@idgoktas Sevgili Deniz,
Seni çok sevdik. Ulkenin gördüğü en sivil itaatsizlik eylemi için kendini özenle inşaa etmişsin, Ne güzel eylemişsin. Özgür günler için birlikte sevgili kardeşim. 🙏🏿🙏🏿🙏🏿
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
@idgoktas Bence sen bu yaşadıklarından güldürürken, düşündüren çok sayıda program yaparsın. Biz de güleriz, ağlanacak halimize. Yapabileceğim bir şey var mı? Son soru mesleki deformasyondan. İyi bak kendine bunlar da geçer
Türk tiyatrosunun asırlık çınarı, geleneksel tiyatromuzun büyük temsilcisi Zihni Göktay hocamızı ne yazık ki kaybettik. Onu tanıyan herkesin Zihni hocamızın insan sıcaklığı ve sevgisi ile nasıl özel bir değer olduğuna şahit olmuştur.
Eminönü Halkevi’nden yetişerek tam 53 yıl boyunca İBB Şehir Tiyatroları’nın yaşayan bir anıtı haline gelen ustamız, sahnelerimizdeki tuluat geleneğinin ve kavuklu ruhunun en görkemli ismiydi.
O; sadece üstün yeteneğiyle değil, vatanın her köşesindeki insana sanatı taşıma arzusu, halkın içinden hiç kopmayan mütevazı duruşu ve sahneye olan sarsılmaz sadakatiyle hepimize ilham oldu. Sanata, insana ve tiyatroya duyduğu o eşsiz sevgiyle, ömrünün son anına kadar sahnede dolu dolu, yürekten bir hayat yaşadı.
Türk tiyatrosunun kurucu babası Muhsin Ertuğrul ile bizzat çalışmış, onun yakın arkadaşı ve ekolün dev ismi Vasfi Rıza Zobu’nun tezgahından geçmişti. O, tiyatroyu “insanı insanla, insanca anlatma sanatı” olarak gören o eski, disiplinli ve ahlaki ekolün son neferlerindendi.
Mekanın cennet olsun Zihni hocam. İBB Kültür ve İBB Şehir Tiyatroları Ailesi olarak; bu tarifsiz acıyı derinden hissediyor, kıymetli ailesinin ve tüm sevenlerinin hüznünü yürekten paylaşıyoruz. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
#ZihniGöktay
Barış imzacısı hocamız Sibel Özbudun’un ve sevgili Temel Demirer’in NATO zirvesi bahanesiyle gözaltına alınması kabul edilemez. Sibel Özbudun ve Temel Demirer asla yalnız değildir, sürecin takipçisiyiz, onların ve tüm gözaltıların derhal serbest bırakılmalarını talep ediyoruz!
Çok zor bir hafta geçirdiğim için daha önce arayamadım veya yazamadım; üzgünüm.
Nedeni bilenlerin anlayışla karşıladığını, şimdi öğreneceklerin de anlayışla karşılayacağını ümit ediyorum +
İstanbul Bilgi Üniversitesi kayyımı, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Bülent Bilmez’in görevine son verdi
Bilmez yıllardır Kürtler, Aleviler, dil hakları ve azınlıklar üzerine çalıştığını belirterek “Bir akademisyenin araştırma alanı nedeniyle hedef alınması, akademik özgürlüğe açık bir müdahaledir” dedi
https://t.co/QSrfe2gkYc
Çağdaş Türkiye tarihi alanında farklı görüş ve düşüncelere sahip çalışmalara ve öğrencilere verdiği destekle tanıdığımız saygın akademisyen ve tarihçi Prof. Dr. Bülent Bilmez’in, Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümündeki görevine son verildiğini üzülerek öğrendim.
Bu yanlış karardan dönülmesini ve haksız uygulamanın son bulmasını temenni ediyorum.
After serving as a faculty member at Istanbul Bilgi University for twenty-one years, I was officially notified on 3 July 2026 that the university's trustee administration had terminated my employment.
Çok iyi yazı! Neresini alıntılasam eksik kalır:
''Buradaki en kritik nokta, Göktaş’ın tüm bu süreci, başına gelebilecekleri ve sistemin vereceği refleksleri net bir şekilde öngörerek yönetmesidir. Karşımızda sadece sezgileriyle hareket eden bir komedyen değil; attığı her adımı, kurduğu her cümleyi ve bu cümlelerin yaratacağı politik sarsıntıyı baştan hesaplamış, son derece bilinçli sosyalist bir perspektif durmaktadır. Dolayısıyla onun performansı, anlık bir popüler kültür çıkışı değil; muktedirin kodlarını iyi okumuş ve olası bedelleri göze almış entelektüel bir politik eylemdir.
Göktaş, her türlü sansür ve otosansür iklimine rağmen, sözünü esirgemeyerek ve bunu yüksek bir entelektüel ama bir o kadar da samimi bir dille yaparak “cesareti sirayet ettirme” misyonunu üstlendi. Sivil itaatsizlik sadece sokakta barikat kurmakla olmaz; bazen mikrofon başında, herkesin düşündüğü ama yüksek sesle söylemeye çekindiği bir çelişkiyi, dünyanın en doğal şeyiymiş gibi telaffuz etmekle de olur. Bu dik duruş, izleyicide bir arınma yaratmanın ötesine geçer. “O söyleyebiliyorsa biz de düşünebiliriz; o gülebiliyorsa biz de korkmayabiliriz” duygusunu yayar.
