Hakkında soruşturma açılınca yurda dönen Deniz Göktaş, kaçma şüphesi nedeniyle tutuklanalı 2 gün; İstanbul'da telefon çalarken yakalanan ve 470 suç kaydı olan hırsız adli kontrol şartıyla serbest bırakılalı birkaç saat oldu
‼️Fatih Altaylı, Deniz Göktaş olayı konuşulurken arka planda kalanları yazdı:
⭕️Biz Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını, Kayyum’un zorla kendisi ile görüşmesini konuşurken “hamisi” olduğumuzu söyledikleri Suriye, karasularındaki hidrokarbon rezervleri için Amerikan, Fransız ve Katar şirketleriyle anlaşma imzaladı.
⭕️Suriyeliler için yıllar boyu tahminen 100 milyar dolardan fazla para harcayıp, iç barışını tehlikeye atan Türkiye’ye zırnık koklatılmadığını konuşamadık.
⭕️Kimi haklı, çoğu haksız ithamlarla dolu AB raporunu konuşamadık.
⭕️Silivri’deki duruşmaların en önemli iki savunmasını ve mahkeme salonunda olanları konuşamadık.
⭕️Oda TV’nin gündeme getirdiği, ancak ben ve Sözcü gazetesi sorunca Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yalanlanan Aselsan’ın Amerikan fonlarına satışı işini konuşamadık.
⭕️Bırakın bu yüksek mevzuları, Haziran ayı enflasyonunun düşük çıkmasını ve bu nedenle memur zamlarının da düşük kalmasını bile konuşamadık.
⭕️Tabii iktidara yakın medya
Oktay Saral’ın söylediği konuları da konuşabilir, hiçbir mahzuru yok ama onlar da konuşulamadı.
Daha pek çok önemli konu bu hengamede konuşulamadan gündemden düşüp gitti.
CHP lideri Özgür Özel:
"Bahanelerle, engellemelerle, efendim 'Sorduk, kurultay yapamıyoruz' gibi yaklaşımlarla karşı karşıyayız. Tedbir kurultaya engel değildir, aksine sonuç doğuracak bir tedbir kararı uygulandı, uygulanmamalı, derhal kurultay yapılmalıdır."
"Türkiye'de kamu hukuku ve seçim hukuku alanında önde gelen 34 profesör ve doçentin yayınladığı metinde; tedbir kararının kurultay yapmaya engel olmadığı, aksine hızlı bir kurultayı gerektirdiği söylendi."
https://t.co/8JjzhpHq3P
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. İki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
Mansur Yavaş’tan Melih Gökçek’e sert sözler: “Ankara’nın parası oğlunun futbol hevesine gitti!”
“Oğlu boş gezmesin diye, ihale vermek suretiyle belediyenin büyük bir gelirini Osmanlıspor’a vermiş.
Biz gelir gelmez bu kamu zararını şikayet ettik.
Takipsizlik verildi.”
“Ben gittim, oturdum karşımda bir ekran açık ama 'Adalet mülkün temelidir' yazmıyor. Bir ofis orası böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı bir tane kahve makinesinden anladım Savcı Beydi o”
+ Savcı: Ya Fatoş, şimdi sen ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen, bu adamlar sana kumpas kuracak demedin mi? Konuşmadın sen. Verecektin ifadeni, gidecektin.
- Ama Sayın Savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım.
+ Bak, şimdi sen git, eşyaları topla. Ben sana Çağlayan'dan araba göndereceğim. Geleceksin, burada bana ifadeyi vereceksin. Çocuklarına gidersin.
- Savcım, ben yine de ifade veririm, vermemi istiyorsanız. Bir avukatıma sorayım.
+ Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bir kafayla daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi?
- Evet.
+ Velayetleri sende mi?
- Evet.
+ Senin çocukların reşit de değil, değil mi?
- Değil.
+ E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını.
Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Biraz insanlığınız, biraz vicdanınız kaldıysa bu insanların yaşadıklarına kulaklarınızı kapatmayın.
@kilicdarogluk Çok ilginç. Bu paylaşımı 1.4 milyon kişi görmüş 3.300 kişi beğenmiş. Demek ki en iyi şartlarda destek oranı %0.23. Bunun yarısı da CHP’nin rakibi olan partiler olsa %0.11. Yani kabaca doğrudan destek oranı binde bir. Olay net.
Ve Tom Barrack nihayet, ABD’nin ölümcül hedefini açıkladı. Şimdi anladınız mı ABD’nin projesini? Komisyon’a katılan partiler anladınız mı?..
