11 Nisan 2026 tarihinde Menzil köyü’nde, yatsı namazı çıkışında Elhüseynî ailesi mensuplarından Seyyid Metin Elhüseynî, bir grubun menfur saldırısına uğramıştır.
Ehlibeyt’e yönelik gerçekleştirilen bu saldırıyı tel’in ediyor; kendisine acil şifalar diliyoruz.
MENZİL ’DEKİ BUHARA EVLERİ’NDE NELER OLUYOR?
Buhara Evleri, Menzil’de zamanla ziyaretçi sayısının artmasına binaen inşa edilen bir konaklama projesidir. İnşa edildiği günden bu yana ziyarete gelen misafirlerin rahat ve huzurlu bir şekilde konaklamalarının yanında önemli hayırlara vesile olmuştur. Ülkemizin yakın tarihinde gördüğü en büyük afetlerden olan 6 Şubat depremlerinde depremzedelere sıcak bir yuva, küresel salgın sürecinde ise talebeler için bir medrese olmuştur. Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri özellikle bir medrese gibi hizmet vermesinden duyduğu memnuniyeti şu sözlerle ifade etmişlerdir: “Bu ilim hizmetinin ecri Buhara Evleri’ne yeter.”
Güzel niyetlerle inşa edilmiş ve önemli hizmetlere vesile olmuş bu yapılar iki buçuk yıldır her alanda yapıldığı gibi ele geçirme hırsıyla iftira ve ithamlara malzeme edilmiştir. Büyüklerimiz, bütün bunlara her zamanki gibi sabretmiştir. Lakin son zamanlarda yalan ve iftiraların ulaştığı boyut ile kardeşi kardeşle karşı karşıya getirmeye çalışanların verdiği zararlar nedeniyle kamuoyuna doğru bilgiyi ulaştırma sorumluluğu ortaya çıkmıştır. Bugün Buhara Evleri ile ilgili yapılan yanlışları dile getirmek ve “Menzil’deki Buhara Evleri’nde neler oluyor?” sorusuna cevap bulmak için bu açıklamayı yapmak zaruri hale gelmiştir.
#menzil #tasavvuf #tarikat #buharaevleri
Madem linçleniyor, biz de dökelim hakikati ortaya;
O, Gavs-ı Cihan hazretlerinin sırdaşı,
Gavs-ı Nizam hazretlerinin yoldaşıdır.
Bizlerin ise Ahmet abisidir.
Dünyayı elinin tersi ile itti, kendisini maşukunun ayakları altına serdi.
Sıdk ile yoluna devam ediyor.
"Dört kardeşiniz olarak bizler, Allah’ın (c.c.) emri üzere şeriat-ı garraya uygun bir çözüm için, siz Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni [ @HasemiErol ] abimizi, rahmetli babamızın (k.s) hanesinde bir araya gelmeye davet ediyoruz."
Of ilçemizde dijital konforu ve memleket bağını güçlendiren iki güzel hizmeti hayata geçirdik 🌊📶
🔹 Ücretsiz Wi-Fi hizmetimizle hemşehrilerimiz kamusal alanlarda internete kolayca erişebiliyor.
🔹 Şehir Kamerası uygulamamızla ise gurbette memleket hasreti çekenler, Of’umuza anlık olarak bağlanıp özlemlerini bir nebze olsun giderebiliyor.
Of ile başladık. Yakında tüm ilçelerimizde… 😉
Uyanık ve gayret içinde olup nefse, şeytana ve deccâle uymayalım, çaputtan adam olmayalım. Allah, din, mürşid tarafını tutup onlara uyup rıza gösterelim ki Cenâb-ı Hak da mürşid de bizim çabalarımızın arkasında olsun.
MENZİL MEDRESELERİNİ KİM BOZMAK İSTEDİ?
