AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen:
Çin ile ticaret açığımız artık günde neredeyse 1 milyar avroya ulaştı. Çin, tedarik zincirlerimizin temel halkalarını kontrol ediyor.
Birçok kritik hammadde için bağımlılığımız %80'i aşıyor ve bazı nadir toprak elementleri için %90'a ulaşıyor.
Gördük ki bu bağımlılıklar baskı aracı olarak kullanılabiliyor.
Alkol Nedir?
Karbon, oksijen ve hidrojenden oluşan bir kimyasaldır.
Alkol sindirilir, oksitlenir ve karaciğer tarafından yakılır.
Alkol bir çözücüdür, tahriş edicidir ve ona uyarıcı denmiştir.
O bir antiseptik ve bir anesteziktir.
Birçok lekeyi, leke çıkarıcı olarak çıkardığı bilinmektedir.
İçilebilir formunda alkol, yatıştırıcı bir ilaçtır.
Alkolizm ise o ilaca olan bağımlılıktır.
Britanya kuvvetlerinin 1857 Hint Ayaklanması’nı bastırırken uyguladığı en korkutucu infaz yöntemlerinden biri, mahkûmların top ağzına bağlanarak ateşlenmesiydi. Bedenin parçalanmasına yol açan bu yöntem, Hindu inancında ölüm sonrası ritüeller ve kast düzeni nedeniyle ayrıca büyük bir korku yaratıyordu. Aynı kasttan kişilerle uygun biçimde gömülme ya da cenaze ritüellerinin yerine getirilmesi mümkün olmayabiliyordu. BBC’nin canlandırmasından alınan görüntüler, dönemin acımasız cezalandırma yöntemini gözler önüne seriyor.
Etyen Mahçupyan, Devlet Bahçeli'ye yönelik:
"Türkiye'de %5 oyu olan bir partinin lideri, neyin devlet projesi olduğunu söylüyor devamlı. Silah sanayi devlet projesidir diyor, nüfus hızının artırılması devlet projesidir diyor, Kürt meselesi devlet projesi diyor.
Devlet projesini tüm o siyasi yelpazenin içinde %5 oy almakta olan bir partinin lideri saptıyor. Bu normal bir durum değil ama bunun nasıl olup da böyle olabildiğini kimse sorgulamıyor.
Şu anda Devlet Bahçeli'nin de bir devlet projesi olduğunu söylüyorum. Onu temsil eden, onu taşıyan, onun sesini yükselten ve onun güvencesiyle konuşan biri Devlet Bahçeli." (Serbestiyet)
Alman sanayi şirketleri yüksek üretim maliyetleri, bürokratik engeller nedeniyle rekabet gücünü korumak amacıyla üretimlerinin önemli bir bölümünü ülke dışına kaydırıyorlar. Mercedes-Benz de bu şirketlerden biri ve Almanya'nın sanayisizleşme sürecine iyi bir örnek.
Mercedes, Almanya’daki tesislerinde bütçe kısıntılarına ve istihdam azaltımına giderken, üretim ağırlığını maliyetlerin çok daha düşük olduğu Macaristan’a kaydırıyor.
Mercedes, Temmuzdaki yıllık özel ödemeleri iptal ederken, haftalık çalışma süresinin ücret artışı olmaksızın 35 saatten 40 saate çıkarılmasını ve evden çalışmanın sonlandırılarak haftada 5 gün ofis zorunluluğu getirilmesini hedefliyor. Bu esnada Almanya’da kıdem tazminatı programlarıyla Mercedes'te 5.500’den fazla masabaşı çalışan ayrıldı. Ülkedeki üretim kapasitesi de %10 azaltılarak 900.000 araca düşürüldü. Rakipleri de aynı şekilde. Yaz başından bu yana VW 100.000, BMW 8.000, Porsche ise 5.000 çalışanı çıkartmayı planladıklarını duyurmuştu.
Mercedes, Almanya'da böyle küçülürken, Macaristan'daki fabrikanın kapasitesi 1 milyar Euroluk yatırımla yıllık 400.000 araca çıkarıldı. Burası artık Mercedes’in Pekin’den sonra dünyadaki en büyük ikinci, Avrupa’daki ise en büyük fabrikası konumunda.
Macaristan’da sanayide saatlik iş gücü maliyeti 15.60 Euro iken Almanya’da 49.50 Euro. Ayrıca yıllık çalışma sürelerinin daha uzun olması, fazla mesai esnekliği ve düşük hastalık izni oranları (%3’e karşı %8-10) %70 maliyet avantajı sağlıyor.
