@kilicdarogluk Yahu dedem başkan olsan ne olacak yorma kendini. İkinci olmak için uğraşıyorsun, gençlerin heyecanını kırıyorsun. Kendini rezil etme artık
Otellerdeki açık büfelerde kimin zengin olup olmadığını anlayabildiklerini söyleyen turizmci:
- Bir turizmci olarak söylüyorum, büfede kimin zengin kimin fakir olduğu anlaşılıyor.
- Yiyebiliyorsanız 10 tabak alın ama alıp masanın üzerinde bırakıyorsunuz ya! Bir de ‘Bunlar çöpe mi gidecek?’ diye soruyorsunuz.
- E ne yapacağız başka? Biz mi yiyelim, sizin artıkçınız falan mı görüyorsunuz bizi?
KKnın bunca yıl sonra Gülen argümanını kullanması ve özür dilemesi içler acısı.Çaresiz kalan yılana da sarılırmış.Takkeli geceliğini çıkarıp da birşey olacağını sanması da içler acısı . Adalet yürüyüşünden bu hale gelmesi de içler acısı.İstenmediğini hala anlayamadı
ṢU TAG'A 1 EL ATSAK GÜZEL İNSANLAR
Cizre’de görev yapan Giresunlu öğr.KHK ile atılp tutuklanyor,
Cezaevnde hapsedilyor.Ailesi görüşe giderken trafik kazasında hepsi ölüyor
Öğretmene 4günlük izin veriyorlar
Gidip ailesinin mezarı başında bu şekilde bekliyor
#TenkilHafızaMerkezi
@AhmettDonmez Afedersiniz sıkışan hizmete sallayarak saçmalıklarını kapamaya çalışıyor. Bu noktada özgür özel in dediği mantıklı geliyor. Benim çocuk yapmaz onu. Biz hizmetin kılını tüyünü konuşacağız derken adam anamuhalefet partine kayyum atıyor. Biz demokrasi vs konuşuyoruz
AİHM, Cemaatin Terör Örgütü Olduğuna mı Karar Verdi?
✅Daha önce defalarca cevap vermiş olsak da, her AİHM kararından sonra olduğu gibi yine asıl ihlal maddelerini konuşmak yerine adeta 'cambaza bak' taktiğiyle dikkatleri başka yöne çekmeye çalışanlara şahit oluyoruz. Kararın etkisini kırmak amacıyla kurgulanan bu algı amaçlı yazılara, konuşmalara ve tweetlere maalesef sıkça denk geliyoruz. Hukuken hiçbir karşılığı olmayan alıntılanan bu tweet de söz konusu çabaların somut bir örneğidir. Gelin isterseniz, bu hukuktan bihaber olanlara hukukun aslında ne olduğunu ve ne söylediğini hep birlikte bir kez daha hatırlatalım!
AİHM'in Dosyaları İnceleme Yetkisi ve Sınırı Nedir?
AİHM’in yargısal denetimiyle ilgili temel hususlardan biri ikincillik ilkesidir. Bu ilke, AİHS’e Ek 15 No’lu Protokol ile Sözleşme’nin başlangıç kısmına açıkça derç edilmiş olup insan haklarının korunması ve uygulanmasında birincil sorumluluğun taraf devletlere ve onların ulusal mahkemelerine ait olduğunu, AİHM’nin ise ancak ulusal sistemin başarısız olduğu durumlarda devreye giren bir denetim mercii olduğunu ifade eder. Bu ilkenin doğal bir sonucu olarak AİHM, ulusal mahkemelerin yerine geçerek maddi vakıaları yeniden değerlendiremez, delillerin ispat gücünü ulusal hakimlerin yerine geçerek tartamaz ve ulusal ceza kanunlarını doğrudan yorumlayamaz. AİHM'nin kurumsal varlık nedeni, taraf devletlerin ulusal mahkemelerinin yerine geçerek adeta bir uluslararası "Yargıtay" veya "Temyiz Mahkemesi" gibi maddi vakıaları ve delilleri yeniden değerlendirmek değildir.