Menzil, yarım asırdır gerçekleştirdiği ilim ve irşad hizmetleriyle gönüllerde yer edindi. Bu hizmetler Gavs-ı Cihan Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni kuddise sırruhû hazretlerinin asla taviz vermediği üzere; şer’i şerif, sünneti seniyye ve tasavvuf adaplarına uygun olarak yürütüldü. Zira “Medresemiz din-i İslam’ın temelidir. Çok dikkatli olacaksınız. Biz medreseyi kuruyoruz, siz de sahip çıkacaksınız.” buyurmuştu.
Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra ise O’nun büyük bir hassasiyet ve özenle yürüttüğü hizmetler ele geçirme hırsıyla tarumar edildi. Özellikle Ümmet-i Muhammed’e (s.a.v) en güzel şekilde ilim öğretecek, hizmet edecek alimlerin yetiştiği Menzil medreselerine şahsi emeller için zarar verildi. Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretlerinin medreselere verdiği emekler hiçe sayıldı. Yönetme hırsı ve çeşitli kişisel ihtiraslarla verilen zararlar farklı kılıflar ve yalanlarla sosyal medyaya günbegün servis edildi.
Bütün bunlara karşı büyüklerimiz iki yıl boyunca sabrı telkin ettiler. Maalesef itham ve iftiralar o kadar arttı ki kamuoyuna doğru bilgiyi ulaştırma sorumluluğu ortaya çıktı. Bugün medreselerin kıymetini izah etmek, yapılan yanlışları dile getirmek ve “Menzil Medreselerini Kim Bozmak İstedi?” sorusuna cevap bulmak için bu açıklamayı yapmak zaruri hale gelmiştir.
#menzil #tasavvuf #tarikat
“Bu medreseler, dini İslam'ın temelidir. Bizim medreselerimiz bozulmayacak, bizim medreselerimizi, bozdurmayacaksınız. Benim evlatlarım dahi olsa karışmayacak kimse. Eğer ki sisteme uymazlarsa biz kendimiz müdahale edeceğiz. Sana birisi bir şey derse Seydamızın emri vakisidir diyeceksin.”
Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû
Rahmetli Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni kuddise sırruhû hazretleri, bu sözleriyle adeta bir vasiyette bulunmuştu. Ahirete irtihalinden birkaç yıl önce, medreselerin idare vazifesini yürüten hocamızı arayarak yaptığı bu uyarı, o an için tam manasıyla idrak edilememişti. Ancak onun vefatından sonra yaşanan gelişmeler, bu sözlerdeki hikmeti herkes için açıkça gözler önüne serdi. İlim müesseselerini koruma gayretinin ne denli isabetli ve gerekli olduğu bugün daha iyi anlaşılmış oldu.
Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretlerinin çok önemsediği, adeta üzerine titrediği medreselerde nasıl bir eğitim veriliyordu, kaç talebesi vardı?
Eğitim modeline ilerleyen dakikalarda daha detaylı değinilecektir. Burada kısaca tarif edecek olursak; ortaokul çağındaki talebeler için temel din eğitimi ve hafızlık; lise ve üniversite çağındaki talebeler için klasik usul İslami ilimler tedrisi hem yurtiçi hem de yurtdışında yapılmaktaydı. Bu kapsamda; yurtiçindeki 14 hafızlık kursunda 684 talebe, 13 medresede 1386 talebe; Avrupa’daki 4 medresede 122 talebe; Ürdün ve Kırgızistan’daki medreselerde ise toplam 90 talebe eğitim görüyordu. Üstelik yatılı olarak verilen bu eğitimler karşılığında talebelerden hiçbir ücret alınmıyor, hatta ihtiyaç sahibi olanlara aylık harçlık veriliyordu. Dünyanın anlam krizine doğru sürüklendiği bir zamanda rahmetli Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri ilim aşkıyla büyük bir atılım gerçekleştirdi. Gavs-ı Cihan hazretlerinin ahirete irtihalinden kısa bir süre önce talebe sayısı 3.000’e yaklaşmıştı. Bu durumdan duyduğu memnuniyeti “3.000 de olur, 5.000 de olur, 10.000 de olur. Çalışırsak hepsi olur.” şeklinde ifade buyurmuşlardı. İlim yolunda sarf edilen bu halis gayret herkes tarafından takdirle karşılanıyordu.
