Neler gördü bu gözler ama yalan yok, yine de şaşırdım. Herkes “Üst mahkemeye yapılan itiraz sonucunda tahliye oldu” diye yazmıştı. Ama meğer gerçek başkaymış. Bizzat savcı, resen tahliye kararı vermiş.
Rasim Ozan Kütahyalı’nın özgürlüğüne kavuşmasından bahsediyorum. Bundan üç gün önce gece saatlerinde haberi düştü, o andan itibaren de belgesine ulaşmaya çalışıyorum. Sonunda buldum…
Cumhuriyet’te, Arka Bahçe’de yazdım 👇🏼
https://t.co/oF9nNNdHyY
"AKP'nin çeyrek yüzyılda ne kadar büyük başarılara imza attığını" bugün çok yerde göreceksiniz...
Ama oralarda size anlatılmayan bir gerçek hikaye var. Ve onu da biz anlattık👇🏼
Ve bu arada...
"Biz Bu Filmi Görmüştük" belgesel serisi Eylül'de yeni bölümleriyle Onlar'da olacak 🎞️
Bak güzel kardeşim, senin mesleğin ne bilmiyorum ama gazetecilik Mersin Limanı’nda yakalanan kokainle de ilgilenir, tarikatta istismar edilen 6 yaşındaki çocukla da, siyasetteki torpil ve rant çarkıyla da; hatta o “derin siyaset” anlattığın kafana fazla küçük gelebilir ama "Malazgirt’te 20 bin liralık kuruyemiş yiyen doktor"la da ilgilenir.
Çünkü gazetecinin işi, senin gibi koltuğa yaslanıp “Bunlar zaten 25 yıldır oluyor abi, neye şaşırıyorsunuz?” diye memleketin bütün rezilliklerini kanıksamak değil; olanı bulmak, belgelemek ve insanların önüne koymaktır.
Timur Soykan’ın hâlâ şaşırabiliyor olması siyaseti anlamadığını değil, ahlaki eşiğini kaybetmediğini gösterir. Asıl alay edilmesi gereken şey, yolsuzluğa, torpile, uyuşturucuya, çocuk istismarına baka baka “Ee, bunlar normal şeyler” noktasına gelip bunu da siyasi derinlik sanmaktır.
Ha bir de, Timur Soykan bunları evinde ring ışığını açıp webcam karşısında "abi ya, bro ya, derin siyaset abi ya" diye ahkâm keserek anlatmıyor. Yıllardır dosya okuyor, dava takip ediyor, insanlarla konuşuyor, belge çıkarıyor, haber yapıyor; bunun bedelini de her allahın günü adliyelerde geçirerek, karakollarda imza vererek ödüyor.
Gazeteciliği küçümseyip yerine saatlerce siyaset gevezeliği koyunca siyaset derinleşmiyor.
"Kardeşim yalnız o hareketi yanlış yapıyorsun" tayfa gerçekten çok kabak tadı verdi.
Şu Roblox açılsın artık, yeter.
Türkiye’nin konuştuğu İBB davasında ikinci celse başlıyor...
Peki, davanın ilk celsesinde neler yaşandı?
Avukatlar ve gazeteciler, 64 gün süren duruşmalardaki tanıklıklarını anlatıyor…
Gazeteci Melike Çapan’ın hazırladığı “Birinci Celse” belgeseli, 16 Ağustos Pazar Onlar YouTube kanalında…
Bu nasıl olabilir?
Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine göre, Temmuz-Ağustos ayı döneminde Türkiye’de kimse tutuklanmadı.
3 Temmuz – Tutuklu, hükümlü toplamı 433 bin 520
3 Ağustos - Tutuklu, hükümlü toplamı 433 bin 520
Bir aylık zaman diliminde tüm sayılar birebir aynı.
Hakkımda başlatılan soruşturma kapsamında Çağlayan Adliyesi’nde ifade verdim. Haftada 3 gün imza ve yurtdışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirleri uygulandı.
“Cendere” adlı kitabımızın yazım sürecinde, 2019’da SBK ile de görüşmüştüm. Zira SBK, kitapta yazdığımız bazı konulara dair bilgi ve belge sahibiydi; amacım onlara ulaşmaktı. Kitabın çıkmasının engellenmesi için bir tezgah sonucu @baristerkoglu ile birlikte tutuklandık. Buna rağmen hapisten çıkınca yine de yayınladık Cendere’yi...