İnsan hakları hukukunda bu kısıtlama, dördüncü derece mahkemesi doktrini olarak adlandırılır. Mahkeme, Waite ve Kennedy v. Almanya kararında bu durumu çok net bir şekilde özetlemiş ve ulusal yargı organlarının yerine geçmenin kendi görevi olmadığını, ulusal mevzuatın yorumlanmasına ilişkin sorunları çözmenin öncelikle yerel mahkemelerin işi olduğunu belirtmiştir (§ 54). AİHM'nin rolü, bu aşamada sadece yerel mahkemelerin yaptığı yorumun etkilerinin AİHS ile uyumlu olup olmadığını denetlemektir. Korbely v. Macaristan (§ 72) ve Kononov v. Letonya (§ 197) kararlarında da iç hukukun uygulanması ve yorumlanması yetkisinin yerel makamlarda olduğu vurgulanmıştır. Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye (§ 240) ve Şaban Yasak v. Türkiye (§ 194) kararlarında da bu evrensel hukuk kuralının güncel davalarda da aynen geçerli olduğu teyit edilmiştir.
Şaban Yasak kararında (§ 195) Mahkeme, inceleme yetkisinin kapsamının özellikle 7. madde gibi mutlak haklar söz konusu olduğunda daha geniş olduğunu vurgulamış ve ulusal mahkemelerin hukuku genişletici veya öngörülemez şekilde yorumlayarak suçun manevi unsurunu göz ardı etmesinin Sözleşme güvencelerini zedeleyeceğini belirtmiştir. Tüm bu kararlar, AİHM’in ulusal egemenliğe saygı çerçevesinde hareket ettiğini ve dördüncü derece mahkemesi olmaktan özenle kaçındığını göstermektedir.
AİHM Bir Yapının Terör Örgütü Olup Olmadığına Karar Verebilir mi?
Uluslararası hukukta ve Birleşmiş Milletler nezdinde dahi üzerinde mutabakata varılmış, bağlayıcı ve evrensel bir terörizm veya terör örgütü tanımı yoktur. Terör suçlarının ve örgütlerinin tanımı, devletlerin kendi iç hukuklarına, siyasi ve tarihi bağlamlarına göre şekillenir. Dolayısıyla devletlerin kendi anayasal düzenlerini ve kamu güvenliklerini korumak amacıyla hangi eylemlerin terör suçu teşkil edeceğini ve hangi oluşumların terör örgütü olarak nitelendirileceğini belirleme konusunda geniş bir takdir marjı vardır. Bu kapsamda AİHM, siyasi bir organizasyonun, dini bir cemaatin veya sivil bir oluşumun terör örgütü olup olmadığına hükmedemez. Mahkemenin rolü, bir yapı veya siyasi örgüt hakkında uluslararası bir hakem organı gibi tescil kararı vermek değildir. Bir yapının terör örgütü olarak vasıflandırılması kararı, mutlak surette devlet egemenliğinin bir yansıması olup iç hukukun konusudur.
Sosyal medyadaki bazı analiz kasanlar, Yasak kararından sonra, kararda geçen "FETÖ/PDY, terör örgütü, örgüt" gibi ibareleri, Mahkeme'nin bu yapıyı uluslararası alanda terör örgütü olarak tescilledi şeklinde çarpıtarak, bu yanlış bilgiyi tekrar dolaşıma sokmuşlardır. Oysa AİHM'in, uluslararası bir mahkeme olarak herhangi bir sivil, dini veya siyasi grubu terör örgütü olarak ilan etme, tanıma veya aklama gibi bir kurumsal yetkisi, görevi veya prosedürü kesinlikle yoktur. Şaban Yasak kararının 12. paragrafında Mahkeme'nin kullandığı ifadeler bu durumun en açık ispatıdır. AİHM bu paragrafta, "söz konusu örgüt, Türk makamları tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması olarak adlandırılan grup olup, bu makamlar tarafından 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de meydana gelen darbe girişiminden sorumlu olduğu kabul edilmektedir" demektedir. Dikkat edilirse Mahkeme kendi adına "Bu bir terör örgütüdür ve darbeyi yapmıştır" tespiti yapmamakta; davanın tarafı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin iddialarını ve adlandırmalarını aktarmaktadır.