Bu noktada Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretlerinin “medreselerimizi bozdurmayacaksınız” buyurmasının hikmeti nedir? Bozmaya çalışanlar ya da memnun olmayanlar mı vardı?
Gavs hazretleri medreselerinin ve talebelerinin sayısının artmasını, ilim ve irşad hizmetlerinde şer’i şerifi bilen alimlerin ön planda vazife almasını istiyordu. İrşadının yaklaşık son 20 yıllık bölümünde ilim hizmetlerinin yönetimini verdiği mahdumu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ise O’nun bu isteği doğrultusunda, medreselerin örnek şahsiyetlerin yetişeceği kurumlar olması için gayret gösteriyordu. Ancak S. Muhammed Saki Elhüseyni talebe sayılarının çok fazla olduğunu düşünüyordu. “Bu hocalar başımıza bela olacaklar” gibi söylemlerde bulunuyordu. Bu düşüncelerinin sonraki süreçte de değişmediği yapmış olduğu konuşmalardan anlaşılmaktadır.
Bunun yanında birçok konuda olduğu gibi Menzil Külliyesi’nin ve özellikle Kasrik Külliyesi’nin inşa edilmesine de itiraz etmişti. Ayrıca S. Muhammed Saki Elhüseyni medrese sistemini sıkça eleştiriyor; zaman zaman itiraz ve müdahalelerde bulunuyordu. Bu eleştiriler ve müdahaleler zaman içinde birikmişti ve Rahmetli Gavsımız “Benim evlatlarım dahi olsa karışmayacak kimse.” buyurmuştu. Bu sözlerinin hikmeti ahirete irtihalinden sonra çok daha iyi anlaşıldı.
Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra medreselerle ilgili neler yaşandı?
Kamuoyunun takip ettiği üzere S. Muhammed Saki Elhüseyni’nin, Gavs-ı Cihan hazretlerinin ahirete irtihalinden önce birtakım hazırlıklar yaptığı anlaşılmıştı. Defin gününden bir gün sonra yeni bir vakıf ve yayınevi Cübbeli Ahmet olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü tarafından duyuruldu. İlan edilen vakıf ve yayınevi markaları için 24 Haziran 2022’de tescil başvurusu yapıldığı görülmektedir. Bu tarih göz önüne alındığında vefattan en az 1 yıl önce başlatılmış bir sürecin varlığını anlamak zor değildir. Bunun yanı sıra S. Muhammed Saki Elhüseyni 10 madde yayınlayarak mürşidi ve babası olan zatın irşad dönemini eleştiriyor ve yanlışları düzelteceğini iddia ediyordu. “Gavs hazretleri öldü, vakfı onunla birlikte gömüldü.” yaklaşımıyla sert söylem ve eylemler başladı. Bu sert söylem ve eylemlerin medreselere, hocalara, talebelere ve ilim ortamına verdiği zararlar maddeler halinde anlatılacaktır.
a) Medreselerde çift başlılık çıkarıldı. S. Muhammed Saki Elhüseyni, Semerkand uhdesinde medreselerin yönetim faaliyetlerini yürüten Halidi Maarif Kurumları’nı yok sayarak medreselerde kendisine müntesip idarecilerle çift başlılık çıkardı. İntisap fark etmeksizin tüm müderrislerin istişaresi ve idarenin onayıyla talebelerin izinlerini tamamlamasına karar verilmişti. Ancak bu kararı S. Muhammed Saki Elhüseyni bir vehimle yanlış yorumladı. Akabinde kendisine müntesip idareciler üzerinden tatile giden talebelerin medreselerden kovulacağını ilan ettirdi. Verilmiş ya da devredilmiş herhangi yetki olmamasına rağmen bazı medreselere el konuldu, kendilerine müntesip olmayan talebeler, hocalar ve idareciler kovuldu. Öyle ki bazı medreselerde kendileri eğitime devam etmedikleri gibi Semerkand’ın ilim hizmetlerine devam etmesini de engellediler. Bunun en bariz örneği 2 yıldır boş duran İstanbul’daki Buhara kursudur. Bunun yanı sıra Ürdün’de en başarılı talebelerin eğitim görmesi için Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni tarafından büyük emek verilerek kurulmuş olan medreseye, Serhendi tarafından resmiyetin kendilerinde olması bahane edilerek el konulmuştur. Talebeler, polis çağırma tehditleriyle medreseden atılmıştır. Böylece Elhüseyni ailesinin mensuplarının bile Ürdün medresesinde kalmalarına mani olunmuştur.