Korku, insanı yalnızlaştırıp evcilleştiren bir zindan yaratırken paylaşılan cesaret toplumsallaştırır. Göktaş’ın tutumu, kamusal alandaki o sinsi korku duvarına indirilmiş neşeli ve bilinçli bir balyoz darbesidir.
Eşitliğe ve adalete inanan bir perspektif, sanatı hiçbir zaman sadece bir ajitasyon aracı olarak görmez. Aksine mizah, toplumsal reflekslerin, dayanışma ağlarının ve eleştirel aklın diri tutulduğu organik bir alandır. Göktaş’ın performansı, sıklıkla düştüğümüz o “aşırı ciddi, didaktik ve buyurgan” dil tuzağına da muazzam bir alternatif sunar. Halka ders veren değil; halkla birlikte muktedirlerin acizliğine ve o devrilen arabanın çaresizliğine gülen bir söylem, gerçek anlamda demokratik ve samimidir. Bu samimiyet, izleyici ile sanatçı arasında hiyerarşik olmayan, tamamen yatay bir yoldaşlık ilişkisi kurar.
Sonucu etkileyen tam da bu bilinçli tercih. Deniz Göktaş’ın gösterisi ve sonrasında yaşanan toplumsal dalgalanma, bize mizahın estetik bir lüks değil, hayati bir politik ihtiyaç olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bergson’un katılıkları esneten toplumsal önerisi, Sanders’ın “arabayı deviren öküz”ü ve Bakhtin’in hiyerarşileri unufak eden “karnaval”ı birleştiğinde, en karanlık dönemlerde bile tünelin ucundaki ışığı görebilmemizi sağlar.
Bir kez o arabanın devrilebildiğini gören, kralın aslında çıplak ve gülünç olduğunu anlayan ve buna ortaklaşa gülen bir kitle, bir daha asla eskisi gibi uysallaştırılamaz. Deniz Göktaş’ın gösterisi, bu ülkenin kurak kamusal alanına bırakılmış neşeli, bilinçli ve eşitlikçi bir tohumdur ve o tohumun kamusal alana bıraktığı özgürleşme arzusu, her türlü baskı rejiminden çok daha kalıcı ve bulaşıcıdır.
'Araba devrilirken gülmek: Deniz Göktaş mizahı ve karnaval alanı'
Nesrin Karadağ,
4 Temmuz 2026
https://t.co/7UGJINqBCh
Biraz önce Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde Deniz Göktaş'ı ve meslektaşımız Av. Mehmet Pehlivan'ı gördüm. Her ikisinin de moralleri, keyifleri son derece iyi ve herkese çok selamları var. Deniz'e söylemek istediğin bir şey var mı diye sordum. Dedi ki "Keyfim çok yerinde, tahmin ettiğimden de iyiyim. Dünya Kupası'nı izliyorum. Burada en büyük problemim turnavanın az gollü geçmesi." Sordum, Arjantin'i destekliyormuş. Bu arada yeni bir podcast yazmaya başlamış bile.
Deniz'e mektup yazmak isteyenler için adresi:
Hatip mah. Mimar Sinan cad.
Karatepe Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü
Yüksek Güvenlikli Cezaevi
D Blok No:31
Çorlu / Tekirdağ.
Online mektup göndermek isteyenler https://t.co/pSka5w1Sn6 adresine göz atsınlar.
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#DenizGöktaşOnurumuzdur
Deniz Goktas, Charlie Chaplin' nin ruhunu, humorunu taşıyor. Suç işlemedi. Toplumun cok onemli bir kısmının sevgisini desteğini aldı. Deniz Goktas sanatcidir, masumdur.
Deniz Göktaş’ın Gözaltına alınması İfade özgürlüğüne ağır bir darbedir.
Son günlerde yaptığı stand-up gösterisi nedeniyle gündeme gelen ve bazı çevrelerce hedef gösterilen Deniz Göktaş, yurtdışından Türkiye’ye dönüşünde gözaltına alınmıştır. Türkiye’de ifade özgürlüğü ve protesto hakkına yönelik yargısal taciz ve idari kısıtlamalar sistematik bir pratik haline gelmiş, bu pratiğin sonucu olarak farklı görüşlere, fikir ve söylemelere yönelik tahammülsüzlük muhalif görüşleri bastırmanın bir aracına dönüşmüştür.
Farklı görüşlere yönelik bu yasaklayıcı ve sınırlayıcı politika, demokrasinin temeli olan çoğulculuk ilkesini ortadan kaldırmakta, fikir sahiplerini damgalamakta ve hedef haline getirmektedir. Bu bağlamda Deniz Göktaş’ın şiddet ve nefret içermeyen eleştirel söylemleri nedeniyle hedef gösterilmesi ve ardından gözaltına alınması açık ve keyfi bir uygulamadır. Göktaş’a yönelik bu yargı tacizinin derhal sonlandırılması ve serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
Deniz Göktaş'in "ölü deniz " videosu 9,3 milyon izlenmeyi geçti.
ODTÜ yıllarını, ODTÜ Sinema Topluluğu’ndaki deneyimlerini ve kampüs yaşamının stand-up’ındaki politik dili nasıl şekillendirdiğini anlattığı videoyu da izlemek ister misiniz?
https://t.co/ATTFIgTD4l