İşte 2019’daki o buluşmada üstü kapalı bir para teklifi de almıştım. Elbette kabul etmedim, lakin o gün yaşananlar bu söyleşiye de yansıdı…
İşte SBK ile yaptığım söyleşiden, gazeteciler ile ilişkilerine dair bir bölüm…
Dik bayırlardan yokuşa, tuzlanmış nehirlerden kahpelere
Dik bayırlardan yokuşa iniyoruz. Şu sıralar taksiye biniyorum, evlendim ya iki kişi toplu taşımaya binmek saçma geliyor bazen, bir üçüncü de eklendi zaten. Toplasak aktarmalarla 400 TL’ye denk gelecek. Taksi 500 TL istiyor gideceğimiz yere. Hikayelerimde ismini geçirdiğim eski dostum Mert geldi, eşimle caddeye çıktık. Bakmayın “karım” derim normalde… Bizi götürecek taksi şoförünün adı Erdoğan’dı. “Ulan” dedim özgür olmanın gevşekliğiyle, parmaklarımın arasında salıncaktaki çocuk misali sallandırdığım sigarayı dudaklarıma götürerek “iptal mi etsek lan Erdoğan abiyi” dedim. Mert döndü gevşek gülüşüyle “Oğlum çok öncesinde doğmuştur belki” dedi. Beş dakika geçmedi Erdoğan abi geldi taksisiyle. Memleketimin garip halkı. İnsanın içi acıyor. Etinden et kopuyor. Öyle saf öyle hayatın içinde ki…
“Şu kırmızı beyaz evi gördün mü” dedi Mert. Hiç eksik etmem pantolonumun cebinden maphus tesbihimi. Yavaşça çekiyordum çifter çifter. “Hangi ev oğlum” dedim. “Servet düşmanı oldum ya böyle boğazın dibinde kocaman evi var Allah aşkına olur mu ya, kimindi ya burası” diye dövündü.
Köprüden atıl halde olan plaza da görünür. Durmaz ya Mert, konuştu, “Hala atıl, miras bölüşülemedi” diye. Çıktı şoför Erdoğan abi, “haram para abi bölüşemediler” dedi. Süzer Plaza’lar, nasıl oldu be güzel abim diyemedik. Sokaklardan geçiyorduk, caddeler uzuyordu da haramı helali ayırmayı bir türlü öğrenemiyorduk (!) Öfkelendim, tesbihimin ipleri yıprandı zaten, parmağıma doladığım kehribarlar çatlamaya başladı artık. Helali haramı ayırmak ne kadar zormuş be…
Dik bayırlardan yokuşlara iniyorduk. Bir haber haber gördüm (Haberden kafayı kaldıramıyoruz ki hanım da buna kızıyor arada bakmayın). “Yahu bu parti değiştirmek de moda oldu” dedim, bu kadar kolay mı siz insanları salak mı sanıyorsunuz? Mert’e döndüm, oturduk bir iki duble rakı içecektik. Tesbih elimde, sokakta kimsenin elinde tesbih görmemiştim.
Eğlenceli müzikler çalıyor. “Mert ha oyunu çalmışlar ha servetini çalmışlar” dedim. Dik bayırlardan yokuşa inen bir zamanda Haluk Levent dolandırıcı suç örgütü lideriyse aldığı oyla ruhunu devşiren nedir, kahpe midir örgüt lideri midir, aciz köpek midir?
Bir faniye yakışan tek şey onurlu bir ölüm değil midir?
Yaşasaydın, yaşamının önü Sıvas katliamı ile kesilmeseydi 77 yaşına girecektin babacım. Yine de iyi ki doğdun. Şimdi dizelerine sığınarak nefes alıyoruz. Hayatın boyunca toplum için sürdürdüğün adalet mücadelesine önce katillerin sonra da tüm ülke için devam ediyoruz. Seni seviyorum.
1- Hiç kimseyi taciz etmedim ve takip etmedim.
2- Sizin savcılarınız bile hakkımda takipsizlik kararı verdi. Haklılığım tescillendi. Gerçekler bu kadar.
3- Bu yalanı dile getiren herkes aşağılık, şerefsiz ve alçaktır.
4- Ben tetikçilerle değil onların iplerini tutanlarla uğraşırım.
5- Bir süredir ne tür işlerin peşinde olduğunu deşifre ettiğim Adalet Bakanı’nın gayrıresmi Basın Müşaviri Furkan Torlak… Daha önce grup seks ve uyuşturucu dosyasına adı karıştığı için Cumhurbaşkanlığı’ndaki görevinden istifa eden Furkan Torlak… Şimdi de elindeki yetkiyi defalarca yaptığı belaltı operasyonlar için kullanan Furkan Torlak…
Şimdi de tetikçileriyle beni susturabileceğini, korkutabileceğini, sindirebileceğini sanıyor.
Sizin ağababalarınıza teslim olmadım. Size hiç olmam. Cesaretiniz varsa kendiniz karşıma çıkın!
Sadece gazetecilik yaptığım için 75 gün cezaevinde tutuldum. Tek suçum bu ülkede gazetecilik yapmaktı.
Bu hukuksuz süreçte haber alma hakkına ve gazeteciliğe sahip çıkan herkese teşekkür ederim.
Hangi dağ efkarlıysa orada olmaya devam edeceğim. İyi ki varsınız
Gazeteci İsmail Arı, 71 gündür tutuklu. 71 gündür cezaevinde yerde yatıyor. Tek suçu, gazetecilik yapmak.