b) Avrupa’daki medreseleri şikayet ederek bir medresenin kapanmasına neden oldular. Yönetme hırsında ölçü o kadar aşıldı ki, nüfuz edilemeyen yerlerin kapatılmasında bir beis görmediler. Bu hırsla Avrupa’daki medreseler resmi otoritelere kendi elleriyle ihbar edildi. Üstelik bu ihbarı yapanlar çok çirkin bir şekilde; ilim talebeleri hakkında “bu kursta radikal İslamcılar yetiştiriliyor” şeklinde gayrimüslimlere şikâyette bulunmuşlardır. Bu sebeple Avrupa gibi bir yerde, gurbetçilerin evlatlarına hizmet veren ilim müesseselerinden birisi kapatıldı. Diğer medresede ise şikayetlerden dolayı resmi makamlardan “yaş sınırı uygulaması” kararı çıktı; bu nedenle yaşı tutmayan talebeler medreseden ayrılmak zorunda bırakıldı. O süreçte yaşanalar hakkında medrese yönetimi tarafından öğrenci velileri bilgilendirilmiştir.
Bu kötülüğü yapanların tek motivasyonu “Onlara kalacağına gavura kalsın” yaklaşımıdır. Bu yaklaşım S. Muhammed Saki Elhüseyni’nin sürecin başında Menzil medresesiyle ilgili defalarca “Beni sıkıştırırsanız medreseyi kapattırırım; ya resmi ya da gayri resmi…” diye tehditler savurmasının bir yansımasıdır. Bu zihniyetin Avrupa’daki ilim ve irşad yuvalarına açtıkları davalar ise devam etmektedir.
c) Medreselerin finansal kaynağı olan bağışlar engellendi. İlk aylarda intisap ayrımı yapılmaksızın tüm talebeler aynı kurumda birlikte eğitim görüyordu. Buna rağmen Serhendi tarafından medreselere hiçbir maddi destek verilmediği gibi, ilim talebelerine verilen destek çeşitli söylemlerle itibarsızlaştırıldı. Bağışçıların ilim hizmetlerine yönelik katkıları engellendi. Bu da yetmezmiş gibi medresenin kâr amacı gütmeyen kantininden elde edilen gelirin yüzde ellisini istemeye dahi tenezzül ettiler. Tüm bu zor koşullar altında, medreselerin mali giderleri Semerkand tarafından karşılandı. İlim tedrisatının akamete uğramaması için her türlü fedakârlık yapıldı.
d) Başka ilim merkezleri de hedef alındı. Daha ilk ayda Serhendi tarafı hatmelerini diğer Nakşî kollarından ayırdı. Bu uygulama Nakşibendi adabına aykırı olduğu gibi aile yapısını ve arkadaşlık bağlarını hedef alan bir uygulamaydı. Bu uygulama birçok yerde sıkıntılara sebebiyet verdi. Örneğin doğuda meşhur bir medresede eğitim gören ve S. Muhammed Saki Elhüseyni’ye bağlı olan birkaç talebe, hatmelerini ayırmak istedi. Yönetimin bunu kabul etmemesi üzerine durumu S. Muhammed Saki Elhüseyni'ye aktaran talebeler, yıllarca ilim okudukları medreseye karşı şikayetçi olmaya teşvik edildi. Söz konusu talebeler kendi medreselerini ve müderrislerini savcılığa şikayet etti. Açılan dava neticesinde medresenin baş müderrisi belli bir süre medreseyi kapalı tutmak zorunda kaldı. Kendisi de uzun süren yargılamanın ardından beraat etti.
