristiyan arkadaşlarım ben ilahi okuyunca İslam'a mı giriyordu?
Laiklik insanların dinini ya da kültürünü yaşamasına engel olmamalıdır. Ramazan coşkusu ve ilahiler bu topraklara iz bırakmış, dindar olmayan bir insanı bile etkileyen kültürel olgulardır. İlahiler kötü şeyler öğütlemez... Laiklik kültürü ortadan kaldırmak ya da dindarları toplumsal boyutta silmek olamaz. Bunların tartışılması ve anlaşılması lazım...
Not: Ben daha geleneksel ilahileri severim ama bu ilahi de güzel dinliyorum...
İzmir’de yaşayıp “karanlığa teslim olmayacağız” dediklerinde aklıma önce elektrik kesintilerinden şikayet ettikleri geldi adjsjs
Kral siz önce asli ihtiyaçlarınızı giderin sonra milleti aydınlatırsınız.
Bu adam, batılı olsaydı dünyanın en önemli aktivistlerinden gösterilecekti, söyleşilere davet edilip yıllarca gündemde olacaktı, rol model gösterilip bütün dünyaya tanınacaktı. Ama O’nun adı Halid Nabhan’dı, Gazzeliydi ve İsrail bu sabah O’nu katletti.