Daha önce sadece A-Serisi ve GLB gibi giriş modellerini üreten Macaristan'daki fabrikada artık C-Serisi’nin elektrikli versiyonu da üretiliyor. Gelecekte kompakt G-Serisi ve GLC modellerinin üretimi de buraya kaydırılacak.
Mercedes’in küresel araç satışları 2022’deki 2 milyon seviyesinden 2025’te 1.8 milyona geriledi. Çin pazarındaki sert fiyat savaşları nedeniyle bu ülkedeki satışlar ciddi oranda düştü. Şirket, 2027'ye kadar üretim maliyetlerini %10 azaltmayı ve toplam araç üretiminin %30’unu düşük maliyetli ülkelerde gerçekleştirmeyi planlıyor.
Çinli üreticilerin uygun fiyatlı ve yüksek teknolojili elektrikli araçlarla Avrupa pazarına girmesi de Mercedes-Benz’i köklü bir strateji değişikliğine zorluyor. Almanya'da artık birçok sanayi şirketi, Almanya’daki yüksek iş gücü ve enerji maliyetlerini bastırmak için çözümü Macaristan gibi Doğu Avrupa ülkelerinde arıyor. Bu durum Almanya’nın sanayi üssü olma konumunu zayıflatırken şirket içi gerilimler (yönetim vs sendika) artırıyor. Başta otomotiv olmak üzere sanayisizleşme hızlanıyor...
"Peru'da eski başkan Ollanta Humala, kara para aklama suçundan aldığı mahkumiyet kararının bozulmasının ardından cezaevinden serbest bırakıldı.
2011'den 2016'ya kadar ülkenin başında bulunan 64 yaşındaki eski devlet başkanı, Latin Amerika'nın büyük bir bölümünü lekeleyen Odebrecht yolsuzluk skandalına karışan dört eski Peru başkanından biriydi."
"Hukukun üstünlüğü mü,üstünlerin hukuku mu ?"
Patrikhane “din maskesi” kullanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını, egemenliğini ve milli birliğini hedef alan “hibrit” bir casusluk merkezidir.
Aytunç Altındal: Türkiye'nin bölünmesi kesinleşmiş bir plandır. Türkiye'yi ya moratoryum ya da bölünme bekliyor, ben bunu her yerde söylüyorum.
Hatta 1923'te alınan kararlardan biri de şuydu:
"Türkiye'ye 50 sene müsaade edelim. Bu dönem içinde Hristiyanlaşabilirse Hristiyanlaşsın. Hristiyanlaşmazsa, o zaman işlerini bitiririz."
2001'de Kemal Derviş diye bir adam geldi.
Tenis oynardı, pek sevilmezdi.
Ekonominin başına geçti.
17 ay görev yaptı.
15 günde 15 yasa çıkardı. BDDK güçlendirildi, MB bağımsızlaştı, bankacılık temizlendi.
10 sene ekmeğini yedik.
Derviş'i getiren hükümet seçimi kaybetti.
Gelen hükümet mirası devraldı, dokunmadı, meyvesini topladı.
Sonra lale devri. Krediyle büyüme, sıcak parayla şişme.
2014'ten beri düşüşteyiz.
5 yılda 6 MB başkanı değişti.
Faiz siyasi oldu.
Covid enflasyonu herkesi vurdu.
Dünya indirdi, biz indiremedik.
163 ülkede 3. sıradayız.
Arjantin ve Güney Sudan'la yarışıyoruz.
Tüm dünya faiz artırırken biz inadına indirdik.
Bu krizi biz kendi kendimize yarattık.
Bize daha çok tenis oynayan, monşer lazım.
Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı
kalın sopanın iki ucuna astığı
testilerle dereden su taşırmış evine..
Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış... Diğeri ise hiç kusursuz ve
çatlaksızmış; ve her seferinde bu kusursuz
testi adamın doldurduğu suyun
tümünü taşır, ulaştırırmış eve..Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden
çatlak olanı eve yarım, diğeri dolu olarak varırmış.
İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam
her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış...
Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Fakat zavallı çatlak testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.
İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:
-'Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar
akıp gidiyor..'
Adam gülümseyerek dönmüş testiye;
- 'Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç çiçek yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum..
Senin tarafına çiçek tohumları ektim..
Ve hergün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın..2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp,masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim' diye
cevap vermiş.
Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz .
Her birimizin kendine has kusurları vardır.
Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren..
Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin.. Onlardaki kusurları
değil, içlerindeki güzellikleri görün..
Alıntı