e) S. Muhammed Saki Elhüseyni, kendisine müntesip müderrislere aldıkları maaşın haricinde aylık para vererek adaletsizliğe sebep oldu. Medreselerin birbirinden ayrıldığı zamana kadar Serhendi tarafı medreselerin giderleri için herhangi bir maddi destekte bulunmuyordu. Medreselerin tüm iaşe giderleri, Serhendi hocalar ve personel dahil tüm çalışanların maaşları Semerkand tarafından ödeniyordu. Hal böyleyken S. Muhammed Saki Elhüseyni, kendisine müntesip müderrislere aldıkları maaşın haricinde aylık para veriyordu. Bu uygulama sadece medrese ile sınırlı kalmadı, Türkiye genelindeki tüm Serhendi hocalar için uygulandı. Çalıştıkları kurum içinde yaşanacak adaletsizliği göz ardı eden hatta kasten kışkırtan bu davranış, parayı alan hocalar tarafından “Sultanımızın hediyesidir!” ifadeleriyle savunuldu. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni bütün hocaları toplayarak onlara yaptığı sohbette bu konuyla ilgili şöyle buyurmuşlardı: “Herkese verilseydi hediye olurdu. Belirli kimselere veriliyorsa bunun adı rüşvettir!”
f) Akıllı telefon, tablet ve sigara serbest bırakıldı, medrese kuralları ayaklar altına alındı. S. Muhammed Saki Elhüseyni talebelerini ayırdıktan sonra medrese sisteminde büyük değişiklikler yaptı. Rahmetli Gavs kuddise sırruhû hazretlerinin sağlığında bizzat ilim ortamının disiplinini bozduğu ve talebelerin derslerine odaklanmasını engellediği için yasakladığı sigara ve akıllı telefon kullanımı serbest bırakıldı. Serhendinin tamamen keyfi bir şekilde kaldırdığı kurallar Gavs hazretlerinin bu kadar üstünde durduğu, önem verdiği kurallardı. İki yıl sonra bu yasakları tekrar uygulamaya koymaları ise her alanda gösterdikleri çelişkilerin bir diğer örneğiydi.
Bunun yanında ilmi temeller üzerine inşa edilmiş olan eğitim müfredatında, herhangi bir ilmi gerekçe gösterilmeksizin değişikliğe gidilerek, toplam 10 yıl süren eğitim ve staj süreçleri 7 yıla indirildi. Tüm bu değişikliklerin ilmi menfaatlere uygun olmadığı; asıl niyetin talebelerin intisabı üzerinde etki oluşturmaya yönelik olduğu aşikardır.
g) Alimlerin vakarını düşürdüler ve ilimle bağlarını kopardılar. Özellikle Gavs-ı Cihan hazretlerinin kurmuş olduğu sistemle hocalara sunduğu maddi destek, onların geçim kaygısı taşımadan ilim faaliyetlerine odaklanmalarına imkan sağlıyordu. Bu sistem sayesinde hocalar, ihtiyaç nedeniyle ikinci bir işte çalışmak zorunda kalmıyordu. Ayrıca hocaların başkalarıyla maddi menfaat ilişkisi içine girmeleri istenmiyor; böylece ilmi vakarın maddi beklentilerle gölgelenmesi önlenmiş oluyordu. Bu düzen, hem hocaların izzetini koruyor hem de ilim yolunda istikrarlı bir hizmet ortamı sağlıyordu. Günümüzde ise Serhendi tarafından gerçekleştirilen pervasız uygulamalar nedeniyle Serhendi hocaları, sistemsizlik içinde sofiler için birer yük haline getirildi. Bu sistemsizlikten dolayı vuku bulan hadiseler; sofileri zor duruma düşürürken ilim ehlini hürmet makamından indirdi. Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri zamanında icazet alan ve ilim öğretmesi gereken hocalar, günümüzde yaşadıkları görevlendirme ve maddi sıkıntılar sebebiyle hocalık vazifesini bırakmak zorunda kaldı. Serhendi mensubu hocalar iaşesini kazanmak için başka işlere yönelmek zorunda bırakıldı, mağdur edildi. İlim hizmetleri için yetişen hocalar manav, tavukçu, çiğ köfteci, al-satçı gibi ilimden uzak daha pek çok alanda çalışmak zorunda kaldı.