Hukuk terminolojisinde bu tür ifadelere "background fact" (arka plan verisi) veya "factual description" (olgusal aktarım) denir. AİHM önüne gelen dosyada uyuşmazlığın ulusal boyutta nasıl şekillendiğini özetlemek zorundadır. Mahkeme, devletin bu tanımlamasını bir "veri" olarak alır ve ardından, devletin bu kabul üzerinden hareket ederken kendi vatandaşlarını cezalandırma süreçlerinde insan haklarına uyup uymadığını denetler. Karardaki aktarımları AİHM'in kendi tescili veya kabulü sanmak, uluslararası hukuk metinlerinin nasıl okunduğunu bilmemekten kaynaklanan ağır bir cehalettir.
Yasak kararının olaylar bölümünde (§ 18) Mahkeme, Türk hukukuna göre bir yapının terör örgütü olarak nitelendirilmesinin yalnızca yargı kararıyla mümkün olduğunu ve Yargıtay içtihadına göre yerel mahkemelerin kapsamlı inceleme yürütmek zorunda olduğunu belirtmiştir.
AİHM’in önüne gelen dosyada yapabileceği tek şey, ulusal mahkemelerin bir yapıyı terör örgütü olarak tanımlaması ve bireyleri bu yapıya üyelikten dolayı cezalandırması sürecinde AİHS’de güvence altına alınan hakların ihlal edilip edilmediğini denetlemektir. Mahkeme, devletin “bu yapı bir terör örgütüdür” şeklindeki makro tespitini veri olarak alır ancak bu tespiti kullanarak bireyleri cezalandırırken devletin kendi yasalarına ve evrensel insan hakları standartlarına uyup uymadığını mikro düzeyde inceler. Dolayısıyla AİHM, hiçbir zaman Cemaatin terör örgütü olup olmadığına dair bağımsız bir hüküm vermemiştir ve veremez; bu yetki tamamen ulusal mahkemelerdedir.
AİHM Kararlarındaki Terminolojinin Anlamı Nedir?
AİHM karar metinlerinin yapısal bir standardı vardır ve kararlar genellikle olaylar, ilgili iç hukuk, tarafların iddiaları ve Mahkemenin değerlendirmesi bölümlerinden oluşur. Yasak kararında Cemaat için “terör örgütü” gibi ifadelerin kullanılması, Mahkemenin bu hareketi terör örgütü olarak kendi iradesiyle tescillediği anlamına gelmez. Bu ifadeler, tamamen tırnak içinde veya atıf yoluyla kullanılan, davanın iç hukukta nasıl isimlendirildiğini gösteren olgusal aktarımlardır. Mahkeme, Yasak kararının arka plan bölümünde (§ 12) ve ‘’FETÖ/PDY’nin bir terör örgütü olarak tanımlanması’’ başlığında (§ 18-22) ulusal makamların ve Yargıtay’ın kabullerini özetlemiştir. Bu, AİHM’in kendi kabulü değil, uyuşmazlığın çerçevesini çizen durum tespitidir. Dolayısıyla terminolojik kullanım bir kabul beyanı değil, davanın ulusal boyuttaki arka planının olgusal bir aktarımından ibarettir.
Yasak Kararının Anlamı ve Analiz Kasanların ‘’Delil Yetersizliği’’ Uydurması
Şaban Yasak kararını, alıntılan twitte yer verildiği üzere basit bir "delil yetersizliği" kararı zannetmek, bu kararın Türk ceza yargılaması pratiğine vurduğu darbeyi anlayamamaktır. AİHM bu kararda "suçun işlendiğine dair yeterli delil yok" dememiştir; çok daha vahim bir tespitte bulunarak "ortada hukuken işlenmiş bir suç yok" demiştir. Yasak kararının 195. paragrafına atıfla Mahkeme, kişilerin Bank Asya'ya para yatırması, sendikaya üye olması, ByLock kullanması, sohbetlere katılması, Cemaat içinde aktif ve üst düzey bir görev alması veya yasal bir dernekte yönetici olması gibi tamamen yasal ve rutin faaliyetlerin, tek başlarına "silahlı terör örgütü üyeliği" suçunun delili olamayacağına hükmetmiştir.