Bak, ne diyor Barrack:
“Türkiye’de başlayan süreç, Kürtlerin yaşadığı 4 büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkan tanıma fırsatı…”
Şehir ve özel hastanelerine karşı direnen Çapa ve Çerrahpaşa’nın hikayesi:
Yoksula da zengine de eşit hizmet veren, günden güne ne acıdır ki bitirilmeye çalışılan üniversite hastanelerinin durumuna baktım. Öyle böyle değil önemli bir konu ama buralara sıra gelemiyor.
Deprem riski gerekçesiyle yenileceği iddia edilen iki köklü araştırma hastanesi Çapa ve Cerrahpaşa; yıllardır bitmeyen inşaatlar, belirsiz projeler, farklı semtlere dağıtılan klinikler ve aksayan tıp eğitimiyle kaderine terk edildi.
Çapa’da tek kampüs beş ayrı bölgeye dağılmış durumda. Ameliyathaneler, yoğun bakım üniteleri Esenyurt’a taşınıyor.
Cerrahpaşa’nın bazı birimleri Yeşiköy’de sahra hastanesi olarak planlanan Prof. Dr. Murat Dilmener Hastanesi’ne taşındı.
Cerrahpaşa’nın ana kampüsü ise uzun bir süredir çevrilmiş şantiye sahaları görünümünde.
Liyakat düştü, aymazlık alkışlandı…
Meclis’teki o cümle var ya…
Bir ülkenin tüm çürüme hikâyesini tek nefeste özetliyor.
“Binlerce genç işsiz gezerken, liyakatsiz atamalar yapıyorsunuz” deniyor…
Ve karşıdan gelen yanıt şu:
“Utanmıyoruz, yaptığımız işten gurur duyuyoruz.”
İşte tam burası, mesele artık siyaset değil.
Bu, bir kafa yapısının vicdanla yollarını ayırdığı andır.
Bir ülkede en temel soru şudur:
Hak eden mi kazanacak, yoksa yakını olan mı?
Ve bu soruya “gurur duyuyoruz” diyerek cevap vermek,
her şeyden önce topluma, adalete ve gençlerin hayallerine karşı yapılan ayıptır.
Bu memlekette yıllarca gece gündüz çalışıp sınava hazırlanan çocuklar var…
Hayatı boyunca tek torpili kitap olan gençler var…
Babası tanıdık değil diye kapıdan çevrilenler var…
Onlara söylenen cümle ne biliyor musunuz?
“Gurur duyuyoruz.”
Hadi utanmamayı anlarım; siyasette yüz kalınlığı artık bir meziyet sayılıyor.
Ama buna “gurur” demek başka bir şey…
Bu, “Liyakatı rafa kaldırdık ve bunu da size ilan ediyoruz” demektir.
Bu, “Bu ülkenin gençlerine borçlu değiliz” demektir.
Bu, “Emeğin değil sadakatin değerli olduğu bir düzen kurduk” itirafıdır.
Ve sonra herkes şaşırıyor:
“Neden beyin göçü var?”
“Neden gençler bu ülkede kalmak istemiyor?”
Neden olacak?
Çünkü karşılarında birileri çıkıp, en çıplak haliyle şunu söyleyebiliyor:
“Sınavsız, mülakatsız atama yapıyoruz ve bununla gurur duyuyoruz.”
Burası artık normalleşmiş bir sorunun değil,
normalleştirilmiş bir ayıbın fotoğrafıdır.
Kimse kusura bakmasın…
Utanmamak ayrı bir tercih olabilir,
ama utanılacak bir şeyi “gurur” diye pazarlamak
bu ülkeye yapılmış en büyük haksızlıklardan biridir.
Gurur duyulacak tek şey, gençlerin emeğini koruyan sistemdir.
Geri kalan her şey, tarih karşısında sadece bir not olarak kalır:
Liyakat düştü, aymazlık alkışlandı
ABD Büyükelçisinin karın ağrısının nedeni, M.Kemal Atatürk ve onun kurduğu üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti'dir; Türk Ulus Devleti'dir.
ABD Büyükelçisi Barrack, "Ulus devletler 1919'dan beri bizi engelliyor," demiş. Eğer bunu da dediyse her şeyden önce Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğindeki Türk Bağımsızlık Savaşı'nı, onu tamamlayan Lozan Barış Antlaşması'nı ve ardından kurulan tam bağımsız, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türk Ulus Devletini kastediyor.
ABD Büyükelçisi Barrack aslında haklı!