Halihazırda ilim tedrisine devam eden talebeler için ortaya konan yaklaşım da bundan çok farklı değildir. Serhendi tarafından medreselerinde okuyan talebelere ve ailelerine bildirimler yapılmış, mezuniyetten sonra istihdamla ilgili yardımcı olunmayacağı ifade edilmiştir. Bu konuda aileler ve talebeler büyük bir hayal kırıklığına ve belirsizliğe mahkum edilmiştir. Hocaların ve talebelerin içinde bulunduğu belirsizlik hali bu güruhun ortaya koyduğu sistemsizliği gözler önüne sermektedir.
Alimlere verilen payelerin geri alınmasının bir diğer örneği de “sekiz şart adabı”nın anlatımında kendini göstermiştir. Gavs-ı Cihan hazretlerinin son yıllarında Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, Menzil'de tövbe sonrası anlatılan "Sekiz Şart" adabının, icazetli alimler tarafından anlatılması fikrini gündeme getirmişti. Gavs-ı Cihan hazretleri bu fikri çok beğenmiş ve hemen uygulanmasını talimat buyurmuştu. Bu doğrultuda Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, Menzil’deki hocaları toplayarak sekiz şart adabının nasıl anlatılmasını gerektiğini tarif etmişti. Gavs-ı Cihan hazretleri de bu toplantıya telefonla bağlanarak hocalara kısa bir sohbet etmiş ve bu uygulamadan duyduğu memnuniyeti bizzat dile getirmişti. Maalesef, söz konusu uygulamaya S. Muhammed Saki Elhüseyni tarafından kışlık camide son verilmiştir. Mutabaat geleneğine aykırı olan; Gavs-ı Cihan hazretlerinin meşrebinin ve uygulamalarının tam tersini yapma eğilimi bir kez daha kendini göstermiştir.
h) İlmin baş tacı edildiği bir kapıda alimlere saldırı düzenlendi. İlmin ve alimin izzeti ayaklar altına alındı. İcazetli alimler gözü dönmüş bir güruh tarafından havalimanı çıkışında haince ve insafsızca darp edildi. Dava dosyasına eklenen güvenlik kamerası görüntülerinden saldırının planlı ve organize olduğu net bir şekilde görülmektedir. Gavs hazretlerinin namazlarda ön saflara aldığı, her daim yanında tuttuğu, “Bir yanlışımızı görürseniz bizi uyarın.” buyurduğu mollaların ilmin nişanesi olan sarıkları yere düşürüldü. Bir mekana girdiklerinde onlara karşı edep tutan eller yumruğa dönüştü. Böylece ibretlik, aklın ve vicdanın sınırlarını aşan, mümin gönülleri mahzun eden bir durum ortaya çıktı. Bu durum kişilere yönelik bir şiddet eyleminden öte, doğrudan ilmin izzetine yapılan bir saldırıdır. Sâdâtların ilme verdiği kıymetin aziz hatırasına bir edepsizliktir. Hadisenin en üzücü tarafı ise bu saldırıyı gerçekleştiren haydutların sürekli S. Muhammed Saki Elhüseyni’nin oğlunun etrafında bulunması ve onun tarafından himaye edilmesidir.