Bir kişinin bu suçtan cezalandırılabilmesi için, o kişinin bu eylemleri gerçekleştirirken "yapının iddia edilen şiddet ve terör amaçlarını bilerek ve isteyerek" hareket ettiğinin somut olarak ispatlanması gerekir. Türk mahkemeleri ise bu kastı hiç araştırmadan, yasal eylemleri otomatik bir suç karinesi sayarak insanları adeta "kusursuz sorumluluk" ilkesiyle mahkum etmiştir. İşte Yasak kararının önemi buradadır. AİHM, Cemaate yönelik suçlamaların temelini oluşturan neredeyse tüm yasal faaliyetlerin, kişinin şiddet kastı ispatlanmadığı müddetçe "suçun unsurları oluşmadığı için" cezalandırma gerekçesi yapılamayacağını evrensel bir içtihat haline getirmiştir. Bu, delilin azlığı veya çokluğu meselesi olmayıp, eylemin yasalarda tanımlanan suça vücut vermemesi meselesidir.
‘’Bilgisiz Analiz’’e Hukuki Cevap
Söz konusu sosyal medya paylaşımındaki iddialar dizisi, baştan aşağıya bir hukuksuzluk ve cehalet manifestosudur. Paylaşımı yapan kişinin "AİHM, FETÖ'yü terör örgütü kabul etmiş oldu" iddiası, yukarıda Şaban Yasak kararının 12. paragrafı üzerinden detaylıca açıklandığı üzere, hukuki metin okuryazarlığından yoksun olmanın sonucudur. AİHM'nin böyle bir kabulü veya tescili söz konusu dahi olamaz; Mahkeme sadece taraf devletin iddiasını olayların arka planı olarak karar metnine derç etmiştir. "AİHM örgüte üyelik için deliller yetersiz kararı almış" şeklindeki ifade ise, 7. madde ihlalinin ne anlama geldiğini bilmemektir. AİHM, delilleri tartmamış, yerel mahkemelerin "kasıt" unsurunu yok sayarak hukuku akıl dışı genişlettiğini ve aslında suç olmayan eylemleri suç haline getirdiğini tespit etmiştir.
Paylaşımın sonundaki "Türk yargısı AİHM kararlarını uygulamak zorunda değil. Uygulamayan çok sayıda Avrupa ülkesi var" cümlesi ise anayasal düzene açıkça başkaldırıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde uluslararası andlaşma hükümleri esas alınır. Ayrıca, AİHS’in 46. maddesi, taraf devletlerin Mahkeme'nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ettiğini emreder. "Uygulamamak" meşru bir egemenlik hakkı değil, uluslararası taahhütlerin ve Anayasa'nın açıkça ihlali anlamına gelir. Sonuç olarak Şaban Yasak kararı, terörle mücadele kılıfı altında insanların yasal faaliyetlerinden dolayı keyfi olarak cezalandırılamayacağını, ceza hukukunun temeli olan "kanunilik" ve "kasıt" ilkelerinin devletin siyasi ajandalarına feda edilemeyeceğini tüm dünyaya ilan eden, hukuki manipülasyonlarla üstü örtülemeyecek kadar güçlü bir karardır.
Sonuç Yerine
Yukarıdaki içtihatlar ve Yasak kararının açık hükümleri ışığında AİHM’nin bir yapıyı terör örgütü olarak kabul edip etmediği sorusunun cevabı kesin olup; Mahkeme böyle bir yetkiye sahip değildir ve hiçbir kararında bu yönde bir kabulü olmamıştır. Kararlarında kullandığı terminoloji, ulusal kabullerin olgusal aktarımıdır ve AİHM, devletin güvenlik politikalarını siyasi olarak yargılamaz; yalnızca bu politikalar uygulanırken bireyin hukuki güvenliğinin, kasıt tespiti yapılmadan cezalandırılmama hakkının devletin mahkemelerince yok edilmesini engeller.