Evet, 1919'da Atatürk'ün önderliğinde örgütlenen ulusal direniş ve kazanılan Türk Bağımsızlık Savaşı, ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması ve sonrasında kurulan üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ABD emperyalizminin bölgedeki planlarını engelledi. Oysa ne hayalleri vardı dönemin ABD Başkanı W.Vilson'un! 15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgal planlarının içinde yer almış, İtilaf devletlerinin İstanbul'un işgali ve hatta Türklerin İstanbul'dan atılması, Anadolu'nun parçalanması projelerine bel bağlamış. Türkiye'yi paramparça eden Sevr Antlaşması'nın hazırlık sürecinde bulunmuş, hatta Sevr Antlaşması'na göre Doğu Anadolu'da kurulması planlanan Ermenistan Devleti'nin sınırlarını bizzat çizmişti. Sevr'e göre Anadolu'da kurulması planlanan Ermenistan'ın hemen güneyinde aşamalı olarak bir Kürdistan Devleti kurulacaktı. İzmir ve Ege'nin önemli bir bölümü ile Doğu Trakya Yunanistan'a bırakılacak, İstanbul ve Boğazlar, içinde ABD'nin olduğu bir Uluslararası Boğazlar Komisyonunun yönetim ve denetimine bırakılacaktı.
İşte 1919 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün örgütlediği ulusal direniş, kazanılan Türk Bağımsızlık Savaşı ve ardından imzalanan Lozan Antlaşması (kapitülasyonların kaldırılması, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve yeni Türk devletinin tescili) bu emperyalist planı yerle bir etti.
Atatürk'ün tam bağımsız, üniter ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurması ve Türk Ulus Devleti'nin bir model olarak bölgeyi ve dünyayı etkilemesi, emperyalizmin tahtının sallanıp yıkılması,evet emperyalizmi engelledi.
ABD Büyükelçisi Barrack haklı! 1919'dan beri ulus devletler onları engelliyor. Bu nedenle de ulus devletleri yıkmaya çalışıyorlar.
Ve devleti yönetenler çıkıp, kendisini sömürge valisi zanneden bu Büyükelçiye tek söz söyleyemiyor.
Nedeni çok açık değil mi?
Kamu kurumları yöneticilerinin elektronik imzalarını kopyalayarak sahte diploma ve sürücü belgesi düzenleyen 199 kişinin yargılandığı davada tutuklu olan 5 sanığın tahliyesine karar verdi.
Böylece, davada tutuklu yargılanan sanık kalmadı!
“İnsan hayatını neye adar” sorusunun yanıtını çok erken buldum ben.
Gelecek güzel günler için mücadeleye ve elbette aşka.
Çok şükür ben kavgama omuz verecek, sevdamı büyütecek, her zaman yanımda olacak o aşkı da çok erken buldum.
27 yılımı yani ömrümün yarısını eşim Ayşen’le geçirdim.
Aynı mahallede büyüdük biz. Birbirimize gönlümüzün düşmesi çocuk yaştaydı. Büyüdük, el ele verdik, Gezi Parkı’nın içindeki evlendirme dairesinde kıydık nikahımızı.
El ele verdik, bir hayatı beraber kurduk.
El ele verdik, nice badireler atlattık.
El ele verdik, her gün güçlendik.
Düştüğümüz de oldu elbet, birbirimizi kaldırdık. Devam ettik.
Biz hep yan yana yürüdük.
Varlıklarına her gün şükrettiğim üç kız evladımız oldu.
Bugün evlilik yıl dönümümüz.
Dışarıda da olsam bugünü beraber kutlayamazdık muhtemelen. Ben Beyoğlu için koşturmaya devam ederdim. Ama Ayşen bir kez olsun yüzünü asmazdı. Mücadelemin en güzel ortağı o çünkü.
50 gündür ayrıyız.
Ama insan gözünü kapattığında her yerde olabiliyormuş. Bunu hücremde öğrendim.
Gözümü kapatıyorum, ailemin yanındayım.
Gözümü kapatıyorum Ayşen’imle el eleyiz yine.
Evlilik yıl dönümümüz kutlu olsun Ayşen.
Bana kattığın her şeye, evlatlarımızı böylesi güzel yetiştirmene, dimdik duruşuna minnettarım.
Biz el ele olduktan sonra bugünler de geçecek biliyorsun. Hasretle sarılıyorum.
İnan Güney
Silivri Zindanı
Burası AKP Milletvekili Cantürk Alagöz’ün Giresun’daki madeni
Madenin kimyasal atık havuzu yağmurun etkisiyle taştı. Kimyasal atıklar toprağa ve dereye karıştı
Bakanlık, Valilik çevre katliamını izlemekle yetiniyor. Harşit Vadisi zehirleniyor. Buna ne zaman dur diyeceksiniz?
TBMM’de söz verdiler: ‘Zeytinler kesilmeyecek, taşınacak.’
Doğru!
Akbelen’de öyle bir ‘taşınıyorlar’ ki…
Videoyu izleyin: kökünden, toprağından, hayatından sökülüyor.
Bir daha geri dönememek üzere ‘muhteşem’ taşınıyor!