i) Şeriata ve tasavvufa olan toplumsal güveninin sarsılmasına neden oldular. Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri vasiyetinde şöyle buyurmuştu: “İhtiyaç duyulan herhangi bir dinî meseleyi âlimlere sormalarını, tarikat veya şeriat hakkında onların dediklerine uymalarını, mümkün olduğunca onlara hürmet etmelerini ve onları başkalarına tercih etmelerini vasiyet ediyorum. Sâdât-ı Kiram kuddise sırruhum da böyle yapardı. Kesinlikle onlara muhalefet etmekten sakınsınlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ (Zümer, 9.)” Buradan da anlaşılacağı üzere Gavs-ı Cihan hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra yaşanan sürecin alimlerin önderliğinde İslam hukukuna göre çözülmesi gerekirdi. Ancak kurulan tüm şer-i heyetler S. Muhammed Saki Elhüseyni tarafından türlü bahanelerle akamete uğratıldı. Bunun yanı sıra büyüklerimiz tarafından özelde ve kamuoyuna açık şekilde yapılan “şeriata gelin” çağrıları reddedilerek İslam hukuku göz ardı edildi. Toplumun nazarında şeriat-ı garranın çözüm olamayacağı gibi bir düşünce insanlara aksettirilmiş oldu. Yıllarca İslam’a ve tasavvufa karşı fırsat kollayan medya organlarına malzeme verilerek kamuoyu nazarında şeriat ve tasavvuf itibarsızlaştırıldı. Bu yetmezmiş gibi yeni manşetler oluşturmak için S. Muhammed Saki Elhüseyni tarafından şu ifadeler kullanılmıştır: “Netenyahu ağzına şeriatı alır, bunlar alamaz.”, “Yezidi gibi oldular.”, “FETÖ demek ödül onlara.” Bunlarla beraber sosyal medya üzerinden muttaki müminleri yahudilere benzeterek insanların zihnindeki alim ve mürşid tasavvuruna büyük bir zarar verdiler.
j) “Şeriata aykırı olsa da şeyhim ne derse odur” gibi sapkın bir anlayışı yerleştirmeye çalıştılar. Rahmetli Gavs-ı Cihan hazretleri: “İlim olmazsa dergahlar buzun üstüne bina edilmiş gibidir. Gün gelir o buzlar erir, o binalar çöker.” sözüyle ilim olmadan tasavvufun insanı felakete götüreceğini sofilere öğretmişti. Her zaman yanında alimlerin bulunmasını, şeriata muhalif en ufak bir şeyin ortaya çıkması durumunda kendisinin uyarılmasını isterdi. Gavs-ı Cihan hazretleri şeriat ve adab temelleri ile sahih bir tasavvuf anlayışı ortaya koydu. İrşadının ilk yıllarında bazı dergâhlarda ilmî ve amelî konularda sıkıntılar yaşanıyordu. Gavs-ı Cihan hazretleri kurduğu ilim temelli sistemle dergahlarda yaşanan şeriatsızlıkları bitirdi, inşa ettiği medreselerle ilmin ve alimlerin toplum nazarındaki saygınlığını yeniden arttırdı. Gavs-ı Cihan hazretlerinin kurduğu sistem ve sistemin getirisi olan bunca güzel çalışma onun ahirete irtihalinden sonra insafsızca eleştirildi. Rabbanî ve Serhendi duruş söylemlerini ağızlarından düşürmeyenler Gavs hazretlerinin bu sistemini yok ederek eskiden yaşanan sıkıntılara yeniden döndüler. Bunu yaparken de alimleri bir kenara ittiler. İlimden uzak; rüya, keşif, kerameti düstur edinen popüler birtakım şahısları ön plana çıkardılar. Serhendi tarafının kurduğu yeni düzende alimler kendilerine yer bulamadıkları için ilimsiz tasavvufa göz yummak zorunda kaldılar. Adaplarda yapılan değişikliklere karşı sustular, bazıları ise sözüm ona “müçtehittir” diyerek yapılanları normalleştirdi. Bırakın bir müçtehidi, mürşidi, sıradan bir Müslümanın ağzından çıkmaması gereken lafları işittikleri halde tarikat adabında olmayan işlerin meydana gelmesini içtihatla açıklama cüretini gösterdiler. Serhendi mensubu hocalar, şeyhlerinin sert söylem ve eylemlerini “mizacı böyle” diye kabul ettiler. Bütün bunların yanında şeriata muhalif söylem ve durumlara karşı da sessiz kaldılar. Böylece “mizanlarını” kaybettiler. Bu durumun farkına varanlar nefislerinden dolayı geri adım atamadı. İçinden çıkamayacakları bir girdaba duçar oldular. Gavs hazretlerinden öğrendikleri şekilde hocaları rehber edinen sofilerin vebalini de sırtlandılar. Yanlışları gören sofiler geçmişten gelen safiyane duygularından dolayı bir şey diyemiyor. Kalp huzurunu kaybettiği halde içinde bulunduğu durumdan nefsî bazı duygulardan dolayı çıkamıyor; büyük bir ızdırap içinde kıvranıyor. Çaresiz kaldığını düşünenler ise her şeyi terk edecek noktaya geliyor. Buna sebep olmak çok büyük ziyandır, zulümdür.
