🔴⚫️ Eskişehirspor için Yazılıkaya’dan ilham alan harika bir konsept.
Midas Anıtı’nın binlerce yıllık geometrik Frig motifleri, formanın desenine taşınmış.
Tasarım: @blaronn
Günün, haftanın, belki de ayın en önemli haberi olmalıydı.
Maalesef birkaç mecra dışında haber bile olamıyorlar.
Bugün hayatını kaybeden Gazi Erdal Özdemir’in hikâyesini dinlemek ister misiniz?
Belki unutanlar, belki de bilmeyenler vardır. 24 Mayıs 1993’te içinde silahsız askerlerimizi (usta birliklerine giden) taşıyan otobüsün yolu PKK’lı teröristler tarafından kesildi. Otobüslerden indirilen askerlerimizin üzerine binlerce kurşun sıkıldı.
Eylemi gerçekleştiren terörist Şemdin Sakık’tı.
İşte orada 33 şehit verdik biz!
Gazi Erdal Özdemir, henüz gençliğinin baharında, 20 yaşındaydı. Vücuduna tam 7 kurşun isabet etti. “Öldü.” diye bıraktılar. Ama o, hayata bir şekilde tutundu. Ancak felç kaldı.
Gazi olduktan sonra hayatı boyunca zorluklarla mücadele etti.
Duyamadık, göremedik, derdini işitemedik…
Belki seslerini duyurabilir diye o hâliyle Güvenpark’taki eylemlere katıldı.
Bugün ise vefat haberi geldi.
Kimse farkında değil belki ama milletimizin üzerine ağır bir vebal yükleniyor.
Bu satırları yazarken kalbim acıyor. Allah bizi affetsin.
Nagehan Alçı: Bence medreseler eğitim verebilir. Medrese kültürü bu toplum için önemlidir. Bunu reddedemezsiniz, illegal hale getiremezsiniz.
Fatih Altaylı: Kendi çocuklarını Türk müfredatı ile bağlantısı bile olmayan Fransız Konsolosluk okulunda okutan Alçı'nın 'avama' medrese önermesi oldukça komik.
'Siz çocuklarınızı medreseye yollayın.' demek, 'Sizin çocuklarınız gelecek yarışında geri kalsın, bizimkilere rakip olmasın.' diyen bir elitist anlayışın eseri olabilir ancak.
Profesyonel futbolcu Aleksei Batrakov'un transferi konusunda futbolcu ve kulübü FC Lokomotiv Moscow ile resmi görüşmelere başlanmıştır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
KDV2 beyannamesinde tevkifatlı faturaları neden tek tek manuel giriyoruz?
Bu faturalar zaten GİB sisteminde mevcut. Yeni E-Beyan Sistemi, sistemi sorgulayıp tevkifatlı faturaları otomatik çekmeli ve KDV2 beyannamesini en azından taslak olarak dolu şekilde önümüze getirmeli.
Biz de sadece kontrol edip varsa düzeltmemizi yaparak onaylamalıyız.
Aynı veriyi tekrar tekrar elle girmek dijitalleşme değil, gereksiz iş yüküdür.
Galatasaray, mevcut yönetim anlayışıyla 4 Haziran 2024’ten bu yana masada güçlü değildi. Bugün sezonun ilk lig maçına Okan Buruk’un hiçbir transfer talebi karşılanmadan çıkmasıyla artık sahada da güçlü değil. Galatasaray’ı hem sahada hem masada güçsüz bırakan Başkan Dursun Özbek’i kameralardan kaçmak yerine kamuoyunun karşısına çıkmaya ve gerekli iletişimi sağlamaya davet ediyoruz.
Belirli bir plan çerçeve dahilinde yapılmadığı çok açık ortada İcardi gideli 1 ay oldu sezon başlıyor hala planımız var diyorlar. Sezon başlarken yapılan transferlerin doğruluğu bir yana bunu doğru planlama diye yedirmeye çalışıyorlar. Dua edin de ŞL fikstürüsü basit gelsin..
İcardi’nin karar verme süreci yapılcak transferlere engel oluyor kolpasının da yalan olduğu çıktı ortaya. Transferler hazır da İcardi beyin keyfini mi bekleyeceğiz diyorlardı. Görünün o ki dursun özbek prime(!) dönemine dönmüş Sneijder yemişti İcardi’yi yedi sırf yemek için.
Bu yasa Anayasaya aykırıdır.
Bu yasa üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş felsefesine aykırıdır.
Bu yasa 1923'ten bugüne laik hukuk önünde eşit haklara sahip tüm yurttaşları "Türk Milleti" potasında birleştiren ulus devletin genetiğine aykırıdır.
İstisna yasa olmaz. Tüm yasalar için geçerli olduğu gibi bu yasaya imza koyanlar da gerektiğinde millete hesap vermek zorundadır.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.