Yasak kararı bu açıdan son derece önemlidir. Çünkü Yalçınkaya içtihadını derinleştirerek terör örgütü üyeliği suçunda kasıt unsurunun Sözleşme’nin 7. maddesine özgü, bağımsız bir gereklilik olduğunu netleştirmiştir. Artık yalnızca genel örgütsel mülahazalar, tanık beyanları veya geçmiş yasal faaliyetler temel alınarak mahkumiyet verilemez. Her bireysel dosyada başvurucunun bu yapının iddia edilen nihai amacını bildiği, bu amaçla hareket ettiği ve suç kastı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Bu, Cemaat mensuplarına yönelik neredeyse tüm suçlamaların artık cezalandırma gerekçesi yapılamayacağını ortaya koymaktar. Çünkü karar (§ 205-212), eğitim, öğrenci sorumluluğu, sohbet toplantıları gibi faaliyetlerin terör kastıyla ilişkilendirilmesinin bireyselleştirilmiş ve zaman bağlamında kanıtlanmasını şart koşöaktadır.
Yasak kararı, delil yetersizliğinden öte bir hukuki tokattır! Türk yargısının kolektif sorumluluk yaklaşımını reddetmiş ve bireysel suçluluğun olmazsa olmazı olan manevi unsur ilkesini Avrupa insan hakları hukukunun merkezine yerleştirmiştir. Bu karar, benzer binlerce davada emsal teşkil edecek ve ulusal makamları kasıt unsurunu gerçekten araştırmaya zorlayacaktır. Sonuç olarak AİHM, ulusal egemenlik ile uluslararası insan hakları standartları arasındaki dengeyi 7. maddenin mutlak koruması altında yeniden tesis etmiş, terörle mücadele reflekslerinin ceza hukukunun öngörülebilirlik, yasallık ve şahsi sorumluluk ilkelerini yok etmesine izin vermemiştir.
@06HT06@birincimucahit Olum senin işin gücün yok mu ? Mal gibi her mesaja laf yetiştirmeye öalışmışsın. Muz cumhuriyeti elemanı mısın ki twitter da vatan millet savunması yapar gibi hukuksuzlukları savunmaya çalışıyorsun
Kırıkkale Valiliği günlerinden bu yana tanıdığım, sevip saydığım, değerli bir devlet adamı olarak gördüğüm Şehabettin Harput'un hukuksuz cezası onanmış ve yeniden cezaevine girmiş. 1948 doğumlu, ömrü boyunca devlete hizmet etmiş bir insana bu yapılan zulümdür.
Kula vefası olmayanın Hakka vefası olmaz!
Vefası olmayana güven duyulmaz beyler!
@Fatih_Yanik_ Montajdır o. Hapisteki müebbet almış kendini savunmaya hakkı bile olmayan kişiler bunlar. Teitterdan dedikodu yspmak bana doğru gelmiyor. O kişilerde hulusinin ve diğerlerinin aylar öncesinden konsey kurduğunu tabiki bilmiyorlardır
@Fatih_Yanik_ Pişmiş aşa su katmak olur sadece. Sönmezateş ne olup bittiğini yıllarca akar ın adını verme diyenlerin bile kim olduğunu söylemiş. Hizmetin bir dahli yok. Olsa olsa geri durun bu iş feyk demeye gitmiştir o siviller olay mahalline. Onu da demeyecrğine göre.
@Fatih_Yanik_ 15 Temmuz a bildiğimiz gibi hükümet cemaat darbesi dedi. Şimdi batmaz deseki ben oraya tarla bakmaya gitmedim dese kime hizmet eder bu. Planlayıcısı olmadığı birşeyi üstlenmiş olur. Herkesi ekstra bir baskı ve zulüme sokar. Binlerce garibanın hakkına girer böylece
@Fatih_Yanik_ Sönmezateş diyor ki ben 1 numarayım en önemli görevi akar ve diğerleri bana verdi. Tufaya geldik diyor. Cemaatten değilim diyor. Kemal batsa da çıksada karar verici değil
@Abdurahimkarsli Kim neye ihanet etmiş. Yavuz hırsız ev sahibini bastırdı.Makam için atmadığı takla kalmadı küçük eniştenin. Korktukları hizmet insanları nı bastırdılar güya ülke güllük gülistanlık oldu. Az bir memurla kamuda yolsuzlukları önlüyordu hizmet insanları. Şimdi noldu enflasyon patladı