Tarihe bakıldığında bazı şahısların ihya ve düzeltme vaadiyle sahneye çıktığı görülür. Bu şahısların ya da hareketlerin ilk olarak yaptıkları ise geçmişi kötülemektir. Bu şekilde insanlar değişimin gerekli olduğuna ikna edilmeye çalışılmıştır. Ancak genellikle ihya denilerek çıkılan yollar ifsad ve hüsranla sonuçlanmıştır. İki yıldır hem zahirde hem batında bu bozgunu yapanlar da ilk andan itibaren “Son 10 yılda adaplardan çok uzaklaştık…” benzeri ifadelerle geçmişi kötülediler. Ardından birtakım şeyleri düzelteceklerini ve ihya edeceklerini iddia ettiler. Neticede ise tarihte görülmemiş bir pervasızlık, başına buyrukluk ve “ben yaptım oldu” mantığıyla adapları ve medrese sistemini değiştirdiler. Başta ilim ve adaplar olmak üzere güzel olan ne varsa tarumar ettiler. “İhya” diyerek yola çıktılar lakin ifsadın odağı haline geldiler.
Oysa büyük fütuhatlara vesile olan, ümmet-i Muhammed için nice hayırlı işler yaparak tarihe geçen büyüklerimizin tavrı ve meşrebi çok daha farklıdır. Onlar asla sloganlara ihtiyaç duymamış, ben büyüğüm dememiştir. Sadece rızayı ilahi için samimiyetle gayret etmiştir. Onlar tevazu ve samimiyetle gayret ettikçe, Allah Teala onları büyütmüştür. Nesiller sonra bile insanlar onların hizmetlerinden dolayı irşad olmuş ve büyüklüklerini asırlar sonra bile yad etmiştir. Allah Teâlâ bizleri onların yolundan ve meşrebinden ayırmasın.
“Yakında fitneler çıkacak. O zaman oturan, ayakta olandan; ayakta olan, yürüyenden; yürüyen de koşandan daha hayırlıdır. Kim fitnelere yaklaşırsa, fitne de ona yaklaşır. O hâlde kim bir sığınacak yer veya korunacak bir yer bulursa, oraya sığınsın.”
(Hadis-i Şerif)
Mutlu Yuva, Güçlü Millet, Büyük Devlet
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla, Beşir Derneği ve Mehir Vakfı işbirliğiyle “Evlilik Desteği ve Rehberlik Programı” hayata geçti.
📌 Her yıl 1.500 ihtiyaç sahibi çiftin evlendirilmesine,
📌 5.000 ailenin danışmanlık ve rehberlik desteği almasına,
📌 Deprem bölgeleri ve gönül coğrafyamızda yuvaların yeniden kurulmasına vesile olunacak.
Gençlerimize sadece çeyiz değil, rehberlik, eğitim ve umut da veriyoruz.
Çünkü inanıyoruz ki; mutlu yuvalar, güçlü bir milletin teminatıdır. 🩵
https://t.co/Iv7EJPdzFs
2022 yılı Gazze sahili...
Gazze'li Beşir gönüllülerinin kumlara yazılmış teşekkür mesajı...
O gün bu videoyu hazırlayanların bir çoğu şehit oldu.😢
Onların hatırasına sahip çıkmak, bizim boynumuzun borcudur.
Gazze halkını yalnız bırakmayacağız!
Nehirden denize, özgür Filistin davasına sahip çıkacağız! 🇵🇸
https://t.co/yZO4knJjbz
#gazze #gaza #FreePalestine