5 Haziran Cuma günü, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkacak. İsmail Arı'nın çağrısı var:
"Bir süredir 5 Haziran’daki duruşmama, savunmama hazırlanıyorum. Çok büyük bir hukuksuzlukla ve eziyetle karşı karşıyayım. 5 Haziran’da haber alma hakkınıza, gazeteciliğe ve demokrasiye sahip çıkmak için beni yalnız bırakmayın. Sadece kendimi savunmayacağım, aynı zamanda gazeteciliği savunacağım."
İsmail'i yalnız bırakmayalım.
Ayıp be Fuat Uğur. HBB'de anlattığın TKP/solculuk hikayelerinden, solculuğundan utanmıyorsun anladım. Keçecizade Fuat Paşa, Deli Fuat Paşa, Fuat Köprülü gibi isimlerle aynı isimleri taşıdığından da ar etmiyosun, onu da anladım. Artık 70'ine geldin yakışıyor mu yaştaki bir adama yeniyetme trolcülük. Yazık vallahi!.
“Ajan Faaliyetleri” adlı ayrı bir başlık açılan e-posta mesajında, Şule’nin “ulusal birlik ve kamu düzenine yönelik kasıtlı bir psikolojik harp faaliyeti yaptığından” şüphelenen kişi, gazeteci arkadaşımızın “temas halinde” olduğunu düşündüğü örgütleri ve istihbarat teşkilatlarını da yazmayı ihmal etmiyordu:
“Özellikle CIA, MOSSAD, MI6, DGSE, BND, PKK, FETÖ, DHKP-C, FETÖ ve benzeri düşmanca yapıların Türkiye’deki medya uzantılarıyla doğrudan ya da dolaylı temas içerisinde planlanıyor olma ihtimali güçlüdür.”
Adının “Ahmet Türkeş” olduğunu iddia eden “ihbarcı” vatandaşın e-posta mesajı devam ediyor ama bence yeter. Özetle hiçbir delil gösterilmeden, hedefteki bir gazeteci için klavyedeki tüm harflere basılmış. Normal bir ülkede, normal bir sistemde, normal bir devlette böylesi bir e-postanın daha ilk cümlede deli saçması olduğu düşünülür ve çöp kutusuna atılırdı. Ama burası Türkiye ve bakın neler oldu, oluyor...
Cumhuriyet’te, Arka Bahçe’de yazdım 👇🏼
https://t.co/lWNbuxiOHV
Mahpusluk olmasa sabahları kendime vakit ayıran biri değildim. Yaşadık artık birkaç kere, “Çay mı kahve mi demlesem” diye mutfağa yöneldim. Bileklerimizde kelepçeyle Çağlayan Adliyesi’nden Silivri’ye gittiğimiz günü hatırladım Selçuk abi.
Saatlerce bir şey içememiştik, “Çay mı kahve mi” diye sormuştun. Bir an önce koğuşa geçip kahve içmek istediğini söylemiştin. İşte sizi hep hatırlıyoruz.
(…)
Apar topar çıktım evden, tesbihimi ceketimin yan cebine iliştirdim hemen. Tutuklandığın ilk gün bir tesbih yollayacaktım sana, hâlâ yollayamadım. Alican Uludağ hep aklımdasın.
Sizi unutmadım ama İstanbulkart’ımı hep unutuyorum. Otobüse adımımı attığımda fark ettim. Arkamda insanlar birikti homurdanmalar başladı. Kenara çekildim. “Kare kod ile ödesene oğlum” dedim kendime.
İstanbulkart uygulamasını açtım telefonumdan. Olmadığı projeden tutuklu Iraz Bayrak, hep aklımdasın.
Apar topar indim otobüsten, ağabeyim ve Enes ile Silivri yoluna koyulmak için arabaya atladık. Arka koltuğa sigaramdan son nefesi çekerek bindim. Sırtımdaki çantayı yan koltuğa atacaktım ki avukatcübbesini gördüm. Avukatlık yaptığı için tutsak edilenler aklımızdasınız. Mehmet Pehlivan seni hep hatırlıyoruz. Behiç abi unutmadık…
(…)
Karargâha çevrilen Silivri’ye kart göstere göstere girdik. “Adam vurmaya gelsek böyle çevrilmeyiz” dedim. Çok da vururuz ya sanki… Hızlıca indim arabadan, çantamı sırtıma attım, kafamı kaldırdım, “Marmara Kapalı Cezaevi”. Tahliye olduğumda bırakıldığım yerdeydim yine. İlk gördüğüm insanlardan biri de İsmail Arı’ydı. Tutsaklar, esirler, Edirne’den Kars’a, hep aklımızdasınız.
Ordu’da Vali Tuncay Sonel ile sık sık karşı karşıya gelen CHP Ordu vekili Mustafa Adıgüzel’e göre işin Gülistan Doku dosyasında organize bir yapı var:
"Sadece cinayet değil organize örgütlü bir yapı var"
@aydinsule1@barispehlivan@muratagirel@timursoykan
https://t.co/eAPUkG6uRa