@DisinOtesi 1. İlan Dikilinin en tepesinde olduğu için
2. Kooperatif tek tapu değil
3 Ev eksi kotta
4 ev eksi kotta
5 yaşlı bina her an kentsel dönüşüme girebilir
6 1+1 ve eski bina
İzmir Büyükşehir Belediyesinin mülküne çökme operasyonuna “neresinden bir bahane uydursak , nasıl kulp taksak”diye uğraşırken şimdi de 12 Eylül darbe hukukunun uygulamalarını gerekçe göstermeye başladınız.
Diyor ki sayın İzmir’in değil Vakıfların vekili; “Burası eskiden DGM mahkemesiydi. Dolayısıyla devletindi”
Defalarca açıkladık. Tüm belgeleri ortaya koyduk. Bu bina 1926’dan beri İzmir’in yerel yönetiminin. DGM oldu da, ne zaman ve nasıl oldu biliyor musunuz? 12 Eylül 1980 darbesinden sonra İzmir’in belediye başkanı da görevinden alındı ve yerine seçilmemiş biri atandı. Belediyenin bir sürü mülkünü o dönemde farklı kullanımlara verdiler. Bu binaları da DGM mahkemesi yaptılar. Bir süre öyle kullandılar. Ama darbeciler bile gizlice tapu dairesinden üzerlerine geçirmediler ve bu binalara böyle el koymadılar.
İnsanların aklını karıştıracak uydurma açıklamalar yapmayı bırakın ve sadece şu sorulara net cevap verin; Un fabrikası olduğunu herkesin bildiği bu binayı hangi vakıf yaptı? Tapuda bir şerh yokken, tamamen tertemiz bir tapuyken hangi hakla bu binanın tapusuna el koydunuz?
Gittiniz, bize, yani Büyükşehir belediyesine hiç bir bilgi vermeden, tertemiz %100 bize ait tapumuza hiç bir ahlaki ve hukuki ölçüye sığmayacak şekilde el koydunuz, yani çöktünüz. Şimdi de polis zoruyla tahliye için uğraşıyorsunuz.
Bu tapu ve mülkiyet ne belediye başkanına ait ne de başka özel bir kişi ve kuruma. İnsanları yalanlarınızla kandırmaya çalıştığınız gibi hiç bir başka kişiye veya kuruma da verilmedi. 2017 yılında dünya kadar emek ve parayla restore edildi ve o günden beridir “Meslek Fabrikası” olarak kullanılıyor.
Söylediğiniz bir başka yalan mahkeme kararları ile ilgili. Tapu dairesi üzerinden hukuksuzca üzerinize geçirdiğiniz mülkümüze dair hakkımızı aramak için açtığımız dava “DEVAM EDİYOR” henüz sonuçlanmadı. Bu kadar belge ve ispatla inanıyoruz ki dava lehimize sonuçlanacak ve hak yerini bulacak. Ama siz ne yapmaya çalışıyorsunuz, Alelacele binayı boşaltıp birilerine geçici olarak verip FİİLİ BİR DURUM YARATMAYA çalışıyorsunuz.
3 kez Yürütmeyi Durdurma kararı çıkarttık. Üçü de anormal hızlı bir şekilde kaldırıldılar. Bunun nasıl olduğunun takdiri kamuoyumuza aittir. Ancak dava henüz başında ve dava süreci sonunda ne karar çıkacağı belli değil. Bitmeyen davayı bitmiş gibi anlatmayın
Peki beyler, Sayın Vakıfların Milletvekilleri nedir bu aceleniz ve telaşınız. Hangi kurum kendine bir hizmet binası bulamıyor da buraya çökmeye çalışıyorsunuz? Vakıfların elinde bomboş ya da kira almadan birilerine kullandırdığı yüzlerce binaları varken niye Meslek Fabrikası?
Bu sizin yaptığınız düpedüz güç gösterisi ve bizim irademizi yok sayma çabası.
Peki biz bu belediye seçimlerini niye yaptık? İnsanlara seçme hakkını verirken ne düşünüyordunuz? Siz seçilmeseniz de seçileni çalıştırmayız nasılsa diye mi planladınız? Belediye başkanlarının epey bir kısmını görevden aldınız. Belli ki başkalarına da benzer müdahaleleri yapacaksınız.
Ne olacak bu işin sonu söyler misiniz? Siyaset sadece sizin iktidarınızdan mı ibaret olacak? Devlet sadece sizin partinizin mi devleti olacak?
Kabul sınırlarını aştınız. Bize had bildiriyorsunuz. Halkı fazla göz ardı ediyorsunuz.
Daha önce de söyledim, tekrar ediyorum
BEYLER YAPMAYIN ETMEYİN.. Bu iş böyle devam edemez
İBB özel kalem müdürü Kadriye Kasapoğlu da Tahliye oldu.🫶🏻
⚠️Kadriye hanım ile savcı arasında geçen diyalogu hatırlıyor musunuz?
Savcı : 2023’te ikinci el bir araç almışsınız. Bu araç 2022 yılında yurt dışına giriş çıkış yapmış.
Neden?
KK: Ne bileyim. Aracı ben 2023'te aldım
Savcı: Neden aracın sahibine 1.3 milyon TL gönderdin?
KK: Adamın arabasını aldım parasını gönderdim.
İBB davasının özeti bu işte.
Kadriye hanımı 309 gün cezaevinde tuttular.
Tek başına büyüttüğü çocuğundan uzak kaldı, babası demans oldu…
Bu Vebal boynunuzda olacak.
Tutuklu gazeteci İsmail Arı, cezaevinden seslendi:
• 30 yaşındayım; hayatım boyunca elde ettiğim, banka hesaplarıma yatan en büyük para, gazetem BirGün’den aldığım maaşım.
• Ben demiyorum bunu, MASAK diyor. İkinci sırada ise iki kitabım olduğu için Tekin Yayınevi’nden aldığım cüzi telif ücreti.
• Bunun dışında 2017’den bu yana hesaplarıma para gönderen yerli veya yabancı tek bir kurum dahi yok.
• Benim en fazla para gönderdiğim kişi ise annem. Tahmin edileceği üzere o da cüzi bir miktar. Bunu da ben demiyorum, MASAK diyor.
• Anayasa çiğneniyor. Anayasa’da “Basın hürdür, sansür edilemez” deniyor. Bir gazetecinin cezaevine tıkılması, Anayasa’nın bu açık hükmünün ayaklar altına alınması anlamına gelmiyor mu?
• Hem haber alma hakkınıza, hem de gazetecilere sahip çıkın.
• Beni bir beton yığınına da hapsetseler ben yazmaya, konuşmaya devam edeceğim. Çünkü ben gazeteciyim! Ve ben suç işlemedim.
• Burada, “susarsam çıkabilirim” demiyorum. “Daha çok yazmalıyım” diyorum. (Birgün)
en can alıcı zamanlarda, agırlıklı olarak ulusalcı tabanda gözlemlenen, iktidara yanlama, kontrollü muhalefete geçiş ve daha ileri giderek saf değiştirmelerin ana nedeni nedir acaba?